İskeleler
EMİNÖNÜ VE SİRKECİ
İSKELELERİ
Bölgedeki Bizans surları
şimdiki Mısır Çarşısının bulunduğu alanı içerde, Yenicami’nin bulunduğu alanı
dışarıda bırakarak geçiyor. Şimdiki Yenicami’nin Sirkeci tarafında (Neorin
Kapısı) Bahçekapı, Şimdiki Unkapanı Köprüsünün Eminönü tarafında da (Porta
Drungari) Odun Kapısı varmış. Burası liman bölgesidir. Bahçekapı’nın günümüzdeki
Arpacılar Caddesi üzerine denk geldiği hesap ediliyor. Yenicami ve Sirkeci
Garı’nın bulunduğu alan denizmiş. 10. Yüzyıl öncesi buraları doldurulmuş.
Dolayısıyla liman alanı genişlemiş.
Osmanlı döneminde de hareketli
liman hali devam etmiş. Gümrük Eminliğinin burada olması dolayısıyla bölgeye
Eminönü denmiş. Sirkeci adının nereden geldiği ile ilgili yazılanlar beni
tatmin etmediği için bir şey diyemiyorum. En bilineni burada sirke satanların
olduğudur. Neyse…
16.Yüzyıl sonlarında sadrazam
Çiğalazade Sinan Paşa’nın saray ve hamamının olduğu bölgeye Çihalaoğlu denmiş.
Sonra bu kelime Cağaloğlu olmuş.
17.Yüzyılda Sadrazam Sarayı
olarak Bab-ı Ali öne çıkmıştır. Artık devlet idaresi sadrazamların elindedir.
19. Yüzyılın ikinci yarısında
önce vapur iskelesi sonra da tren istasyonu kurulması Sirkeci’yi ve Eminönü’nü
önemli yapmıştır. Eminönü ticari olarak, Sirkeci yönetim ve medya olarak…
20.Yüzyılda ise özellikle
cumhuriyet sonrası Babıali vilayet
binası olarak kullanılmış, Cağaloğlu ise medyanın ve matbaaların
bulunduğu bölge olmuştur. Ancak 20. Yüzyıl sonlarında medyaya buraları dar
gelmiştir. Hepsi plazalara taşınır. En son 21.Yüzyıl başında (2005) Cumhuriyet
Gazetesi’nin taşınmasıyla buradaki medya dönemi sona ermiştir.
2008 yılına kadar faaliyette
olan Eminönü Belediyesi, bu tarihte kaldırılmış tüm bölge Fatih İlçesine
bağlanmıştır. Günümüzde Eminönü semti Rüstempaşa Mahallesi’nde,.Sirkeci semti
Hocapaşa Mahallesinde’dir.
20.Yüzyıl başında Galata
Köprüsü’nün yapılması buradaki iskeleleri de önemli kılmıştır.
İskelelere bakarsak…
Sirkeci Arabalı Vapur İskelesi...
1950-1966 yılları arasında
Kadıköy-Sirkeci arasında arabalı vapur çalışıyordu.
1966 yılında Harem İskelesi
açılınca arabalı vapur Harem-Sirkeci arasında çalışmaya başladı. Kadıköy’den
kaldırıldı.
Yakında Yenikapıda iskele
açılacaktır. Sirkecideki iskele de oraya taşınacaktır.
Eminönü İskelesi…
Yukarıda yazılanlar burada
tarih boyunca iskele olduğunu belli
etmektedir.
1851… Şirket-i Hayriye’nin
kuruluşu ile ilk bilinen Eminönü iskelesi yapılmış.
Osmanlı’dan günümüze Köprü’nün
Haliç tarafındaki Yemiş İskelesi kalmıştı. Buradaki Balık Pazarından ve
sebze-meyve dükkanlandan şehrin çeşitli bölgelerine aktarım yapılırdı. Burası 1930,
1950, 1980’li yıllarda parça parça ortadan kaldırılmıştır.
Cumhuriyetle birlikte kurulan
Hal bugünkü Ticaret Odasının yerindeymiş. 1935’te Unkapanı tarafına taşınmış.
1986’da da Hal binası buradan kaldırıldı.
Günümüzdeki iskeleler...
Katip Çelebi (Coğrafya ve
Astronomici) İskelesi,
Evliya Çelebi (Gezginci) İskelesi,
Hazerfan Ahmet Çelebi
(Üsküdar’a uçmuş) İskelesi,
Eminönü-Kadıköy Motor iskelesi,
Ayrıca Galata Köprüsü’nün Haliç
tarafında Turyol İskelesi bulunmaktadır.
Yani Eminönü’nden her yana
denizden gidebileceğiniz iskele bulunmaktadır.
Tüm İskeleler. Ayrıca Bizans Döneminde Bahçekapının Bulunduğu Arpacılar Caddesi.
Çevreye bakarsak…
Kapalı Çarşı (15.Yüzyıl),
Rüstem Paşa Camii (1562) ve Külliyesinde Büyük ve Küçük Çukur Hanlar, Mısır
Çarşısı (1660), 1597’de başlayıp 1665’te biten ve bu sürede 3 mimar gören Yeni
Cami (Valide Sultan Camii), Zincirli Han (1708), Ali Muhittin Hacı Bekir Şekercisi
(1777), Şekerci Hafız Mustafa (1864), Pandeli Lokantası (1901), Konyalı
Lokantası (1897), Sirkeci Tren Garı (1872), 1890’da Postane olarak yapılan
1927’de banka olan Türkiye İş Bankası
Müzesi, 1927-1936 arasında İstanbul Radyoevi olarak kullanılan Mimar Vedat
Tek’in eseri (Büyük) Postane (1905-1909) ve yanındaki 1473-1474 tarihli
olmasına rağmen Vedat Tek’in Postane ile birlikte yeniden yaptığı Hobyar
Mescidi ve Gülhane Parkı (1912) hemen aklıma gelen eski eserler.
Mısır Çarşısı ile Unkapanı
arasında Tahtakale Çarşısı ve Küçük Pazar vardır. Aradan Beyazıt’a çıkan Mercan
Yokuşu da dahil burada her çeşit mal satan dükkan bulunur.
9 yaşıma kadar Fatih’te
oturuyorduk. Mısır Çarşısında büyük bir kuru yemişçi vardı. Oradan koca
kesekağıdı dolusu kabuklu yer fıstığı alırdık eve giderken babamla. Hacı
Bekir’den lokum veya tahin helvası, Bozdoğan Su Kemeri dibindeki Vefa
Bozacı’sından sürahiyle boza... Bayılırdım oralarda gezmeye. Bir akşam köprüde
balık tutan birinden arka arkaya yeni tuttuğu iki toriği 150 kuruşa almış, kuzu
gibi balıkları Malta’daki evimize kadar elimizde taşımıştık.
Bazen babamla Küçük Pazardaki
doktor arkadaşı Ömer Esen’e uğrardık. Ömer Amca hastalara verdiği hapları beyaz
mavi kırmızı diye tanımlar hangisinin hangi saatlerde yutulacağını tek tek
tarif ederdi. Muayenehanesindeki Ayna denilen röntgen cihazını unutamam. Film
çekmezdi bu alet. Hasta film çekilecekmiş gibi aletin arkasında durur, doktor
da diğer taraftan bakarak hastanın içini görürdü. Lisedeyken Ömer Amcanın
kardeşi Bekir Bey fizik hocam olmuştu. Üniversitedeyken de bazen uğrardık
babamla. Hatta beni birgün aynada muayene etmişti. Ön tarafta ciğerlerimi
gösterip ‘Bak sigaraya başlamış’ dediğini duymuştum. O yıllarda ev
yaptıracaktı. Birkaç etüd yapıp götürmüştüm. ‘Şuna bak küçücüktü, şimdi büyüdü
bana proje yapıyor’ diyerek samimi mutluluğunu hissettirmişti.
Aradan yıllar geçer. Babam da
O da bu dünyada yoktur artık... Yolum oralara düşmüştü. Merakla apartmanı
aradım. Duruyordu. Eskimişti ama. Ömer Amcanın doktor tabelası yoktu. ‘Olsun’
dedim. Zilini çaldım. Otomatiğe basıldı ve kapı açıldı. Muayenehane 1.kattaydı.
Yukarı çıktım. Benim yaşlarda biri daire kapısını açmış geleni yani beni bekliyordu.
Durumu özetledim. ‘Ben oğluyum’ dedi. İçeri buyur etti. O da orayı büro olarak
kullanıyormuş. Babamı da tanıyormuş zaten. ‘Zaman zaman matematik dersi verirdi
bana’. Dedi. Kahvelerimizi içerken konuştuk. Anlattık. Birbirimize fark
ettirmeden ağladık ta.
Bahçekapı’daki Beykoz kundura
ve Sümerbank Mağazası da unutulmaz. Devletin kurumuydu. 2002’de özelleştirildi.
Ayakkabısını da kumaşlarını da eskitmek mümkün değildi.
Fatih Sultan Mehmed’in
sadrazamlarından Veli Mahmud Paşa’nın 1462 yılında camiyle birlikte yaptırdığı
dükkanlara ve çevresine Mahmut Paşa Çarşısı deniliyor. Buradaki pazarlıklar
müthiştir. Küçükken birkaç defa bana giysi almak için babamla gitmiştim. Malı
beğendikten sonra babam tezgahtarın söylediği rakamın neredeyse yarısını
söylerdi. Kovulacağımızı sanır dışarı kaçmak isterdim. Ama adam gayet sakin
söylediği rakamın biraz altına inerdi. Sonrasında babam biraz yukarı çıkar satıcı
biraz aşağı iner bir yerde buluşurlardı. Bu arada iki taraftan da müthiş
sebepler ileri sürülürek karşısındaki ikna etmeye çalışılırdı. Ekonomi
ağırlıklı derin bir sohbet olurdu yani. Hatta karşılıklı atılan blöfler de işin
cabasıydı. Adam ‘Olmaz. Güle güle’ deyip sinirlenmiş gibi yaparak giysileri
toparlar. Biz aldırmayıp dışarı yürüyünce arkamızdan ‘Gel. Gel.’ Diyerek
çağırabilirdi. Veya tersi. Biz dışarı çıkarız. Arkamızdan seslenen olmayınca
babam parayı bana verip ‘Sen git al’ derdi. Tespit ettiği 2-3 dükkan vardı
kaliteli mal satan. Pazarlık konusunda ‘Buranın adeti böyledir’ derdi.
1979 yılında nikah
şekerlerimizi Tahtakale’de yaptırmıştım. O yıllarda elektrik kesintileri vardı.
Her evde gaz lambası veya buna benzer bir alet bulunuyordu. Ben de buradaki bir
arkadaşıma seramik mumluklarla nikah şekeri yaptırmıştım.
Büyük Postanenin üst katı PTT
Başmüdürlüğüydü. Sınıf arkadaşım Mustafa Oğuz mimar olarak çalışıyordu. Arada
yolum düştüğünde uğrardım. Yüksek tavanlı bina hoşuma giderdi. Birgün ‘Madem
inşaat yapıyorsun. Bizim ihalelere de girsene’ dedi. Zaten bazı ihale işleri
yapıyordum. Girdim de. İlginç iki tanesini yazayım. Birinde ihaleye yetişmeye
çalışırken Sirkeci İstasyonu önünde arabama arkadan belediye otobüsü çarptı. Arabadan
inip arkadaki şoföre kızacaktım ki adamın sara nöbeti geçirdiğini gördüm. Polis
te geldi. İfadeler vs. Şoförün morali çok bozuk. Hastalığı ortaya çıkacak,
belki de işinden olacak. Ben yalvarmaya başladım polislere. ‘Adam ekmeğinden
olacak. Şikayetçi değilim’ diyerek. İhale saatini kaçırdım tabii… Bir keresinde
de ihaleye katılanlar olarak tekliflerimizin yazılı olduğu zarfları verdik. PTT
Tuzla binasının boya-onarım işi idi. İhale bende kaldı. Adettendir. Diğerleri
‘Hayırlı olsun’ der, gider. Bir kişi ‘İtiraz ediyorum’ dedi. Ticaret Odası
kimlik kartım eskiymiş. Komisyon bana dediki ‘Ticaret Odası Eminönü’nde. Git.
Yenile. Mesai bitinceye kadar getir.’ Gittim de. Dönemedim. Mesai bitmişti ben
oradayken. İnanır mısınız. İtiraz eden kişi koridorda sohbet ettiğim
birbirimize yakınlık gösterdiğimiz tek kişiydi. Meğer evraklarımı incelermiş çaktırmadan. Ertesi
günü yenilenen ihale onda kaldı.
Ayrıca… Seyyar köfteciyken
müthiş manzarasıyla 5 katlı Hamdi Et Lokantasının sahibi olmanın öyküsü,
1970’lerde İş Bankasının bulunduğu meydanda müşterilerin uzun kuyruk
oluşturduğu seyyar Kokoreççi, Lokumu icad eden Hacı Bekir, sünnet olduğum
Gülhane Parkı, ticari kimliği dolayısıyla Rüstem Paşa’nın yaptırdığı caminin
altına bilerek dükkanlar koydurduğu inancım, inşaatımdan daire alan kuyumcunun Kapalçarşıda
üst kattaki imalathanesi ve diğer taraflarla ilgili anılarım kitap olur.
Özetle… İskele sadece iskele
değildir.
ARİF ATILGAN 2026 HAZİRAN
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder