6 Eylül 2026 Pazar

 İskeleler

PENDİK İSKELESİ

Pendik İlçesi doğuda Tuzla, batıda Kartal, güneyde Marmara Denizi, kuzeyde Sultanbeyli ile komşudur. Nüfusu 752033, yüzölçümü 190km2 olup 9km sahili bulunmaktadır. Deniz seviyesinden ortalama yülksekliği 39 metredir. Bölgenin bilinen en eski ismi Pantikapeondur. Bu isim Osmanlı döneminde Pendik olmuştur.

                                                        1980’lerde Pendik İskelesi

Pendik’te 1961 yılında yapılan kazılarda üç-dört bin yıl öncesine ait insan kalıntıları bulunmuş. Milattan önce Roma’nın, Milattan Sonra 395 yılından itibaren Doğu Roma’nın İmparatorluk sınırları içerisindeymiş. Zaman içinde çeşitli ordular tarafından zaptedilip el değiştirmiş. 1453 yılında Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethiyle Osmanlı’nın olmuştur. 1798-1889 yılları arasında 3 büyük yangın geçirmiş.

Pendik İstanbul’un ilk planlı yerleşimidir. 1889 yılında olan son yangın sonrası Padişah Abdülhamid Pendik’i yeniden kurmayı amaçlamış. Bu konuda görevlendirilen Ayan Meclisi Senato Hariciye Encümen Reisi Azaryan Efendi Paris’ten mimar-mühendisler getirerek burayı planlatmıştır. Hatta kendi isminin ilk harfi olan A harfini plana işletmiştir. Gazipaşa ve İsmetpaşa Caddeleri harfin iki ayağını, Dr. Orhan Maltepe Caddesi ise ortadaki yatay çizgiyi belirler.

Pendik’te Azaryan’ın A harfi.

1924 mübadelesinde Yunanistan’dan gelen Türkler Pendik’e de yerleştirilmişler. 1930-1970 arası Anadolu’dan gelenlerle nüfus 30000’lere ulaşmış. 1980 Yılındaki Nazım Plan ile buraya sanayinin getirilmesi nüfusu arttırmıştır. 1990 yılındaki nüfusu 235000’dir.

Pendik, 04.07.1987 tarihinde 19507 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 3392 Sayılı Kanun’la Kartal’dan ayrılarak müstakil ilçe olmuştur.

Burada Gözdağı, Ömerli Barajı, Sabiha Gökçen havaalanı ve Tersane gibi önemli tesisler bulunmaktadır. Haydarpaşa-Söğütlüçeşme’den kalkan şehirler arası trenler sadece Bostancı ve Pendikte dururlar.

İskele…

1888-1895 tarihli haritada Pendik İskelesi görülür,

1888-1895 Tarihli Haritada Maltepe, Kartal, Pendik İskeleleri.

1913 yılında Pendik İskelesinin fotoğrafları vardır.

1920 ve 1948 yıllarında da iskelenin fotoğrafları vardır.

1990’larda sahil doldurulur,

2004 yılında doldurmuş olan sahile yeni iskele inşa edilir. İDO’nun Yalova’ya feribot seferleri buradan yapılır.

                                                                   İDO İskelesi

Anı olmadan olmaz…

Pendik 1960’larda bahçeli evlerin olduğu hoş bir semtti. Teyzemin kızı evlenip eşiyle ilk burada oturmuştu. Uğurlu gelmişti. Zengin oldular. Bu sefer ona göre yerlere taşındılar. Ama oraları uğurlu gelmemişti.

1970’lerde 3 arkadaş sahildeki balık lokantasına gitmiştik. Pendikli olanımız ısrarla davet ediyordu çünkü. Oturduğumuz restoran deniz kıyısı değil deniz üstüydü. Yedik, içtik. Hesabı istediğimizde o arkadaşımız garsona kendisinin Pendikli olduğunu belli eden espiriler yaptı. Garson anlamadı. Bu sefer apaçık oralı olduğunu söyledi. Garson onu tanımadığını söyleyince arkadaşımız çöktü. Herkes anlamaz bunu. O bir Muhit Çocuğu idi. Eski muhitlerde hiç samimiyetiniz olmasa da mahallenizden biri dışarıda size selam verir. En azından tanıdığını belli ederdi. Muhit kavramının bitişi o yıllarda başlamıştı.

İstanbul’da zengin yerleşimi olarak bilinen bölgeler vardır. Hepsinin içi karışıktır aslında. Sırf zengin yoktur yani. Gerçekten elit bir yerden bahsedeceğim sizlere. Kartal’dan gelip minübüs caddesinden Pendik’e girerken sağ tarafta denize doğru çıkıntı yapan kara parçası. Çevreden kopuk üç beş sokaklık bir yerleşimdir. Eskiden denizle sınırdı. Şimdi dolgu alanın yeşilliği ile.

Kırmızı Çizginin Altındaki Yerleşim

Burada eşimin liseden bir arkadaşı oturuyor. Türkiye’nin en ünlü giyim markalarından birinin patronlarındandır. Bir gün eşimden lise sondaki kızına resim dersi vermesini rica etmiş. Amaç akademiye sokabilmek. Zira işleriyle ilgili bölümler orada. Moda vs. Eşim de ‘Olur’ demiş. Başladılar. Aklı başında bir çocuk. Eşim sadece kalem-fırça kullanmayı öğretmez. Müzelere, sergilere götürür. Dünya ressamlarını ve resimlerini öğretir. Yani kültürünü de verir. Bir gün bir kitap önermiş. Kız önce ‘hık mık’ demiş. Sonunda durumu açıklamış ‘Yaz tatilinde para kazanıp alabilirim ancak’. Tatilde ünlü bir hamburgercide çalışıyormuş meğer. Eşim şaşırmış ama uzatmamış. Kitabı kendi satın alıp ona hediye etmiş. Kızın annesini ilk gördüğünde durumu anlatmış. ‘O bizim zengin olduğumuzu bilmez’ demiş annesi. Babasız büyüttüğü kız çocuğu için böyle bir yöntem bulmuş meğer. Tartışmak haddimiz değil. Uzatmayayım. Kızımız akademide istediği bölümü kazandı. Okulu bitirdiğinde annesi ona sır olan durumu anlatmış. Tabii kızı çok şaşırmış. Sonra da onu başka bir şehirde bulunan fabrikanın başına geçirmiş. Diyeceksiniz ki ‘Ne güzel işte. Mutlu son.’. Hayır. Yıllarca durumunu benimseyen kızın hayali bambaşka bir şekilde oluşmuş. Okulu bitirip bir yerde çalışmak. Boş zamanlarında sergiler, sanat etkinlikleri gezmek. Halbuki fabrika İstanbul dışında. Üstelik yoğun iş temposundan boş zamanı olamıyor. Yani hayalleri hayal olmuş çocuğun.  Duyduğumuza göre sık sık annesine ‘Yaktın beni anne’ diyormuş.

Günümüzde Pendik İskelesini çok kullanıyorum. Sık sık Yalova’ya gidip geliyorum oradan. Pendikle hep iç içeyim yani. Ama 1960’lı yıllardaki 10000 nüfuslu köy gibi halini bildiğim için biraz tuhafıma gidiyor. 1970’lerde sahildeki dönerci, biraz ilerideki tatlıcı, iç taraftaki bahçeli evler... Hoş bir yerdi eski Pendik.  

İnanın Pendik yine hoş. Zaman ayırıp girin iç taraflara. Pişman olmazsınız. Tek sorun araba park yeri. Bu sorunun da sorun olmadığı yer var mıdır sanki?

ARİF ATILGAN 2026 EYLÜL

 https://atilganblog.blogspot.com/2026/09/pendik-iskelesi-pendik-ilcesi-doguda.html

https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/pendi%CC%87k-i%CC%87skelesi%CC%87

 

     

 

 


25 Ağustos 2026 Salı

Köşe Yazısı

DEPREM KONUSU

2000-2010 arasında bir dönem Mimarlar Odası ve TMMOB Afet Komitesi başkanlığı yaptım. 17 Ağustos 1999 depreminin ertesi günü Gölcük’te bilirkişilik yaptım. 12 Kasım 1999 Düzce Depremi sonrası sahadaydım. Ayrıca Kandilli Rasathanesinde çalışmalara katılarak Deprem Uzmanı sıfatı aldım. Çok sayıda Depreme Karşı Yapısal Bilinç (dkyb) konferansı verdim, panelde konuştum, Tv’lerde açıklama yaptım. Yani ‘laf ola beri gele’ konuşanlardan değilim.

Binaların yapıldıktan sonrası çok önemli… Bir de Kentsel Dönüşüm var ki o ayrı yazı konusu. Ama ilk konu kimsenin fark etmediği, bilmediği, ilgilenmediği hayati konulardır. Özellikle yetkililerin bu yazıyı okumasını öneriririm.

Binaların bitimi sonrası…

İnşaat süreci dört dörtlük devam ediyor, her çeşit kontrol  yapılıyor ve bina bitiyor. İskan alınıp insanlar yerleşmeye başlıyor. Sonra?...

Görünenler var ki bunlar olağan hatta hak sayılıyor. Kat çıkmak, balkon kapamak vs gibi. 

 Sonradan Yapılan Eklemeler. (2005 Yılının Fotoğrafları)

Ben görünmeyenlere değinmek istiyorum. Onları fotoğraflıyamıyoruz…

Tam bir ‘Saldım Çayıra Mevlam Kayıra’ durumu. Her taşınan gerek taşınmadan önce gerekse taşındıktan sonra kendi dairesi içinde dekorasyon adı altında keyfinin istediği tadilatı yapıyor. Taşıyıcı olmayan duvarlar yıkıldığı gibi binanın taşıyıcı sisteminin parçaları olan kolon-kirişlere de zarar veriliyor.

2000 başlarında gördüğüm örnekleri yazayım.

Örneğin duvar kalınlığının üzerindeki dişler traşlanıyor. Bu arada demirlere zarar veriliyor. Etriyeler kesiliyor. Etriye dikine demirleri bir arada tutar. Dolayısıyla hepsinin birlikte çalışmasını yani kolonun bütünüyle görev yapmasını sağlar. Kesildiğinde kolon görev yapamaz oluyor. Daha ileri gideyim… Bazı yerlerde kolon ve kirişler ayrı ayrı bazen de birlikte kesiliyor. Binanın taşıyıcı sistemi bütünüyle çalıştığı için hemen çökmeyebilir. Ama en küçük sarsıntıda yıkılır.

Taşıyıcı olmayan bölme duvarları ise binanın depreme karşı direnmesini sağlar. Yatay salınıma direnç göstererek taşıyıcı kolon-kirişe yardımcı olur. Yani esas taşıyıcı elemanlar olan kolon ve kirişlere kesinlikle dokunulmamalıdır. Bölme duvarları ise bir bilenin görüşü alınarak yıkılmalıdır veya yıkılmamalıdır. 

Önerimi yazmak istiyorum.

İskanı alınıp bitirilen bir binanın teknik sorumlusu olmalıdır. Mimar, inşaat mühendisi veya Yapı Denetim Kuruluşu olabilir. Zaman içinde sorumlular değişebilir ancak sorumluluk bina var oldukça devam etmelidir. Bu kişiye bina teknik sorumlusu veya başka bir sıfat verilebilir. O bina içinde yapılacak her tadilat Bina Teknik Sorumlusunun onayı ile olmalıdır. Her değişiklik hem o kişide hem belediyede hem de Çevre Şehircilik İl Müdürlüğünde kayda geçmeli, dosyalanmalıdır. İzinsiz yapılan tadilatların cezası can yakmalıdır. Binaların bittiği günkü gibi kalması ancak bu şekilde sağlanır. Aksi takdirde yakın gelecekte bugün dört dörtlük yapılıp bitirilmiş binaların bazıları tekrar yıkılıp yapılma durumunda olacaktır. 

Günümüzde bazı binaların durup dururken çöktüğü haberlerini duyuyoruz. Ben böyle bir şeyin çok zor olabieceğini hatta olamayacağını iddia ederim. Yıkılmadan önce bina incelense mutlaka yukarıda yazdığım tipte hırpalanmalar bulunurdu.

Eski binaların sağlamlığını savunmuyorum. Çünkü onların hepsi 1975 yönetmeliğine göre yapılmıştır. O yönetmelikte İstanbul ve çevresi 2. Derece Deprem bölgesidir. 1998 yılındaki Yönetmelik ise İstanbul ve Çevresini 1.Derece Deprem Bölgesi ilan etmiştir. Ayrıca gerek malzeme gerekse yapı yapılması çok değişmiştir. Esas konuyu dağıtmamak için buralara girmek istemiyorum. Başka bir yazıda değinirim.

Bir de Yanık Beton ve Döküm Demir konusu var ama günümüzdeki Yapı Denetim sistemi içinde bunların olması mümkün görünmüyor.

Tekrar ediyorum. Bitmiş bir binanın kesinlikle teknik sorumlusu olmalıdır. Tamirat da tadilat da sorumlu teknik elemanın izniyle yapılmalıdır. Aksi takdirde yakın gelecekte yeni yapılmış binaları da yeniden yapmak zorunda kalacağız. Yeni güvenli binaların güvenliliğinden emin olmalıyız.

Üstelik bu kadar zengin değiliz. 

ARİF ATILGAN 2026 AĞUSTOS

Not: Bu yazıyı İstanbul’da yaşadığım binadaki bir dairede yapılan tadilat dolayısıyla yazdım. Kamyonla moloz çıktı. Belki sorun yoktur ama huzursuzum.

 https://atilganblog.blogspot.com/2026/08/kose-yazs-deprem-konusu-2000-2010.html

 https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/deprem-konusu

 

 

 


20 Ağustos 2026 Perşembe

 

İskeleler

KARTAL İSKELESİ

Kartal ilçesinin batısında Maltepe, kuzeyinde Sancaktepe, kuzeydoğusunda Sultanbeyli, doğusunda Pendik bulunmaktadır. Nüfusu 2025’deki sayıma göre 475630 kişi olup yüzölçümü 48000m2’dir. İstanbul’un en yüksek yeri olan Aydos Tepesi ile balkonu denilen Yakacık Tepesi Kartal’dadır. Aydos Uludağ’dan sonra çevredeki en yüksek tepedir. Yakacık’daki Ayazma ise en serin noktadır. Ayazma alttaki LİNK’tedir: 

https://atilganblog.blogspot.com/2018/08/yakacik-ayazma-ayazma-cay-bahcesi-ve.html

Kartal İskelesi’nin Son Zamanları. (1980’ler)

6.Yüzyılda Kartalimen isimli bir balıkçı köyüymüş. Diğer yandan Aydos kelimesi Rumcada Kartal anlamına gelirmiş. Sonunda çevrenin adı Kartal olmuş.

Çevrede bulunan kalıntılar 6. Yüzyıl başlarındaki Bizans’a kadar dayanmaktadır. 1080 yılında Selçuklu Sultanı Süleyman Şah Pendik, Kartal ve Maltepeyi ele geçirir. Bizans İmparatoru ile 1081 yılında yapılan Dragos Anlaşmasına göre Süleyman Şah Dragos Çayını sınır kabül edeceğini taahüt etmiştir. Kartal 1400 yılında Osmanlı topraklarına katılmış. 1888 yılında İstanbul Şehremaneti sınırları içine alınmış. 1987 yılına kadar İstanbul’un büyük bir ilçesi olan Kartal bu tarihten sonra komşu ilçelere alan vermiş 2009 yılında bugünkü sınırlarını oluşturmuştur.

1929 yılında Yunus Çimento Fabrikası faaliyete başlamıştır.

Yunus Çimento Fabrikası’nın Hammade Çukuru ve Deniz Kıyısında Fabrika

1947 yılında ilçe Sanayi Bölgesi olarak ilan edilmiş. Balıkçılık ve tarım ile geçinen ilçe o tarihten sonra değişmeye başlamıştır.

2000’li yıllarda sanayi tesislerinin Kartal’dan çıkarılmasına karar verilmiş.

2013 yılında İstanbul’un Anadolu Yakası Adalet Sarayı, 2019 yılında Kartal Dr. Lütfü Kırdar Şehir Hastanesi hizmete girmiştir.

Kartal’da çok miktarda sosyal, kültürel tesis bulunmaktadır. 

İskeleye gelirsek…

1857 yılında Kartal’da ilk vapur iskelesi açılır,

1872 yılında Haydarpaşa-Pendik demiryolunun açılması ile iskele çevresi hareketlenir,

1950-1970… Kartal-Yalova arasında Mudanya ve Çardak isimli arabalı vapurlar çalışır,   

1980’ler… . Sahil doldurulmaya başlanmıştır. Arabalı vapur kaldırılır,

1990’ların sonları… Doldurulan sahilde İdo İskelesi hizmete başlar.

2005 yılında Mimarlar Odası olarak İstanbul’da UİA (Uluslararası Mimarlar Birliği) toplantısını organize etmiştik. O yıllarda yöneticiydim. Kongrenin teması benim şiddetle karşı çıktığım ‘Kentler:Mimarlıkların Pazaryeri’ idi. Kongre Vadisi olarak Lütfü Kırdar Kongre Merkezi, Taşkışla, Taksim, Galatasaray arasındaki alan ilan edilmişti. Buranın düzenlenmesi için proje yarışması yaptık. Yarışmayı kazanan proje alana 60 adet kule vinç yerleştiriyordu. Tabii buna da çok karşı durmuştum. Neyse. O günlere dönmeyelim… Şişman Kediler olarak anılan dünyanın önemli mimarlarını davet etmiştik. Irak asıllı kadın mimar Zaha Hadid te konuklar arasındaydı. Onun konferansında salon tıklım tıklım doluydu. Kürsüye çıktığında genç kadın meslekdaşlarımız pop sanatçılarına yapılan gibi çığlıklar atıyordu… Ünlü mimar 2006 yılında İBB’nin  Kartal için yaptığı proje yarışmasını  kazanır. Biz Mimarlar Odası olarak bu projeye karşı çıkarız. Çünkü Kartal MİA (Merkezi İş Alanı) olarak düşünülüyor, nüfus artışı vs getiriliyordu. Amorf mimari tarz diyebileceğimiz bir proje yapılmıştı… Belediyenin uygulamasında yatay mimariler düşey hale getirilmiş, nüfus artışı aynı tutulmuştu. Sonuçta geniş fabrika arsalarına fazla m2’li imar hakkı verilmişti. Fikrimi söyleyecek olursam… Madem ki yoğunluk getiren bir proje uygulanacaktı, keşke Zaha Hadid’in projesi uygulansaydı. Hiç değilse dünyanın en marka mimarlarından birinin projesiyle oluşan Kartal olurdu.

Zaha Hadid’in Kartal Projesi

1950-1980 arası Kartal-Yalova arabalı vapurlarına binerdim. Önceleri şimdikiler gibi büyük değillerdi. Yukarıdaki kapalı salon 1.Mevki, aşağıda arabaların ortasındaki uzunca set üstü 2. Mevkiydi. O yıllarda kapalı mekanlarda sigara içmek serbestti. Bu sebepten salon havasız oluyordu. Hava iyiyse 2.Mevki bilet alır dışarıda zaman geçirirdim. Bir keresinde denizin ortasına gelmişken günlük güneşlik olan hava bir bozdu. Yağmur fırtına. Aşağıda 2.Mevkide oturanların hali berbat. Kaptan yukarıdan seslenmişti ‘Yukarıya gelin’ diye. Günümüzde mevki filan yok. Daha da güzeli vapurda sigara içmek yasak.

 Eski İskele ile Sahildeki Yeni İskele

O yılların ünlü köşe yazarı Refi Cevad Ulunay (1890-1968) Yunus’taki çiftliğinde yaşıyordu. Sabah çiftlikten istasyona Menekşe isimli eşeğiyle gelir, eşeğini kahyaya bırakıp trenle Haydarpaşa’ya gider, vapurla Karaköy’e geçer, oradan da dolmuşla Cağaloğlu’na Milliyet Gazetesi’ne işe giderdi. Akşam da aynı yoldan eve dönerdi. Üstad hayvanları çok severdi. Gündüz birine kızıp ‘Eşek. Kaz Kafalı.’ filan derse eğer,  mutlaka akşam çiftliğe döndüğünde o hayvanları öpüp özür dilermiş. Yaşım küçüktü ama onunla birlikte Peyami Safa, Burhan Felek gibi yazarları okumayı severdim.

1970’lerden beri Yakacık’ta Ayazma Çay Bahçesine giderim. Kartal’a yerleştirilen sanayi tesisleri deniz manzarasının güzel duygusunu yok ediyordu. Şimdi de yüksek binalar…

1970’ler… Yunus Çimento Fabrikası çalışıyor. E-5 Kartal kavşağına gelmeden yolun alt tarafındaki büyük çukurdan kalker (kireç taşı) çıkarılıyor, kazanlara yüklenip teleferik hattıyla deniz kıyısındaki fabrikaya aktarılıyordu... 

Kalker Çukuru ve Fabrika

Kalker taşları toz haline getirilip basit eklemelerle ısıtılarak karıştırılıyor, 50kg’lık torbalarla satışa sunuluyordu. O toz inşaatlarda çakıl-kum ve su ile karıştırıldığında kristalleşerek sertleşiyor. Yani beton oluyor... Fabrikanın biraz ilerisinde kamu kurumlarının lojmanları vardı. Hem onların hem de çevredeki evlerin çatıları çimento fabrikasının tozuyla bembeyaz olmuştu. Daha ileride demiryolunun üst tarafında futbol sahası bulunuyordu. Yemyeşil doğal çayırdı. Kadıköy’den bir takımla orada oranın takımıyla maç yapmıştım.

Fabrika 1990’ların başında kapatılır, 2010’ların başında yıkılır. Keşke Çimento fabrikasından kalan dev silolar muhafaza edilseydi. Önemli bir endüstriyel miras olurdu.

Yunus Çimento Fabrikası

1970’lerde arkadaşım Kimya Mühendisi Engin Dinçol bu fabrikada çalışıyordu. Çok sorumluluğu vardı. Özellikle döner fırının sönmemesi gerekiyor. Acil durumlarda gece bile fabrikaya çağırılıyordu. Bir süre sonra ayrılmıştı. Erken kaybettiğim arkadaşlarımdandır. Rahmet dileyelim Engin’e. 

Özetlersek… 2006 öncesi Kartal’da az katlı işçi evleri vardı. Sempatikti. 2006 sonrası gökdelenler yapıldı. İnsani ölçülerin üzerine çıkıldı. Düşünmeden edemiyorum. Zaha Hadid’in kazandığı proje yarışmasının amacı yüksek binalarla nüfus arttırmak mıydı?

Hep derim. İskeleler sadece iskele değildir. 

ARİF ATILGAN 2026 AĞUSTOS

 https://atilganblog.blogspot.com/2026/08/iskeleler-kartal-iskelesi-kartal.html

https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/kartal-i%CC%87skelesi%CC%87

 

 

 

4 Ağustos 2026 Salı

 Köşe Yazısı

GEYİKLİ-DALYAN-BOZCAADA GEZİSİ

Yalova’dan yola çıktık. Tali yolları severiz eşimle. Geziyi yollardan başlatmış oluruz böylelikle çünkü. Gemlik’i geçince sağa Mudanya yoluna saptık. Çok virajlı bir yol. Kıyı kıyı Trilye’ye geldik ve ilk molamızı verdik. Olumsuz anlamda değişim gördüm. Yolluklarla karnımızı doyurduk. Kahve sonrası tekrar yola koyulduk. Ana yoldan değil tabii yine. Sağda itfaiyenin önünden devam ederek Karacabey’e kadar gittik. Hep zeytinliklerin içinden. Karacabey’den sonra Bandırma, Biga, Çan, Bayramiç, Ezine ve Geyikli-Dalyan. Kaldığımız otel Sunset. Tek tek müstakil evcikler. Değişik. 1 hafta çevreyi gezdik. Çevrenin içinde Bozcaada da var.

Sunset

Bozcaada çok kalabalık. Bağlar azalıyor. Tabiiki Ayazma Plajından denize  girdim. Ama oradaki buz gibi akan ve şampuan gibi saçları uçuşturacak kadar temizleyen duş paralı olmuş. O su kuyudan çıkar bildiğim kadarıyla. Oranın insanları belediyenin saat koyduğunu, mecburen paralı yaptıklarını söylediler. Merkeze döndük.

Ayazma Plajı

Bilinen şeyleri anlatmak istemiyorum. Herkes gitmiştir bu güzel adaya. Biz ilk olarak 2000’lerin başında gitmiştik. Ada boştu. Vapurdan çıkıp meydandaki erkek kahvesinde nefeslenmiştik. Bu arada  kalacak yer soruşturalım diye düşünürken oturanlardan biri ‘Yer lazım mı?’ diye sordu. İki sokak yukarıda pansiyonları varmış. Gittik. Eşi karşıladı. Bir odaya geçtik.

Eski Yılların Erkek Kahvehanesi Günümüzde Kafe

2000’li yıllarda karşımızda Talay Şarap fabrikasının arka kapısının girintisi vardı. Sabah üzerlerindeki çiyle getirilen üzümler santrifüj makinasına alınıp sapları ayrılarak içeri sokuluyordu. Fabrikanın içini de gezmiştim. 1  bekçi vardı sadece. Üzümler eziliyor, suyu süzülüp beton tanklara dolduruluyordu. Burada şeker kendi kendine alkole dönüşüyormuş. O arada fokurdadığını duyuyorsunuz. Arada bir tanklardan birbirine devrediliyor. Zamanını kaçırırsanız sirke oluyor.  Neyse… Detaylara girmeme gerek yok. Şarap imalatı yapmayacağız. Ada boştu. Ağustos sonu veya eylül başıydı. Bağ bozumu zamanı yani. Turizm bugünkü gibi değildi o zamanlarda. Öyle sokaklara yayılan restoranlar filan yoktu. Hatta esnaf bile yoktu. Bir bakkal ve bir de kasap vardı. Biz mangal da götürmüştük. Her akşam sardalya balığı pişirecektik. O balığı hiç bulamadık. Kasaptan et-kıyma alarak idare etmiştik. Bir tane de  fırını vardı adanın. Çiçek Fırın. Bizim pansiyondan  askeriye tarafına yürüdüğünüzde soldaki sokaklardan birindeydi. Oradan caddeye iniliyordu. Hani derler ya… Has fırın. Nefis ekmekleri vardı. Bir de şam kurabiyesi. Annelerimizin bize, eşlerimizin çocuklarımıza yaptığı ev kurabiyesi. Kurabiye dediğime bakıp ta küçük şeyler gibi anlamayın erkek hemcinslerim. Avuç büyüklüğündedir. Bilmeyen değil yapmayan kadın yoktur bence. Şam kurabiyeleriyle aşağıdaki büyük çay bahçesinde kahvaltı yapmayı çok sevmiştik. İşte bu bizde gelenek oldu. Her gidişimizde yapar olduk.

2026… Yine oraya uğradık. Fırınmız turistik olmuş. Çeşitleri çoğalmış. Önlerindeki küçük balkona masalar koymuşlar. Özel bir mekan olunca turlar geliyor ve nöbetleşe kullanıyorlar o küçük balkonu. Biz 4-5 çeşitten aldık. Tabii şam kurabiyesiz olmaz. Çay bahçemize indik. Birbirine yakışan iki şey. Çay ve kurabiyeler… Karnımızı doyurduk. Büyük bir keyifle geleneğimizi gerçekleştirdik.

Çiçek Fırın

Çay bahçesinde bir heykel vardır. Çoğu kişi kim olduğunu bilmez. O Halil Kaptan’dır. Lütfen bu LİNK’i de tıklayıp okuyun.  

http://atilganblog.blogspot.com/2023/09/

Halil Kaptan’ın Heykeli ve Biz

Eskiden Adaya Odunluk İselesi’nden gidilirmiş. Halil kaptanın mavnasıyla. 1986 yılndan sonra vapur çalışınca Geyikli İskelesi yapılmış. Dolayısıyla orası önemli bir merkez olmuş. Halbuki buranın esas yerleşimi Bergaz (Gökçebayır) Köyüdür. Geyikli minik bir köy, Dalyan ise daha da minik bir balıkçı köyü imiş.

2000’lerde Dalyan Köyünde iki villa yapmıştım. 80 evli bir siteydi. O yıllarda Odunluk İskelesi delik deşik harap bir haldeydi. Balıkçıların gemileri yanaşırdı. Hatta bir adetleri vardı o yıllarda… Tuttukları balıkları kasalara doldurup soğutuculu araçlarla naklederlerdi. Bu arada yere dökülen balıkları poşetlere koyup o sırada orada bulunan halktan kişilere dağıtırlardı. Bir keresinde kayınbiraderle oradayım. Biz bu adeti bilmiyoruz. Adamlar bize balık verince şaşırdık. Konuyu anlattıklarında almıştık.

Odunluk İskelesi

Günümüzde iskele tamir görmüş. Ama ana yola kadar yeme-içmeciler dolmuş. İskelenin ucunda yine balıkçı gemileri var. Değişmeyen şeyler hoşuma gider. Uçta birkaç kişi de oltayla balık tutmaya çalışıyordu. Orada uzun misinayla ucu demirsiz yani dibe batmayan oltayla zargana veya kırlangıç tutulur aslında. Bunları düşündüm ama adamlara bilgiçlik yapmak istemedim. Bu arada balıkçı gemisinden biri bana koca bir poşet dolusu balık vermez mi? Belli ki yerlere dökülmüş. Balıkçıların da yiyecek zamanları yok. Eşimle beni vermeye değer bulmuşlar. Teşekkür ettim. Otelde kaldığımı söyledim. Bir genç ‘Ağbi bana versene’ dedi ve aldı. Gitti. Balıkçılara sordum. ‘Burada böyle bir adet vardı. Bilir misiniz?’ diye. ‘Evet’ filan dediler ama hallerinden bilmediklerini anladım. Onlara eskiden balıkçı gemilerinin Yunan adaları tarafına gittiklerini, en az 2 hafta sonra döndüklerini, iskelede eşlerin-çocukların-ana-babaların kendilerini yolcu ettklerini anlatmadım. Ama içimden  çok teşekkür ettim. Bana o günleri anımsattıkları için.

Ezine’ye de gittim tabii ki. Tetik Köftenin köftesini yemezsem aklımda kalır çünkü. Uzun süredir babasının kopyası olan oğlu işletiyor. Her defasında bizi tanıması hoşuma gidiyor...Sonra da belediyenin yanındaki dodurmacı.. Ezine hayvancılığıyla öne çıkar. Bu sebepten süt ürünleri nefistir. Parkını, caddelerini beğendim. Çalışılmış. Sadece kapalı pazaryerini tutmadım.

Buna karşın çok sevdiğim Geyikli yerleşiminde bir salaşlık gördüm. Aman…

Dönüşümüz aynı güzegahtan oldu. Yalova’da ana yoldan çıkıp eve doğru doğrulduğumda eşim ‘Bravo sana. İyi yolculuk oldu.’ Dedi. Gençler bilmez. Bu kadar yıldan sonra eşlerden iltifat almak çok değerlidir. Nitekim biraz sonra ‘Yine de bundan sonra otobüsle gezelim’ deyiverdi.   

Pandemi sonrası ürkerek te olsa gezmelerimize dönmeye çalışıyoruz. Ama normalleşemedik. Tur şirketlerimiz daha bir alem. Kimi battı, kimi devretti, kimi tur yapmak yerine bilet satıyor. Yani ortam bizden farklı değil.  Olsun. Yeter ki ‘Hayat devam ediyor’ diyebilelim.

ARİF ATILGAN 2026 AĞUSTOS

https://atilganblog.blogspot.com/2026/08/yazs-geyikli-dalyan-bozcaada-gezisi.html

https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/geyi%CC%87kli%CC%87-dalyan-bozcaada-gezi%CC%87si%CC%87

 

26 Temmuz 2026 Pazar

 Köşe Yazısı

BELEDİYELER

Daha önce muhtarlık ile ilgili yazmıştım. https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/muhtarlik

Bu yazıdan sonra mahallemdeki muhtarlığa bırakılan trafik cezaları 2 yıl bana bildirilmediği için faiziyle dünya kadar para ödedim. Telefona çıkmayan Muhtara gittiğimde telefonun sesinin kısıldığını ve kendisinin orada hiç bulunmadığını gördüm. Muhtarlıkta ücretini belediyenin ödediği kişi bulunuyordu. Yazı tıklayıp okunursa ne kadar haklı olduğum anlaşılacaktır.

Gelelim belediyelere…

Başka başka Belediye bölgelerinden gözüme ilişen yanlış uygulamaları yazacağım.  Belediye isimlerini vermeyeceğim. Amacım sorunları ortaya koymak. Varsa çözüm önermek. Yoksa...

Altta her üç nokta arasında bir konu bulunmaktadır.

Tescilli tarihi eser bir sinema restore edilmeden başka amaçla kullanılıyor. Hem de belediye tarafından.… Tarihi bölgeler ticarileştiriliyor… Apartmanda rastgele cepheye klima asılıyor. Şikayet edince belediye yetkilisi ‘mahkemeye gidin’ diyor. Deniz kıyısı bir binada alt kata açılan dondurmacı öyle bir tabela kullanıyor ki üst katta oturan değil denizi, sokağı bile göremiyor… Balkonlar kapatılıyor… Çatılar kapatılıp daire içine katılıyor… Bahçe katındakiler bahçeyi konut içine alıyor… Çöp konteynırının yanına bırakılan eşyalar alınmıyor. ‘Görevimiz değil’ deniyor… Üst katlarda oturanlar pencere denizliğine saksı koyuyor. ‘Rüzgarda aşağıda yürüyen birinin başına düşer’ diye belediyeye gittiğinizde ‘Mahkemeye gidin’ deniyor… Parklardaki yeşil alanlar betonlanıp Etkinlik Alanı yapılıyor. Daha sonra kapalı hale de sokulacaklar  belliki… Bitişik nizam yerlerde komşudan gelen su veya kanal sızıntısına belediye karışmıyor. ‘Mahkemeye gidin’ diyor… Şehrin en güzel yerindeki ev, içinde dansöz oynatılan bir mekan-restoran-kafe haline getiriliyor. Üstelik bina tanınmayacak şekilde değişime tabi tutularak. Tescilli tarihi eser yapılması gerekirken… Aslnda etrafına birkaç masa-sandalye konması gereken deniz kıyısı büfeler onlarca masalı çay bahçesi yapılıyor…  Tescili tarihi eser cami yıkılıp yerine yenisi yapılıyor. Eskisinin fotoğrafı  bile bulunamıyor, yeni yapılanı tarihi eser sanıyor insanlar… Ülkenin en bilindik çevrecisinin heykelinin yanına GSM anten direği dikiliyor…

Fransız Balkonun Camı Sökülüp Klima Takılmış.  Esas Balkonun İçinde Tesisatıyla Yer Ayrılmış Halbuki.

Tekrar ediyorum. Yazdıklarım çeşitli illerdeki çeşitli belediyelerde gördüğüm yanlış uygulamalardır. Bunları kolaylıkla  çoğaltabilirim. Okurlar da eklemeler  yapabilir. Konuyu irdeleyelim istiyorum.

Öncelikle Belediyenin esas görevleri nelerdir? Yol-Ulaşım, Su-Kanal, Temizlik-Çöp, İmar–İnşaat, İtfaiye, Cenaze İşleridir. Bu görevler  yerine getirildikten sonra diğerleriyle uğraşılmalıdır. Lütfen dikkat edin. Sıraladığım görevler orada yaşayan insanların önce hayatiyeti sonra konforu ile ilgilidir.

Eskiden tüm bu görevleri belediyeler yerine getirirdi. Günümüzde mahkemeye gitmenizi söylüyorlar. Avukat Parası, Mahkeme Parası ve 1-2 yıl zaman… Bunu göze alamayan insanlar apartmandaki sorunluyla uğraşmaktan ya vazgeçiyor ya da kavga ediyor. Her iki durumun da sonuçları kötü…

Günümüzdeki belediyeler bu konularla niye ilgilenmiyorlar? Çünkü insanlarla kötü olmak istemiyorlar. Oy meselesi sanırım… Onun yerine gezi, kurs, konser, yardım, etkinlik vs gibi sosyal faaliyetlerle ilgileniyorlar. Ama bunlarda da bazen devamlılık olamıyor. Örneğin muhtaçların evine hergün yemek götürülürken bu hizmet aniden kesilebiliyor…

İlgilenmedikleri konular içinde binaların depreme karşı güvenli olması ve bu durumun muhafazası da var…  Ayrıca işleyeceğim...

Yazının başında Muhtarlar ile ilgili yazımın linkini koydum. O yazının sonunda  muhtarlığın gereksizliği ortaya çıkıyor. Bu yazıda yazdıklarım ise esas işlerini yapmaktan kaçınan belediyelerin de gereksizliği maalesef.

Kurumlar insanların yaşamına dokunmalıdır. Dokunmadıkça unutulurlar. Unutuldukça ‘olmasa da olur’ düşüncesini oluştururlar. Sonunda yok olurlar. 

Dikkat!...

ARİF ATILGAN 2026 TEMMUZ

 https://atilganblog.blogspot.com/2026/07/yazs-belediyeler-daha-once-muhtarlk-ile.html

https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/beledi-yeler

 


14 Temmuz 2026 Salı

 İskeler

MALTEPE İSKELESİ

Maltepe, 53 km2 alanı olan 525044 nüfuslu, 18 mahalleli  bir İstanbul ilçesidir. Define bulunan tepelerinden dolayı bu isim verilmiş.

Eski Maltepe İskelesi

Bölge, zaman zaman Küçükyalı’daki Bizans’ın yazlık sarayı Bryas adıyla anılmış. 1329 yılında 3. Andronikos ile Orhangazi’nin meydan savaşı yaptığı Pelakanon’un, Cevizliden Eskihisar’a kadar uzanan alanın adı olduğu düşünülür. Başıbüyük Köyü Maltepe’den daha eski bir yerleşimdir.

Feyzullah Efendi 1728-1729 yıllarında Maltepe sahiline Kayışdağı’ndan künklerle su getirmiş ve adının verildiği çeşmeyi yaptırmıştır. Ayrıca adını taşıyan cami ve hamam da ona aittir. Kendisi  1750’li yıllarda Rumeli Kazaskerliği ve iki defa Şeyhülislamlık yapmıştır.  Maltepe’nin, Feyzullah Efendinin çiftliği olarak kurulduğu belli olmaktadır. 

Feyzullah Efendi Çeşmesi (Önde) ve Camii.

1872 yılında demir yolu gelmiş, istasyon çevresinde yerleşim oluşmuş, 1900 öncesi Maltepe’ye denizden de ulaşım sağlanmıştır. Bu suretle tarım ürünleri Adalara sevkedilmiş, oralarda satışa sunulabilmiştir.

1901 yılından itibaren Süreyya İlmen’in izleri görülür. Süreyya Bey Başıbüyük’te askeriyeye inşa ettirdiği okulun ve caminin projelerini Mimar Alexandre Vallaury’ye hazırlatır.

Süreyya İlmen’in Yaptırdığı Cami

1908’de Maltepe’yi içine alan Kartal, İstanbul iline bağlı ilçe olur. 1919 tarihli bir plandan anlaşıldığına göre, bu tarihlerde İstasyonla Dragos Tepesi arasında Maltepe Milli Müdafaa İskelesi adlı demiryolu iskelesi yapılmıştır.

1924 yılındaki Mübadele ile Yunanistan’dan gelen Türk vatandaşlar buradaki ilk yerleşik düzeni oluşturmuşlar.

1928 yılında Maltepe Belediyesi kurulmuş. Feyzullah Camii yanmış.

1946 yılında Süreyya Plajı açılır. Süreyya Paşa 1951 yılında Başıbüyükteki arazisinin 1800 dönümünü SSK’ya hibe eder, 1952’de burada açılan Göğüs Hastalıkları Hastanesine onun adı verilir.

1959 yılında Semavi Eyice tarafından Bryas Sarayındaki tarihi kalıntılara dikkat çekilir.

1960 yılında Küçükyalı Belediyesi ayrılır.

1980’de Maltepe  ve Küçükyalı Belediyeleri iptal edilir. Maltepe, İBB’ye bağlı Şube Müdürlüğü  yapılır.

1985’te Maltepe, Kartal Belediyesi’ne bağlı müdürlük olur.

1992’de Maltepe tekrar İlçe ve müstakil belediye  yapılır.

Daver Baba Tekkesi (1350-1375), 1729’da yapılıp 1928’de yanan 1964’te biraz daha ileride aynı adla yeniden inşa edilen Feyzullah Efendi Cami, Feyzullah Efendi Çeşmesi, Feyzullah Hamamı, Süreyya Paşa Plajı (1946), Beşçeşmeler hemen akla gelen eski eserlerdir.

Maltepe’de iki iskele bulunur...

1 NO: Denizcilik İşletmesi İskelesi. 2 NO: DDY Milli Müdafaa İskelesi.

1-Denizcilik İşletmesinin İskelesi...

1888-1895 tarihli bir haritada Maltepe İskelesi görünmektedir,

1928 öncesi Seyr-i Sefâin İdâresi Sefer Hututu [Hatları] gösteren haritada da Maltepe İskelesi görünüyor,

1990 sonrasında Maltepe Sahili doldurulur. İskele dolgu alanı rıhtımına taşınır.

1 Kasım 2022 tarihinden itibaren doldurulmuş alanda yeni iskele yapılır ve çalışmaya başlar.

2-DDY Milli Müdafaa İskelesi…

1919 yılında faaliyete başlamış

1949 yılında patlayıcı ve yanıcı maddelerin Haydarpaşa Limanına getirilmesi yasaklanımş. Bu tarihten itibaren Sirkeci’den Maltepe’ye getirilmeye başlanmıştır.

1958 yılında güvenli vagon taşıması Maltepe’deki iskeleye ihtiyacı azaltmış.

1970’lerin sonlarında bu iskele hiç kullanılmaz olmuştur.

2006 yılında çevredeki diğer parsellerle birlikte Kentsel dönüşüm projesi hazırlama kararı alınır. Belediye Başkanı Fikri Köse’dir.

2009 yılında Belediye Başkanı olan Mustafa Zengin ‘Maltepe’deki Dönüşüm Projelerinin halka rağmen gerçekleştirlemeyeceği’ fikrini savunmuş ve seçim kazanmıştır. Dolayısıyla proje durdurulur.

Deniz Doldurulduktan Sonraki İskele (Şehir Hatları ve İDO). Eskisi Karada Kalmış.

Bryas Sarayı ve Akduman Pınarından bahsedeyim...

Bryas kalıntılarına baktığımızda ortada bir sarnıç olduğu belli olmaktadır. Çevresindeki saray kalıntıları büyük oranda yok olmuştur. Buralara binalar yapılmış. 1950 öncesindeki Maltepe köy gibidir. O yıllarda Bryas kalıntılarındaki kemerli girişler mağara olarak görülmüş. Mekanların arka tarafını kapatan çobanlar koyunlarını sokarak mandra-ahır gibi kullanmışlar. Buralardan Başıbüyük’e kadar tüneller varmış. Keçi-koyun kaçtığında Başıbüyük’ten çıkarmış. Bilindiği gibi orada da Süreyya İlmen’in bulduğu bir ayazmalı manastır kalıntısı bulunmaktadır. Benim tahminim Başıbüyük’teki ayazmada çıkan su tünellerle buradaki sarnıça aktarılmış.

Bryas Kalıntılarından Kalan.

Akduman Pınarı ise Bryas’ın aşağısındaki Bağdat Caddesindedir. Bizans kalıntısı bir lahitin yalak olarak kullanıldığı, namazgâhlı bir çeşmedir. Yüksek olmayan dairesel bir duvarın çevrelediği alan içinde bulunan, yanında iki büyük çınar ağacı olan bu çeşmeden bugün hiçbir iz yoktur. Eski Altıntepelilerden öğrendiğime göre Çeşme, Bağdat Caddesinin kara tarafında şimdiki Adnan Kahveci Parkı ile Elginkan İkokulu arasında, Başıbüyük Köyü ileri gelenlerinden Abdi Ağanın Bahçesindeymiş. Çobanlar ineklerini, koyunlarını bu çeşmenin yalağında sularlarmış. Belli ki çeşmenin suyu biraz yukarısındaki Bryas Sarnıcından gelmektedir. Sonraki yıllarda burada yapılan apartmanın alt katında uzun süre benzinci vardı.İnsanlara geçmişin anımsatılması için buradaki otobüs durağının adının Akduman Pınarı konması iyi olurdu.

Akduman Pınarı Soldan İkinci Binanın Yerindeymiş.

Başıbüyük’teki Süreyya Paşa Okulu’nun ve Süreyya Paşa Camii’nin mimarı Vallaury, Haydarpaşa’daki Tıbbiye ve Numune Hastanesi binalarının iki İtalyan mimarından biridir. Diğeri Raimondo D’arancodur. İkisi de o zamanın ünlü mimarlarıdır ve başka önemli eserleri de vardır. Demek istediğim bu iki bina korunmalıydı. Maalesef Okul artık yok. Cami de kaderine bırakılmış... Daha da garibi yeni okulun internet  sayfasında önceki okuldan bahsedilmiyor bile. Daver Baba Tekkesinden kalan sadece kırık mezar taşı idi. Belki bugün o da yok... Süreyyapaşa Plajındaki Bakireler Anıtınn Venüs Heykeli de kayıp… Altıntepe’de yerinden kaldırılan Nokta Taşının, Beşçeşmeler Meydanındaki Beşçeşmelerin hikayesi bilinmiyor...

Bakireler Anıtı. Solda Denizin Ortasındayken, Sağda Deniz Doldurulduktan sonra.

1970’lere kadar Maltepe sayfiye yeriydi. Anadolu yakasının iki güzel sineması vardı. Biri Kızıltoprak Kent diğeri Küçükyalı 63. Bugün ikisi de yok. Burada binalar da yaptım projeler de çizdim. İçlerinde cami(ler) de var. Onları ayrıca yazacağım birgün.

Süreyya İlmen’e ayrıca değinmek isterim. Süreyya Paşa Sanatoryumu’nun arkasında türbesi var. Kimse bilmiyor. Sanki Maltepe’de  kendisine hakettiği değer verilmiyor gibi. Halbuki buraya en çok o yarar sağlamış. 

Süreyya İlmen’in Türbesi

Babamın amca çocukları Ahmet ve Sadık (Karabacak) ağbilerden dinlemiştim. 1940’ların sonu veya 1950’lerin başı… Altıntepe köydür o zamanlar. Maltepe de taşra kasabası. Bir kış günü Altıntepe’den Maltepe’ye gitmektedirler. Henüz otobüs, minibüs gibi vasıtalar yok. At-eşek varsa ne ala. Aksi takdirde yayan gidilmektedir her yana. Kar yağmış. Her taraf bembeyazdır. Yolu yarılamışlardır neredeyse. Yani şimdiki belediyenin oralardadırlar. Birden önlerine kurt çıkar. Korkutup kaçırırlar ama onlar da korkmuştur. Geriye dönerler. Kış mevsiminde İskele civarında bile kurtların görünmesi olağanmış o zamanlar.   

Bu araştırma sonunda benim için hoş bir tesadüfü öğreniyorum. Yalova gibi Maltepe’nin de ilk yerleşik düzeni 1924 yılında Selanik’ten gelen mübadiller ile oluşmuş. Atalarım ve hemşehrileri Selanik-Drama’dan gelmişler. Dedem ve ailesi Yalova’ya, onun kardeşi ve ailesi Maltepe’ye yerleşmişler… Başka bir hoş tesadüfse… Ben ilk inşaatımı 1975 yılında Maltepe’de, son inşaatımı 2015 yılında Yalova’da yapmışım. 

Diyorum ya… İskele deyip geçmeyin. Çevresi vardır. Çevresinin öyküleri vardır…

ARİF ATILGAN 2026 TEMMUZ

Mübadil: Karşılıklı yer değiştirilen.

Mübadele: 1923 Lozan Anlaşması gereği 1924’te Türkiye ve Yunanistan arasında Nüfus Mübadelesi Anlaşması gereği yapılan vatandaşlar takası.

Ata: Baba, dede, ced.

https://atilganblog.blogspot.com/2026/07/maltepe-iskelesi-maltepe-53-km2-alan.html

https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/maltepe-i%CC%87skelesi%CC%87