20 Ağustos 2026 Perşembe

 

İskeleler

KARTAL İSKELESİ

Kartal ilçesinin batısında Maltepe, kuzeyinde Sancaktepe, kuzeydoğusunda Sultanbeyli, doğusunda Pendik bulunmaktadır. Nüfusu 2025’deki sayıma göre 475630 kişi olup yüzölçümü 48000m2’dir. İstanbul’un en yüksek yeri olan Aydos Tepesi ile balkonu denilen Yakacık Tepesi Kartal’dadır. Aydos Uludağ’dan sonra çevredeki en yüksek tepedir. Yakacık’daki Ayazma ise en serin noktadır. Ayazma alttaki LİNK’tedir: 

https://atilganblog.blogspot.com/2018/08/yakacik-ayazma-ayazma-cay-bahcesi-ve.html

Kartal İskelesi’nin Son Zamanları. (1980’ler)

6.Yüzyılda Kartalimen isimli bir balıkçı köyüymüş. Diğer yandan Aydos kelimesi Rumcada Kartal anlamına gelirmiş. Sonunda çevrenin adı Kartal olmuş.

Çevrede bulunan kalıntılar 6. Yüzyıl başlarındaki Bizans’a kadar dayanmaktadır. 1080 yılında Selçuklu Sultanı Süleyman Şah Pendik, Kartal ve Maltepeyi ele geçirir. Bizans İmparatoru ile 1081 yılında yapılan Dragos Anlaşmasına göre Süleyman Şah Dragos Çayını sınır kabül edeceğini taahüt etmiştir. Kartal 1400 yılında Osmanlı topraklarına katılmış. 1888 yılında İstanbul Şehremaneti sınırları içine alınmış. 1987 yılına kadar İstanbul’un büyük bir ilçesi olan Kartal bu tarihten sonra komşu ilçelere alan vermiş 2009 yılında bugünkü sınırlarını oluşturmuştur.

1929 yılında Yunus Çimento Fabrikası faaliyete başlamıştır.

Yunus Çimento Fabrikası’nın Hammade Çukuru ve Deniz Kıyısında Fabrika

1947 yılında ilçe Sanayi Bölgesi olarak ilan edilmiş. Balıkçılık ve tarım ile geçinen ilçe o tarihten sonra değişmeye başlamıştır.

2000’li yıllarda sanayi tesislerinin Kartal’dan çıkarılmasına karar verilmiş.

2013 yılında İstanbul’un Anadolu Yakası Adalet Sarayı, 2019 yılında Kartal Dr. Lütfü Kırdar Şehir Hastanesi hizmete girmiştir.

Kartal’da çok miktarda sosyal, kültürel tesis bulunmaktadır. 

İskeleye gelirsek…

1857 yılında Kartal’da ilk vapur iskelesi açılır,

1872 yılında Haydarpaşa-Pendik demiryolunun açılması ile iskele çevresi hareketlenir,

1950-1970… Kartal-Yalova arasında Mudanya ve Çardak isimli arabalı vapurlar çalışır,   

1980’ler… . Sahil doldurulmaya başlanmıştır. Arabalı vapur kaldırılır,

1990’ların sonları… Doldurulan sahilde İdo İskelesi hizmete başlar.

2005 yılında Mimarlar Odası olarak İstanbul’da UİA (Uluslararası Mimarlar Birliği) toplantısını organize etmiştik. O yıllarda yöneticiydim. Kongrenin teması benim şiddetle karşı çıktığım ‘Kentler:Mimarlıkların Pazaryeri’ idi. Kongre Vadisi olarak Lütfü Kırdar Kongre Merkezi, Taşkışla, Taksim, Galatasaray arasındaki alan ilan edilmişti. Buranın düzenlenmesi için proje yarışması yaptık. Yarışmayı kazanan proje alana 60 adet kule vinç yerleştiriyordu. Tabii buna da çok karşı durmuştum. Neyse. O günlere dönmeyelim… Şişman Kediler olarak anılan dünyanın önemli mimarlarını davet etmiştik. Irak asıllı kadın mimar Zaha Hadid te konuklar arasındaydı. Onun konferansında salon tıklım tıklım doluydu. Kürsüye çıktığında genç kadın meslekdaşlarımız pop sanatçılarına yapılan gibi çığlıklar atıyordu… Ünlü mimar 2006 yılında İBB’nin  Kartal için yaptığı proje yarışmasını  kazanır. Biz Mimarlar Odası olarak bu projeye karşı çıkarız. Çünkü Kartal MİA (Merkezi İş Alanı) olarak düşünülüyor, nüfus artışı vs getiriliyordu. Amorf mimari tarz diyebileceğimiz bir proje yapılmıştı… Belediyenin uygulamasında yatay mimariler düşey hale getirilmiş, nüfus artışı aynı tutulmuştu. Sonuçta geniş fabrika arsalarına fazla m2’li imar hakkı verilmişti. Fikrimi söyleyecek olursam… Madem ki yoğunluk getiren bir proje uygulanacaktı, keşke Zaha Hadid’in projesi uygulansaydı. Hiç değilse dünyanın en marka mimarlarından birinin projesiyle oluşan Kartal olurdu.

