28 Mart 2017 Salı

HARRİNGTON KUPASI
Arif Atılgan

1. Dünya savaşı sonrası, 13 Kasım 1918 de işgal kuvvetleri İstanbul’a girmişti. İşgalci askerler İstanbul’da futbol takımları kurup turnuva düzenliyorlardı. Türk takımlarını yenerek halkın moralini bozuyorlar, kendi morallerini yükseltiyorlardı.

Buna karşın, Kadıköy’de Türk gençlerinin kurduğu Fenerbahçe takımı onlarla yaptığı 50 maçın 41 inde galip gelip 4 ünde berabere kalarak halktan sempati topluyor, insanlarımıza moral aşılıyordu.

1923 yılında Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşını kazanmıştı. İstanbul’daki işgal kuvvetleri gideceklerdi.

İngiliz komutan General Charles Harrington, kendi adına bir kupa koyarak Fenerbahçe ile maç yapmak ve Fenerbahçe’yi yenerek ülkesine moralle dönmek istiyordu. İngiltere liglerinden de takviye yaptıkları çok güçlü bir takım kurmuşlardı.

Kararlaştırılan maça Fenerbahçe kendi kadrosuyla çıkacaktı.

                                                    Harrington Kupası

Maç, 29 Haziran 1923 te Taksim Stadında kalabalık bir seyirci önünde oynandı. Hakem, Avusturya milli takımının eski kaptanı Antonin Kratky idi. İlk devre Fenerbahçe’nin 1-0 yenilgisiyle kapanmıştı. Ancak ikinci devrede coşan Fenerbahçe, Zeki Rıza Sporel’in attığı iki golle maçı 2-1 kazanmayı başarıyordu.

Fenerbahçeli futbolcular uzun süre seyircilerin omuzlarında idi. Galibiyet, Beyoğlu’nda ve daha sonra Kadıköy’de yapılan sevinç gösterileri ile kutlanmıştı.

Lozan Konferansında bulunurken güzel haberi alan İsmet İnönü, Fenerbahçe kulübüne ‘Kutlama Telgrafı’ gönderir.

                                Fenerbahçe Müzesindeki Kupa Yarı Boyumu Geçiyor.

Dünyanın hiçbir kulübünde bulunmayan bu kupa 1MT boyunda, saf gümüşten olup kulübün kazandığı en büyük ve en anlamlı kupadır.
ARİF ATILGAN MART 2017

10 Mart 2017 Cuma

KADIKÖY ŞEHREMANETİ BİNASI
Arif Atılgan

1864 yılında çıkarılan Teşkil-i Vilayet Nizamnamesi ile İstanbul vilayet olmuştur. Ardından 1869 yılında çıkarılan İdare-i Belediye Nizamnamesi ise belediye örgütlülüğünü sağlamış, bugünkü ilçe belediyelerine eşdeğer Daireler oluşturmuştu. Kadıköy 13. Daire olmuş.

1875 de Kadıköy’ün ilk Şehremini Osman Hamdi Beydir.

1912-1914 yıllarında denizden doldurularak elde edilen meydana ilk önce Şehremaneti Binası inşa edilmiştir. Mimarı, Ermeni asıllı Yervant Terziyan’dır. Neo-klasik tarzda olup 1. Ulusal Mimarlık Dönemi örnekleri içersinde kabul edilir. 2 katlı görünen Bina 1 Bodrum, 1 Zemin ve 1 Normal katlıdır. Önde, arkada ve Yeldeğirmeni tarafında birer kapısı vardır. Bina denizden doldurulan alana yapıldığından iki kattan yüksek düşünülmemiştir.

Bu arada İstanbul’da Daire sayısı çoğalmıştır. Yeni düzenlemede 18. Daire olan Kadıköy’ün Şube Müdürü Celal Esat Arseven’dir. İstanbul Belediye Başkanı ise Cemil Topuzlu’dur.

                                           Şehremaneti Binası İlk Yıllarında

1919 yılında Yunan ordusunun İzmir’e çıkışını protesto etmek için düzenlenen mitingde Halide Edip Adıvar ve başka önemli kişiler Kadıköy Şehremaneti Binasının balkonundan halka hitap etmişlerdir.

1924 yılında Anadolu Yakasının tamamı Üsküdar ili, 1926 yılında ise İstanbul iline bağlı ilçe yapılmıştır.

1930 yılında Kadıköy Üsküdar’dan ayrılarak ayrı ilçe olmuştur. O tarihten itibaren Şehremaneti Binasının Belediye, Kaymakamlık, Hükümet Tabipliği, Nikâh Dairesi hatta Kaymakamın lojmanı olarak kullanıldığı bilinmektedir. Zemin Katın Yeldeğirmeni tarafı Kaymakam Lojmanı, Üst Katın ön tarafındaki büyük salon nikâh dairesiydi.

                     Denizden Doldurulan Meydanda Şehremaneti Binası (1938)


1960 larda Nikâh Dairesi İnci Gazinosuna taşınmıştı. Bu amaçla kullanılan üst katın ön tarafındaki büyük salon belediyenin mimar-mühendislerinin çalışma odası olmuştu. 27 Mayıs 1960 tan sonra balkonundan halka hitap edilen bir miting anımsıyorum. 1970 lerin sonlarına kadar bina eski fonksiyonlarına devam etmiştir.

1984 yılında bina restore edilmiş Kadıköy Belediyesi Meclis Binası olmuştu. Belediye hizmetleri ise önce Selimiye’de sonra Göztepe’de bulunan bazı mekanlarda verilmişti.

1990 ların başında Belediye Söğütlüçeşme’deki yeni binasına taşındı. Kadıköy’deki Şehremaneti Binası Belediye Başkanlığının kullanımına açıldı. Üst kattaki büyük ön salon bu sefer Başkanın odası olmuştu. Binaya girince alt kattaki sağ taraf Belediye Meclisinin toplanma salonu idi.  

Sırasıyla Nikâh Salonu, Mimar-Mühendislerin Çalışma Odası, Başkan Odası ve Kütüphane Olan Üst Kattaki Salon

1995 te de bir tadilat yapılmış Kaymakamlık ve Belediye Başkanlık binası olarak kullanılmaya devam edilmişti.

2000 lerde Şehremaneti Binasında Başkanın odası, Meclis toplanma salonu ve etkinlik hizmetleri vardı. Bu arada Kadıköy Kent Müzesi Uzmanlar Kurulu oluşturuldu. Kurul, Şehremaneti Binasının Kent Müzesi olması için toplanıyordu. Ben de üyesiydim. Kadıköy Kent Müzesinin Kadıköy’ün her tarafının olduğunu, burasının Kent Müzesinin rehberi olarak düzenlenmesini önermiştim. 2000 lerin sonlarında Meclis Kozyatağı’ndaki binada toplanmaya başladı.

2013 yılında ciddi bir restorasyon geçiren bina, 15 Mart 2014 tarihinde Tarih Edebiyat Sanat Kütüphanesi (TESAK) olarak hizmete başlamıştır.

                                       Şehremaneti Binası Günümüzde

Burası 1950-1960 lı yıllarda okul kayıtları için aşı olmaya gittiğim binaydı. 1970 li yıllarda mimar olarak proje götürüyordum. 2000 li yıllar Kadıköy Kent Konseyi Başkanı olduğum yıllardı. Üst katın ön-sağ odası bizimdi. Şimdi kütüphane olarak kullanıyorum.

Kadıköy Şehremaneti Binası Kadıköy Meydanındaki en beğendiğim binadır. Kemerli pencere-kapılarıyla, cephesindeki çinileriyle gerçek ulusal mimari tarz örneğidir. Hangi tarihte değiştirildiğini saptayamadığım içerdeki merdivenini de beğenirim. Ancak...

                                                 Merdiven İlk Haliyle

                                             Merdiven Değiştirilmiş Haliyle
   
                                              Merdiven Günümüzde


Aynı tarihte Fatih’te de bu binanın aynısı yapılmıştır. Mimaride bitişik iki parsele bile aynı tasarım yapılmamalıdır. Kadıköy’de zemin dolgu ve düz olup binanın ön cephesi kuzey-batıya bakmaktadır. Fatih’te ise zemin doğal ve eğimli olup binanın ön cephesi güney-batıya bakmaktadır.

İki binanın biri asıl biri replika olmuş olmuyor mu? Hangisi 1. Ulusal Mimarlık Dönemi örneğidir? İkisi de midir?.. Keşke bu hata yapılmasaydı.

ARİF ATILGAN MART 2017

27 Şubat 2017 Pazartesi

İstanbul İskeleleri

KADIKÖY İSKELESİ
Arif Atılgan   

Kadıköy İskelesi, denizden doldurularak elde edilen Kadıköy Meydanının önemli binalarından biridir. 1926 yılında yapıldığı bilinir. Buna karşılık mimarı belli değildir. 1. Ulusal Mimarlık Dönemi örnekleri içinde sayılır ve tarzı için neo-klasik denir.

                                                İlk Yıllardaki İskele

Alt katın planında 3 bölüm göze çarpar. Ortada Eminönü-Karaköy, yanda Adalar yolcu salonu vardır. Ayrıca Baş Memur, bilet gişesi ve memurlar için 5 oda bulunur. Salonun bir tarafında büfe, karşısında bilet gişesi yer alır. Gemiden inen yolcular binanın iki yanındaki revaklı çıkış tünellerinden dışarı çıkarlar. Üst katın planında ise, bir büyük iki küçük yolcu salonu, görevliler için 4 oda, iki yandaki revakların ve öndeki deniz cephesindeki ortadaki 3 kapılı revak üzerinde balkonlar bulunur. Balkonlar birbiri ile ilişkili değildir.

                                                        İçerden Bir Görüntü

Cephelerde çini, içerilerde kartonpiyer süslemeler görülür. Üst kata çıkan merdivenler kırmızı halıyla kaplı olup duvarlarına antika aplikler monte edilmiştir.

Deniz cephesinin alt katında,  ortada büyük salonun 3 kemerli kapısı, iki yanında kulelerin altındaki kapılar, onların iki yanında küçük salonların kemerli kapıları görünür. Üst katta, deniz tarafındaki balkon üzerinde 3 kemerli kapı arasında küçük pencereler, kulelerde alttaki kapıya uygun pencereler, küçük salonların kemerli geniş kapıları üzerinde üç küçük kemerli pencereler bulunur. Binanın yan cephelerinin üst katında iki yanda büyük kemerli kapılar, ortada üç küçük kemerli pencereler vardır.

Kara tarafındaki cephede de aynı unsurları görürüz. Sadece revak kapalı olup yanlardaki kapılar revakla aynı hizadadır.

                                                İskelenin Karadan Görünüşü

Bina kırma çatılıdır. Deniz cephesindeki iki merdiven üzerinde soğan kubbeler bulunur. Soğan kubbe o yıllarda çoğunlukla yabancı mimarların kullandığı ve oryantalist dedikleri tarzdır. Bu sebepten mimarının yabancı veya oryantalist tarzı kullanan yerli mimarlardan olduğu düşünülebilinir. Oryantalist tarz için yabancıların bize bizim için yakıştırdıkları tarz denebilir.

1959 yılında ilk onarım yapılmış, soğan kubbeler kaldırılmıştır. O yıllarda, İskelenin içindeki gişeden karton bilet alınarak vapura  binilirdi. Vapurda biletler kontrol edilir, inerken de herkesin bileti toplanırdı. 

1960 ların başında üst kat Muharip Gaziler ve Emekli Subaylar Derneğine kiraya verilmiş. Ayrıca yolcu çoğalması sonucunda karton bilet yerine jetona dönülmüştü. Bunun için de iskelenin kara tarafına jetonlar için turnikeli gişelerin konduğu camekânlı bölüm eklenmişti. Bu yıllarda bir süre iki yanındaki revakların olmadığı görülüyor.  

                                                 İskelenin Eklentili Hali

1980 lerde üst kat TDİ Şehir Hatları İşletmesi Derneğine kiraya verilmiş.

1984-86 yıllarında ikinci onarım yapılmış.

1995 de restorasyon uygulanmış. 1990 ların sonunda üst kat İTÜ Denizcilik Fakültesi Mezunları Sosyal Yardım Vakfına kiralanmış.

2005 yılında tüm iskele, tersane, gemiler bir protokolle İBB ye devredilmiş.

Yukarıda yazılan müdahaleler sonucunda İskele binası, orijinal görüntüsünden uzaklaştırılmış hatta bambaşka bir bina haline sokulmuştur.

                                                 Günümüzdeki İskele

Bazı tespitleri öne çıkarmak istiyorum. 1900 lü yılların başında Haydarpaşa’da soğan kubbeli bir iskele binası bulunmaktadır. Ancak bu bina 1915-1917 yılları arasında yıkılır ve yerine Mimar Vedat Tek’in binası inşa edilir. Aynı yıllarda Moda’ya da Vedat Tek tarafından tasarlanan iskele binası inşa edilir. Her iki bina, taraflı tarafsız herkes tarafından ‘yüzük taşı gibi’ benzetmesiyle beğenilmektedir.

