19 Temmuz 2023 Çarşamba

 KENT İÇİNDE BANA ÖZEL NOKTALAR

İlkokul yıllarımda bazı özellikler edinmeye başlamıştım. Kendi içimde. Başkalarının haberi bile olmazdı. Örneğin her yıl sınıfımı geçtiğimde Mahmut Baba’nın mezarına mum dikerdim. Adak… Moda Burnu’nda oturmayı da çok sevmeye başlamıştım. Kalamış Koyu’nu seyrediyordum.

Bir süre sonra fark ettim ki önemli kararlarımı orada almaya başlamışım. Çocukça tabii. Sınav çoktu o zamanlar. İlkokul, ortaokul ve lise bitirme sınavlarına girerdik. Sonra Üniversite giriş ve sonra da oradaki dönem içi sınavları... Onları düşünürdüm. Bu özellik devamlılık gösterdi. Büyümüştüm. Yine gidiyordum ve oturuyordum orada. Çevremdekilerle ilişkilerim… Askere gitmek, işe girmek, iş kurmak… Evlenmek. Kararlarımı hep orada alıyordum. Büyüdüm. Araba sahibi oldum. Önemli kararlarımı kendi kendimle tartışıp yine burada almaya devam ettim. Bazen arabamın içinde, bazen bankta oturarak... Gündüzleri ortalık sakin olurdu. Arada bir herkesin tanıdığı seyyar satıcılar geçer, yandaki apartmandan bir hanım çağırır bir şeyler satın alırdı.  Kadıköylülerin iyi tanıdığı, kelimeleri tam söyleyemeyen Limoncu Apo’yu çok görürdüm mesela… Ancak 2000’li yıllarda aşağıda yüzme havuzu yapıldı. Yukarıdan görülmemesi için çevresine ağaçlar dikildi. Artık Moda Burnu’ndan Kalamış Koyu gözükmüyordu. Kalabalık ta olmuştu zaten.

Ağaçlar büyürken başka bir yer aramaya başlamıştım.

                                     Moda Burnu’nun Eski ve Yeni Görüntüsü

Araba sahibi olduktan sonra zaman zaman gidip kendimle baş başa kaldığım bir başka nokta olduğunun farkına vardım. Salacak kıyısı... Burada da bazen arabada bazen banklarda oturuyordum. Karşımda İstanbul vardı. Önde Topkapı Sarayı, bana göre sol gerisinde Sultan Ahmet Camii, sağ ilerisinde Süleymaniye Camii ve aradakiler. Haliç girişinde Galata Köprüsü ve sağa doğru Galata Kulesi, Beyoğlu Tepesi, Dolmabahçe ve İstanbul Boğazı… Unuttum sanmayın. Hemen önümde Kız Kulesi. Seyretmek. Düşünmek. Karar vermek. Çok keyif veriyordu bana. Her zaman söylerim. İstanbul’da doğduğum ve büyüdüğüm için şükretmişimdir. Gördüğüm manzara eski İstanbul’dur. Orada hala Orhan Veli Kanık’ın nefis şiirindeki ‘sucuların çıngıraklarının sesi’ vardır sanki. Her geçen yıl kıyı biraz daha kalabalıklaşsa da beni pek etkilemiyordu. Arabada oturuyordum.  Ama orada da bir şeyler değişmeye başladı. Bu yıl Kız Kulesi onarıldı. Harem tarafına doğru oraya gideceklerin kuyruğu uzuyor. Ama Üsküdar tarafında da sahilin onarım faaliyeti var. Yani hiçbir tarafta oturamıyorsunuz, oturabildiğiniz yerden denizi göremiyorsunuz, gördüğünüz yerde tat olmuyor...

Yeni yer bulmalıydım.

İdealtepe’de evimin önünde 70-80 dönümlük bir park var. Öncesinde koruymuş Orada sabahları yürüyüş yaparım. Sonra kapısının karşısındaki kahvehaneden çay alırım. Bir de gazete bulursam bakkaldan… Değmeyin keyfime. Ağaçlar dolayısıyla çevredeki evlerin görünmediği 1-2 noktam var. Oralarda oturuyorum. Gazete, çay ve düşünmek.

Yalova’da da var benzer yerim. Burada da dere kenarında yaptığım yürüyüşten sonra piknik için yapılan masalardan birinde oturuyorum. İdealtepe’ye göre tek fark, evden çıkarken eşim çayımı bardak termosa koyuyor.

Defom kabul edin. Yalnız düşünmeyi seviyorum. Önemli kararlarımı almayı da…  Buralarda otururken Blog yazılarımın konusunu da tasarlıyorum.

Kıssadan hisse… Kent içinde sakin noktalar tükeniyor. Şu anda en sakin yerler mezarlıklar. Eminim yakında oralarda da kalabalıklar oluşacaktır. ‘Yuh’ demeyin. ‘O kadar da değil’ dediğim her şey gerçekleşti bu kentte.

ARİF ATILGAN 2023 TEMMUZ

https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/kent-i%CC%87%C3%A7i%CC%87nde-bana-%C3%B6zel-noktalar

http://atilganblog.blogspot.com/2023/07/kent-icinde-bana-ozel-noktalar-ilkokul.html

 

 

 

 

 

  

       

13 Temmuz 2023 Perşembe

 KİŞİSEL BİR YAZI

İş hayatına başlamış, 30’lu yaşlara gelmiştim. İyi kazanıyordum. Hiçbir sıkıntım yoktu. Ama kendimi sıkıntılı hissediyordum. Bir gün Moda Burnu’na arabamı çektim, camı açtım ve Kalamış Koyunu seyretmeye başladım. Düşündüm.

Beynim ticari programlanmıştı. İş ile ilgili-ilgisiz her kişiyle her sohbette alış-veriş düşünüyordum. Hesap-kitap-kazanç… Yorucuydu. Duygusuzdu. Bir insanın ticari düşünmeden davrandığı zamanlar veya kişiler olmalıydı. Sonunda bir karara vardım.

Ailem, bazı akrabalarım ve bazı arkadaşlarımdan oluşan 10-15 kişi belirledim. Onlara karşı her durumda saf olmayı kararlaştırdım. Hesap-kitap yapmayacaktım. Nitekim karşılıksız yardım yaptım. Borç verdiğimde ‘O verebileceği zaman versin’ dedim.

Bu kararı almamdan bir süre sonra babaannemi kaybetmiştim. Babam ve amcamlar miras paylaşıyorlardı. Tatsızdır o işler. Babam ‘Benim çocuklarım okudu. Kendilerini kurtardılar.’ Diyerek her birine kendinden fedakârlık yaptı. Hakkına düşenden az aldı. Ancak diğerleri hiçbir zaman ‘Allah razı olsun Ağbimizden’ demedi. Aksine her biri, babamın diğer kardeşlere kendisine verdiğinden daha çok verdiğini düşündü. Laf geldiğinde de söyledi.

Biraz huylandım. ‘Ben de kimseyi mutlu edemezsem’ dedim içimden. Sonra boş verdim.

40 yıl civarı serbest çalıştım. Üstelik en uyanıkların olduğu piyasalarda. Mimarlık, inşaat, inşaat malzemesi ticareti. Hiç çarpılmadım. Buna karşın yakınlarıma bilerek hep verdim. Para, akıl, hizmet, mal…

Yanlış yapmışım. Kimsenin bana müteşekkir olmasını beklemiyordum. Bekleyerek yapılmaz böyle şeyler. Ama belli ki bir süre sonra enayi olmuşum. Özellikle aile çevremde. Vermek benim görevim olarak kabul edilmiş. Hak olmuş. Normal sayılmış. Vermezsem anormal bir durum olmuş hep. Kimse benim için kendi içinden ‘İyi ki var’ dememiş.

Bu bir dert yanma yazısı. Yanlış anlaşılmasın. Yakın arkadaşlarım bilir. 3 lira 5 lira değildir bahsettiğim. Hesaba vurulursa servettir…

Herkese tavsiye eder miyim? Bilmiyorum. 

Pişman mıyım? Asla. Dedim ya… Derdimi paylaşıyorum.  

Bundan sonra hesaplı olacağım ama. Yine vereceğim. Veriyorum da. Eskisi gibi olmayacak sadece.

ARİF ATILGAN 2023 TEMMUZ

https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/ki%CC%87%C5%9Fi%CC%87sel-bi%CC%87r-yazi

 

http://atilganblog.blogspot.com/2023/07/kisisel-bir-yazi-is-hayatna-baslams.html

 

 


2 Temmuz 2023 Pazar

 YALOVA’NIN YENİ HASTANE BİNASINDA HEYELAN SÖYLENTİSİ

Hani bir öykü vardır... Selimiye Camii’ni inşa eden Mimar Sinan çevrede oynayan çocuklardan birinin arkadaşlarına ‘Bu caminin minaresi eğik’ dediğini duyar. Çocuğu yanına çağırır ve ‘Hangi minare?’ diye sorar. Çocuğun gösterdiği minareye bakar ve ‘Haklısın. Düzeltmeliyiz bu minareyi’ diyerek uzun bir halat getirtir. Halatın ucunu minareye dolar ve işçilere diğer ucunu yalancıktan çektirir. Bir süre sonra çocuğa sorar ‘Düzeldi mi acaba?’. Çocuk bakar. ‘Tamam. Düzeldi.’ Der. Mimar Sinan çocuğa teşekkür ettikten sonra olayı şaşkınlıkla izleyen insanlara döner ve ‘Önlem alınmazsa, dedikodular iz bırakırlar.. Caminin adı eğri minareli cami olarak yayılırdı.” Der.

Gelelim Yalova’ya… Yeni bir hastane yapıldı. 2021 yılında inşaat sırasında çıkan hafriyat toprakları döküm yerine götürüleceğine hastanenin arka tarafına yığıldı. Toprak yığınının alt tarafına da Safran Yolunu Bursa Yoluna bağlayan yeni bir yol açıldı. Yaz mevsiminde kuru iken sürtünme kuvvetiyle birbirini tutan toprak molekülleri sonbahardaki ilk yağmurda gevşedi ve yola aktı. Belli ki fizik kuralları bilinmeden iş yapılmıştı. Sonuçta toprağı azaltma çalışmaları yapılmaktadır. Yapılmak zorundadır. Zira başka türlü alttaki yol açılamaz.

  Hastane Arkasındaki Toprak ve Kayan Toprağın Yeni Açılan Yolu Kapaması

Eğer arada yol olmasa o toprak yığını bizim arazinin de bulunduğu geniş bir alana zarar verecekti. Ben fizik bildiğim için yağmur mevsimini bekledim. Yetkililere dert anlatmaya çalışmadım. Sonuçta toprak alınıyor.                                                                                          

O tarihte yazdığım yazı. https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/yalova-da-hastane-i-n%C5%9Faati

                           Hastane Arkasındaki Toprak Alınıyor

Ancak bu yazıyı yetkili makamlara yardımcı olmak için yazıyorum. Zira Yalova’da herkes hastane binası çevresinde heyelan olduğunu ve hastanenin tehlikede olduğunu konuşuyor. Değil… Buradaki sorun hafriyat toprağını döküm yerine götürmek yerine orada bırakmaktan ibarettir. Doğa ve fizik kanunları buna izin vermemiş, toprak taşınmaktadır.

Buradaki Mimar Sinan görevini de ben üstlenmiş oluyorum.   

ARİF ATILGAN TEMMUZ 2013

 

 

30 Haziran 2023 Cuma

 

2023 SEÇİMLERİ İÇİN YORUMLARIM

AKP

1994 yılında Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Refah Partisinden İBB başkanı olmuştu. Belediyede yaptığı çalışmalarla dikkat çekiyordu.

2001 yılında AKP kuruldu ve Sayın R.Tayyip Erdoğan partinin başkanı oldu. O tarihten bugüne kadar girdiği bütün seçimleri kazandı.

Gelelim son seçime…

Seçim kazanıldı ama kayıpla… Hatta rakip kaybetti denebilir. AKP’nin oyları düştü. Muhalefetin en zayıf olduğu dönemde burun farkıyla kazanıldı. Seçmen AKP’den tedirgin ama oyunu ona veriyor. Çok önemli mesaj veriyor aslında. Onların diyemediklerini ben diyeyim.

-Katıldıklarım olabilir, katılmadıklarım olabilir. Birçok iş yapılıyor. Gemi, uçak, otomobil, havaalanı, yol, bina vs. Kabul. Ama onlarla halka dokunulmuyor. Bir de özellikle inşaatlarda kontrol sağlıklı mı?

-Hastaneler yapılıyor. Ama bakıyorum hep özele gitmişim. Okullar yapılıyor. Ama oğlum torunumu özel okula veriyor. Ben iflah olmaz bir kamucu 68 kuşağıyken neden özeli tercih ediyorum?

-Uzayan hukuk hukuk değildir. Alternatif yargı olarak oluşturulan Uzlaştırma Kurulları bunun kanıtıdır.

-Devlete işi düşenin işi olmuyor. Kamudakiler yetkilerini kullanmıyor.

- TV’lerde tersi gibi gösteriliyor ama halka dokunulamıyor. Bürokrasi kendini düşünüyor. Hâlbuki halka dokunmak onlar ile olur.

-18 yaşında milletvekili adayı olarak başı açık bir kız gösteriliyor. Ama başı kapalı bir genç kız kazanıyor. Belli ki seçilecek yere başı kapalı olan konmuş.

-Detaya girmek istemiyorum. Sadece bir örnek. Trakya’da kimyasallarla akan derelerin sorumlusu bulunamaz mı? Kuruyan bazı göllerin suyu bazı özel şirketlere satılmıyor mu?

-Halkın dilinden anlayan sadece Sayın Cumhurbaşkanı. Seçim zamanı O sahaya iniyor ve istatistikleri yukarı çıkarıyor.

-Bu iş böyle nereye kadar gider?

CHP

2000’li yılların sonlarıydı. Mimarlar Odası İstanbul Şubesi Genel Kurulunun konuk konuşmacısı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu idi. Kendisinin henüz hiçbir sıfatı yoktu. Buna karşın MYK’nın Ankara’daki genel kurulunda konuk konuşmacı CHP Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal’dı. Sayın Baykal zamansızlıktan uzun konuşamamıştı.

2010 yılında Sayın Deniz Baykal bir kaset operasyonu yaşadı. Parti başkanlığından istifa etti. Yerine ‘Aday olmayacağım’ diyen Sayın Kemal Kılıçdaroğlu seçildi.

2014 yılında davet edildiğim Taksim Toplantıları toplantısında konuşmacı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu idi. O gecenin hâkim konuları Yeni CHP’ye nasıl geçilmesi gerektiği ve parti bayrağındaki 6 okun bazılarının gereksizliği idi. (6 Ok: Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik, Devrimcilik.)

2018 seçimlerinde CHP’li her aileden bir oy HDP’ye verilsin diyerek HDP’nin %11 oy alması sağlandı. Diğer yandan İYİ Parti’ye 15 milletvekili borç verilerek mecliste grup kurması sağlandı. Kısacası bu iki parti yoktan var edildi.

2022 yılında Sayın K. Kılıçdaroğlu ABD’ye gitti. Burada 8 saat kendisinden haber alınamadı

Ayrıca Almanya’ya da giden Sayın K.Kılıçdaroğlu oradan da Sayın Ekrem İmamoğlu’na verilen ceza dolayısıyla Saraçhane’de düzenlenen miting için uçaktan inip tekrar binerek geri döndü.  

2023 seçimlerinde 6’lı masa ( CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, DEVA Partisi, Demokrat Parti) kurularak seçime girildi. Görünmeyen ortak HDP idi. Ayrıca İstanbul ve Ankara belediye başkanları da ekibe katıldı. Son anda Zafer Partisi de ortak yapıldı. Sonuçta masadaki 5 partiye 39 milletvekili kazandırıldı. CHP 130 milletvekiline sahip oldu. Seçimden sonra ortak partiler ortaklıktan ayrıldı.

CHP 2018 ve 2023 seçimlerinde kendi işine baksaydı bugün en az 200 milletvekiline sahip olmaz mıydı? Yardım edilen partilerin kaçı bugün var olurdu? Ayrıca varoluşları sağlanan partilerin hiçbiri müteşekkir de değil.

İstanbul ve Ankara belediye başkanlarının kendi illerinde çalışacaklarına başka amaçlara yelken açmalarının zararını ileride kendileri de parti de görecektir.

Bir de CHP medyasına ve seçmenlerine iki lafım olacak. Bugün baş üstüne çıkarılan yarın ayakaltına alınıyor. Yapmayın. Bu şekilde partinin geçmişi yani hafızası yok ediliyor.

MHP

Genel Başkan Sayın Devlet Bahçeli kendince fedakârlık ta yapıp ülkeyi düşünüyor. Halk takdir ediyor ki oyu yükseliyor.

İYİ Parti

Bana göre MHP’den koptuğu için doğal bir yapısı yok. Seçim sürecinde Millet İttifakından çıkması, sonra tekrar girmesi güven sarstı. Seçmen irade ister. Nereye kadar gider bilemem.

HDP

Daha önceki seçimlerde de yazmıştım. Böyle bir partiye ülkenin ihtiyacı var. Ama Türkiye’nin partisi olmaları şartıyla. O zaman ben de onlara oy vereceğim.

MEMLEKET PARTİSİ

Sayın Muharrem İnce’nin partisi. Tahminimi yazayım. Bu parti ileride CHP’nin yerini alacaktı. Zira oradaki 6 oktan kopmalar seçmenleri arayışa sevk etmişti. Ama Sayın İnce’nin partisini yarı yolda bırakması olumsuz etkiledi. Siyaset cesaret ister. Ona güvenip partiye üye olanlar, para harcayanlar ortada kalıverdi. İşi kolaylamışken zora soktu. Nasıl toparlanır bilemem.

DİĞER PARTİLER

Başka bir partiye tepkiyle kurulan partiler belli bir süre devam edebilir. Bu partilerin kesinlikle her biri çok değerlidir. Ancak oy oranı önemli. 


GÖRÜŞLERİM

AKP’nin reklam-tanıtım işlerini yapan Erol Olçak’ın 15 Temmuz 2016 girişiminde şehit olmasından sonra Onun yeri doldurulamadı.

Parti, aşağıdan yukarı taşınan bir piramit gibi olacağına yukarıdan aşağı asılan bir piramit gibi. Sağlıklı değil. Nereye kadar gider bilemem.

CHP’ye gelirsek. Tekrar 6 Oka dönmesi gerek. Bu arada mezhep ağırlıklı olmaktan da kurtulmalı.

Gördüğüm kadarıyla Sayın K.Kılıçdaroğlu bir dönem daha kalacak. İstanbul Belediye başkan adayı Sayın Mustafa Sarıgül olacak. Sayın K.Kılıçdaroğlu’nun desteğiyle kendisinden sonra genel başkanlığa Sayın M.Sarıgül gelecek.

Son olarak... Millet İttifakıyla meclise giren sağ partiler ittifaktan çıkıyorlar. Daha sonra Cumhur ittifakıyla Anayasayı değiştirirlerse ve bu arada Meslek Odalarının konumu da değiştirilirse üyeler Oda Yöneticilerinden açıklama bekleyeceklerdir. 

ARİF ATILGAN 30.06.2023 HAZİRAN

Not: Taksim Toplantıları o civardaki bir otelde yemekli olarak yapılırdı. Davetliler organizasyonu yapanlar tarafından seçilirdi. Bir konuşmacı davet edilir, o dinlenir, sonra da soru-cevap-tartışma olurdu. İçeriye gazeteci vs alınmazdı. Konuşmacılar yerli-yabancı siyaset, bilim vs alanlarından insanlar olurdu. 

https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/2023-se%C3%A7i%CC%87mleri%CC%87-i%CC%87%C3%A7i%CC%87n-yorumlarim

 

http://atilganblog.blogspot.com/2023/06/2023-secimleri-icin-yorumlarim.html

 

20 Haziran 2023 Salı

 

ÇOCUKLUK ARKADAŞIM KEMAL BAŞAR

Uzun Hafız Sokak’ın en üst bölümünde tren yoluna yakın bir evde otururlardı. İki katlı ahşap evin üst katı. Annesi, babası ve kendisi. İyi bir çocuktu. Sanırım benden 1-2 yaş küçüktü. Arkadaşımdı. Henüz ilkokul yaşlarındaydık.

1959 yılında Selimiye Askeri Ortaokulu açılmıştı. O da 1960 veya 1961 yılında oraya kaydoldu. Hafta sonları okul kıyafeti ile gelirdi eve. Küçük bir subay gibi. Her Türk çocuğu gibi o kadar özenirdim ki Ona. O kıyafete.

Babam ‘Aferin çocuğa’ derdi.

1-2 yıl sonra okuldan çıkarıldığını öğrendik. Hala nedenini bilmiyorum.

Ben üniversite eğitimi telaşına girdim. Okul okuyanlar babasının verdiği harçlıkla geçinirdi. Okulu bırakanlar ne iş yaparsa yapsın daha paralı olurlardı. Dolayısıyla yollar ayrılırdı ister istemez.

                                               Çocukluk Arkadaşım Kemal Başar

Kemal büyüdü, Kadıköy-Üsküdar dolmuşlarında şoförlük yapmaya başladı. Eski model Amerikan arabalarının ortadan kesilip uzatılarak 8 kişilik yapılanlarında.

Bir gün Onun arabasına binmişim ama Onu fark etmemişim. İş hayatına yeni başlamıştım. Kafamda başka konular vardı. Hemen arkasında oturuyorum. Bir yandan parayı uzatıyorum bir yandan elimdeki evraklara bakmaya çalışıyorum. Başka dünyadayım yani. Ama elim havada. Herkesin ücreti alındı. Benimse öne uzamış elimdeki para hala duruyor. Öne doğru bakıp ‘Alır mısınız?’ dedim. ‘Senin paran burada geçmez’ dedi. Bir yanlış mı yaptım acaba diye düşündüm. Arkasında olduğum için şoförün yüzünü göremiyorum. Dikiz aynasına baktım. O da bana bakıyor. Sadece gözlerini görebiliyorum. ‘Nereye’ diye sordu. ‘Üsküdar’a’ dediğim anda uyandım. Döndüm bu dünyaya. Hiçbir arkadaşımın, dostumun sesini unutmam. ‘Hay Allah. Kemal ne haber? Dalmışım.’ Demiştim. Sonra da ‘İş başka dostluk başka. Al lütfen’ dememe rağmen almadı. Şimdi tam anımsamıyorum ama mesleğimle ilgili bir sorunu için çağırmıştı evine. Gitmiştim. Onu anımsattı. ‘Sen nasıl geldin. Biz çocukluk arkadaşıyız Arif’ dedi. Yeni evliydi ve yeni bebeği olmuştu sanırım o sıralar..

Kadıköy’de TV’den maç seyrettiğimiz bir meyhanede denk gelirdik bazen. Sonraki yıllarda kaybettiğimizi öğrenmiştim.

Muhitlerde bin bir çeşit öykü yaşanır. Kendi içinde. Bir muhit çocuğunun öyküsüydü Onunki de.

ARİF ATILGAN 20.06.2023 HAZİRAN 

https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/%C3%A7ocukluk-arkada%C5%9Fim-kemal-ba%C5%9Far

 

http://atilganblog.blogspot.com/2023/06/cocukluk-arkadasim-kemal-basar-uzun.html

 

 

5 Haziran 2023 Pazartesi

BAKKAL NECATİ YAZICI

05/07/1944 tarihinde Necati Yazıcı’nın dedesi İbrahim Sözbir Kastamonu’nun Araç ilçesinden Yeldeğirmeni’ne geliyor. Yurttaş Sokak’ın köşesinden yukarı doğru Karakolhane Caddesi’ne cepheli ilk 5 dükkânı satın alıyor. Her biri 25m2 alana sahiptir. Pervititch Haritasında 40, 42, 44, 46, 48 kapı numaralarıyla gösterilmişler. Arkadaki Konya Apartmanı’na ait değillermiş.

Pervititch Haritasında 48 Kapı No lu Dükkân. (Çarpı İşaretli)

Yurttaş Sokak köşesindeki 40 numaralı ilk dükkân yanındaki 42 numaralıyla birleştirilip Faik Gazoz imalathanesi oluyor. Sonrakiler sırasıyla 44 numarada Bakkal Fehmi Ağbi, 46 numarada (Sosyalist) Mustafa’nın Kahvehanesi ve 48 numarada (Menderesçi) Kunduracı Bayram Usta şeklinde diziliyorlar.

1950’lerde gazoz imalathanesi, Florya Pastanesi oluyor. Mustafa’nın Kahvehanesi ise Karpuzcu.

Günümüzde Florya Pastanesi’nde (40 ve 42) Lokmacı, Fehmi Ağbi’nin bakkalında (44) Büfe, Mustafa’nın kahvehanesinde (46) Elektrikçi bulunmaktadır.

Gelelim 48 numaradaki Necati Yazıcı’ya ait son dükkânın hikâyesine…

1960’larda kunduracı Bayram Usta’nın dükkânına Yufkacı Numan Bulduk geliyor. On yıl kadar çalışıyor.

1970’lerde Necati’nin babası Hakkı Bey burada İmran Şekerci dükkânını açıyor. Tel kadayıf, tulumba tatlısı gibi kendine özel imalatlar gerçekleştiriyor. Çocukları da yanında çalışıyor.

1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası gayrimüslimlerin ülkeyi terk ettiklerini anlatıyor Necati Yazıcı. Örneğin kırtasiyeci Mösyö Yani alt katta dükkânının, üst katta evinin olduğu binayı 475 TL’ye satmış ve gitmiş. Diğerleri de…

1975’de Hakkı Bey Eminönü Yağ İskelesindeki dükkânına gidiyor. Orada un, yağ, şeker toptancılığı yapıyor. Yeldeğirmeni’ndeki dükkânı çocuklarına bırakıyor. Necati ve Şaban burayı bakkala çeviriyor.

‘Esnaf için en mükemmel yıllardı’ diyor Necati kardeşimiz. O zamanı, ‘İyi para kazanılıyordu. Ama daha önemlisi esnaf değerliydi. Kiracılara kefil olmaları için onlar tercih edilirdi. Lütfen-Teşekkür Ederim-Necati Bey dönemiydi o yıllar’ şeklinde ifade ediyor.

1980’ler Turgut Özal ile değişim dönemi. Esnafa güven duygusu devam ediyor. Bu arada semtte inşaat furyası başlıyor.

1990’larda semtin üzerine adeta ölü toprağı serilmiştir.

2011 yılında Kadıköy Belediyesi tarafından Yeldeğirmeni Canlandırma Projesi yapılır. Bu proje asırlık semt yaşamını bitirmiştir. Her taraf kafelerle dolar. Doğal olarak kiralar yükselir. Sadece esnaf değil yaşayanların da büyük çoğunluğu semti terk eder.

Günümüzde İranlı, Iraklı esnafın da olduğunu ifade ediyor Necati kardeşimiz. Tüm esnafın Yeldeğirmeni’nde içki izninin çıkmasını beklediğini söylüyor. Bazı esnafın hafta içinde başka işte çalıştığını, cumartesi-pazar günü dükkân açtığını anlatıyor. Ancak benim duyumuma göre dükkânlar öğrenciler tarafından ev olarak kullanılıyormuş. Hafta sonu da ticaret yapıp harçlık çıkarıyorlarmış..

Ev kiralarının da çok yükseldiğini söyleyen arkadaşımız diyor ki ‘En değerli alt katlar. Zira kedi-köpek beslemek rahat oluyor.’ Devam ediyor ‘Mahalleyi artık beyaz yakalılar da tercih ediyor. Dolayısıyla ev kiraları yükseliyor.’  

Necati Yazıcı ve Bakkalı

‘Pekiyi sen kendin için ne düşünüyorsun?’ diye sorduğumda tipik bir Eski Yeldeğirmenli cevabı alıyorum. ‘Bu saatten sonra para kazanmak ikinci derecede amaç benim için. Adresim belli olsun. Eş dost gelsin. Muhabbet edelim.’ Diyor. Yine de ben bir ekleme yapayım. Beyaz peyniri Ezine’den getiriyor ve ‘Kaliteden şaşmam’ diyor.

İnanır mısınız? O, bana o kadar normal gelmiş ki farkına varmamışım. YELDEĞİRMENİ kitabıma koyamadığım için çok üzgünüm. Bu semt böyledir zaten. Bitti dersiniz... Ama bitiremezsiniz…

Biz Eski Yeldeğirmenliler hep severek yaşayacağız semtimizi ve semtimizin insanını.

ARİF ATILGAN 2023 HAZİRAN

Not: Yeni çıkan Masal Gibiydi YELDEĞİRMENİ kitabım Necati Yazıcı’nın dükkânında da satılmaktadır.

https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/bakkal-necati%CC%87-yazici

 

http://atilganblog.blogspot.com/2023/06/bakkal-necati-yazici-05071944-tarihinde.html

 


2 Haziran 2023 Cuma

BİZİM KUŞAĞIN KADERİ

Parkta oturuyorum. Yandaki banka karı-koca ve torunları geldi. Lafla kavga ediyorlar. Birbirlerine 'Söyleyelim artık bu işi beceremeyeceğimizi ve gidelim' anlamında şeyler söylüyorlar. Belli ki karı-koca çalışan çocuklarının çocuklarına bakıyorlar. Ben de lafa girdim. Önce 'Kavga iyidir. İnsanı dinçleştirir. Ama fazla yıpratmayın birbirinizi' dedim. Sohbete başladık.

Yalova'da oturuyorlarmış. Kızlarının çocuğuna bakmak için İstanbul'a onların yanına gelmişler. Dolayısıyla sadece çocuğa bakmakla kalmıyorlar, diğer ev işlerini de yapıyorlarmış. Ama buna rağmen çocuklarına yaranamıyorlarmış.

Dedim ki 'bizim kuşak böyle. İş-gücün yanında önce kendimize, sonra ana-babamıza, sonra çocuklarımıza ve sonra da torunlarımıza bakıyoruz. Buna karşın bize kimsenin bakmayacağını bilelim. Bunu açıkça bize bakması gereken çocuklarımız söylüyorlar. Hatta bizden geçtik, kendi torunlarına da bakmayacaklarını söylüyorlar. Onlar çok egoist. Boş verin. Aman kendinize iyi bakın ve ayakta kalmaya çalışın.’

Bizler Büyük Aile dönemini yaşadık. Yani dede-büyükanne, anne-baba ve çocukların hep birlikte yaşadığı evler… Orada kıpırdamaya mecali olmayan aile büyüğünün her dediği yerine getirilirdi.

Apartmanlaşma büyük aileyi bitirdi. Artık dairelerde küçük aile dediğimiz yapılar var. Anne-baba ve çocuklar. Ama onlar kendilerine yetemiyorlar. Kendilerinin bakması gereken anne-babalarına kendilerini ve çocuklarını baktırıyorlar.

Bizim kuşak her şeyi gördü ve yaşadı. Ancak ağırımıza giden kıymet bilinmemesi. Örneğin: çocukların işi bitince torunun dede-büyükanneye gösterilmemesi. Teşekkür bekleyen yok. Ama torun sevgisini kullanmak olacak şey değil. İnsana ‘Allah bildiği gibi yapsın’ dedirtir. Toruna değil. Torunun anne-babasına…

Bunları anlattım park arkadaşlarıma. Bu arada dünya tatlısı torunlarından yanak aldım. Dedim ki ‘Aman bu bal tatlısının yanında kavga etmeyin. Onun dünyadan haberi yok.’ ‘Haklısınız.’ Dediler.

                                                               Torunlar

Gariptir. Bu yazıyı yazarken televizyonda kadın programcı ile kadın konuğu kendi anne-babaları başka kentte yaşadığı için çocuklarına bakıcı tuttuklarını, kendilerinin ise deprem bölgesindeki yetim çocuklara ne kadar fedakârlıkla baktıklarını anlatıyorlar. Çok eskiden okuduğum bir kitap geldi aklıma. Konu başka da olsa sonuç uygun. Garp Cephesinde Yeni Bir şey Yok.     

ARİF ATILGAN HAZİRAN 2023  

https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/bi-zi-m-ku%C5%9Fa%C4%9Fin-kaderi

http://atilganblog.blogspot.com/2023/06/bizim-kusagin-kaderi-parkta-oturuyorum.html