Zaha Hadid’in Kartal Projesi

1950-1980 arası Kartal-Yalova arabalı vapurlarına binerdim. Önceleri şimdikiler gibi büyük değillerdi. Yukarıdaki kapalı salon 1.Mevki, aşağıda arabaların ortasındaki uzunca set üstü 2. Mevkiydi. O yıllarda kapalı mekanlarda sigara içmek serbestti. Bu sebepten salon havasız oluyordu. Hava iyiyse 2.Mevki bilet alır dışarıda zaman geçirirdim. Bir keresinde denizin ortasına gelmişken günlük güneşlik olan hava bir bozdu. Yağmur fırtına. Aşağıda 2.Mevkide oturanların hali berbat. Kaptan yukarıdan seslenmişti ‘Yukarıya gelin’ diye. Günümüzde mevki filan yok. Daha da güzeli vapurda sigara içmek yasak.

 Eski İskele ile Sahildeki Yeni İskele

O yılların ünlü köşe yazarı Refi Cevad Ulunay (1890-1968) Yunus’taki çiftliğinde yaşıyordu. Sabah çiftlikten istasyona Menekşe isimli eşeğiyle gelir, eşeğini kahyaya bırakıp trenle Haydarpaşa’ya gider, vapurla Karaköy’e geçer, oradan da dolmuşla Cağaloğlu’na Milliyet Gazetesi’ne işe giderdi. Akşam da aynı yoldan eve dönerdi. Üstad hayvanları çok severdi. Gündüz birine kızıp ‘Eşek. Kaz Kafalı.’ filan derse eğer,  mutlaka akşam çiftliğe döndüğünde o hayvanları öpüp özür dilermiş. Yaşım küçüktü ama onunla birlikte Peyami Safa, Burhan Felek gibi yazarları okumayı severdim.

1970’lerden beri Yakacık’ta Ayazma Çay Bahçesine giderim. Kartal’a yerleştirilen sanayi tesisleri deniz manzarasının güzel duygusunu yok ediyordu. Şimdi de yüksek binalar…

1970’ler… Yunus Çimento Fabrikası çalışıyor. E-5 Kartal kavşağına gelmeden yolun alt tarafındaki büyük çukurdan kalker (kireç taşı) çıkarılıyor, kazanlara yüklenip teleferik hattıyla deniz kıyısındaki fabrikaya aktarılıyordu... 

Kalker Çukuru ve Fabrika

Kalker taşları toz haline getirilip basit eklemelerle ısıtılarak karıştırılıyor, 50kg’lık torbalarla satışa sunuluyordu. O toz inşaatlarda çakıl-kum ve su ile karıştırıldığında kristalleşerek sertleşiyor. Yani beton oluyor... Fabrikanın biraz ilerisinde kamu kurumlarının lojmanları vardı. Hem onların hem de çevredeki evlerin çatıları çimento fabrikasının tozuyla bembeyaz olmuştu. Daha ileride demiryolunun üst tarafında futbol sahası bulunuyordu. Yemyeşil doğal çayırdı. Kadıköy’den bir takımla orada oranın takımıyla maç yapmıştım.

Fabrika 1990’ların başında kapatılır, 2010’ların başında yıkılır. Keşke Çimento fabrikasından kalan dev silolar muhafaza edilseydi. Önemli bir endüstriyel miras olurdu.

Yunus Çimento Fabrikası

1970’lerde arkadaşım Kimya Mühendisi Engin Dinçol bu fabrikada çalışıyordu. Çok sorumluluğu vardı. Özellikle döner fırının sönmemesi gerekiyor. Acil durumlarda gece bile fabrikaya çağırılıyordu. Bir süre sonra ayrılmıştı. Erken kaybettiğim arkadaşlarımdandır. Rahmet dileyelim Engin’e. 

Özetlersek… 2006 öncesi Kartal’da az katlı işçi evleri vardı. Sempatikti. 2006 sonrası gökdelenler yapıldı. İnsani ölçülerin üzerine çıkıldı. Düşünmeden edemiyorum. Zaha Hadid’in kazandığı proje yarışmasının amacı yüksek binalarla nüfus arttırmak mıydı?

Hep derim. İskeleler sadece iskele değildir. 

ARİF ATILGAN 2026 AĞUSTOS

 https://atilganblog.blogspot.com/2026/08/iskeleler-kartal-iskelesi-kartal.html

https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/kartal-i%CC%87skelesi%CC%87

 

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder