2 Temmuz 2015 Perşembe

Kent Mektupları



ALT BEYNİMDEN TAŞANLAR
Arif Atılgan

Televizyonda 1980 li yıllardaki gecekondu bölgelerinde yıkıma karşı yapılan mücadeleler anlatılıyordu. Programın sonlarında, bugün artık apartmanların bulunduğu o bölgelerden birinde bu mücadeleyi yaşamış bir vatandaş ‘benim şimdi burada kiracılarım var’ diyordu.

Yine televizyonda 12 Eylül anlatılıyordu. Yıllarca hapis yatmış, içerde işkence görmüş bir vatandaş kendilerine işkence yapanlara ‘bizler bir gün sizin bize yaptıklarınızı insanlara anlatacağız ama sizler bize yaptıklarınızı kimseye anlatamayacaksınız’ dediklerini söylüyordu.


Birkaç ay önce kısa süreli aralıklarla izlediğim bu programlarda özellikle12 Eylül mağduru vatandaş beni oldukça fazla etkiledi. Büyük eziyet çektirilmesine rağmen, eziyet edenlere kendilerine yapılan işkencelerin yapılmasını istemediğini söylüyordu. Yüzünde hiçbir kişisel yarar beklentisi işareti yoktu, hala toplumsal düşündüğü belli oluyordu. Eminim bir mülkü de yoktu.

Bu insanın durumu alt beynimden bazı düşüncelerin dışarı taşmasına sebep oluyordu…

Barınma hakkı sözcüğünü ilk defa, bizler 1968 kuşağı mimarlık eğitimimiz sırasında ortaya çıkarmıştık. Bu anlamda, o yıllarda gecekondu bölgesi olan Topkapı’ya gidip oradaki tek katlı bahçeli derme çatma gerçek gecekondularda araştırmalar yapıyorduk. Sonunda ödevlerimizi, bulduğumuz harika çözüme göre hazırlamıştık: Nüve Konut… Banyo, mutfak gibi ıslak hacimler ve bir de yaşama mekânı inşa edilerek bu insanlara verilecek, gerisini onlar ekonomik durumları geliştikçe tamamlayacaklardı. Daha sonra 1970 li ve 1980 li yıllar geldi. Başka yerlerde de oluşan gecekondular giderek apartmanlaşmaya başladı. 1980 li yıllarda buralarda yaşayan insanların barınma hakları olduğunu bizler ve bizden sonraki 1978 kuşağı savundu. Bu anlamda onların yaptığı mücadelelerin hep yanında oldu bu iki kuşak. Bizler, ‘villa mimarı olmayacağız, halkımıza sosyal konut çizeceğiz’ diyen mimarlık öğrencileri olarak yetişmiştik.

Sonraları 1984 yılında imar affı, af büroları, ıslah imar planları yaşandı. Islah imar planları adeta yasadışı yapılanmaların yasal hale getirilmesi operasyonu idi.  Ardından tapu tahsis belgeleri, tapular vs verildi. Bugün buralarda barınma hakkı mücadelesi veren vatandaşlar artık kiracıları olan mülk sahipleri oldular. Sonraki yıllarda oralardaki insanlar zamana göre çeşitli siyasi partilere oy verdiler. Bizler hala bu tip mücadelelerde o durumda olanlardan yana olmaktayız. 


Aslında 1968 ve 1978 kuşakları ile ilgili kapsamlı araştırmalar yapılmalıdır. Bu insanların bazıları 1980 li yılların enflasyonist ortamında para da kazanmışlardı. Ama sonraki yıllarda ekonomik ortam değiştiğinde tekrar eski hallerine dönmüşlerdi. Bir kısmı ise bazı STK larda kendilerine yaşam alanları oluşturmuşlardı. Ancak şurası muhakkak ki çoğunluğunun, hiçbir zaman değil kiracıları, kiracısı hatta mülkü bile olmamıştır ve olmayacaktır.

1970 li yıllarda İçerenköy ile Küçükbakkalköy arasında bomboş araziler bulunmakta idi. O boş araziler kireçle yere çizgiler çizilerek parsellere ayrılıyor, köşelerine kurulan satış kulübelerinden parsellerin satışları yapılıyordu. 1000 M2 lik o parseller 2000-5000 TL lere, yani o yıllardaki bir maaş ücret karşılığında, satılıyordu. Bizler bu duruma gülüyorduk. Bugün o arsalarda apartmanlar var.

Bir gün inşaatımdaki tesisatçım bana gelmiş, ‘ Arif Bey Dudullu’da bir arsa alacağım ama tapusu yok ne önerirsin’ demişti. Bende ona uzun uzun böyle bir şeyin doğru olmadığını, biraz da teknik konulara girerek, anlatmıştım. Hatta ona ‘Satıcı senin arsanı gösteriyor mu?’ diye sorduğumda, satıcının kendisine arazideki bir poşeti göstererek ‘Şu beyaz poşetin orası senin arsan’ dediğini anlatmıştı. Bende ‘O poşet uçarsa ne olacak’ demiştim ve hep beraber gülüşmüştük. Sonra tesisatçım o arsayı satın aldığını söyledi. Bugün oralarda da apartmanlar bulunmakta.

Bu tip örnekler çoğaltılabilir. O yıllarda barınma hakkı arayanlar sorunlarını iki şekilde çözmüşlerdi. Bunlardan bazıları başkasının çoğunlukla da kamunun arsasına, bazıları ise kendi arsasına gecekondu yapmışlardı. Buna karşılık böyle bir konuyu sorun yapmayanlar hiçbir şekilde gecekondu yapmamışlar, hep ruhsatlı binalarda yaşamışlardı. Bugün kentteki apartmanların içersindeki dairelerin yarısı 30-40 yıl önce kaçak binalarında yaşayan vatandaşlarımıza aittir. Zira neredeyse bütün arsaların toprak sahipleri onlardır.

Amacım bu konulardan hareketle ülkedeki mülkiyet oluşumunun kökenine inilmesini, bir de bu iki kuşağın araştırılmasını sağlamak.  1950 li yıllarda mülkiyet oluşumu 30-40 yıl öncesindeki Osmanlının sarayına ve bürokrasiye, 2000 li yıllarda ise 30- 40 yıl öncesindeki gecekondu konusuna dayanmaktadır. Aslında gecekonduların bulundukları arazilerin çoğunluğunun Osmanlıdan kalma vakıf ve çiftlik alanları olduğu düşünülürse 2000 li yıllardaki mülkiyetin de sarayla ilişkisi olduğu belli olmaktadır. Sanırım 2050 li yıllardaki mülkiyet oluşumu günümüzdeki kentsel dönüşüme dayanacaktır. Yani eğitim, emek, kazanç, verim vs gibi değerlerin bu konuya pek te katkısı bulunmamaktadır. 68 ve 78 kuşakları ise ne sarayla ne de gecekondu ile ilgisi olan insanlar değillerdir. Üstelik onlar dünyaya hala kamusal açıdan bakmakta ısrarlıdırlar.

Düşünüyorum da, bizlerin 1968 yılında harika çözüm olarak bulduğumuz Nüve Konut fikri aslında ne kadar nahif bir düşünce imiş.
ARİF ATILGAN MİMDAP EKİM 2012


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder