12 Nisan 2024 Cuma

 Öykü

HASTALIKLAR

Birkaç gün önce bir arkadaşımla konuşmuştum. Şeker fazlası dolayısıyla bir bacağı dizinden kesilmiş. Protez bacak takıldığını öğrenmiştim.

Yine o günlerde bir doktor büyüğümle görüştük. Memesindeki sorun için olduğu ameliyatı anlattı. Şaşırdım. Erkeklerde %1 oranında olurmuş. Ona denk gelmiş.

Geçtiğimiz günlerde hastane kapısında bir arkadaşıma rastladım. İyi geleceğini düşünerek fazla polen yemiş. Gençleşeceğine safra kesesini bozmuş. Ameliyat olacakmış. Ameliyata kadar idare etsin diye stent takılmış.


Akşam bir erkek arkadaşım aradı. Bayramlaştık. Bayram sonrası kalbinin genişleyen aort damarının değişeceğini, durumu nasıl fark ettiğinin detayını anlattı. Eşinin durumunu biliyordum. Bir göğsü alınmıştı. İkincisinin de alındığını söyledi. Bu arada yine tanıdığım başka bir yakınının tedaviyi reddettiğini ve vefat ettiğini öğrendim.

Dün Yalova’ya gitmek üzere yola çıktım. Eskihisar’dan arabalı vapura bineceğim.

Yolda akrabam bir hanım aradı. Bayramlaştık. Sonra gözünün üstünde bir kitle çıktığını onu aldırdığını ama o arada gözünü de aldıklarını anlattı. Biraz sohbet sonrası eklemeler yaptı. Bir süre önce omuz ve kolu birkaç yerden kırılmış. Önce yanlış alçı yapılıp sonra düzeltildiğini ekledi. 

Biraz sonra kardeşi olan hanım aradı. Bayramlaştık. Sonra gözünün sarı lekesinde sorun olduğunu, kitaplarımı sesli de yayınlasam iyi olacağını, kendisinin okuma yazmayı sesli-yazı sistemiyle yaptığını anlattı. Kızı ve torunu doktordur.

Daha sonra küçük kardeşleri aradı. Bayramlaştık. Onunla konuşurken başka bir akrabamızın iki göğsünün alındığını, Onun üç halasının da göğüslerinin alındığını öğrendim. Bu sorun kadınlarda %12.5 oranında olurmuş.

Onlardan sonra da amcaoğlu akrabam aradı. Bayramlaştık. Bir süre önce beyninden alınan urun iyi hundan bahsettik.

Alandaki otoparkta vapur sırası bekliyorum.

Erkek arkadaşlarımdan biri aradı. Bayramlaştık. Eşinin ayağının tabanında 1 TL büyüklüğünde bir nasır çıktığından 1 aydır onu aldırmanın çalışması içinde olduklarını anlattı.

Eve geldik.

Kadıköy’deki arkadaşlarımdan biri aradı. Ben Onu ertesi gün arayabildim. Bayramlaştık. Uzun süredir tedavi olduğu bağırsaklarındaki (kolon) sorun için bayram sonrası hastanede konseye gireceğini ameliyat mı, ilaca devam mı? Karar verileceğini söyledi.

Ben bir kadın arkadaşımı aradım. Bayramlaştık. Uzun süredir dalak vs deki sorunlar için tedavi oluyordu. Tedavinin bittiğini, bir müddet vücudunun dinlenmesi gerektiğini, tetkiklerden sonra tedavinin tekrar edebileceğini söyledi.

TV izliyorum. Ünlü doktor covid sonrası vücudunun bazı ilaçlara tepki verdiğini. İlaç kullanamadığını söyledi.

Bu arada birçok ünlünün yukarıda saydığım rahatsızlıkları olduğunu da ifade ettiler.

Beyne pıhtı gidenler vaka-ı adiye...

Arkadaşlar… Ne oluyor? Dünya’ya hükmedenlerin Covid ile dünya nüfusunu azaltmak istediklerini biliyoruz. Özellikle belli yaşın üzerindekileri… Yük olmasınlar diye... De… Bu şekilde yine onlara masraf oluyor. İlaç, tedavi, ameliyat…

Hâlbuki dünya nüfusu artık inme periyodunda. Yaşlılar çoğalmış. Gençler evlenmiyor. Zararlı gıda vs yiyorlar. Bir şey yapmalarına gerek yok. İstekleri masrafsız, kendiliğinden oluyor zaten…

Bizlere gelince… 68 ve 78 kuşakları… Bırakın bizi bize.  En doğru zamanı biliriz emin olun. Hem de dünyaya en yararlı olacak şekilde.

ARİF ATILGAN 2024 NİSAN

https://atilganblog.blogspot.com/2024/04/hastaliklar-birkac-gun-once-bir.html

https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/hastaliklar

 

 

 


11 Nisan 2024 Perşembe

 Öykü

BİR MÜBADİL ÖYKÜSÜ

1924… Bayram ve ailesi mübadele ile Selanik-Drama’dan İstanbul’a gelir. Yolda hasta olan eşi İstanbul’da ölür. Bayram yanındaki cenazeyle yola devam eder. Yalova’ya gelirler. Eşini buradaki mezarlığa defnederler. Belli ki aynı durumda başkaları da vardır.

Araştırdım... Bana anlatılanlara göre, Yalova’daki mezarlık bir süre önce yıkılan belediye binasının önündeki parktır. Park yapılacağı belli olunca cenaze sahipleri yakınlarını buradan taşımış. Taşınmayanlarsa yerlerinde kalmış. Bayram’ın eşi burada kalanlardandır.

Önde Eskiden Mezarlık Olan Park. (Arkada Yıkılan Belediye Binasının Yerinde Otopark)

Muhacirler Yalova’da iki köye yerleşmiş. Hacımehmet  ve Elmalı Köyleri’ne... Başka köylerde de vardır ama esas bu ikisi muhacir köyleridir.

Bayram İstanbul’a döner. Maltepe, Küçükyalı, Altıntepe’de devletin verdiği araziye yerleşir. Kızı okula başlayıncaya kadar evlenmez.

Devlet adamları buraya gelip insanlara nereye tütün, nereye enginar, nereye domates vs ekileceğini gösterirmiş. 1950’li yıllarda buradaki evlerin önünde tütün dizilip askılara asılırmış.

1950’li yılların sonları… Bayram hacca gider. Bütün duası orada ölmek ve orada gömülmek üzerinedir. Kutsal topraklarda kalıp Peygamberimize yakın olmak arzusundadır. Yola çıkmadan önce yakınlarına bunu defalarca söylemiştir.

Hac görevi yerine getirilmiş, dönüş günü gelmiştir. Kafile otobüse yerleşir. Kalkış saati beklenmektedir. Bayram üzüntü içindedir. Geriye dönecektir. Bu arada aniden karnı ağrımaya başlar. Fenalaşır. Hastaneye kaldırırlar. Kurtaramazlar…

O yıllarda telefon filan yok. Kafile İstanbul’a geldiğinde içlerinden birileri gelip ailesine durumu anlatır. Hemen iki oğlu Arabistan’a gider. Babalarının mezarını ararlar.

Ben orada mezarlara yazı yazılmadığını biliyorum. Sadece baş ve ayakucuna küçük birer taş konurmuş. Ama bu her tarafta öyle midir? Onu bilemiyorum. Kendi büyüklerimden mezar yerini bulamadıklarını duymuştum.

Ne günler yaşamış mübadiller? Gelirken Eş ölüyor. Yollarda diğerleriyle yolculuk yapıp Yalova’da gömülüyor. Ama mezar yeri belli değil. Kocası ikinci eşle evleniyor. Yıllar sonra kendisi Kâbe’de ölüyor. Orada gömülüyor. Onun da mezar yeri belli değil. İkinci eşi ise İstanbul Küçükyalı’da gömülmüş.

Bu yazıya son söz yazmak çok zor…

ARİF ATILGAN 2024 NİSAN  

 https://atilganblog.blogspot.com/2024/04/bir-mubadil-oykusu-1924-bayram-ve.html

https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/bi%CC%87r-m%C3%BCbadi%CC%87l-%C3%B6yk%C3%BCs%C3%BC

Not: Yesari Asım Arsoy ve Mehmet Kavala Bayram'ın Drama'dan arkadaşları olup sık sık Onu Altıntepe'de ziyaret edrlermiş.

7 Nisan 2024 Pazar

 Öykü

MÜBADELEDEN GÜNÜMÜZE BİR ÖYKÜ

1924 yılı… Mübadele.  Türkiye sınırları içinde kalan Rumlar Yunanistan’a, Yunanistan sınırları içinde kalan Türkler Türkiye’ye geçecektir.

Selanik, Drama, Demirciören Köyü… Denir ki orada yaşayanlara ‘Selanik’ten 17 de kalkacak trene Drama’dan bineceksiniz.’ Köylüler yürüyerek Drama kasabasına gelirler. Yanlarına sadece taşıyabilecekleri kadar eşya almışlardır. Trene binerler. İstanbul’da Sirkeci İstasyonu’na gelirler. Sirkeci’den vapurla Haydarpaşa’ya, Haydarpaşa’dan trenle Kartal’a, Kartal’dan vapurla Yalova’ya geçerler.

Bayram, annesi, eşi ve kızı, bu yolculuğa çıkan ailelerden biridir. Eşi 24, kızı 4 yaşındadır. Zorlu yolculuk eşinin yolda dizanteri olmasına ve İstanbul’a geldiklerinde ölmesine sebep olur. Cenazeyle birlikte Yalova’ya geçerler. Eşini merkezdeki mezarlığa gömerler. Sonra da tüm mübadiller yerleştirilecekleri köylere giderler.

Bayram, Yalova yerine İstanbul, Küçükyalı, Altıntepe’de yerleşmeyi tercih edenlerdendir. Cihadiye Caddesi’ndeki İngilizlerden kalma küçük bir evi de Onlara verirler. Aile Yunanistan’da öğrendiği tütüncülüğe burada da devam eder.

Bir süre evlenmez. Kızı Ayşe’nin büyümesini bekler. Yedi yaşına geldiğinde evlenir. 5 çocuğu daha olur. Doğal olarak kızı yeni aile içinde yalnızlık hisseder.

Evlerinin altında ahır, bitişiğinde de küçük bir ev vardır. Babası burayı kiraya vermiştir.  Ayşe evde sıkıldığında bazen kiracının bazen haminnesinin (babaanne) yanına gitmektedir.

Yıl 1942... Ayşe büyümüştür. İstemediği bir yakınıyla evlendirilmek istenmektedir. Bir gün kiracı komşusu Ona der ki ‘Seni evlendirelim.’ Kendisinin Ömer isminde bir yakını Erzurum’dan İstanbul’a askerlik yapmaya gelmiştir. ‘Onunla tanıştırayım seni’ der. Bostancı tren istasyonunun deniz tarafındaki lojman binasının önünde buluşurlar. Birbirlerini beğenirler ve gün kararlaştırırlar.

O gün Ayşe bohçasıyla gelir. Kaçarlar. Önce nikâh yaparlar. Ayşe 23 yaşındadır. Sonra da Kartal’da delikanlının bir yakının evinde kalırlar. İki ay sonra Altıntepe’ye tekrar gelirler. Babasının evinin yakınında buldukları küçük bir eve taşınırlar. Ömer DDY’de işe girer. Ayşe ise evde örgü örüp satarak aile bütçesine katkıda bulunur.

Ömer.

Yıl 1943… Evde yattıkları odanın tavanında tahtaların arasındaki aralıklardan soğuk gelmektedir. Onlar da hamurdan tutkal yapıp tavana gazete kâğıtlarını yapıştırırlar.  Ömer akşamüstü yatakta yatarken tavandaki gazetelerden birinde ihaleyle Satılık Arsa ilanı görür. Üstelik bu arsa onlara çok yakındır. Semtten tanıdığı bir büyüğü ile açık arttırmanın olduğu yere giderler. İhaleye başka katılanlar da vardır ve devamlı fiyat arttırmaktadırlar. Ömer’in arkadaşı fiyat arttıranlara ‘Bu adam ev yapacak. Fazla arttırmayın.’ Demek zorunda kalır. Neyse… İhale Ömer’de kalır. Belli bir sürede paranın tamamını yatırması gerekmektedir. Ama parası yoktur. Eve döner.

Karı-koca çözüm bulamamaktadır. Haminneye gidip durumu anlatırlar. Haminne de yeni doğuran ineğinin yavrusunu onlara çeyiz parası olarak hediye eder.  Ömer ve Ayşe o danayı 7TL’ye satarak arsanın parasını öderler. Karı-koca yapacakları ev için ilk hediyeyi kendilerine kendileri alırlar. Bakır bir cezve… Uzun süre arsanın ortasına oturup yapacakları evi hayal ederler.

1947… Sonuçta, adeta santim santim inşa ettikleri evi bitirirler.

Evlerinin Önünde Aile Fotoğrafı

Ömer DDY’de terfi eder.  Hayatları normale girmiştir. Ancak 4 yıl çocukları olmaz. 5. Yıl kızları doğar. Ardından diğerleri. 3 kız 2 erkek... Küçük bir arsanın içinde iki katlı bahçeli evde büyür çocuklar. Güzel günler yaşarlar kendi evlerinde.

1969… Ömer akşam işten gelir. Elindeki gazeteyi masaya koyar. Eşine ‘Ayşe bugün emekliliğimi doldurdum ölsem de gam yemem. Çocuklarıma bir şey olmaz artık.’ der. Rahatlarlar…

Ertesi gün işe gider. Haydarpaşa Gar binası içindeki mesaisine başlar. Bir süre sonra ani bir kalp krizi geçirir. Koluna girerek Gar merdivenlerinden aşağıya indirirler. Bir arabayla Numune Hastanesi’ne götürülür. Arabadan iner. Bahçeye girer. Ama hastaneye giremez. Kapısında son nefesini verir.

Film gibi… Derim hep… Filmlerde izlenenler gerçek hayatta yaşanmıştır.

Ve sonra…

Çocuklar büyümüş, evlenmiş, başka yerlerde yaşamaya başlamışlardır. Ev eskimiştir. Ama o çevreye imar gelmiştir. Evin alt tarafındaki parsele inşaat yapılacaktır. Değirmenyolu Caddesi’nde bulunan o parsel Onların arsası ile birleşirse kat kazanmış olacak daha fazla daire yapılabilecektir. Anlaşma yapılır.

Durumu öğrenen müteahhit Dayıları kızar. Haklıdır da. Birleşme yapıldığında onlara daha fazla daire verilmesi gerekirdi. Sonunda işi bozarlar ve Dayı kendisi inşaat yapmaya karar verir. Ama isteksizdir. Arsanın yeri biraz sapadır çünkü.

Proje çizilir, ruhsat alınır, inşaat başlar. Her katta iki küçük daire vardır. Hepsi satılır. 1980 yılında bina biter. Evlerine taşınırlar.

Apartmanın Bugünkü Durumu

Bugün bile ev konusu açıldığında derler ki çocuklar ‘Daireler küçüktü ama kullanışlı ve rahattı. Mimarımız iyiydi.’ Mimarı bendim.    

ARİF ATILGAN 2024 MART

Not:

-Ayşe 1992 yılında vefat eder.

-Haminne, Hami Nine’nin veya Hanım Nine’nin  kısaltılmışıdır.

 -Bahsedilen ihalede Bostancı Kasaplar Çarşısı’nda arkası tren yoluna bitişik arsalardan biri de 10TL’ye satılmıştır.  

-Yalova merkezindeki mezarlık yıkılan belediye binasının önündeymiş. Daha sonra park yapılmış. Haberi olanlar cenazelerini almışlar. Diğerleri orada kalmış. Bayram’ın eşi de kalanlardan biri olmuş.

https://atilganblog.blogspot.com/2024/04/mubadeleden-gunumuze-1924-yl-mubadele.html

https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/m%C3%BCbadeleden-g%C3%BC

n%C3%BCm%C3%BCze

31 Mart 2024 Pazar

 ÖYKÜLER

BİR ÖYKÜ

Yeldeğirmeni’nde Menase ve Menekşe soyadlı Yahudi aileler vardır. Aslında hepsi aynı sülaledendir ama soyadı kanunu çıktığında öyle tercih yapmışlardır.

Madam Klara Menekşe soyadlılarla arkadaştır. Uzunhafız Sokağının alt kısmında otururlar. Kısa boylu, boğazında guatrı olan bir hanımdır.

Fuat Bey ise küçüklüğünden beri şakacı kimlikli bir Türk’tür. Çocukken babaannesinin taharet kabına neft yağ koyduğu anlatılır. Doğru… Yanlış… Yani küçüklükteki yaramazlıkları, büyüdüğünde şakacılığa dönüşmüş. Lakabı Şişman’dır.

Giz ailesi onları 1920’lerden beri tanır.

1930’larda Şişman Fuat ile Klara tanışırlar. Birbirlerinden hoşlanırlar ve sonunda evlenirler. Çocukları olmaz. Semtte neşeli bir aile olarak bilinirler.

Adnan Giz ve ailesi onlarla yıllarca görüşürler. Jean Gabin’e benzeyen Şişman lakaplı Fuat Bey sempatikliğiyle çevresini kendine bağlayan bir insandır.

1960’lı yılların ortasında 80’li yaşlarındayken Fuat Bey ölür. Yalnız kalan Madam Klara Giz ailesiyle ilişkisini kesmez. Görüşmeleri devam eder.

1970’li yıllarda da Madam Klara ölür.

Bu neşeli karı-koca, birlikte yaşadıkları mutlu yıllardan sonra ayrı mezarlıklara gömülür. Fuat Bey Müslüman mezarlığına… Madam Klara Yahudi mezarlığına...

Bir başka öykümüzde anlattığımız Muhlis Bey ve Takuhi Hanım gibi.

Ne acı. Bu tip aileler için de mezarlık yapılamaz mı? Veya birinin mezarlığına diğeri de gömülemez mi? Yani birlikte olamazlar mı?

ARİF ATILGAN 2024 MART

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

MİNİK BİR ÖYKÜ

Albay Nuri Bey Ali Paşa’nın uzaktan akrabasıdır. Ali Paşa Adnan Giz’in dedesidir. Ölüm tarihi 1918 yılıdır. Onun oğlu ise Hüsnü beydir…

Bulcay hanım, Albay Nuri beyin kızıdır. Bir ayağı aksamaktadır.

Genç kız olan Bulcay, Adnan Giz’in oğlu Ali Giz’i çocuk arabasıyla gezdirmektedir. Ali 1 yaşındadır.

Bu gezdirmeler sırasında Kürt Mahmut’a rastlamakta, bazen bir iki laf etmektedir..

Minik Ali bu durumdan faydalanmayı becerir. Başkalarının yanında ‘Mamut’ diyerek Bulcay hanımı ürkütmekte “rüşvet” olarak çikolata aldırmaktadır. Bu durum Bulcay hanımı bol bol güldürmektedir.

Kadıköy’de Feridun isimli bir sahaf vardır. Komünist olduğu söylenir. Lakabı da komünisttir zaten. Bulcay hanım onunla evlenir. Ancak birliktelikleri devam etmez. Bir süre sonra boşanırlar.

Semtler böyledir. Kendi içinde. Mütevazı. Öyküleri de… Genelde düz ve basit. Arada bir karmaşık...

ARİF ATILGAN 2024 MART

 

https://atilganblog.blogspot.com/2024/03/bir-oyku-yeldegirmeninde-menase-ve.html

https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/i%CC%87ki%CC%87-k%C3%BC%C3%A7%C3%BCk-%C3%B6yk%C3%BC

 

25 Mart 2024 Pazartesi

ÖYKÜ

BİR İNŞAAT SERÜVENİ

1980’li yıllar… Altıyol Meydanı’nda Mimarlık bürom, Caferağa’da nalbur dükkânım var. Anadolu Yakası’nda inşaatçılık ta yapıyorum. Her birinde her gün saatlerim geçiyor. Ama ben nalburda vakit geçirmeyi seviyorum. Orada insanlarla daha yakın oluyorum. Çok ziyaretçim geliyor. Ayrıca kapı önünde oturduğumda çoğu tanıdık, gelen geçenle selamlaşmak ve laflamaktan da keyif alıyorum.

Bir gün komşulardan Dikran Bey geldi. Kendisi karşı sıramızda 2 katlı eski bir evde oturmaktadır. Kısa sohbet sonrası dedi ki ‘Bizim evi yıkıp inşaat yapar mısın?’ ‘Yaparım tabii.’ Dedim.  ‘İşimiz bu.’ İşte serüven böyle başladı.

Ertesi gün eşi ile geldi. Konuştuk, anlaştık. Daha sonraki gün Notere gidip sözleşme yaptık. Ve ben çalışmalarıma başladım.

Müteahhitler genellikle evi yıkarak işe başlarlar. Ben garanticiyimdir. Evi yıkmam. Belediyede Proje-Ruhsat süreci bitinceye kadar ev sahipleri orada oturmaya devam eder. Hani bir sorun çıkar filan. Anlaşmayı iptal eder gideriz. Sadece yaptığım masraflar zararım olur. Onu da helal eder, ‘tecrübe’ der, geçer giderim. 

Ruhsat arsaya verilir. Dolayısıyla proje onaylanacağı zaman evi yıkıp parseli arsaya çevirmek gerek. Öyle yaptım.