1926 yılında Haydarpaşa–Moda arasında kalan Kadıköy’e neden Vedat Tek’in tasarımı olan bir iskele yapılmaz da sanki Haydarpaşa’nın rövanşı alınır gibi soğan kubbeli bir bina yapılır? İlk onarımda neden iki kubbe de ortadan kaldırılır? Bütün binaların mimarlarının bilindiği o yıllarda, kentin en belirgin noktasındaki en belirgin binasının mimarı nasıl bilinmez?

Kadıköy İskelesinin sırlarının ortaya çıkarılması gerekmektedir. Diğer yandan binadaki eklentiler ile çevresindeki yapılar temizlenmeli iskele orijinal haliyle algılanır hale getirilmelidir.

3 yıl lise, 5 yıl üniversite, 3 yıl iş olmak üzere 11 yıl bu iskeleyi kullandım. Her akşam Kadıköy iskelesine ayak bastığımda köyüme döndüğümü hissettim. İskeleden çıktığımda ise çınar ağaçlarındaki sığırcık kuşlarının cıvıltısını karşılama töreni gibi düşündüm..

Kadıköy İskelesi ciddi bir restorasyondan geçirilmelidir.
ARİF ATILGAN ŞUBAT 2017

16 Şubat 2017 Perşembe

OSMANGAZİ İLKOKULU NE OLACAK?
Arif Atılgan

Osmangazi İlkokulu 1903 yılında Almanların Okulu olarak eğitime başlamıştır.

1935 yılında 35.000TL bedelle T.C. Maarif Vekâleti okulu mülkiyetine geçirir. O yıllarda 1TL, 2-3 Alman Markı değerdedir.

  
Okul, 2006 tarihinde 5 Nolu Koruma Kurulu tarafından Kadıköy Kaymakamlığı ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün başvurusuyla 2. Derece Korunması gereken eski eser ilan edilir.

İstanbul İl Özel İdaresinin mülkiyetinde olan okul binası 2013 yılının Kasım ayında Selimi Evvel Vakfının mülkiyetine geçirilmek istenir. Bir süredir okulun özelleştirilip boşaltılacağı söylentileri 2014 yılında ciddi boyutlara ulaşınca Benim de önayak olmamla etkinlik yapılmış, girişimlerde bulunulmuştu. Okulda eğitim devam etmişti.

Edindiğim bilgiye göre, 2014 yılında mülkiyet İstanbul Valiliğinin üzerindedir. Valilik tarafından binanın restorasyon projesi hazırlatılır. Koruma Kurulunun onayından sonra Kadıköy Belediyesinden inşaat ruhsatı alınır.

2017 yılının şubat ayının başında Osmangazi İlkokulu inşaat faaliyeti için boşaltılır. Öğrenciler Fenerbahçe Stadının arka tarafındaki bir okulun içine gönderilir. İnşaatı yapacak yüklenici şirket binayı teslim alır. İnşaat 450 gün sürecektir. Yani 1 yıl, 3 ay.


Söylenenlere göre Osmangazi İlkokulu, restorasyondan sonra tekrar kendi binasına dönecek ve burada eğitime devam edecekmiş.

2014 yılında yaşadıklarımız bugünkü okulun boşaltılması operasyonunda bizlerde tedirginlik yaşatmaktadır. Buna rağmen okulumuzun tekrar döneceğini düşünelim istiyoruz.

Öğrendiğime göre, restorasyon projesinde arkadaki bahçeye çıkan kapı iptal edilip pencere haline getiriliyor ve merdiven ortadan kaldırılıyor. Bana göre de doğrudur.  O kapının sonradan açıldığı bellidir. Projede arka bahçeye bodrumdan çıkılıyor. Ancak, restorasyon Projesindeki diğer değişikliğe dikkat çekmek istiyorum. Binanın üzerine kiremit yerine teras çatı yapılacakmış. Buna sebep olarak eski fotoğraflarda çatı kenarlarındaki süslü kalkan duvarlarının görünmeyen arkasının teras çatı olabileceği düşünülmüş.

Hâlbuki 1900 lerde teras çatının olamayacağı bellidir. Zira evlerdeki cumbaların üzerine yapılan balkonlarda bile cumbanın üzeri çinko ile kaplanırdı. Bu sebepten o yıllardaki binaların üzeri kiremitle kaplanırdı.

Teras çatı yapılmasının düşünülmesi çatının da kullanılmak istendiğini hissettiriyor. Öğrencilerin terasa çıkıp çay içmelerini düşünmüyorlardır sanırım.

Osman Gazi İlkokulu Yeldeğirmeni’nin tarihi okuludur. Kesinlikle bina eğitim hizmetine devam etmelidir.

Eski Yeldeğirmenliler ve Osmangazi İlkokulunun eski mezunları olarak ilgili projeleri görmek ve yapılacakları tartışmak hakkımızdır sanırım.
ARİF ATILGAN ŞUBAT 2017

7 Şubat 2017 Salı

KADIKÖY HAL BİNASI
Arif Atılgan

1925 yılında, Kadıköy’de denizden doldurularak elde edilen meydan üzerine, 225.000TL ile Hal Binası yapılmak istenir. İnşaat yapılan alan Caferağa Mahallesi, 26 Pafta, 174 Ada, 1 Parseldeki 1833MT2 lik İBB nin mülkiyetindeki arsadır.

1927 yılında bitirilen binanın mimarı İtalyan U. Ferrari’dir. Cephelerindeki oymalardan dolayı neoklasik tarz denilen bina 1930 yılı öncesine ait olduğundan 1. Ulusal Mimarlık Dönemi örnekleri içinde sayılmaktadır. Esnafların kiralamadığı bina boş kalmıştır.

                                                     Hal Binası İlk Yıllarında

Bina kara tarafına bakan U şeklindedir. Simetrik U şeklinin iki yanındaki binalar iki katlıdır. Altlarında 7 adet kemerli dükkân vardır. Bunların başındakinden üst kata çıkılabilir. Deniz tarafındaki bina ise iki yandaki binaların arasına sıkışmış tek katlı bina görünümündedir. Ön binanın ortasındaki kemerde giriş kapısı, kapının iki yanında yer alan yedişer adet kemerli mekânlarda dükkânlar vardır. Kara tarafına bakan iç avlu ise üstü örtülerek sebze-meyvecilerin kullanacağı bir alan olarak düşünülmüş. Binanın cephesindeki dükkânların önündeki çelik konstrüksiyonlu saçakların üzeri camla örtülmüştür. Aynı şekilde avludaki alanın üzerinde de çelik konstrüksiyon taşıyıcının üzeri camekanla örtülmüştür.

                            Cephede Mimarın Adı: U. Ferrari İngen Construit 1927

1935 yılında Tapu Dairesini buraya taşımayı düşünmüşler ama taşımamışlar. Buna karşılık İtfaiyeyi U şeklindeki Binanın Yeldeğirmeni tarafındaki koluna yerleştirmişler. Boş kalan yapının diğer tarafları hurda araç deposu olarak kullanılmış.

Belli ki Belediyeye ait olması dolayısıyla arsanın bedavaya gelmesi ve hemen sol tarafındaki rıhtıma mavnalarla mal gelmesi bu binayı düşünenler için olumlu sebeplerdir.

                                             Binanın İtfaiye Tarafı Ve Mavnalar

Ancak olumsuzluklar da vardır. Hal Binası o yılların şartlarında sapa bir yerdedir. Yukarıda kendiliğinden oluşan Çarşıdan uzaktadır. Diğer yandan Altıyol’dan inen caddenin önünde binalar bulunmaktadır. Bu binaların istimlâk edilerek Altıyol’dan Hal Binasının görülmesi ve gidilebilir olması sağlanmamıştır. Ayrıca binada mimari hatalar bulunmaktadır. Bunlardan en önemlisi dıştaki saçakların ve iç avlunun üzerindeki örtünün cam olmasıdır. Cam sadece yağmuru önlemekte, sıcak ve soğuğu önleyememektedir. Ayrıca kırıldığı zamanlarda tehlike saçmakta ve onarımı zor olmaktadır. Diğer yandan bu tip tesisler yapılırken, boş kalmaması için kullanıcılara bazı yasa yönetmeliklerle kullanma zorunluluğu getirilir. Burada bu da yapılmamıştır.

                                       Binanın Önünü Kapayan Yapılar (Zeki Sayar)

1937 yılına kadar 10 yıl boş kalan binaya o yıl Çarşı esnafı zorunlu olarak nakledilmiş. Deniz tarafındaki dükkânlara balıkçılar olmak üzere, dıştaki dükkânlara kasaplar-bakkallar, iç avluya ise sebze-meyveciler yerleştirilmiş. Ancak lodoslu havalarda dükkânları su basması esnafı çileden çıkarmış, yine böyle bir olay sonrası tekrar Çarşıdaki dükkânlarına dönmüşler.

Binanın, o yılların şartlarında AVM olarak düşünüldüğü belli oluyor.

1938 yılında yıkılması bile düşünülmüş. Bu arada Altıyoldan aşağı gelen caddenin üzerindeki istimlâkler yapılıp yol açılmış ve sebze-meyve toptancılarına kullanma zorunluluğu getirilmiştir.

                                          İstimlâklerle Binanın Önü Açılmış

1940 yılında Hal olarak kullanılmaya başlanmış. Üst katlar belediyenin büroları olarak değerlendirilmiş, alttaki dükkânlar çeşitli kişi-kurumlara kiralanmış.

1950 yılında ise yeni yapılan Kadıköy Meydan Planında otogar yapılması düşünülmüş, plan gerçekleştirilmeyince bu uygulama yapılamamıştır.

1973 yılında Kadıköy Hali Küçükbakkalköy’e şimdiki adıyla Ataşehir’e taşınır. Kent kalabalıklaşmış, araba sayısı çoğalmıştır. Bu anlamda Kadıköy’ün merkezindeki sebze-meyve toptancı Hali çevreye rahatsızlık vermeye başlamıştır. İtfaiye de binadan çıkarılıyor, bina boşaltılıyor. 1970 lerin sonlarında binaya yeni fonksiyonlar düşünülmeye başlanmıştır.

                                                       Halin Karmaşası

1984 yılında Kültür Merkezi olması için elden geçirilmiş ve İstanbul Belediye Konservatuarı öndeki binanın üst katına taşınmıştır.

1986 yılında Belediye Konservatuarı İstanbul Üniversitesine bağlanmıştır. Dolayısıyla burası İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı olmuştur. Binanın hal olarak kullanılan kara tarafındaki iç avlusu boş kalmıştır.
                                             Günümüzde Hal Binası

1989 yılında kara tarafındaki iç avluya Haldun Taner Şehir Tiyatrosu yerleştirilmiş.

2010 lu yıllarda Yeldeğirmeni tarafındaki binanın ucuna Kızılay Kan Alma Birimi yapıştırılmış.

                                    Kan Alma Birimi Ve Tiyatronun Görüntüsü

Görüldüğü gibi burası inşa edildiği tarihten itibaren toplum tarafından benimsenmemiş şansız bir binadır. Yıllarca boş kalmış, kullanıldığı zamanlarda da bütünlük içindeki fonksiyonlara hizmet etmemiştir. Adeta plansız-programsız iş yapılmaması için somut bir örnek gibidir.

Kadıköy Hal Binası boşaltılıp restore edilmeli, kütüphane haline getirilmelidir. Zira bu havalide kütüphane ihtiyacı olduğu, kütüphane yapılan Şehremaneti Binasının kullananlarına yetmemekte olduğundan bellidir. Çevresindeki büfe vs yapılaşmalar temizlenerek bina ortaya çıkarılmalıdır. Dışarıdaki dükkânların çoğunluğu kitap satışı yapılan mekânlar olmalıdır. 

Umarım bu bina bütünlük içinde kullanılır.
ARİF ATILGAN ŞUBAT 2017



31 Ocak 2017 Salı

Kent Öyküleri

YELDEĞİRMENİ’NDE BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Arif Atılgan

Muhlis Çağatay Vagon Li’de çalışıyordu. Vagon Li, Vagon Limited Şirketi’nin kısaltılmışı olan Vagon Lits’in halk dilinde daha kısaltılmış halidir. Vagon Lits, trenlerin yataklı-yemekli vagonlarının uzun yollarda kullanılması için 1872 de Fransa’da kurulan şirketin adı. 1883 de şirket, Doğu Ekspresi ve İstanbul-Paris seferlerini yapmaya başlar. Cumhuriyet sonrası TCDD ile anlaşılır. 1972 yılında ise Türkiye’deki imtiyazı sonlandırılır.
  
Muhlis Bey, Vagon Li ile Bağdat’a kadar giderdi. Orada, evin ihtiyaçları için daha ucuza alış veriş yapma olanağı bulurdu. Bağdat’tan sadece yiyecek-giyecek değil hanımların hoşlandığı kumaş, süs eşyası da getirirdi.

Cumhuriyet sonrası, Devlet ileri gelenleri İstanbul-Ankara arasında trenleri sık kullanmaya başlamıştı. Bu sebepten Muhlis Bey yakın tarihimize de şahitlik yapmış oluyordu.

Muhlis Çağatay, 1930 lu yıllarda Takuhi ile tanışır. Kendisi Müslüman Türk, Takuhi Gregoryan Ermenidir. Yeldeğirmeni’ndeki demografik durum Türkiye mozaiğiydi. Ancak özellikle ayrı dindekilerin evlenmesi gelenek-görenek anlamında çok zordu.

                                                    Muhlis Bey ile Takuhi Hanım

Aşk yaşayan ikili evlenmeye karar verir.

1935 yılında evlenirler.

1939 yılında oğulları Yücel doğar.

1940 yılında Yeldeğirmeni’ndeki Akif Bey Sokakla Düz Sokağın kesiştiği köşedeki eve taşınırlar.

                            Akif Bey Sokakla Macid Erbudak Sokak Köşesindeki Ev.

Aile olarak yakınlarına da ilgilerini eksik etmezler. Örneğin: Fatih’te oturan Münevver, Berrin, Nesrin ve Güzin isimli dört kız kardeş babalarını erken kaybetmişlerdi. Muhlis Bey Onların dayısıydı. Eşiyle birlikte yeğenlerine kol kanat gererek sık sık Onları evlerinde konuk ederlerdi.

                   Takuhi Hanım, Berrin ve kardeşi Nesrin Hanımla Burgazada’da. (1961)

Muhlis Çağatay ne kadar beyefendi ise Madam Takuhi o kadar Osmanlı Hanımefendisiydi.

Muhlis Bey ile Madam Takuhi kendi inançlarına göre yaşadılar. Madam Takuhi ramazanlarda kocasına ve oğluna nefis iftar yemekleri hazırladı. Zengin Ermeni ve Türk mutfağının birleşmesi sonucu zeytinyağlı yaprak dolması başta olmak üzere nefis yemekler yaptı. Sahurda ise üşenmeden kalkıp sigara börekleri kızarttı. Bayramların ilk günü akrabalarla bayram yemeği onlarda yenirdi. Madam Takuhi’nin yılbaşı yemekleri de ünlüydü. Topik, tarama ve asla başka yerde tadılamayacak midye dolma ile tuzlu sardalye onlardan birkaçıydı.

                                          Muhlis-Takuhi Çağatay’ın oğlu Yücel Bey.

Yeldeğirmeni’ndeki evlerinin üst katında kendileri oturuyordu. Orta kat ve alt kattaki dükkânda kiracıları vardı.

Evlenirken toplumun tüm kural ve baskılarını bir kenara koyan Muhlis ve Takuhi çifti, birbirlerinden hiç ayrılmadılar. Birlikte gezdiler. Mutlu bir ömür yaşadılar.

1990 lı yılların başlarında Muhlis Çağatay ve Takuhi Çağatay peş peşe öldüler.

Ayrı mezarlıklara gömüldüler. Gelenek-görenek, yaşamlarında onları ayıramamıştı. Ölümlerinde ayırdı.

Bina oğulları tarafından satıldı.

Oğulları Yücel bundan iki yıl önce (2015) öldü.

O yıllardaki tanımla ‘muhit’ kavramı bitmedikçe, anılarının da bitmeyeceği bilinmelidir.

ARİF ATILGAN ŞUBAT 2017

Not:
-1950 de Berrin Hanım Hasan Paşanın torunu Fethi Beyle evlenir. 1951 de ise kardeşi Münevver Hanım Ali Paşanın torunu Adnan Gizle evlenir. Dolayısıyla iki kız kardeş Yeldeğirmeni’nde Kırkahvesi Sokaktaki Hasan Paşa ve Ali Paşa Köşklerine gelin gelirler.
-1950 li yılların ortasında Nesrin ve Güzin kardeşler kendi evleri yapılıncaya kadar anneleriyle bir yıl Ali Paşa Köşkünde ablalarının yanında kalırlar.
-1950 lerin ortasında Münevver Hanım, 1960 ların ilk yarısında Berrin Hanım Yeldeğirmeni’nden taşınır.
-Kızların diğer dayısı Resmi Bey Acıbadem’de Su Terazisinin yakınında yaşamıştır.
-Adnan Giz’in oğlu Ali Giz, Takuhi Hanımın lezzetli yemeklerini tatmış canlı tanıktır.
-Yeldeğirmeni’nde buna benzer bir başka çift, şişman lakaplı Fuat Bey ile Yahudi Menase ailesinden Klara Hanımdı. Onlar da 1960 lı yılların ortalarında peş peşe ölmüşlerdi.
-Son olarak: Eski evlerin her köşesinde bin bir anı asılıdır.

Muhlis Bey, solunda Takuhi Hanım. Sağındakiler Berrin Hanım, Yüksel Hanım (Tanju Kaner'in teyzesi), Nesrin Hanım (Berrin’in kardeşi) Burgazada’da. (30 Ağustos 1961)



2023 Yılında Ev Restore Edildi


















14 Ocak 2017 Cumartesi

MELİH KORAY’I ANMAK
Arif Atılgan

Bir meslektaşım Mimarlık dergisinde Melih Koray için yazı yazmış. Yazıda yer alan alttaki 4. paragrafı okuyunca şaşırdım.

‘Ancak o yıllarda toplumsal sorunlara uzak kalan yaklaşımı, yaşam biçiminin magazin dünyasına fazlasıyla dönük, hızlı olması, Usta’nın maddi ve manevi birikimlerinin erimesinin önünü açmaya başlamıştı. 1990’lı yıllarda bu güçlerinin ortadan kalkmasına yol açmış, hak etmediği biçimde hem meslek hem inşaat ortamında bir yalnızlığa sürüklemişti.’

Mimar yazar, başka bir mimarın mimarlığıyla ilgili şeyler yazmalıydı bence. ‘Anma’ üst başlığı altında ‘Bir Ustaya Saygı’ yazısına pek uymamış bu satırlar. İnsanların kişisel davranışı, özel hayatı, maddi ve manevi kaybı-kazancı kendilerini ilgilendirir.


Paragrafın 1. Cümlesi ile ilgili olarak Melih Koray gibi insanlara sık rastlanılamayacağını ifade etmeliyim.

Oğlu Melih, babası için şunları söylemiş: Diyelim iş çok kötü gidiyor ve arabasını satmak zorunda kalmış, o halde bile evde kahvesini içerek sakince gazetesini okurdu.

Melih Beyin yönetmelik dışı tasarımlarını kabul ettirmek için belediyede aylarca tartıştığını da herkes bilir.

Bunlar Melih Koray’ın sıra dışılığını gösterir. Ayrıca bu tip insanlar çok para kazanırlar-kaybederler. Onlar bunun farkında bile değildirler.

Paragrafın 2. cümlesinde Melih Koray’ın yalnızlığa sürüklendiği yazıyor. Melih Bey hiç yalnız kalmadı, kalmaz. Çünkü: Onda sanatçı gücü var.

Yakinen tanıdığım yazar arkadaşımın 4. Paragrafı aceleyle yazdığını, en azından yazıda hissedilen gibi düşünmediğini düşünüyorum. Keşke o paragraf olmasaydı.

Sonraki paragrafta 2000 li yıllarda Melih Beyin Meslek Odasına katılmaya başladığı yazılmış. O yıllarda Ben vardım. Biliyorum. Benden sonrasını bilmiyorum.

Melih Beyle röportaj yaparken yanımdaki arkadaşlarım 1960-80 yılları arasındaki diğer mimarları da araştıralım diyorlardı. Duymazlığa geliyordum. Çünkü: O kadar ismin arasında Melih Koray’ın adı etkisizleşirdi. 

Bizler güvenli gri dünyamızın içinde gri mimarlarımızın gri eserlerini görmeye devam edelim. Melih Koray’ı halk görüyor.

Tüm büyüklerime ve küçüklerime saygım sonsuzdur. Ama şundan emin olalım. 50 yıl sonra Melih Koray’ın eserleri anılacak, okullarda gösterilecektir. Koruyamamışsak ta..

Tarihe geçmiş sanatçıları inceleyin. Hiçbiri bizler gibi “normal” değildir.

Melih Koray'a sadece ‘usta' denmesi yetersizdir. O, Cumhuriyet tarihimizin ‘sanatçı’ mimarıdır.
ARİF ATILGAN OCAK 2017