5 Şubat 2026 Perşembe

 Köşe Yazısı

KADIKÖY’E CAMİ

Kadıköy ilçesi, Caferağa Mahallesi, Rıhtım Mevkiindeki, kıyı kenar çizgisinin deniz tarafında kalan, yaklaşık “30.000m²”lik tescil dışı “Cami Alanı”; “Kentsel ve Tarihi Sit Alanı” sınırları dışında, “Etkilenme Geçiş Sahası Sınırı” içerisinde, çoğunlukla “İSKİ Hizmet Alanı”, kısmen “Ağaçlandırılacak Alan”, kısmen de “Aktif Yeşil Alan” lejantında, 23.10.2008 onanlı 1/1000 ölçekli “Kadıköy İlçesi Dolgu Alanı Uygulama İmar Planı” kapsamında kalmakta iken, İBB Planlama Müdürlüğünce hazırlanarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 02.11.2015 tarihinde onaylanan 1/5000 ölçekli ve 1/1000 ölçekli “Caferağa Mah İDO İskelesinin Güneyinde Cami Alanı'na ilişkin Nazım ve Uygulama İmar Planı değişiklikleri kapsamında “İbadet Alanı”/“Cami” fonksiyonuna alınarak yeniden planlanmıştır.

Kıyı Dolgu Alanında Cami. Arkada Haydarpaşa Garı.

Söz konusu alan, Kadıköy Meydan ve Çevresi Kentsel Sit Alanı komşuluğundaki, “Etkilenme Geçiş Sahası” sınırları içerisinde kaldığından Koruma Amaçlı İmar Planı yapılması gerekirken, İstanbul V Numaralı Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulunun 28.01.2016 günlü 3356 sayılı Kararı ile “Etkilenme Geçiş Sahası” sınırları dışına çıkarılmıştır. Yani bu alana cami yapılmasının önünde engel kalmamıştır.

Cami Alanı. Arkada Mühürdar’daki Otel.  

Bundan sonraki gelişmeleri kısaltılmış olarak adım adım yazalım…

1-İstanbul 3. İdare Mahkemesi 2016/285 E sayılı dosyasında Kadıköy Belediyesi’nin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na açtığı dava kazanılıyor ancak İstinafta kaybediliyor.

2-İstanbul 3. İdare Mahkemesi 2016/1157 E sayılı dosyasında Cami Alanının Etkileme Geçiş Sahasından çıkarılması iptal ediliyor.

3-İstanbul 3. İdare Mahkemesi 2018/89 E sayılı dosyasında Kadıköy Belediyesiyle Mimarlar Odası İstanbul Şubesi’nin Kültür ve Turizm Bakanlığı aleyhine açtığı dava sonucu buradaki Proje iptal oluyur.

4-İstanbul 7. İdare Mahkemesi 2018/616 E sayılı dosyasında Mimarlar Odası İstanbul Şubesi ve Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi’nin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı aleyhine açtığı 1/5000 Nazım ve 1/1000 Uygulama İmar Planlarının iptali talepi sonucu planlar onanıyor.

5-İstanbul 6. İdare Mahkemesi 2019/2505 E sayılı dosya ile Mimarlar Odasınca Başkanlık aleyhine açtığı Rıhtımdaki Cami için verilen ruhsatların iptali davası henüz sonuçlanmamış.

6-İstanbul 3. İdare Mahkemesi 2024/2386 Esas sayılı dosya ile Kadıköy Belediye Başkanlığı tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı ve İBB aleyhine açılan İstanbul 5 Nolu Koruma Kurulu Kararının ve projenin iptali talepli davası İşlemlerin İptali kararı ile sonuçlanmıştır. Yani cami yapılamayacaktır.

7-İstanbul 3. İdare Mahkemesinde 17/07/2025 tarihli  2025/420 Dosya ile İBB dosyayı İstinafa görürmüştür. İptal kararı kaldırılıyor. Yani cami yapılabilecektir.

8-Kadıköy Belediyesi 20 Ocak 2026 tarihinde bu kararı Danıştay'a taşıyarak Temyiz başvurusunda bulunmuş.

6., 7., 8. Maddelere dikkat çekelim... İBB 2019 yılında el değiştirmiş ve bu projeye karşı olan ana muhalefet partisinin idaresine geçmiştir. Dolayısıyla 6. Maddede onların istediği karar çıkmıştır. Ancak 7. Maddede belirtildiği üzere Dosyayı İstinafa götürmüşler ve Projenin İptali kararını kaldırtmışlar. Buna karşın durumu düzeltmek isteyen yine aynı ana muhalefet partili Kadıköy Belediyesi 8. Maddede belirtildiği üzere son Kararı Temyize götürmüş.

Cami Alanı.

Buraya kadar olan bölümü sürecin doğru anlaşılması için yazmak gereği duydum. Artık mahkemeler çok ta ilgimi çekmiyor. Ben olaylara daha tepeden, daha mesleki açıdan bakmak istiyorum.

1965-1970 arasında benim kuşağım Mimarlık ve Şehirciliği birlikte okudu. Anımsayan var mıdır bilemem ama hocalarımız Şehir Tacı diye bir kavram öğretmişlerdi. Bugün tam aynı anlamı karşılamasa da Silüet deniliyor. Bir şehre girerken, içinde gezerken, sonra da çıkarken gözünüze ilişen ve aklınızda yer eden en belirgin şey (bina, heykel, doğa vs) oranın Şehir Tacı olmaktadır. Örneğin Paris’te Eyfel Kulesi, Atina’da Akropol gibi. Ülkemizde de çeşitli şehirleri bu anlamda inceleyebilirsiniz. Bu arada güzel olması gerekmez Şehir Tacının. Akılda kalır olması yeterlidir.

İstanbul’u ele alalım. Bizans döneminde Surlar… Osmanlı zamanında Topkapı Sarayı… Cumhuriyet döneminde Boğaz Köprüsü… Sonra Çamlıca Camii…

Kadıköy’e gelirsek… Yüz yıldır Haydarpaşa Gar binası… Ancak 2000’li yıllardan itibaren Mühürdar sahilindeki Otel binası Kadıköy’ün Şehir Tacı olmuştur artık.

 

2000 Yılı Öncesi Haydarpaşa Garı.

Mühürdardaki Otel yapılırken Mimarlar Odası Başkanıydım. ‘Burada sadece otel değil Kadıköy’ün yeni silueti oluşturuluyor’ anlamında konuşmalar yapıyordum. Zira 6 Kat imar hakkı 12 kata çıkarılmıştı. Özetle 50 metre civarı yükseklikte bir bina yapıldı. Bu arada Haydarpaşa Garı’nın arkasında yüksek binalar oluşturuluyordu. Üşenmiyordum. Bakırköy’den Sirkeci’ye sahilden gelirken Kadıköy’e bakıyordum. Haydarpaşa ‘yok’ mertebesine gelmişti. Otel ise siyah rengi ve iri kitlesiyle kendini belli ediyordu. Kadıköy’ün yeni Şehir Tacı artık bu otel olmuştu. Konuyu dağıtmayayım ama amaç sadece rant değildi bana göre. Neyse…

Mühürdardaki Otel Görünüyor. Haydarpaşa Hissedilmiyor.

Camiye gelirsek…

En öndeki kıyı dolgu alanına yapılacak caminin yüksekliği 46,5 mt, minarelerin yüksekliği 70 mt olacakmış. Yani binanın kitlesi arkadaki oteli kapatacaktır. Sosyal medyada temsili resimlerini görüyorum. Konuyu bilmeyenler sadece camiyi resmetmişler. Ben arkadaki Otelin de görüldüğü-görülmediği temsili resimleri merak ediyorum. Hatta mümkünse Avrupa yakasından görünüşün canlandırılmasını isterim.

Kadim şehirler spontane oluşurmuş. Dolayısıyla Şehir Tacı da… Bugün planlı kentler yapılıyor. Plan daha masadayken delinmeye başlıyor. Sonra da sahada oluşurken… Lehte değişiklik yapılan parsellerin kazancına ‘rant’ diyoruz. Özellikle 1970’lerden sonra tanışıyoruz bu kelimeyle. Dolayısıyla kentlerin Şehir Tacı da planlı programlı bile isteye yapılıyor artık. O sebeple de ‘Artık Şehir yok, Kent var’ diyorum.

Ben iyidir, kötüdür, olsun, olmasın tartışmasına girmiyorum. Sadece tartışanların doğru yerden tartışmalarını arzu ediyorum.

ARİF ATILGAN 2026 ŞUBAT

 https://atilganblog.blogspot.com/2026/02/yazs-kadikoye-cami-kadkoy-ilcesi.html

https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/kadik%C3%B6y-e-cami%CC%87

 


26 Ocak 2026 Pazartesi

 İskeleler

KASIMPAŞA İSKELESİ

1851 yılında İstanbul Boğazı’nda ve daha sonra Anadolu Yakası’nda insanların denizden ulaşımını sağlamak için Şirket- Hayriye kurulmuş.1856 yılında da Haliç içinde denizden ulaşım için Haliç-i Dersaadet Şirket-i Hayriyesi kurulmuş. 1945 yılında tamamı Şehir Hatları çatısı altında toplanmış.

Haliç içinde Eminönü ile birlikte 14 iskele varmış. Bunlardan 6 tanesi suyun sığlaşması, bulunduğu yerde başka bir yapı yapılması gibi çeşitli sebeplerden günümüze ulaşamamıştır. Yemiş, Cibali, Camialtı, Halıcıoğlu, Defterdar, Kağıthane İskeleleri... Günümüzde çalışır halde olanlar Kasımpaşa, Hasköy, Sütlüce, Eyüp, Ayvansaray, Balat ve Fener iskeleleridir. Kasımpaşa İskelesinden başlayalım.

                                                        Kasımpaşa İskelesi

Kasımpaşa, Beyoğlu ilçesinin Bedrettin Mahallesi içinde bir semttir.

Bizans zamanında burada Cenevizliler varmış. Bölgedeki su kaynakları sebebiyle adı Kaynaklar anlamında Pegai imiş. Fatih Sultan Mehmed'in (1451-1481) fetih sırasında Haliç’in ağzına gerilen zinciri, Tophane’den Beyoğlu tepesine çıkardığı gemileri Kasımpaşa’dan denize indirerek aştığı yazılır. Sonraki yıllarda Kanuni Sultan Süleyman, (1520-1566) vezirlerinden Güzelce Kasım Paşa’ya başarıları sebebiyle bu havaliyi vermiş. O dönemden itibaren de buraya Kasımpaşa denmiş. 

Kasımpaşa tersaneler bölgesi olarak bilinir. İlk olarak Fatih zamanında 1455 yılında Tersane-i Amire kurulmuş. Daha sonra Sultan I. Selim (1512–1520) döneminde büyük ölçüde genişleyen tersane, Kanuni Sultan Süleyman’ın (1520–1566) tahtta olduğu yıllarda, dünyanın en büyük tersanelerinden biri haline gelmiş. Haliç, Camialtı ve Taşkızak tersaneleri günümüze gelmiştir. Ancak buralarda bazı projeler düzenlenmiş. Bildiğim kadarıyla günümüzde Haliç Tersanesi çalışmaktadır… Kalyoncu Kışlası 1785 yılında Cezayirli Gazi Hasan Paşa tarafından yapılmış. Paşa evcilleştirdiği aslanla dolaşırmış. Nitekim orada aslanıyla birlikte heykeli vardır… Piyale Paşa Camii 1573 yılında Mimar Sinan tarafından yapılmış… Ayrıca Deniz Hastanesi (1785), Bahriye Nezareti (19.Yüzyıl), Mimar Sinan’ın eseri Büyük Hamam (1533),  yine Mimar Sinan’ın eseri olarak yapılmış geçirdiği yangınlar sonrası bugün yeni haliyle var olan Güzelce Kasımpaşa Camii (Camii Kebir-1534), Aynalıkavak Kasrı (18.Yüzyıl), Tarihi Kasımpaşa fırını…

Turabi Baba Kütüphanesinden bahsedeyim. 18.Yüzyıl son çeyreğinde tekke olarak kurulmuş. İstanbul’un işgali döneminde Milli Mücadele (1918-1923) için asker ve cephane toplanan bir mekanmış, Tekke ve Zaviyelerin kapatılması (1925) sonrası Kasımpaşa Spor Kulübü olmuş, 1927 yılında sporcu gençlerin başarıları sonrası Atatürk buraya Gençliğe Hitabesini gönderir. Okunan hitabet duvara asılır. Dolayısıyla burası Gençliğe Hitabe’nin ilk okunduğu yerlerden biri olur. 1975 yılında yangın geçirir, 2007 yılında restorasyonuna başlanır ve 2008 yılında kütüphane olarak açılır.

                                                     Turabi Baba Kütüphanesi

Kasımpaşa İskelesine gelirsek…

Haliç’in en eski ve en büyük iskelesidir. Osmanlı zamanından beri vardır.  Ahşap olarak yapılmıştır. Ancak hemen yanındaki Kasımpaşa Deresi’nin getirdiği alüvyonlar dolayısıyla derinlik azalır. Vapurlar yanaşmakta zorlanır.

                                        1910’lu Yıllardaki Ahşap Kasımpaşa İskelesi

1934 yılında Kasımpaşa Deresi’nin üzeri kapatılmış, burası Bahriye Caddesi olmuştur.

2004 Yılında eski iskelenin yerine aynı yerde beton ayaklar üstünde beton zeminli yeni iskele yapılır. Üst kısmı ahşap olup üzeri kiremit çatılıdır. Buradaki deniz derinliği 4.5 metredir.

Semtin takımı olan Kasımpaşa Spor Kulübü futbol ve güreş dallarında etkilidir. Tepebaşı’ndaki stadyumunun adı Recep Tayyip Erdoğan’dır. Çünkü 12. Cumhurbaşkanı bu semtte yaşamış.

Çevrenin en bilinen mahallesi Hacı Hüsrev’dir. Bu kişi Fatih Sultan Mehmed Haliç’e gemileri indirirken yağlama yöntemini bulan kişidir. Yani mahallenin geçmişi 1453’e dayanıyor denebilir. Çingene Mahallesidir. Renklidir, olaylıdır. Geçmişini yenilemek için 1991 yılında İstiklal Mahallesi olmuştur. Anılarım çoktur da yazamam.

Gece hayatını yaşayanlar bilir. Eve gitmeden önce son gidilen mekan işkembecidir. Her iki yakadaki işkembecileri bilirim. En bilineni Pangaltıdan Kasımpaşa’ya inerken Dolapdere’deki Apik İşkembe Salonu idi. Hatta anımsadığım kadarıyla en pahalısıydı da galiba.  Sahibi Apik Hayrabetyan bu salonu 1942-2014 yılları arasında çalıştırdı. Ünlüler giderdi. Hatta 1980’lerde darbe yaparak Devlet Başkanı olan Kenan Evren’in de gittiğini duymuştum.

Apik İşkembe Salonu

1972-1975 yılları arasında ÇBS’de çalışmıştım. Büro Karaköy’de fabrika Alibeyköy’deydi. Sık sık gider gelirdim. Dolayısıyla Haliç’i yaşardım. Kasımpaşa’yı da…

ARİF ATILGAN 2026 OCAK

 https://atilganblog.blogspot.com/2026/01/kasimpasa-iskelesi-1851-ylnda-istanbul.html

https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/kasimpa%C5%9Fa-i%CC%87skelesi%CC%87

 

 


15 Ocak 2026 Perşembe

 Kent Hafızası

KADIKÖYÜ

2018 yılında kaybettiğimiz ünlü sanat tarihçi Prof. Semavi Eyice ile sohbetlerimiz olurdu. Kendisi özellikle Bizans ve Osmanlı konularında herkesin akıl danıştığı bir üstattı. Kadıköy Yeldeğirmeni’nde yaşadığı için semtin geçmişini iyi bilirdi. Belli ki yokuş olan İskele Sokak’a önce Düz Sokak denmiş. Düz Sokak denince güler, ‘Yahu neresi düz bu sokağın?’ derdi. ‘Hocam orası İskele Sokak oldu artık, Düz Sokak bir altta’ dediğimde ise ‘Neyse. Doğru yapmışlar.’ Cevabını alırdım. Onun bu tip düzeltmeleri eğlenceli olduğu kadar bilgilendiriciydi de. Ama bir konuda çok ciddi olurdu sayın hocamız.

Anlatayım.

Semavi Bey en çok Kadıköy kelimesine takılırdı. Her defasında ‘Hayır. Kadıköy değil. Kadıköyü.’ Diyerek kelimenin düzeltilmesini isterdi. Fatih Sultan Mehmed Bizans’ı yani İstanbul’u fethettikten sonra şehrin ilk kadısı olarak Hızır beyi görevlendirir. Kadılar bulunduğu yerleşimde padişahı temsil edermiş. Ama bilindiğ gibi esas görevi bugünkü tanımla hakimliktir. Bu sıfatı dolayısıyla Hızır Beye, bir nevi ek gelir anlamında ‘arpalık’ olarak Bizans dönemindeki Kalkedon tahsis edilir. İşte bu bölgeye o tarihten sonra Kadı’nın Köyü anlamında Kadıköyü denmiştir. Yani güzel ilçemizin adı aslında Kadıköyü’dür. Tam olarak ne zaman ismi kısaltılmıştır bilinmiyor. Ama biz tahmin etmeye çalışalım. 

                                                      Kadıköyü Zamanında Kumluk                       

1938 yılında Safiye Erol Kadıköyü’nün Romanı isimli eserini yazmıştır. Demek ki 1930’lu yıllarda bu kelime kullanılıyordu. 1997 yılında da Çelik Gülersoy bir yazısında ‘Kadıköyü’ kelimesini savunmuş. Hatta iskelenin tabelasında da öyle yazıldığını iddia etmiş. Kendimden de örnek vereyim. 1950’li yıllarda büyüklerimin ‘Kadıköyü’ne gidiyorum’ veya ‘Kadıköyü’nden geldim’ gibi cümlelerini duyardım. Çocuk kafamla onların yanlış cümle kurduklarını düşünürdüm.

                                         

                                                 Çelik Gülersoy’un 1997 Yılındaki Yazısı (Sosyal Medya)

Özetlersek…

Burası M.Ö.685 yılında Kalkedon, 1453 yılında Kadıköyü olmuş. 1950’lerden sonra da Kadıköy denmiş.

Kalkedon bize ait kelime değil. Ama Kadıköyü bize ait. Üstelik aklımızı zorluyor. Kadıya ait bir köy yani Kadı’nın Köyü olduğunu düşündürüyor.

Gelelim Kadıköy’e… 1950’lere kadar Kadıköyü denmiş. Sonra yavaş yavaş Kadıköy olmuş. Yeldeğirmeni, Çarşı, Moda tarihi değeri olan eski Kadıköy olarak kalmış. 1970’lere kadar Bağdat Caddesi, Acıbadem tarafları bahçeli evler halini korumuş. Ama sonra apartmanlaşma başlamış. 2000’lere gelindiğinde Kadıköy Kadıköyü halinden pek bir şey kaybetmemiş.

Ancak…

2005 yılında Tarihi Çarşı ve 2010 yılında Yeldeğirmeni Canlandırma Projeleri soylulaşmayı başlatmıştır. Dolayısıyla evler de dükkanlar da insanlar da değişmişlerdir. Kadıköy’ün diğer bölgeleri de bu iki projenin etkisiyle aynı değişimi yaşamışlar. Yakında Yeni Kadıköy adı konursa şaşmamalıyız. Neyse… Yazının yönünü değiştirmeyeyim.

Bu arada…

Fenerbahçe’nin de adı Fenerbahçesi’dir. Osmanlı  zamanında yapılmış olan deniz feneri dolayısıyla buraya Bağçe-i Fener, daha sonra da Fenerbahçesi denmiş. O kelime de sonraları Fenerbahçe olarak kısaltılmış.

Araştırılırsa bu anlamda kısaltılmış çok kelime bulabiliriz. Halbuki o kelimeler sayfalarca yazının özeti oluvermektedir bizlere. 

Amacım Kent Hafızasını canlı tutmaktır. Bu işi üstüme vazife edinmişim. Huyumu değiştiremem ki…

ARİF ATILGAN 2025 ARALIK

 https://atilganblog.blogspot.com/2026/01/hafzas-kadikoyu-2018-ylnda.html

 https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/kadik%C3%B6y%C3%BC

 

 

 

 

 


13 Ocak 2026 Salı

 2026 YAZILARI

1-KARAKÖY İSKELESİ
https://atilganblog.blogspot.com/2026/01/karakoy-iskelesi-galata-beyoglu.html
 
Yedek LİNK:
https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/karak%C3%B6y-i%CC%87skelesi%CC%87

2-KADIKÖYÜ
https://atilganblog.blogspot.com/2026/01/hafzas-kadikoyu-2018-ylnda.html
 
Yedek LİNK:
 https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/kadik%C3%B6y%C3%BC
 

3-KASIMPAŞA İSKELESİ
https://atilganblog.blogspot.com/2026/01/kasimpasa-iskelesi-1851-ylnda-istanbul.html

Yedek LİNK
https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/kasimpa%C5%9Fa-i%CC%87skelesi%CC%87
 

 İskeleler

KARAKÖY İSKELESİ

Galata, Beyoğlu İlçesindeki Bereketzede Mahallesi’ndedir. Gala Rumca’da süt demekmiş. Burada da süthaneler olduğu için Galata denmiş. Diğer bir inanışa göreyse İtalyan-Ceneviz dilinde Galata ‘Denize inen yol’ veya ‘Merdivenli yol’ demekmiş. Burada da dik yokuşlar olduğu için bu isimle anılmış.

Karaköy’ün yerleşimi Galata’nınkiyle birlikte oluşmuş. Roma İmparatoru 1. Konstantin zamanında buraları küçük bir köymüş. 1204 yılındaki Latin işgali sonrası Bizans yönetimindeki Galata Cenevizlilere bırakılır. Önce ‘sur’ yerine ‘sıra binalar’ yaparlar. Sonra ‘sur’ yaparak yerleşimi korumaya alırlar. Kule ile yerleşimin ana giriş kapısı yapılmış. Kapıya Kiarahori denirmiş. Sonradan Karaköy olmuş. Başka bir inanışa göreyse buraya Karai Yahudileri yerleştiği için Karai Köyü denmiş, zamanla Karaköy olmuş. Günümüzde kulenin etrafına Galata, deniz kıyısına ise Karaköy deniliyor. Her ikisi de Haliç’in Beyoğlu tarafındadır.

2026 Karaköy İskelesi

Tertemiz suyu dolayısıyla yıllarca Altın Boynuz adıyla bilinen Haliç’in iki yakası çeşitli zamanlarda köprülerle bağlanmıştır. 6. Yüzyılda I. Justinianus Eyüp-Sütlüce arasında, 1453’te Fatih Sultan Mehmet Ayvansaray-Kasımpaşa arasında geçici köprüler yaptırmışlar. Bunların süresi kısa olmuş... Daha sonra 1836 yılında Sultan 2.Mahmutarafından Azapkapı-Unkapanı arasına bir köprü yaptırılmış. 1912 yılında yıktırılmış...1845 yılında Bezm-i Alem Valide Sultan tarafından yaptırılan Galata Köprüsü de 18 yıl kullanılmış… 1863 ve 1875 yıllarında da köprüler yapılmış ancak onlar da devam edememişler... Buradaki kalıcı köprü 1912 yılında Almanlar tarafından dubalar üzerine yapılmış. Gerektiğinde ortasındaki bölüm yatay olarak açılmakta ve gemilerin giriş-çıkışı sağlanmaktadır. Bu köprü Tarihi Galata Köprüsü olarak bilinir. 1992 yılında üzerindeki bir lokantada çıkan yangına kadar hizmet etmiştir. 1930 yılına kadar köprüden geçiş ücretli olmuştur...

1940-1950’lerde Galata Köprüsü

Günümüzde 1994 yılında bitirilen 5. Galata Köprüsü vardır. Duba yerine beton ayaklar üzerindedir. Ortadaki geniş bir bölüm Baskül Sistemi denilen bir kaldıraçla düşey olarak açılıp kapanmaktadır. 

İskeleye gelirsek…

19. Yüzyılın ortalarında kurulan Şirket-i Hayriye İstanbul’da deniz yolu seferlerini başlatmıştır.

Tüm seferlerin merkezi durumunda olan Köprü İskelesi uzun yıllar Eminönü tarafında bulunmuştur.

1919 yılında Galata tarafında bir iskele Köprü’ye bağlanarak açılmış.

1940’larda Karaköy İskelesi.

1959 yılında fırtınanın verdiği zarar sonucunda yeni iskele köprünün 160 metre doğusuna denize çıkıntılı olarak yapılmış.

                                                    İskele Yerine Monte Edilirken

1966 yılında kaza yapan yabancı bir geminin akıttığı petrolün yanmasıyla iskelede yangın çıkmış. Ama onarılarak hizmete devam etmiştir.

1984 yılında yeni bir yüzer iskele yapılır. Bu iskele de 2008 yılında şiddetli bir lodos fırtınasında batmıştır.

Yenisi yapılıncaya kadar dubalar üzerine monte edilen iskele ile hizmet verilmiştir.

2013 Yılında Dubalar Üzerindeki İskele

2018 yılında yeni iskele yerine monte edilmiştir. Tuzla Tersanesinde hazırlanmış, Haliç Tersanesinde iç donanımı yapılmıştır. 81 metre boyunda, 27.6 metre genişlikte, 3.5 metre yükseklikte, çatıya yüksekliği 7.5 metre, 2 bin ton ağırlıkta, 2236 m2 lik alanı bulunmaktadır. Aynı anda üç yanına gemi yanaşabilir. On gemi ise bağlanabilir. 151 metrekare kapalı alanı ve 90 metrekare üstü kapalı terası bulunmaktadır.

Yukarıdaki sıralamanın ara zamanlarında rıhtımda dubalar üzerine monte edilmiş geçici iskeleler kullanılmıştır.

Karaköy’de aceleyle önlerinden geçip görmediğimiz tarihi eserler çoktur. Örneğin Yeraltı Cami 711 yılında Bizanslılar tarafından Haliç’i korumak için kale olarak yapılmış. Osmanlı zamanında cephanelik, sarnıç gibi kullanılmış.  1752 yılında camiye dönüştürülmüş… Arap Camii 1204 yılında Bizans’ı fethe gelen Katolik Haçlılar tarafından kilise olarak yapılmış. Fatih Sultan Mehmed’in Bizans’ı fethetmesinden sonra 1475 yılında camiye çevrilmiş… Karaköy Camii olarak bilinen Merzifonlu Kara Mustafa Camii 1903 yılında yapılmış. 1957 yılında sökülüp parçalar halinde Kınalıada’ya götürülürken kaybolmuştur... Köprünün ağzındaki 1866 tarihli Aziziye Karakolu da 1957’de yıkılmıştır. Galata Kulesi’ni 1348 yılında Cenevizliler inşa etmiş. 1453 yılından sonra buraları Osmanlılar almış. Kule çeşitli amaçlarla kullanılmış. Bugün müzedir… Biraz ilerisinde Neve Şalom (1951) Sinagogu vardır… Kamondo Merdivenleri 1850’li yıllarda Kamondo ailesi tarafından yaptırılmıştır… Bankalar Caddesi 1856 yılında burada Ottoman (Osmanlı) Bank’ın kurulması dolayısıyla bu adı almıştır… Genelev Zürafa Sokak’ta 19. Yüzyılda açılmış 2020 yılında kapatılmıştır… Tarihi tünel (Finüküler) 1875 yılından beri çalışır. Dünyadaki 2. Tüneldir. Düşük kottaki Karaköy’ü yüksekte olan İstiklal Caddesi’ne yani Beyoğlu’na bağlar. 1971 yılına kadar buharla çalışmıştır… 1960’larda Emanetçi Sultana İskelenin sol çaprazında kalan bir dükkandı. Aslında Emanetçi Sultan Ağa imiş. Anadoludan gelenler Sirkeci’de ucuz bir otele yerleşmeden önce oraya bavul vs lerini emanet edip İstanbul’u dolaşırlarmış... Karaköy Meydanının köşesindeki tarihi binanın cephesindeki heykellerin masonluğu temsil ettiği söylenir. Onun araştırılmasını okuyucuya bırakıyorum...

          Soldaki Aziziye Karakolu ile Merzifonlu Kara Mustafa Camii 1957 Yılında Yıkılmış.

3 yıl lise (1962-1965), 5 yıl üniversite (1965-1970), askerlik sonrası 3 yıl da iş için (1972-1975) Kadıköy-Karaköy vapurunu kullandım. Beyoğlu Atatürk Erkek Lisesi’ne giderken itiş kakış olan Taksim otobüsüne binmek yerine Tüneli kullanırdım. Tünelden Taksim’deki okuluma yürürdüm. İstiklal Caddesi’ni yaşamak güzel olurdu. Üniversiteye giderken hergün aynı saatteki vapura binmezdim. Daha özgürdüm. Çalışma hayatımdaki işyerim ise Perşembe Pazarı’nda Kardeşim Sokak’ta idi.

Tünel

1960’lar… Otobüs 20 kuruştu. Buharla çalışan Tünel 10 Kuruş. Kalas ebadında çelik kayışlarla çekilirdi. Biri çıkarken diğeri inerdi. İnenin çekilene yardımı olurdu bildiğim kadarıyla. Yolculuk 3 dakika sürerdi… Vapura jetonla binilirdi. Zam geleceği zaman stok yapanlar sıkıntı yaratınca aylık paso çıkarıldı.  1 ay sınırsız kullanılan Paso (kart) alırdık. Öğrenci Pasosu 1. Mevki 12.5 TL, 2. Mevki 7.5 TL idi... Aynı saatlerde olduğu için vapurda da tünelde de herkes birbirini tanırdı. Hatta oturulan yerler bile belliydi… Karaköy Yer Altı Geçidi 1964 yılında başlamış 1965 yılında bitirilmişti. İnşaat boyunca meydana açılan koca çukurun çevresinden dolaşılırdı. Bittiğinde 4 girişi vardı. Perşembe Pazarı tarafındaki girişinin üst katındaki Geçit Kafeterya hoş bir mekandı...

Karaköy Meydanı Alt Geçit Bitmiş, 4 Çıkış Kapısı Yapılıyor

1970’lerde Kardeşim Sokak’ta bizim şirket binasının 30 metre altı Haliç’ti. Oradan kalkan sandallar sizi ücret karşılığı karşı kıyıya götürürdü. Kürek çekerlerdi. Köprüden yürümeye üşenenler kullanırdı onları... Köprü’nün ortasındaki küçük bir kahvehane İstanbulun en kaliteli nargilecisi idi… Perşembe Pazarı’na girmeden önce eski Aziziye Karakolu’nun yerindeki her çeşit balık bulunan Balık Pazarını gezmeye bayılırdım... Emanetçi Sultana’yı bazen ben de kullanmışımdır. Elimdeki ıvır zıvırı emanet eder, gezer tozar akşam da ücretini ödeyip onları alır Kadıköy’e dönerdim...  2000’lerin başında Galata Kulesi’ne bir düğün için gitmiştim. Yanlış kullanıldığını düşünmüştüm...

Emanetçi Sultana. Köşede Masonik Heykellerin Olduğu Bina

Kadıköy’den Avrupa Yakası’na geçenler ‘İstanbul’a gidiyorum’, eğlenmeye gidenler ise ‘Karşıya geçiyorum’ derlerdi. Niyesini anlatmak uzun sürer… Gece vapura bindiğimde binaların tepelerine yerleştirilen ışıklı reklam yazılarını okumaya bayılırdım. O yazılar çocukluğumda da koca adamken de beni büyülemiştir. Babam ilk okuma antrenmanımı bu yazıları okutarak yaptırmıştı bana. Çok hoşuma giderdi. Perma-Sharp, Osmanlı Bankası, Newtron, Pertrix pilleri, ÇBS, Arı bisküvi, Hayat mecmuası, Akfil kumaş, Vinylex, Böhler, Fruko, İshakol, Cinzano, Çapamarka, Siera, Nordmende, Scrikss, Bozkurt Terylene, Anapa Bonmarşe…  

Uzattığımın farkındayım. Başka bir iskele yazısında buluşmak üzere…

ARİF ATILGAN 2026 OCAK

 https://atilganblog.blogspot.com/2026/01/karakoy-iskelesi-galata-beyoglu.html

https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/karak%C3%B6y-i%CC%87skelesi%CC%87

 

      

 

      

 

   

 

 

 


14 Aralık 2025 Pazar

 İskeleler

VANİKÖY İSKELESİ

Vaniköy, Kandilli Mahallesi’nin güney ucunda yer alan bir semttir. Kuleli Mahallesi’yle sınırdır. Padişah 4. Mehmed (1648-1687), hükümdarlığı döneminde boğaz kıyısında olan bu bölgeyi hocası Vani Mehmed Efendi’ye bağışlamış. Vani Mehmet efendi ise  1665 yılında buradaki mescidin yerinde bir cami yapar. Yanına da kendi için bir yalı ve medrese inşa ettirir. Gerek cami gerekse çevre Vani Mehmed Efendi’nin köyü anlamında Vaniköyü adıyla anılmaya başlar. Sonraları kısaltılır Vaniköy yapılır.

İskeleye gelirsek...

Alttaki fotoğrafta iskelenin tabelası dikkatli okunursa iskeleye Vaniköyü olarak semtin gerçek adı yazılmıştır. Konuyu dağıtmayayım ama benzerleri çoktur. Örneğin Kadıköyü Kadıköy, Fenerbahçesi Fenerbahçe gibi. Bu kısaltmalar ismin hikayesini yok etmektedir. Benzer başka yanlışlar da vardır. Örneğin Maltepe’de bir kooperatifin evlerinin adı olan Doğu Evleri oradaki durağa verilmiş. Ama sonradan sadece Doğu denmiş… Aynı anlam mı? Neyse. Konuyu dağıtmayayım.  

 Vaniköyü İskelesi

Vaniköy boğazın eski iskelelerindendir. Tam yapılış tarihini bulamadım. Ancak 1906 tarihli Fransız fotoğrafçı Maurice Meys’e ait fotoğraf 20. Yüzyıl başlarında var olduğunu gösteriyor.

Vaniköy İskelesi (1906 Maurice Meys fotoğrafı)

Vaniköy’ün tarihi yalıları önemlidir. Kadınefendi YalısıFazıl Bey YalısıNazif Paşa Yalısı ve Mahmut Nedim Paşa Yalısı gibi.

1950 lerde İskele ve Çevresindeki Yalılar.

1970’li yıllara kadar iskeleye vapur yanaşmış. Yani  hizmete devam etmiş. Daha sonra sefer konmamış, sadece çeşitli teknelerin yanaşmasına yaramış.

1987 yılı iskelenin hava fotoğraflarında göründüğü son yıldır. Sonraki yıllarda gözükmez.

1987’de İskele var.                                       2021’de Yok.

15 Kasım 2020 tarihinde Vaniköy Camii’nde yangın çıkmış. Kasım 2022 tarihinde restorasyon başlamış. 16 Haziran 2023 tarihinde tekrar ibadete açılmış.

Restorasyon Sonrası Vaniköy Camii. İskele Yok.

1980’li yıllarda Modalı bir arkadaşım eşi ve minik çocuğuyla Vaniköy’de denize girdiğini anlatırdı. Çok methederdi. Merak etmiştim. Ben de böyle doğal kıyılarda denize girmeyi severdim çünkü. Bir gün gittim. Arabayı o dar sokağa zor soktum. Kıyı kendi içinde küçük bir mekandı. Beni açmamıştı ama hoş bir çevreydi. En azından o küçük alanı görmüştüm. Cami, iskele, kıyı ve yeşil alan.

Şehri de binaları da çevreyi de korumayı bilemiyoruz. Burası da böyle. Yüz yılı aşkın geçmişi olan iskele yok. Ben kendi kendime kent hafızasının yok olmaması için çalışmayı görev edinmişim. Devam edeceğim bu huyumla yaşamaya.

ARİF ATILGAN 2025 ARALIK

 https://atilganblog.blogspot.com/2025/12/vanikoy-iskelesi-vanikoy-kandilli.html

https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/vani%CC%87k%C3%B6y-i%CC%87skelesi%CC%87

 

 


9 Aralık 2025 Salı

 İskeleler

RUMELİKAVAĞI VE ALTINKUM İSKELELERİ

Rumelikavağı Sarıyer İlçesine bağlı bir muhtarlıktır. Çoğunlukla Doğu Karadeniz’den gelen vatandaşlarımızın yaşadığı mahallenin nüfusu 3560 kişidir. İskelesi, İstanbul Boğazı’nın kuzeyinde olup Avrupa Yakası’ndaki son iskeledir. Çevrede Bizans’tan kalma bazı yapılar varmış ama günümüze ulaşamamışlar.

Rumelikavağı İskelesi 2002 yılında yenilenmiş. Turistik olması dolayısıyla varlığını sürdürebilmektedir. Günümüzde Anadolu Yakası ile bağlantı sağlayan tarifeli motor tekneleri ile gezi gemileri burayı kullanmaktadır. Yanaşma yeri uzunluğu 12.7 metre, denizden yüksekliği 1.1 metre, iskele önünün derinliği 5.2 metredir.

                                                      Rumelikavağı İskelesi

Rumelikavağı balıkçı lokantalarıyla ünlüdür. 1970’li yıllardan itibaren insanlar araba sahibi oldukça İstanbul’un uzak semtlerini keşfetmeye başlamışlardı. Rumelikavağı da bu şekilde yoğun kullanılmaya başlanmıştır. Ben de !970’lerde araba sahibi olmuş ve buralara gelmeye başlamıştım. Doğruyu söylemem gerekirse Rumelikavağı veya Anadolukavağı denince aklıma ilk gelen taze balık yenilen balık lokantalarıdır. Rumelikavağı İskelesinin yanında büyük bir restoran vardı. Orada yediğim palamut ve lüferleri unutmam mümkün değildir. Daha sonra iç taraflarda da restoranlar açılmaya başlamıştı.

Rumelikavağı’ndan ileri doğru gidildiğinde Altınkum Plajına varılır. Oradan denize hiç girmedim ama merak ettiğim için arabayla gidip keşiflerde bulunmuştum.

                                                           Altınkum Plajı

1927 yılında açılan plaja iskele de yapılmış ve 1929 yılında Şirket-i Hayriye vapuru çalıştırılmış. Zira o yıllarda Sarıyer’den oraya gelinemiyormuş. İnsanların burayı kullanması için Şirket-i Hayriye müdürü Necmettin Kocataş çok emek vermiş. Plaja altın gibi görünen kumundan dolayı Altınkum denmiş. Yeni inşa edilen bir vapura da Altınkum adı verilmiş ve buraya çalıştırılmış. Ancak plaj şehre uzak olduğu için yine de rağbet görememiş. 2. Dünya Savaşı’nda burası askeri bölge ilan edilmiş dolayısıyla plaj kapanmış.

Günümüzde Sarıyer’den ulaşım sağlanmaktadır. Plaj kadınlar için düzenlenmiş. 8 yaşından küçük erkek çocuklar da anneleriyle birlikte girebiliyorlarmış. Yan tarafında karma plaj bulunmaktadır.

Altınkum’dan daha yukarıda boğazın Karadeniz’e açılan ağzında Garipçe Köyü bulunur. Buraya Altınkum’dan değil Sarıyer’den gidiliyor. 370 kişinin yaşadığı tipik bir balıkçı köyüdür. Tarihi kalesi Sultan 3. Mustafa döneminde 1757-1774 yıllarında yaptırılmış. Kalesiyle, tekne barınağıyla şirin bir köy olan yerleşim buraya gezmeye gelenlerin çoğalması dolayısıyla turistik olmaya başlamıştır.

Garipçe Köyü

Turizm iyi bir şey mi? Değil mi?..  Kıvamında olduğunda iyi bir şey olduğu inkar edilemez. Ancak fazla arttığında bölgenin karakterini değiştirdiği de belli olmuştur. Bir başka yazıda bu konuyu tartışmak istiyorum.   

ARİF ATILGAN 2025 ARALIK

https://atilganblog.blogspot.com/2025/12/rumelikavagi-ve-altinkum-iskeleleri.html

https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/rumeli%CC%87kava%C4%9Fi-ve-altinkum-i%CC%87skeleleri%CC%87