Nitekim onaylı projeyle ruhsatı alma safhasına gelindiğinde ev sahiplerine yakınlarda bir daire kiraladım. Taşındılar. Yıkım ruhsatını aldım. Evi yıktım. Sonra Tapu Dairesinden parselin arsa olduğuna dair cins tahsisi yaptırdım. Arsa tapusunu alıp belediyeye verdim ve onaylı proje ile inşaat ruhsatını aldım.

Bu safhadan sonra yapılacak işlemler… Tapu dairesinde kat irtifakının kurulması ve arsa sahibinin bana vereceği bağımsız bölümlerin hisse satışının yapılmasıdır.

İşte burada iş karıştı. Kat irtifakını kurdum. Ama bana verilecek bağımsız bölümleri alamıyorum. Adam Ermeni, karısı Rum’muş. Karısıyla ilgili tapu devrinde sorun çıkıyor.

Tapu Müdürlüğü, ‘Sultanahmet’te Tapu Kadastro İstanbul Bölge Müdürlüğü’ne git’ dedi. Gittim. Orası da ‘Ankara’da Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü’ne git’ dedi. Oraya da gittim. Sonra yine... Yine… Her iki tarafa da defalarca gittim. Hep çıkmaz sokağa girmiş gibi oluyorum. Olmuyor.

Adamların evini yıktım. Kiralarını ben veriyorum. İş sonuçlanmıyor. Geceleri uykum kaçıyor. Balkona çıkıp sigara içiyorum. Hem fizyoloik hem psikoloik sağlığımın bozulduğunu hissediyorum. Çıkar yol göremiyorum.

Ankara’ya gidişlerim trenle. Sabah erken saatte Gar’a iniyorum. Henüz resmi daireler açılmamış oluyor. Ben de Çankaya’da bir otelin yola bakan bahçesinde kahve içerek vakit geçiriyorum. Şükür ki küçük keyiflerim vardır. Bir gün orada otururken dedim ki içimden ‘Madem kadında sorun çıkıyor adamın hissesini devralayım.’

O gün Tapu Genel Müdürlüğü’ndekilere bunu da sordum. ‘Öyle olur’ dediler. İstanbul’a dönünce Arsa sahiplerine de aynı şeyi sordum. Onlar da ‘olur’ dediler.  

Hemen Tapu Dairesinde bu şekilde muameleyi yaptık ve inşaata başladım. Zaten küçük bir parseldi. İnşaat çabuk bitti. Evlerine taşındılar. 3. ve 4. Katları onlar için dubleks yapmıştım. Çatıyı da teras yaptım. Bahçe gibi… Üst katlar onlara ait olmuştu. Herkesin keyfi yerinde olarak hayat devam etmeye başladı…

Google'da Binanın Bugünkü Hali

Bitmedi…

Kedileri vardı. Küçük bir aslan yavrusu gibi… Hem iri hem de güzel. Hayvanın en önemli keyfi 4. Kattaki pencerenin denizliğinde uyumak. Ben aşağıdan bakarken ürperiyorum. O gayet sakin. 20cm genişlikte yürüyor da dönüyor da…

Bir gün Dikran Bey telaşla geldi. Kedi uyurken 4. Katan aşağı düşmüş. ‘Eh. Söylemiştim.’ Demeye çalışıyorum. ‘Ama kedi yok.’ Demez mi. Belli ki ölmemiş. Kaybolmuş veya kaçmış.

Tarzan filminde görmüştüm sanırım. Filler öleceğini hissedince bir şelalenin arkasındaki mağaraya gidiyorlar, gözden ırak oluyorlardı. Demek başka hayvanlarda da böyle huy varmış. Bizim kedi de bir yere gizlenmiş.

Uzatmayayım. Aradan birkaç gün geçti. Dışarıdan Dikran Bey’in keyifli küçük çığlıklarını duydum. Kapıya çıktığımda gördüm ki kedi gelmiş. O da ona ‘Nerelerdeydin?’ diye soruyordu... Yanına gittim. ‘Neyse. İçin rahat. Gel sana bir çay ikram edeyim.’ Dedim.

Apartmanın kapısını açtı, kedi içeri daldı. Yukarıdan bakan eşi de daire kapısını açıp kediyi eve almak için içeri girdi.

Biz de dükkânımın içindeki yazıhane bölümüne geçtik. Çayları içerken sohbete başladık. Şuradan buradan konuşurken Dikran Bey dedi ki ‘Biz Tapudaki sorunları biliyorduk.' 'Ne.’ Dedim. ‘Yahu Ben hasta olacaktım.’ Anlattı…

Kimlerse tanımıyorum. Evin sorunlarını anlattığı birkaç kişi Ona beni tavsiye etmiş. ‘Yaparsa O yapar. Ama sakın bu sorunları anlatma. Pürüzlü işe girmez.’ demişler.

2024 yılındayız… Bazen geçerim o sokaktan... Kimseyi tanımıyorum. Kimse de beni tanımıyor. Eminin birbirlerini de tanımıyorlar. Öyle miydi eskiden. Kadıköy’ün tüm esnafını tanırdım. Sadece esnafını değil üst katlarda oturan aileleri bile tanırdım.

İki öykü birden oldu bu sefer. Ama öyle gerekiyordu. Affola…

ARİF ATILGAN 2024 MART

https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/bi%CC%87r-i%CC%87n%C5%9Faat-ser%C3%BCveni%CC%87

https://atilganblog.blogspot.com/2024/03/oyku-bir-insaat-seruveni-1980li-yllar.html



20 Mart 2024 Çarşamba

 Kent Hafızası


TİPİTİP RAMAZAN

1970’li yıllar… Kadıköy’de çay bahçelerinin moda olduğu dönem… Hepsi, ilkbaharın kendini hissettirdiği mart ayından itibaren açılmaya ve de dolmaya başlar.

Onu önce Fenerbahçe’deki çay bahçelerinde sonra Moda’da görmeye başlamıştım. Daha sonra Kadıköy Çarşısında ve de her yerde...

Çiklet satardı. Tipitip çikletleri. Dolaşırken ikinci İ harfini uzatarak bağırırdı. Tipiiitip... Sonraları o kadar tanındı ki Kadıköy’de… Bağırmayı da bıraktı. Adı Ramazan’dı. Giderek Tipitip Ramazan olarak bilinmeye başladı. Kısa boylu, saf ve sempatik bir gençti. Sevilirdi. Herkes Onu tanırdı ama O da herkesi tanırdı. Bu sebepten kimi görse yanına gelir, sohbet ederdi.

Ondan dinlemiştim sanırım. Caferağa’da bir pasajda yatıp kalkıyormuş. O pasajdaki Berber Caco Ona sahip çıkıyormuş.

Ramazan Fenerbahçeliydi. Üzerinde her zaman Fenerbahçe’nin renkleri olan sarı-lacivert giysiler olurdu. Takımın antrenmanlarını da maçlarını da kaçırmazdı. Hepsine giderdi bildiğim kadarıyla. O yıllarda maçlar çok pahalı sayılmazdı ama nasıl gittiğine şaşırırdım. Sanırım birileri sokarmış içeri.. Her rastladığımızda takımın durumunu anlatırdı. Oyuncular hatta idareciler bile tanırdı Onu.

Çiklet çiğneme alışkanlığım yoktur. Ama Onu görünce 1-2 paket alırdım. ‘Ramazan, sen beni çiklet çiğnemeye alıştıracaksın.’ Derdim.

O Fenerbahçeli Tipitip Ramazandı. Ta ki o güne kadar…


                                             Ramazan Çiklet Satarken

Kadıköy Çarşıda rastlamıştım. Alışkanlıkla ‘Fenerden ne haber?’ dediğimde verdiği cevap şaşırtıcıydı. ‘Artık kendi Bağ-Kur’uma bakacağım.’ Belli ki hasta taraftarlığı bırakmıştı. 

Onu seven bir Kadıköylü durumuna el koymuş. Önce Bağ-Kur kaydını bulmuş. Düzenli olmasa da eski ödemelerini ortaya çıkarmış. Bağ-Kur, SGK hepsini toparlamış. Sanırım o cümleyi de O kurmuş. ‘Sen önce Bağ-Kur’una bak. Futbol doyurmaz seni.’ Ramazan da ‘Bağ-Kur’uma bakacağım’ demeye başlamış. Ogün Onun değiştiğini hissettim.

‘Bağ-Kur’uma bakarım’ sözünü uzun süre arkadaşlarımla aramızda kullanmıştık. Gereksiz şeylerle uğraşanlara bu sözü söylerdik.

Bir süre sonra Ramazan ortalıkta görünmemeye başladı. Uzun zaman sonra Kadıköy’de Ona rastladım. ‘Hayrola Ramazan. Gözükmüyorsun ortalıkta’ demiştim. Anlattıklarından anladım ki bir huzurevine yatırılmış. Maltepe’de…

Belli ki Ramazan’a bir hayırsever sahip çıkmış. Bağ-Kur, SGK primlerini derleyip toparlamış. Onun emekli olmasını sağlamış. Sonra da Onu bir huzurevine yatırmış. Maltepe’de Darülaceze’ye ait bir huzurevi vardır. Kesin bilmiyorum ama sanırım oraya… Özeller ücretsiz almazlar çünkü.

Geçtiğimiz yıl da görmüştüm Onu. Yine Çarşıda. Bu sefer uzaktan bakıştık sadece. Bırakın konuşmayı selamlaşmadık bile. Çünkü Çarşıda Çarşılık kalmamıştı. O da Ben de yabancı gibiydik Kadıköy’de artık. Ne ilgisi var? Demeyin.

Kadıköy şehir olmaktan çıkmış kent olmuştu. Biz de şehirli olmaktan çıkıp kentli olmuştuk sanırım.

ARİF ATILGAN 2024 MART

 

      

 

 

17 Mart 2024 Pazar

KÖŞE YAZISI

ÇOCUKLAR, YAŞLILAR VE SİYASET

TV’de bir siyasetçi propaganda konuşması yapıyor. Partisini merak bile etmedim. Hepsi aynı çünkü...

Diyor ki ‘Çocukları sokaktan kurtaracağız.’ Sonrasında da uzun uzun çocuklar için yapacakları tesisleri anlatıyor. Yahu sokakları önce arabalardan kurtarın da görelim sizin siyasetinizi. Sokak, çocukların en iyi oyun alanıdır. Orada birbirlerini kolayca görürler. Üstelik evinin kapısından çıkar çıkmaz… Onlarca sokak oyunu vardır.

Sokaktaki çocuk kendisidir. Evinin hemen önündedir. Güvenlidir. Evinde büyükleri vardır. Diğer evlerde ise komşuları... Onlar da ağbisi, ablası, amcası, teyzesidir Onun. Orada arkadaşlığı öğrenir. Büyükleri Onu korur. Küçüklerini ise O korur. Tabii ki arada itiş kakış olur. İzole değildir ki sokaklar. Siz sokakları yok edin. Sonra da yeni oyun alanları yapmaya çalışın. Yapmacık.

Tesislerde büyüyen çocuk, çocuk olmuyor. Robot oluyor. Duygusuz… Bu mudur? Eskiden okuldaki sınavda arkadaşına kopya veren çocuk bazen kopya verdiği arkadaşından düşük not alırdı. Gülünürdü bol bol… Şimdi torunumun okulunda çocuklar birbirlerine değil kopya vermek, karnelerini bile göstermiyorlar. Üstelik daha çok itiş kakış oluyor.

                                                         Sokak Herkesindir

Yaşlılar için ise 3-5 saatliğine emanet edilecekleri kurumları anlatıyor siyasetçi. Kapalı mekânlar. Oraya bırakıp işinize, çarşıya-pazara gideceksiniz. Dönüşte alacaksınız. Güvenli olduğundan içiniz rahat edecek. Yaşlılar bir kuruma emanet edilecek evcil hayvanlar değildir. Eşya ise hiç değildir.

Yaşlılar için onları oraya buraya bırakacak olan yakınlarına muhtaç olmadıkları tesisler yapmak hiçbir siyasetçinin aklına gelemiyor. Onlara artık yeni aile düzeninde yer yoksa yaşlı bakım evleri yapılmalıdır. Sağlığı uygun olanların dışarı çıkıp tekrar geriye döndüğü tesisler…  Siyasetçi bugün yaşamını sürdürüyorsa yaşlıların bugüne kadar yaptıkları sayesindedir.

Yaşlılar, akıl danışılan saygın kişiler olmalıdır. Huzurevinde yaşayan bir eski hâkime rastlamıştım. Anlatmayayım. Çok üzülmüştüm.

İnsanlar yaşlısıyla, genciyle, çocuğuyla, bebeğiyle ve hatta hayvanlarıyla birlikte yaşayabilmelidir. Şehir budur. Huzurevi kadar kreş… Kreş kadar huzurevi önemli olmalıdır.

Sevgili siyasetçiler… Siz bu basit denklemi çözen vaatler bulun lütfen.

ARİF ATILGAN 2024 MART 
 
https://atilganblog.blogspot.com/2024/03/kose-yazisi-cocuklar-yaslilar-ve.html
 
https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/%C3%A7ocuklar-ya%C5%9Flilar-ve-si-yaset