Köşe Yazısı
GEYİKLİ-DALYAN-BOZCAADA
GEZİSİ
Yalova’dan yola çıktık. Tali
yolları severiz eşimle. Geziyi yollardan başlatmış oluruz böylelikle çünkü.
Gemlik’i geçince sağa Mudanya yoluna saptık. Çok virajlı bir yol. Kıyı kıyı
Trilye’ye geldik ve ilk molamızı verdik. Olumsuz anlamda değişim gördüm.
Yolluklarla karnımızı doyurduk. Kahve sonrası tekrar yola koyulduk. Ana yoldan
değil tabii yine. Sağda itfaiyenin önünden devam ederek Karacabey’e kadar
gittik. Hep zeytinliklerin içinden. Karacabey’den sonra Bandırma, Biga, Çan, Bayramiç,
Ezine ve Geyikli-Dalyan. Kaldığımız otel Sunset. Tek tek müstakil evcikler.
Değişik. 1 hafta çevreyi gezdik. Çevrenin içinde Bozcaada da var.
Bozcaada çok kalabalık. Bağlar
azalıyor. Tabiiki Ayazma Plajından denize
girdim. Ama oradaki buz gibi akan ve şampuan gibi saçları uçuşturacak
kadar temizleyen duş paralı olmuş. O su kuyudan çıkar bildiğim kadarıyla. Oranın
insanları belediyenin saat koyduğunu, mecburen paralı yaptıklarını söylediler. Merkeze
döndük.
Bilinen şeyleri anlatmak
istemiyorum. Herkes gitmiştir bu güzel adaya. Biz ilk olarak 2000’lerin başında
gitmiştik. Ada boştu. Vapurdan çıkıp meydandaki erkek kahvesinde nefeslenmiştik.
Bu arada kalacak yer soruşturalım diye
düşünürken oturanlardan biri ‘Yer lazım mı?’ diye sordu. İki sokak yukarıda
pansiyonları varmış. Gittik. Eşi karşıladı. Bir odaya geçtik.
2000’li yıllarda karşımızda
Talay Şarap fabrikasının arka kapısının girintisi vardı. Sabah üzerlerindeki
çiyle getirilen üzümler santrifüj makinasına alınıp sapları ayrılarak içeri sokuluyordu.
Fabrikanın içini de gezmiştim. 1 bekçi
vardı sadece. Üzümler eziliyor, suyu süzülüp beton tanklara dolduruluyordu.
Burada şeker kendi kendine alkole dönüşüyormuş. O arada fokurdadığını
duyuyorsunuz. Arada bir tanklardan birbirine devrediliyor. Zamanını
kaçırırsanız sirke oluyor. Neyse…
Detaylara girmeme gerek yok. Şarap imalatı yapmayacağız. Ada boştu. Ağustos
sonu veya eylül başıydı. Bağ bozumu zamanı yani. Turizm bugünkü gibi değildi o
zamanlarda. Öyle sokaklara yayılan restoranlar filan yoktu. Hatta esnaf bile
yoktu. Bir bakkal ve bir de kasap vardı. Biz mangal da götürmüştük. Her akşam sardalya
balığı pişirecektik. O balığı hiç bulamadık. Kasaptan et-kıyma alarak idare
etmiştik. Bir tane de fırını vardı
adanın. Çiçek Fırın. Bizim pansiyondan
askeriye tarafına yürüdüğünüzde soldaki sokaklardan birindeydi. Oradan
caddeye iniliyordu. Hani derler ya… Has fırın. Nefis ekmekleri vardı. Bir de
şam kurabiyesi. Annelerimizin bize, eşlerimizin çocuklarımıza yaptığı ev
kurabiyesi. Kurabiye dediğime bakıp ta küçük şeyler gibi anlamayın erkek
hemcinslerim. Avuç büyüklüğündedir. Bilmeyen değil yapmayan kadın yoktur bence.
Şam kurabiyeleriyle aşağıdaki büyük çay bahçesinde kahvaltı yapmayı çok
sevmiştik. İşte bu bizde gelenek oldu. Her gidişimizde yapar olduk.
2026… Yine oraya uğradık.
Fırınmız turistik olmuş. Çeşitleri çoğalmış. Önlerindeki küçük balkona masalar
koymuşlar. Özel bir mekan olunca turlar geliyor ve nöbetleşe kullanıyorlar o
küçük balkonu. Biz 4-5 çeşitten aldık. Tabii şam kurabiyesiz olmaz. Çay
bahçemize indik. Birbirine yakışan iki şey. Çay ve kurabiyeler… Karnımızı
doyurduk. Büyük bir keyifle geleneğimizi gerçekleştirdik.
Çay bahçesinde bir heykel
vardır. Çoğu kişi kim olduğunu bilmez. O Halil Kaptan’dır. Lütfen bu LİNK’i de
tıklayıp okuyun.
http://atilganblog.blogspot.com/2023/09/
Eskiden Adaya Odunluk
İselesi’nden gidilirmiş. Halil kaptanın mavnasıyla. 1986 yılndan sonra vapur
çalışınca Geyikli İskelesi yapılmış. Dolayısıyla orası önemli bir merkez olmuş.
Halbuki buranın esas yerleşimi Bergaz (Gökçebayır) Köyüdür. Geyikli minik bir
köy, Dalyan ise daha da minik bir balıkçı köyü imiş.
2000’lerde Dalyan Köyünde iki
villa yapmıştım. 80 evli bir siteydi. O yıllarda Odunluk İskelesi delik deşik
harap bir haldeydi. Balıkçıların gemileri yanaşırdı. Hatta bir adetleri vardı o
yıllarda… Tuttukları balıkları kasalara doldurup soğutuculu araçlarla
naklederlerdi. Bu arada yere dökülen balıkları poşetlere koyup o sırada orada
bulunan halktan kişilere dağıtırlardı. Bir keresinde kayınbiraderle oradayım.
Biz bu adeti bilmiyoruz. Adamlar bize balık verince şaşırdık. Konuyu
anlattıklarında almıştık.
Günümüzde iskele tamir görmüş.
Ama ana yola kadar yeme-içmeciler dolmuş. İskelenin ucunda yine balıkçı
gemileri var. Değişmeyen şeyler hoşuma gider. Uçta birkaç kişi de oltayla balık
tutmaya çalışıyordu. Orada uzun misinayla ucu demirsiz yani dibe batmayan
oltayla zargana veya kırlangıç tutulur aslında. Bunları düşündüm ama adamlara
bilgiçlik yapmak istemedim. Bu arada balıkçı gemisinden biri bana koca bir
poşet dolusu balık vermez mi? Belli ki yerlere dökülmüş. Balıkçıların da
yiyecek zamanları yok. Eşimle beni vermeye değer bulmuşlar. Teşekkür ettim.
Otelde kaldığımı söyledim. Bir genç ‘Ağbi bana versene’ dedi ve aldı. Gitti.
Balıkçılara sordum. ‘Burada böyle bir adet vardı. Bilir misiniz?’ diye. ‘Evet’
filan dediler ama hallerinden bilmediklerini anladım. Onlara eskiden balıkçı
gemilerinin Yunan adaları tarafına gittiklerini, en az 2 hafta sonra
döndüklerini, iskelede eşlerin-çocukların-ana-babaların kendilerini yolcu ettklerini
anlatmadım. Ama içimden çok teşekkür
ettim. Bana o günleri anımsattıkları için.
Ezine’ye de gittim tabii ki. Tetik Köftenin köftesini yemezsem aklımda kalır çünkü. Uzun süredir babasının kopyası olan oğlu işletiyor. Her defasında bizi tanıması hoşuma gidiyor...Sonra da belediyenin yanındaki dodurmacı.. Ezine hayvancılığıyla öne çıkar. Bu sebepten süt ürünleri nefistir. Parkını, caddelerini beğendim. Çalışılmış. Sadece kapalı pazaryerini tutmadım.
Buna karşın çok sevdiğim
Geyikli yerleşiminde bir salaşlık gördüm. Aman…
Dönüşümüz aynı güzegahtan
oldu. Yalova’da ana yoldan çıkıp eve doğru doğrulduğumda eşim ‘Bravo sana. İyi
yolculuk oldu.’ Dedi. Gençler bilmez. Bu kadar yıldan sonra eşlerden iltifat almak
çok değerlidir. Nitekim biraz sonra ‘Yine de bundan sonra otobüsle gezelim’
deyiverdi.
Pandemi sonrası ürkerek te
olsa gezmelerimize dönmeye çalışıyoruz. Ama normalleşemedik. Tur şirketlerimiz
daha bir alem. Kimi battı, kimi devretti, kimi tur yapmak yerine bilet satıyor.
Yani ortam bizden farklı değil. Olsun.
Yeter ki ‘Hayat devam ediyor’ diyebilelim.
ARİF ATILGAN 2026 AĞUSTOS
https://atilganblog.blogspot.com/2026/08/yazs-geyikli-dalyan-bozcaada-gezisi.html
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder