29 Haziran 2026 Pazartesi

 İskeleler

EMİNÖNÜ VE SİRKECİ İSKELELERİ

Bölgedeki Bizans surları şimdiki Mısır Çarşısının bulunduğu alanı içerde, Yenicami’nin bulunduğu alanı dışarıda bırakarak geçiyor. Şimdiki Yenicami’nin Sirkeci tarafında (Neorin Kapısı) Bahçekapı, Şimdiki Unkapanı Köprüsünün Eminönü tarafında da (Porta Drungari) Odun Kapısı varmış. Burası liman bölgesidir. Bahçekapı’nın günümüzdeki Arpacılar Caddesi üzerine denk geldiği hesap ediliyor. Yenicami ve Sirkeci Garı’nın bulunduğu alan denizmiş. 10. Yüzyıl öncesi buraları doldurulmuş. Dolayısıyla liman alanı genişlemiş.

Eminönü İskelesi

Osmanlı döneminde de hareketli liman hali devam etmiş. Gümrük Eminliğinin burada olması dolayısıyla bölgeye Eminönü denmiş. Sirkeci adının nereden geldiği ile ilgili yazılanlar beni tatmin etmediği için bir şey diyemiyorum. En bilineni burada sirke satanların olduğudur. Neyse…

Bizans Surlarında Odunkapısı ve Bahçekapı.

16.Yüzyıl sonlarında sadrazam Çiğalazade Sinan Paşa’nın saray ve hamamının olduğu bölgeye Çihalaoğlu denmiş. Sonra bu kelime Cağaloğlu olmuş.

17.Yüzyılda Sadrazam Sarayı olarak Bab-ı Ali öne çıkmıştır. Artık devlet idaresi sadrazamların elindedir.

Bab-ı Ali Kapısı

19. Yüzyılın ikinci yarısında önce vapur iskelesi sonra da tren istasyonu kurulması Sirkeci’yi ve Eminönü’nü önemli yapmıştır. Eminönü ticari olarak, Sirkeci yönetim ve medya olarak…

20.Yüzyılda ise özellikle cumhuriyet sonrası Babıali vilayet  binası olarak kullanılmış, Cağaloğlu ise medyanın ve matbaaların bulunduğu bölge olmuştur. Ancak 20. Yüzyıl sonlarında medyaya buraları dar gelmiştir. Hepsi plazalara taşınır. En son 21.Yüzyıl başında (2005) Cumhuriyet Gazetesi’nin taşınmasıyla buradaki medya dönemi sona ermiştir.

2008 yılına kadar faaliyette olan Eminönü Belediyesi, bu tarihte kaldırılmış tüm bölge Fatih İlçesine bağlanmıştır. Günümüzde Eminönü semti Rüstempaşa Mahallesi’nde,.Sirkeci semti Hocapaşa Mahallesinde’dir.

20.Yüzyıl başında Galata Köprüsü’nün yapılması buradaki iskeleleri de önemli kılmıştır.

İskelelere bakarsak…

Sirkeci Arabalı Vapur İskelesi...

1950-1966 yılları arasında Kadıköy-Sirkeci arasında arabalı vapur çalışıyordu.

1966 yılında Harem İskelesi açılınca arabalı vapur Harem-Sirkeci arasında çalışmaya başladı. Kadıköy’den kaldırıldı.

Yakında Yenikapıda iskele açılacaktır. Sirkecideki iskele de oraya taşınacaktır.

Eminönü İskelesi…

Yukarıda yazılanlar burada tarih boyunca iskele olduğunu belli  etmektedir.

1851… Şirket-i Hayriye’nin kuruluşu ile ilk bilinen Eminönü iskelesi yapılmış.

Osmanlı’dan günümüze Köprü’nün Haliç tarafındaki Yemiş İskelesi kalmıştı. Buradaki Balık Pazarından ve sebze-meyve dükkanlandan şehrin çeşitli bölgelerine aktarım yapılırdı. Burası 1930, 1950, 1980’li yıllarda parça parça ortadan kaldırılmıştır.

Cumhuriyetle birlikte kurulan Hal bugünkü Ticaret Odasının yerindeymiş. 1935’te Unkapanı tarafına taşınmış. 1986’da da Hal binası buradan kaldırıldı.

Günümüzdeki  iskeleler...

Katip Çelebi (Coğrafya ve Astronomici) İskelesi,

Evliya Çelebi (Gezginci) İskelesi,

Hazerfan Ahmet Çelebi (Üsküdar’a uçmuş) İskelesi,

Eminönü-Kadıköy Motor iskelesi,

Ayrıca Galata Köprüsü’nün Haliç tarafında Turyol İskelesi bulunmaktadır.

Yani Eminönü’nden her yana denizden gidebileceğiniz iskele bulunmaktadır.

Tüm İskeleler. Ayrıca Bizans Döneminde Bahçekapının Bulunduğu Arpacılar Caddesi.

Çevreye bakarsak…

Kapalı Çarşı (15.Yüzyıl), Rüstem Paşa Camii (1562) ve Külliyesinde Büyük ve Küçük Çukur Hanlar, Mısır Çarşısı (1660), 1597’de başlayıp 1665’te biten ve bu sürede 3 mimar gören Yeni Cami (Valide Sultan Camii), Zincirli Han (1708), Ali Muhittin Hacı Bekir Şekercisi (1777), Şekerci Hafız Mustafa (1864), Pandeli Lokantası (1901), Konyalı Lokantası (1897), Sirkeci Tren Garı (1872), 1890’da Postane olarak yapılan 1927’de banka  olan Türkiye İş Bankası Müzesi, 1927-1936 arasında İstanbul Radyoevi olarak kullanılan Mimar Vedat Tek’in eseri (Büyük) Postane (1905-1909) ve yanındaki 1473-1474 tarihli olmasına rağmen Vedat Tek’in Postane ile birlikte yeniden yaptığı Hobyar Mescidi ve Gülhane Parkı (1912) hemen aklıma gelen eski eserler.

                                

Rüstem Paşa Camii, Yeni Camii, Hacı Bekir Tatlıcısı., Hobyar Mescidi 
                                                     
Sirkeci İstasyonu, Hal, İş Bankası Müzesi, Mısır Çarşısı                         

Mısır Çarşısı ile Unkapanı arasında Tahtakale Çarşısı ve Küçük Pazar vardır. Aradan Beyazıt’a çıkan Mercan Yokuşu da dahil burada her çeşit mal satan dükkan bulunur.

9 yaşıma kadar Fatih’te oturuyorduk. Mısır Çarşısında büyük bir kuru yemişçi vardı. Oradan koca kesekağıdı dolusu kabuklu yer fıstığı alırdık eve giderken babamla. Hacı Bekir’den lokum veya tahin helvası, Bozdoğan Su Kemeri dibindeki Vefa Bozacı’sından sürahiyle boza... Bayılırdım oralarda gezmeye. Bir akşam köprüde balık tutan birinden arka arkaya yeni tuttuğu iki toriği 150 kuruşa almış, kuzu gibi balıkları Malta’daki evimize kadar elimizde taşımıştık.   

Bazen babamla Küçük Pazardaki doktor arkadaşı Ömer Esen’e uğrardık. Ömer Amca hastalara verdiği hapları beyaz mavi kırmızı diye tanımlar hangisinin hangi saatlerde yutulacağını tek tek tarif ederdi. Muayenehanesindeki Ayna denilen röntgen cihazını unutamam. Film çekmezdi bu alet. Hasta film çekilecekmiş gibi aletin arkasında durur, doktor da diğer taraftan bakarak hastanın içini görürdü. Lisedeyken Ömer Amcanın kardeşi Bekir Bey fizik hocam olmuştu. Üniversitedeyken de bazen uğrardık babamla. Hatta beni birgün aynada muayene etmişti. Ön tarafta ciğerlerimi gösterip ‘Bak sigaraya başlamış’ dediğini duymuştum. O yıllarda ev yaptıracaktı. Birkaç etüd yapıp götürmüştüm. ‘Şuna bak küçücüktü, şimdi büyüdü bana proje yapıyor’ diyerek samimi mutluluğunu hissettirmişti.

Aradan yıllar geçer. Babam da O da bu dünyada yoktur artık... Yolum oralara düşmüştü. Merakla apartmanı aradım. Duruyordu. Eskimişti ama. Ömer Amcanın doktor tabelası yoktu. ‘Olsun’ dedim. Zilini çaldım. Otomatiğe basıldı ve kapı açıldı. Muayenehane 1.kattaydı. Yukarı çıktım. Benim yaşlarda biri daire kapısını açmış geleni yani beni bekliyordu. Durumu özetledim. ‘Ben oğluyum’ dedi. İçeri buyur etti. O da orayı büro olarak kullanıyormuş. Babamı da tanıyormuş zaten. ‘Zaman zaman matematik dersi verirdi bana’. Dedi. Kahvelerimizi içerken konuştuk. Anlattık. Birbirimize fark ettirmeden ağladık ta.

Bahçekapı’daki Beykoz kundura ve Sümerbank Mağazası da unutulmaz. Devletin kurumuydu. 2002’de özelleştirildi. Ayakkabısını da kumaşlarını da eskitmek mümkün değildi.

Sümerbank Vitrini

Fatih Sultan Mehmed’in sadrazamlarından Veli Mahmud Paşa’nın 1462 yılında camiyle birlikte yaptırdığı dükkanlara ve çevresine Mahmut Paşa Çarşısı deniliyor. Buradaki pazarlıklar müthiştir. Küçükken birkaç defa bana giysi almak için babamla gitmiştim. Malı beğendikten sonra babam tezgahtarın söylediği rakamın neredeyse yarısını söylerdi. Kovulacağımızı sanır dışarı kaçmak isterdim. Ama adam gayet sakin söylediği rakamın biraz altına inerdi. Sonrasında babam biraz yukarı çıkar satıcı biraz aşağı iner bir yerde buluşurlardı. Bu arada iki taraftan da müthiş sebepler ileri sürülürek karşısındaki ikna etmeye çalışılırdı. Ekonomi ağırlıklı derin bir sohbet olurdu yani. Hatta karşılıklı atılan blöfler de işin cabasıydı. Adam ‘Olmaz. Güle güle’ deyip sinirlenmiş gibi yaparak giysileri toparlar. Biz aldırmayıp dışarı yürüyünce arkamızdan ‘Gel. Gel.’ Diyerek çağırabilirdi. Veya tersi. Biz dışarı çıkarız. Arkamızdan seslenen olmayınca babam parayı bana verip ‘Sen git al’ derdi. Tespit ettiği 2-3 dükkan vardı kaliteli mal satan. Pazarlık konusunda ‘Buranın adeti böyledir’ derdi.

1979 yılında nikah şekerlerimizi Tahtakale’de yaptırmıştım. O yıllarda elektrik kesintileri vardı. Her evde gaz lambası veya buna benzer bir alet bulunuyordu. Ben de buradaki bir arkadaşıma seramik mumluklarla nikah şekeri yaptırmıştım.  

Büyük Postanenin üst katı PTT Başmüdürlüğüydü. Sınıf arkadaşım Mustafa Oğuz mimar olarak çalışıyordu. Arada yolum düştüğünde uğrardım. Yüksek tavanlı bina hoşuma giderdi. Birgün ‘Madem inşaat yapıyorsun. Bizim ihalelere de girsene’ dedi. Zaten bazı ihale işleri yapıyordum. Girdim de. İlginç iki tanesini yazayım. Birinde ihaleye yetişmeye çalışırken Sirkeci İstasyonu önünde arabama arkadan belediye otobüsü çarptı. Arabadan inip arkadaki şoföre kızacaktım ki adamın sara nöbeti geçirdiğini gördüm. Polis te geldi. İfadeler vs. Şoförün morali çok bozuk. Hastalığı ortaya çıkacak, belki de işinden olacak. Ben yalvarmaya başladım polislere. ‘Adam ekmeğinden olacak. Şikayetçi değilim’ diyerek. İhale saatini kaçırdım tabii… Bir keresinde de ihaleye katılanlar olarak tekliflerimizin yazılı olduğu zarfları verdik. PTT Tuzla binasının boya-onarım işi idi. İhale bende kaldı. Adettendir. Diğerleri ‘Hayırlı olsun’ der, gider. Bir kişi ‘İtiraz ediyorum’ dedi. Ticaret Odası kimlik kartım eskiymiş. Komisyon bana dediki ‘Ticaret Odası Eminönü’nde. Git. Yenile. Mesai bitinceye kadar getir.’ Gittim de. Dönemedim. Mesai bitmişti ben oradayken. İnanır mısınız. İtiraz eden kişi koridorda sohbet ettiğim birbirimize yakınlık gösterdiğimiz tek kişiydi. Meğer  evraklarımı incelermiş çaktırmadan. Ertesi günü yenilenen ihale onda kaldı.   

Büyük Postane

Ayrıca… Seyyar köfteciyken müthiş manzarasıyla 5 katlı Hamdi Et Lokantasının sahibi olmanın öyküsü, 1970’lerde İş Bankasının bulunduğu meydanda müşterilerin uzun kuyruk oluşturduğu seyyar Kokoreççi, Lokumu icad eden Hacı Bekir, sünnet olduğum Gülhane Parkı, ticari kimliği dolayısıyla Rüstem Paşa’nın yaptırdığı caminin altına bilerek dükkanlar koydurduğu inancım, inşaatımdan daire alan kuyumcunun Kapalçarşıda üst kattaki imalathanesi ve diğer taraflarla ilgili anılarım kitap olur.

Özetle… İskele sadece iskele değildir. 

ARİF ATILGAN 2026 HAZİRAN

 

 

 

 

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder