12 Haziran 2017 Pazartesi

KADIKÖY’DE UNUTULAN TANIMLAR
Arif Atılgan

1970 li yıllara kadar Kadıköy’de kullanılan bazı tanımların artık unutulduğunu görüyoruz. Bunların geçmişi bazen Bizans’a kadar gitmektedir. Anımsayalım.

İstanbul’a Gitmek: Tarihteki gerçek İstanbul Konstantinopolis’dir. Şimdiki Suriçi Bölgesi veya Fatih İlçesi. Daha sonra Haliç’in diğer yakası da İstanbul olmuş. Dolayısıyla vapurla Avrupa yakasına geçmek ‘İstanbul’a gitmek’ olarak tarif edilmiş. Bunda Cumhuriyet sonrası, 1924-1926 arası Anadolu Yakasının Üsküdar ili yapılmasının da rolü var tabii.

                                 İstanbul'a Gitmek. (Arkada İnci Burnu)

Köyüme Geldim: İstanbul’dan geriye dönüldüğünde her Kadıköylü iskeleye ayağını bastığında ‘Köyüme Geldim’ duygusu taşırdı. Ayak bastığımız yer eskiden denizmiş.

Kumluk: 1900 lerin başında bugünkü PTT nin hizasından Mühürdara kadar olan binaların önünde deniz varmış. Buraya güzel kumsalından dolayı Kumluk denirmiş.
  
Kumluk 

İskele Camisi: Kıyı çizgisini diğer istikamete doğru takip edersek biraz ilerde denize kapısı olduğu için İskele Camisi adıyla anılan cami artık denizden kopmuştur. Günümüzde Sultan 3. Mustafa Camisi olarak bilinmektedir.

Zaharoff Plajı: Mühürdardan yukarı çıkarken Rum asıllı silah tüccarı Zaharoff’un yalısı bulunurmuş. Deniz kıyısında küçük bir iskelesi de bulunan yalı ortadan kaybolmuş. Ama burası 70 li yıllarda da Zaharoff Plajı olarak anılır, küçük taş iskelesi de yerinde dururdu. Çakıllı, çabuk derinleşen bir kıyı idi.

                                                      Zaharoff Plajı

İnci Burnu: 1900 lerden itibaren Kadıköy kıyısı doldurulurken önce Mühürdar’dan Haydarpaşa istikametine doğru 300-350 mt uzunluğunda dalgakıran inşa edilmiş. Bu dalgakıranın ucuna 1930 larda İnci Gazinosu adıyla bir gazino yapılmış. Bu sebepten burası İnci Burnu diye anılırdı.

Hal Binası: Kadıköy Dolgu alanına 1920 lerde inşa edilen Hal binası daima kendi fonksiyonuyla kullanılmamışsa da Hal binası olarak anılırdı. Şimdi Konservatuar veya Haldun Taner Tiyatrosu olarak biliniyor.

Faytonlar: Kadıköy’de taksi yerine fayton kullanılırdı.
  
Faytonlar ve Hal Binası

Bit Pazarı: O yıllarda sırtında çuvalla sokak aralarında gezip ‘Eskici’ diye bağıranlar vardı. Bunlar evlerden eski eşyaları alır, Osman Ağa Camisinin yan sokağı olan Üzerlik Sokakta satarlardı. Bu sebepten buraya Bit Pazarı denirdi.

Hacı Bekir Sokağı: Ünlü şekercinin bulunduğu sokak Muvakkithane Caddesidir ama herkes oraya Hacı Bekir Sokağı derdi. Şimdi o kadar çok kafe-pastane var ki günümüz insanları Hacı Bekir’i tanımıyorlar.

                                                       Hacı Bekir Sokağı

Adliye Bahçesi: Caferağa’da bugün Spor Salonu ve Barış Manço Kültür Merkezi bulunan alanda eskiden Kadıköy’ün Adliye Sarayı varmış. Adliyenin Bahçesinde çocuklar oyun oynarlar hem de bahçeyi alttaki Moda Caddesine geçiş için kullanırlarmış. Bina 1950 lerin başlarında yanınca boş arsa kalmış.  Ama Adliyenin Bahçesi olarak anılmaya devam etmişti.

Çarıkçı Mahallesi: Şimdiki Serasker Caddesinin bulunduğu bölgeye denirmiş. Burada ahşap tek katlı, bahçesinde her çeşit deri, meşin tamiri yapan zanaatçılar bulunurdu. Biraz da belalı tiplerin yaşadığı bölge Çarıkçı Mahallesi olarak bilinirdi.

Ayakkabıya Pençe Yaptırmak: Kundura tamircileri altı delinen ayakkabıların altının tamamını veya yarısını değiştirip yeni kösele çakarlardı. İşte bu tamirata tam ve yarım pençe denirdi.

Alman Kampı: Moda'da günümüzdeki Kalkhedon Tesisinin üstündeki yeşil alanın devamıydı. Şimdiki Kadıköy Anadolu Lisesinin duvarının önündeki bu alanda 1900 lerden 2. Dünya savaşı sonrasına kadar Alman izciler kamp yaptıkları için bu isim verilmiş. Sakin ve tenha olan alan sevgililerin çok tercih ettiği bir yerdi. Yazmazsam tarihe eksik not düşmüş olurum, bir de esrarkeşlerin tercih ettiği yerdi.

Konuşma Teklif Etmek: O yıllarda sevgili kelimesi şarkılarda söylenebilirdi. Çıkmak, flört, arkadaş tanımları da yoktu. Erkekler kızlara ‘Konuşma teklif ederlerdi’. Birbirlerini Konuştuğum Çocuk, Konuştuğum Kız olarak tanıtırlardı.

Bayram Yeri: Bizden eskiler Halidağa Caddesindeki Bayram Yeri Sokaktan Altıyola kadar olan bölgede Bayram Yeri yaşamışlar. Bizler Kuşdili çayırında Bayram Yerini yaşadık. Bu sebepten buralara Bayram Yeri denirdi.

Kuşdili: Kurbağalıdere kenarına üzeri kapalı kafes içinde saka, florya, iskete kuşları getirilip kurbağa sesleriyle yarıştırılarak kanarya gibi makara çekmeleri sağlanırmış. Bu sebepten kuşlara dil öğretilen yer anlamında Kuşdili denirmiş. Bugün Salı Pazarı deniyor. Salı Pazarı da gitti. Bakalım ne denecek buraya.

İbrahimağa: Tarihi İbrahimağa Mahallesi artık Ayrılık Çeşmesi İstasyonu olarak biliniyor.

Paris Mahallesi: 1. Dünya Savaşı Sonrası işgal kuvvetlerinin kısa bir süre genelev yaptıkları Ayrılık Çeşmesi Sokağına her kes anlamasın diye konan şifreli ad. Bizim zamanımızda mezarlığın Acıbadem tarafına Paris Mahallesi denirdi. Şimdi bu isim de unutuldu.

Çiftlik: Şimdiki Natiliüs AVM nin bulunduğu yer dâhil Acıbademe kadar 320 dönümlük alan Şehzade Ziyaeddin Köşkünün çiftlik arazisiymiş. Bu sebepten AVM nin üst tarafı Çiftlik adıyla anılırdı. Köşk bugün apartmanların arasında kalmıştır. 

                                                           Çiftlik

Batarya: Acıbadem Dörtyol’dan İkbaliye’ye çıkarken bugün İş Bankası bloklarının bulunduğu soldaki alan. Buraya 2. Dünya Savaşında Haydarpaşa Garı’nı korumak için topçu bataryası yerleştirilmiş. Otobüs durağının adı Batarya idi. Buradaki boş alan ise Batarya futbol sahasıydı.

Gazhane: Hasanpaşa’da Anadolu yakasının sokaklarının aydınlanması ve evlerde yemek pişirilmesi ihtiyacı için havagazı üreten tesis vardı. Bu sebepten bu çevreye Gazhane denirdi.

Havagazı: Gazhaneden evlere verilen gazın adıydı. Bazen musluğunu açarak intihar edenler olurdu.

Çukurbostan: Altıyoldan Yoğurtçuya giderken Salı Pazarının hizasını geçince ilk durağın adıydı. Herhalde çukurda kalan bostan varmış zamanında.

Talimhane: Şimdiki Halidağa Caddesinin bulunduğu düzlükte Osmanlının piyadeleri talim yaparmış. O sebepten buraya Talimhane denirdi.

İyi Su: Evlerde akan Terkos Suyu içilecek kalitedeydi. Ama yine de insanlar kent içindeki çeşmelerden akan memba sularını içmeyi tercih ederlerdi. Çamlıca, Kayışdağı, Tomruk, Yakacık gibi. Bunlara da İyi Su denirdi.

Saka: İyi suları kendine özel cam damacanalarda satanlara denirdi. Cam damacana, kırılmaması için araya dikenler sıkıştırılmış küfeye konurdu. Bu şekilde at arabalarına koyarak satarlardı.

Kalaycı: O yıllarda bakır kaplarda yemek pişerdi. Bu kaplar da kalaylanma ihtiyacındaydı. Kalaycılar önemli bir zenaat grubuydu. Bakır kap kalkınca kalaycılık ta bitti.

Zerzevatçı: Mahalle yakınlarındaki tarla-bahçelerde çeşitli sebzeler yetiştirilirdi. Bunları yetiştirenler sokak aralarında dolaşarak satarlardı. Kentleşme ve tarımın sektörleşmesi zerzevatçıları yok etti.
ARİF ATILGAN HAZİRAN 2017

10 Haziran 2017 Cumartesi

Kent Öyküleri

ÖKÜZ ARABASI
Arif Atılgan

Öküz arabası 19. Yüzyıldan kalma bir araçtır. İlk şekli kağnı denilen iki tahta tekerlekli arabadır. 20. Yüzyılda dört tekerlekli hale getirilmiştir.

Önde, arabayı çekecek öküzlerin iki yanına getirileceği Omuz denilen uzun bir ağaç vardır. Omuz ön dingile Y şekline gelerek iki taraftan bağlanır. Omuzun önünde öküzlerin boyunlarının geçeceği Boyunduruk vardır. Arabanın ön dingili hareketli, arka dingili sabittir. Ön ve arka dingili ortadan bağlayan Kuyruk isimli kalın bir ağaç üzerine yatay olarak Taban Tahtası, iki yanına Kanat Tahtaları monte edilir. Araba yüklendiğinde kanatlar iki yana ayrılmasın diye Kanat Tahtaları ortadan bir zincirle birbirine bağlanır. Çocuklar arkaya da uzanan Kuyruğa binmekten çok hoşlanırlar. Tekerleklerin dışında demir çember bulunur. Yokuş aşağı inerken fren olarak kullanılan Köstek denilen bir nevi ‘demir pabuç’ tekerleklerden birinin altına sıkıştırılır. Bir de arka dingile asılı yağ kutusu vardır. Tekerlekleri, dingili yağlamak için.

                                                  Öküz Arabası (İnternetten)

Öküzlere gelince. Boğa erkek sığırdır. Azgın ve güçlüdür. Boğanın yumurtalıkları bir operasyonla alınır. Bu operasyona Burmak denir. Burulan boğa öküz olur. Öküz artık güçlü ama azgın değildir.

Öküzlerin boyunlarının Boyunduruğa geçirilerek arabayı çekecek duruma getirilmesine ‘koşulması’ denir. Arabaya koşulan öküzlerin sürülmesi de ilginçtir.

Onlarda dizgin yoktur. Önde, ikisinin boynuzlarına bağlı ipi tutup yayan çekerek götürülür ki buna Yedeklemek denir. Ya da arabaya oturarak sürülür. Bu durumda ‘Deh’ deyince öküzler yürür ‘Oha’ deyince dururlar. Arabayı sağa sola döndürmek için ise hangi yöne dönecekseniz diğer yandaki öküzü dürtmeniz gerekir. Dürtülen öküz hızlandığı için araba diğer tarafa döner. Dürtme işi de Üvendire denilen ucunda minik çivi olan sopa ile olur. Sopayla sırtına vurmak hayvanın yaralanmasına sebep olur. Üstelik onu fazla hissetmez. Üvendirenin ucundaki sivrilik sağrısına hafif dokununca onu hisseder.

Öküz arabası at arabası gibi hızlı değildir ama daha ağır yük taşıyabilir. Özellikle odun, çalı, saman gibi yüksek havaleli yükleri kolay taşırlar. Öküzler o kadar güçlüdür ki araba devrilir onlar devrilmez.

Yalova’da Hacı Mehmet Köyü baba tarafımın Drama’dan gelip yerleştiği köy. 1970 li yıllara kadar her evin bahçesinde öküz veya at arabası bulunurdu. Amcamların da vardı. Çok binmişliğim vardır.

Bizim öküzlerin beyaz olanının adı Gökçe, siyah olanının adı Arap’tı. Amcamlar dönüşlerde bir taraftakini Üvendireyle dürtmekten çok adını söyleyip onu hızlandırırlardı. Örneğin Gökçe’nin tarafına dönülecekse Arapgâh, Arap’ın tarafına dönülecekse Gökçegâh diye bağırırlardı.

Bir gün öküz arabasıyla köyden Kamber Babaya gidiyoruz. Kamber Baba yolu dar ve iki yanı böğürtlenliktir. Hayvanlar gideceği yeri bilirler, kendileri giderler. Araba o kadar yavaştır ki arada iner böğürtlen toplar yeniden binebilirsiniz.  Zaten Kanat Tahtaları da takılmamıştı o gün. Büyük amcamlaydık. Amcam arabanın gıcırtılı ritmiyle tatlı bir uykuya dalmıştı. Ben de merakla öküzleri, arabanın gidişini izliyordum. Ancak yol bir ara böğürtlenlerin olmadığı bölüme gelmişti. Hayvanlar da nasıl olduysa huylanmışlar yoldan çıkıp araziye doğru gitmeye başlamışlardı. Şaşırmıştım. Bütün sürüş tekniklerini bilmeme rağmen kendimi öküzlere dinletemiyordum. Üvendireyle dokunmam, Gökçegâh diye bağırmam para etmiyordu. Tek yapılacak şey inip önlerine geçip boyunduruğu tutmak ve yedeklemekti. Bunu yapmaya da korkuyordum. Hem hayvanlara hâkim olamam diye hem de tos vurma huyu olan Araptan çekindiğim için. Amcama bağırıyor uyandıramıyordum. Neyse ki sonunda sarsıntıdan uyanmıştı. Hemen yere atlayıp boyunduruğu tutmuş ve arabaya hâkim olmuştu.

                                  Yolun Bugünkü Hali (Mıcır Dökülse Daha İyi Olurdu)

Bir gün ben de bu işi başaracağım diye geçirmiştim içimden.

Yıl 1950 lerin sonları. İlkokul yaşlarım.

Küçükken yazları 1-2 haftalığına beni ve kardeşimi Köye bırakırlardı tatil niyetine. Çok severdik. İskeleye 5km mesafedeki Köyde su, elektrik yoktu.

Şimdi torunum geliyor Yalova’ya Bize bazen. O da dönmek istemiyor. Artık doğal gaz bile var.

Bugün Yalova’daki evimden bu araziyi izleyebiliyorum. O yılları anımsıyorum. 

Yolun o bölümleri hala aynı duruyor.. Umarım Yalova’nın köylerine imar gelmez. Bizler de anılarımızı yaşar, anlatır, yaşatırız.
ARİF ATILGAN HAZİRAN 2017

7 Haziran 2017 Çarşamba

OSMAN AĞA CAMİSİ
Arif Atılgan

Osman Ağa Camisinin yerinde daha önce Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul kadılarından Kadı Mehmed Efendi’nin yaptırdığı kendi adıyla anılan mescid bulunmaktaymış.
                                                 
Bilindiği gibi Fatih’in ilk İstanbul kadısı Hızır Bey olup Kadıköy Ona makam ödeneği olarak verilmiştir. Kendisi Kadıköy adının sebebidir. Kadı Mehmed Efendi daha sonra kadılık yapmıştır. İkisi karıştırılmamalıdır.

Osman Ağa ve Kadı Mehmed Efendinin mezarları belli değildir.

1612 yılında, Osman Ağa Camisi 1. Sultan Ahmed zamanında Babüsaade Ağası Osman Ağa tarafından inşa edilmiştir.


                                                  Osman Ağa Camisi

1621 yılında, avlu girişinin sağ tarafına çeşme yapılmıştır. Bu konuda Camide bulduğum bir belgeye göre,
                                              
‘Sultan Ahmed’in oğlu 2. Osman (Genç) zamanında babusaade ağası olan Mısırlı diğer Osman Ağa, caminin muslukları ile Söğütlüçeşme Caddesindeki karşı köşede Mısırlı Osman Ağa Çeşmesini yaptırmış. Çeşme ve muslukların kitabesinde aynı mısralar bulunmaktadır.

Mısırlı Osman Ağa hayra mail
Çü yapdı Hakk içün bu çeşme sarı 
Gelip nuş eden her teşne cane
Cinanda ab-ı Kevser vere Bari. (1030)’

Burada ‘musluklar’ diye bahsedilmesinden çeşmenin birden fazla musluğunun bulunduğu anlaşılmaktadır. Caminin arka tarafında yerde duran ve 3 musluk deliği bulunan, benzettiğim kadarıyla ‘hazneli çeşme’, sanırım buradaki tarihi çeşmedir. Eski çeşmenin yerine takılan yeni muslukların üzerinde ise ‘eski kitabesi’ durmaktadır.  

                                                Eski Çeşme (Olduğunu Sandığım)

                                               Yeni Çeşmeler ve Eski Kitabe

Bazı araştırmacılar, caddenin karşı köşesindeki Mısırlı Osman Ağa Çeşmesinin üzerindeki kitabenin başka yerden sökülüp takıldığı tespitini yapmışlardır. Bu durum, önce Caminin çeşmesinin daha sonra Mısırlı Osman Ağa çeşmesinin yapıldığını, Camideki çeşmenin kitabesinin sökülüp Mısırlı Osman Ağa Çeşmesine takıldığını, boş kalan yerine ise yeni bir kitabe asıldığını akla getirmektedir.

1811 yılında, Cami 2. Mahmud tarafından yenilenmiştir.

1877 yılında, tarihteki adıyla Osman Ağa Yangınında yanmıştır.

1878 yılında, bugünkü haliyle yeniden inşa edilmiştir. 

Osman Ağa Sürre Alayıyla da ilgilenmiştir. Sürre Alayıyla Mekke ve Medine’ye gönderilen kendi buluşu olan buhurdan dolayı Buhuri Osman Ağa olarak tanınmıştır.

Osman Ağa Camisinin avlusunda girişin sağ tarafında küçük bir yapı bulunmaktadır. Burası muvakkithane olarak yapılmış, uzun yıllar da öyle kullanılmıştır. Muvakkithanelerde namaz saatleri tespit edilirdi. Yapı, bugün cami görevlileri tarafından kullanılmaktadır. Sanırım biraz ilerdeki Muvakkithane Caddesi, adını buradan almıştır.

                                   Muvakkithane Olarak Kullanılmış Olan Yapı

Caminin dört yanındaki dış duvarları 1mt kalınlığındadır. Bunlar 3 sıra tuğla ve 1 sıra kesme taş ile örülerek oluşturulmuştur. Ahşap çatısı dış duvarlarla ve iç mekândaki ahşap direklerle taşıtılmıştır. Dört tarafa eğimi bulunmaktadır. Çatı üzeri, daha önce kiremit iken sonra kurşunla kaplanmıştır.

                                                       İçerden Görünüş

İç mekân olan harim bölümünde tavan düz olup ince çıtalarla kare desenler meydana getirilmiştir. Mihrabın haricindeki 3 tarafta galeri şeklinde düzenleme vardır. Harime girişin sağında kadınlar mahfilinin önünde ve 1mt kadar aşağısında müezzin mahfili bulunmaktadır. Minber ve vaaz kürsüsü ahşaptan yapılmıştır. Mihrabın bulunduğu duvar çini süslemelidir. Camide 40 adet pencere vardır. Alt kattakiler dikdörtgen, üst kattakiler sivri kemerli şekildedir. Üst kat pencerelerinde dışta alçı şebeke, içte vitraylar gözükür. Caminin minaresi pabuç kısmı dâhil kesme taş ve tuğla dizilerek inşa edilmiştir. Gövdesi sıvalı olup tek şerefelidir.

                             Müezzin Mahfili, Üst Taraf Kadınlar Mahfili

1880 yılında, caminin imamı Mehmed Asım Efendi tarafından bahçeye bir çınar ağacı dikilmiştir. Bugün, Cami avlusunda sıkışıp kalmış olan 137 yaşındaki bu muhteşem ağaç Kadıköylüler tarafından yeteri kadar hissedilememektedir.

                                                  Tarihi Çınar Ağacı

Cami kare planlıdır.

1980 lerde son cemaat yeri kapatılıp içeri katılmış, dikdörtgen şekline bürünmüş.

2000 li yıllarda ise Söğütlüçeşme Caddesi tarafındaki bahçe kapatılarak camiye kadınlar bölümü olarak eklenmiş. İçerideki kadınlar mahfili ise artık erkekler tarafından kullanılmaktadır.

Caminin kapısında bugün silinmiş olan Seyid Hüseyin Efendinin ‘tarih kitabesi’ bulunmaktaydı. Kitabe alttadır.

Devri adl hazreti Sultan Ahmed Handa,
Bendegân-ı hassa-ı eltafı bab-ı bandı,
Kim cenabında kapı ağası ol Osman Ağa
Sahibül hayrat âli camiül ihsandır,
Emri Sultan-ı cihanla yaptı ol bu camii,
Hazreti Mevlâdan ana baisi gufrandır.
Kâbevüş yaptı hayatında o merhum said,
Hak kabul ede bu bir taatki rahmanidir.
Bais ve badisine Allah rahmet eylesin,
Yerleri fadl-ı Hüdadan cennet ve Rıdvandır.
Nam pakı hayrat-ı asar tamam
Dediler tarihini bil camii Osmandır. (1021) 

Osman Ağa Camisi Kadıköy merkezinde tek cenaze kaldırılan cami idi. Trafiği olumsuz etkilediği için uzun yıllardır cenaze kaldırılmıyor. Ancak bu özelliği dolayısıyla tanınmış, ünlü olmuştur. 

Camiye olumsuz müdahaleler yapılmış. Yandaki bahçenin kapatılıp kadınlar bölümü yapılması, son cemaat yerinin içeri katılması, muvakkithaneye rüzgârlık eklenmesi gibi. Bahçedeki tarihi çeşmeyle ilgili bilgi de bulunamıyor.

Kadıköylüler bu camiyi diğerlerinden daha çok tercih ediyorlar. Camiye girildiğinde gerçekten de kendine bağlayan bir havası olduğu hissediliyor. Değişik diyebilirim.
ARİF ATILGAN HAZİRAN 2017

23 Mayıs 2017 Salı

RANTSAL DÖNÜŞÜM
Arif Atılgan

Fikirtepe Projesine karşı çıktığımda herkes te bana karşı çıkmıştı. ‘Böyle emsal olmamalı, olursa bunu Fikirtepelilere yedirmezler’ demiştim. Kaç Fikirtepeli doğru düzgün yararlandı bilmiyorum. Ama yararlananlar da orada oturamayacakları için aslında Onlar da yararlanamamış olacaklar. Açıkçası Fikirtepe ile çok ta ilgilenmiyorum artık.
  


O zamanlar, Kadıköy’de çay-kahve içtiğim mekânlarda yan masalardan müteahhitlere telefon ederek ‘Elimde şu kadar kişi var’ diyen çantalı tiplere rastlıyordum. Onlardan dolayı ilk Ben ‘çantacılar’ benzetmesini yapmıştım.

Bu tipler her tarafa yayıldı. Başka yerlerde parsel ölçeğindeki inşaatlarda da görülmeye başladılar. Yine ilk Ben önüne gelenin müteahhit olacağını, çok canların yanacağını yazmıştım. Bugün bu tip olayların çoğaldığını duyuyorum.

Tanıdığım bir yaşlı hanımın oturduğu apartman yıkıldı, inşaat başlamadı, müteahhit kiralarını vermeyi de kesti. Çocukları, Ona durumu belli etmeden kirasını ödüyorlar. O müteahhit ödüyor sanıyor. Gerçeği öğrense sağlığı bozulacak.

Bir başka tanıdığımın inşaatı devam etmiyor, kira alamıyor. Onların müteahhitinin “vurdumduymazlığı” ise apartmanın kendi aralarından seçip görevlendirdiği art niyetli temsilcileri sebebiyle oluyormuş.

Bunlar yakın çevremden duyduklarım.  Bu tip olayların çok fazla yaşandığı belli olmaktadır.

Varoşlarda yapılması gereken Kentsel Dönüşüm, düzgün binaların bulunduğu bölgelerde yapılmaktadır. Yani rant olan yerlerde. Hâlbuki önce hiçbir mimarlık-mühendislik hizmeti almadan yapılan binaların yenilenmesi gerekirdi.

İnşaatçılık işine 1950-60 lı yıllarda Yap-Sat denirdi. Öyleydi de. 1970 lerden sonra Sat-Yap oldu. Bugün de böyle devam etmekte.

Öteden beri inşaatçı ile müteahhiti ayırmak gerekir diye söylemiş, yazmışımdır. İnşaatçı iş sahibi, müteahhit uygulayıcıdır. İnşaatçı işe başlarken o işi bitirecek teminatı taahhüt etmelidir. Yani satacağı dairelerden gelecek paraya güvenip inşaata başlamamalıdır. İnşaatçılık işi tekrar gerçek şekilde Yap-Sat sistemine dönmelidir.

Yıllardır cahil cesareti olanlar bu işi sermayesiz yapmışlar, şansları iyi gidenler “başarılı girişimci” olarak gösterilmişlerdir. Ancak inşaat işi, hem sağlam ve güvenli binalar yapılması açısından hem de vatandaşların dolandırılmamaları açısından şansa bırakılmamalıdır.

Eğer bu konuda gerekli yasal düzenlemeler yapılmazsa yakında çok canların yanacağını söylemek falcılık olmayacaktır.
ARİF ATILGAN MAYIS 2017

17 Mayıs 2017 Çarşamba

Haydarpaşa



MUHACİR MİSAFİRHANESİ (DİKİMEVİ)
Arif Atılgan

Muhacir Misafirhanesi bu alandaki Liman Tesislerinden değildir. 1903- 1908 yılları arasında Muhacir Misafirhanesi olarak tasarlanan bina Birinci Ulusal Mimarlık Akımı mimarlarımızdan Mimar Kemaleddin’in eseridir. 1909 yılında Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane ile Tıbbiye-i Şahane-i Mülkiye birleştirilerek bu binayı kullanmaları istenmiştir. Ancak bu amaç gerçekleştirilememiş, Bina Veterinerlik Öğrencilerine kullandırılmıştır.

                                               Muhacir Misafirhanesi

                            Muhacir Misafirhanesi (Ön Taraftaki İlave İle Dikimevi Olmuş)

1956 yılında ön tarafına beton ilaveler yapılmış ve DDY nin Dikimevi olarak kullanılmıştır. Semtte yaşamış olan eski insanların söylemlerine göre 1. Dünya Savaşı sonrası işgal yıllarında Haydarpaşa’ya konuşlanan İngiliz Birlikleri de bu binayı kullanmışlardı.
ARİF ATILGAN HAYDARPAŞA KİTABI







16 Mayıs 2017 Salı

HAYDARPAŞA’DA GÜNÜMÜZE KALMAYAN LİMAN TESİSLERİ
Arif Atılgan

1903 yılındaki Haydarpaşa’nın Vaziyet Planında Liman Tesisleri olarak Silo, Depo, Gümrük Binası, Liman Polisi, Elektrik Santralı, Liman (Rıhtım) İdaresi, Pasaport Dairesi (Askeri Karakol), Bekleme Salonu binaları görünmektedir. Bunlardan özellikle Gümrük Binası, Liman Polisi, Liman İdaresi, Pasaport Dairesi binaları oryantalist tarzda yapılmışlardır.

                                                  1903  Vaziyet Planı

Bu yapıların çoğunun mimarı 1902 yılında Anadolu Demiryolları Şirket-i Osmaniyesi’nde göreve başlayan Emile Faracci, müteahhidi Piyer Ojiye, inşaatın sorumlusu ise alman Ph. Holzmann şirketinin başmühendisi Woldrop’tur.

Liman Tesislerinden günümüze kalmayanları  Gümrük Binası, Depo, Liman Polisi, Liman İdaresi, Bekleme Salonu binalarıdır.
ARİF ATILGAN MAYIS 2017

                                              Gümrük Binası

                                        Önde Solda Depo Binası

                                             Liman Polisi Binası

                                                   Liman İdaresi Binası

                                                     Bekleme Salonu Binası



10 Mayıs 2017 Çarşamba

REFERANDUM SÜRECİNDE CHP
Arif Atılgan

Siyaset yazmayı sevmiyorum. Hatta siyasi konulara girmeyi de sevmiyorum. Sadece arada CHP yazıyorum. O da CHP yi önemsediğim için.


Referandum sürecini irdelemek istiyorum. CHP, yıllardır şikâyet edilen 12 Eylül Anayasası ve koalisyon hükümetlerinin verimsizliği için alternatif sunmalıydı. Yapılmadı.

-Anayasa Komisyonunda kavga çıkarıldı,
-Oylamada kavga çıkarıldı,
-Anayasa Mahkemesine gidileceği söylendi sonra vazgeçildi,
-Referandum olursa kan çıkar dendi,
-Referandum olursa bölüneceğiz dendi,
-Referanduma gidildi.

Referandum kampanyasında ilk defa CHP halkın istediği gibi davrandı. Yumuşak, dostane, kavgasız bir kampanya sürdürüldü. Kavgacı bilinen milletvekilleri ortaya pek çıkmadı. Kavgacı olmasa da sert tanınan Muharrem İnce’yi Yalova’da dinledim. ‘Evet veren de Hayır veren de bizim komşumuz, kardeşimizdir’ anlamında olumlu cümleler kuruyordu. Ancak kampanya boyunca aşağıdaki hatalar yapıldı. Bu da hazırlıksız olunduğunu gösteriyordu.

-Referandum kampanyası CHP olarak yapılacağına CHP ye oy verenlerin sempatik bakmayacağı kesimlerle birlikte HAYIRCILAR olarak yapıldı,
-El Bab operasyonu eleştirildi, sonra ‘El Bab tamam Rakka’ya neden gidiyorsunuz?’ dendi,
-Eleştirilerinin merkezi olan Cumhurbaşkanı için, ‘Ondan sonra yanlış biri gelirse’ dendi,
-Radyo programında ‘Yeni sistemde Cumhurbaşkanıyla Başbakan ayrı partiden olursa ne olacak?’ Dendi. Hâlbuki yeni sistemde başbakan yok,
-Bakanları kabul etmeyen Almanya eleştirildi, sonra HAYIRCILARLA Almanya’da propaganda yapıldı,
-Hollanda’da Bakana yapılanlar konuşulurken, Hollanda’ya gitmeyen Dışişleri Bakanının oraya gittiği söylendi,
-Yeni sistemdeki Cumhurbaşkanı için ‘Bu kadar yetkiyle Peygamber baştan çıkar’ dendi, hâlbuki CHP seçmenleri içinde camiye gidenler çok fazladır,
-18 yaşında milletvekilliğine itiraz edilirken ‘askerlikten kaçmak’ konu edildi. Hâlbuki 18-25 yaş arası 9 milyon gencin yarısı kızdır.

Buna rağmen halk CHP nin kavgacı kimliğinden uzak halini beğenmişti. Kampanya iyi gidiyordu. Ancak son anda hiç hesapta olmayan bir milletvekili, Evet verenleri denize dökmekten bahsetti. Ardından Genel başkan kendini askerlere karşılattı. Bu iki yanlışla belki de küçük bir farkla kazanılacakken küçük bir farkla kaybedildi.

Bu sefer Anayasa Mahkemesine ve AİHM ye gidileceği söylendi. CHP yeniden toplumu germe politikasına döndü. Eskisi gibi ekrana çıkan her CHP li, kadın sözcü de dâhil, öfkeli bir çehreyle görünüyordu. Sanırım referandum sonucunun parti içinde eleştiri konusu yapılamaması için başka hedef gösteriliyordu.

Bir süre sonra parti içi eleştiriler başladı. Deniz Baykal, Fikri Sağlar ve Muharrem İnce’nin eleştirileriyle Genel Başkana başkaldırı başladı. Genel Başkan TV de Tek Adamlığı eleştirirken kendisini eleştirenlere ‘Kapının önüne koyarım’ dedi. Nitekim tabanı en zayıf olan Fikri Sağlar’a ceza geleceği belli oluyor.

Esas darbe arkadan geldi. Son başkaldıran Selin Sayek Böke.. 2015 te ülkemize gelip, ilk milletvekili olduğu yıllarda kendisi için neler yazıldığı anımsanırsa O daha iyi anlaşılır. Partinin isteği dışında ‘Sine-i Millete dönüyoruz’ açıklaması iyi incelenmeli.

CHP içinde Mehmet Bekaroğlu, İlhan Kesici, Sezgin Tanrıkulu’nun ortak tarafı nedir?. Tuncay Özkan Selahattin Demirtaş’ı ziyaret ederken, Deniz Baykal Abdullah Gül’ü Cumhurbaşkanı adayı gösteriyor.. CHP bu mudur? Sanki içerden ve dışarıdan CHP ye müdahaleler olmakta. CHP kendisi olmalıdır.

Türkiye ilginç bir ülke. Küçük hatta adı sanı duyulmayan partiler büyük partiler içinde etkin yaşam sürdürebiliyorlar.

Genel Başkan adaylarından en olması gerekenin Muharrem İnce, en olmaması gerekenin Selin Sayek Böke olduğunu düşünüyorum. Maalesef Muharrem İnce’nin şansı yok, Selin Sayek Böke en şanslı. Bu açıdan bütün eleştirilerime rağmen Kemal Kılıçdaroğlu’na sahip çıkılması gerektiğini ifade etmek isterim.

CHP de Genel Başkan sorunu yok. İçi karışık. Ayrıca Genel Başkan değişince sihirli değnek değmeyecek. CHP ideolojisini saptamalı, program yapmalı, sabırla halka bunu anlatmalı. Sonuç için sabırsız olunmamalı.

ARİF ATILGAN MAYIS 2017