İskeleler
BALAT İSKELESİ
Balat, Bizans döneminde Hıristiyanların
yaşadığı bir bölgedir. Blahemra Sarayına yakın olduğu için Rumca ‘Saray’
anlamında Balat adıyla anılmıştır.
1453 yılında Bizans’ı zapteden
Osmanlı, 1492 yılında İspanya’dan gönderilen Yahudilere kucak açmış ve onları
Eminönü’ne yerleştirmiştir. Ancak 1597’de Yenicami inşaatına başlanınca Haliç kıyılarına
göç etmeleri sağlanmış ve Balat en bilinen Yahudi yerleşimi olmuştur.
Cumhuriyet döneminden sonra Müslümanların da yerleşmesiyle burada farklı kimliklerin
yaşadığı renkli bir çevre oluşmuştur.
Balat mahallesi Ayvansaray ile
Fener semtleri arasındadır. 2008 yılında yapılan bir düzenleme ile Katip Musluhiddin, Tevkii Cafer, Hızır Çavuş, Tahta Minare, Hatip Musluhittin Mahalleleri'nin
birleştirilmesiyle oluşturulmuştur. Nüfusu 10996’dır.
Balat’taki cami, kilise, sinagog gibi tarihi yapıları
saymayacağım. Sadece ilk Yahudi sinagogu olan 15. Yüzyıla ait Ahrida Sinagogunu
not düşeyim.. Balatın tarihi eserleri
semtle içiçe olan Fener, Ayvansaray, Cibali gibi semtlerinkilerle
karışmışlardır.
Yakın geçmişe bakarsak... 1950 ve 1960’larda Haliç
kıyılarındaki sanayi tesislerinde çalışmaya gelen taşralılar Balat’ı da karma
hale sokmuşlardır. Eski cumbalı evler artık yeni sahipleriyle değişik yaşamlara
sahiplik yapmaktadır. O tarihlerde onlarca kahvehane ve meyhane vardır. ‘Bütün
komşu semtlerin çarşısı Balat’taydı’ der Balatlılar. ‘Milli
Sinema pasaj, Mehtap Sineması otopark, Çiçek Sineması han oldu’ diyerek
mahzunlaşırlar. Halbuki yeniler de der ki ‘antikacılar, hediyelikçiler,
kafeler, lokantalar var’.
İskeleye gelince…
1850’lerden itibaren burada
küçük tekneler vardır.
1900’lerin başından sonra vapur
iskelesi olarak kabul edilir.
1967 yılında kapatılır.
1980 yılında onarılmış olarak
açılır.
02.08.1985 tarihinde Taşınmaz
Kültür ve Tabiat Varlıkları İstanbul Bölge Kurulunun 1578 sayılı genel kararı
ile Korunması Gerekli Kültür Varlığı ve Sivil Mimari Örneği olarak tescil
edilir.
2008 yılında restorasyon
sırasında yanar.
Maalesef hangi yılda tamir
edildiğiyle ilgili bir bilgi yok.
Günümüzde çalışıyor. Deniz
derinliği 3.1m’dir.
Kahvehaneler genellikle o
semtin Spor Kulübüne de ev sahipliği yapar. Amatör kümedeki Haliç kulübü de
burada bir kahvehanenin içindedir. Ben de o yıllarda Fatih’te bir kahvehanenin
içindeki Fatih kulübünde furbol oynarken Haliç kulübüne karşı Vefa Stadı’nda
oynamıştım. Yıllar geçince küçük detay anılar bile insanın içinden eriyip
akıveriyor işte.
1970’lerde ÇBS Boya fabrikası sahiplerinin
iş hayatına atıldıkları nalbur dükkanı vardı burada. Üç kardeş fabrika sahibi
olduktan sonra o dükkanı aileden birileri çalıştırıyordu... Deniz kıyısında tekneler
tamir edilirdi. Kalafat yerlerini anımsarım. Her ebattaki tekne kalafatlanırdı
buralarda. Yani tahtaların aralıkları üstübüyle doldurulur ve ziftlenir… Bir de
teknenin ahşap parçalarının ısıyla eğriltilmesini seyretmeyi çok severdim.
Balat’ı Balat kadar ünlü olan
Agora Meyhanesi ile bitirmek istiyorum.
1880… Asteri Dulidis, gemi
kaptanıdır. Gezmeye gittiği Balat’ta güzel bir Rum kızı ile tanışır.
Mektuplaşırlar. Bir gün Asteri der ki ‘Benimle evlenir misin?’ Cevap çok
gerçekçidir. ‘Kaptanın parası puldur. Karısı duldur.’
1890… Asteri Balat’taki
Çıfıtçı Çarşısı’nda meyhane açarak kaptanlığına son verir. Adını da Meydan
anlamında Agora koyar. Masa yerine şarap fıçıları kullanmıştır. Kayıtlarda
bulamadım ama eminim ki o kızla da evlenmiştir.
1955… Oğul Stelyo Dulidis
işletmektedir meyhaneyi. 6-7 Eylül olayları olur. Meyhane de zarar görmüştür. Stelyo
bir bölümünü satar. Kalan bölümde tekrar meyhane açar.
1959… Onur Şenli isimli genç
İzmir’de Tıp Fakültesi’nde okumaktadır. Aşık olduğu kız ona karşılık vermez.
Üzülen genç İzmir’in Agora isimli semtindeki salaş meyhanelerde efkar dağıtır.
Bir gece eve geldikten sonra aşık olduğu kıza mektup yazmaya karar verir. Yazının
ortalarında anlar ki yazdığı mektup değil şiir olmuştur. Son noktayı koyduktan
sonra adını ‘Gece, Şarap ve Aşk’ koyar. Şiiri Tıp Fakültesinin dergisine
gönderir. Yayın için kabul edilir ama başlık değiştirilir. Agora Meyhanesi adıyla
yayınlanır.
1960… Şiir çok beğenilir ve
ünlü olur. Bestekar İsmet Nedim şarkı yapar. Çeşitli sanatçılar okur.
1965-1970 arası… Mimarlık
tahsili yapıyorum. Üniversitede her dersin sınıfı ayrıdır. Amfi şeklindeki bir
sınıfta arka sırada otururken sıranın üzerine çakıyla kazınarak yazılmış bir
şiir görüyorum. Üzerinden de çini mürekkebiyle geçilmiş. Adı: Agora Meyhanesi. Okuldan
birinin aşık olduğu kız için yazdığını düşündüm. O sınıfta dersimiz olduğunda
hep şiirin yazılı olduğu sıraya oturmaya başlamıştım. Çok beğenmiştim…
Son sınıftayken Agora
Meyhanesi filmleri ve şarkısı dikkatimi çekiyordu. Ama o şiirle ilgilerinin
olduğu aklıma gelmiyordu. Çünkü şarkı sözü için şiir kısaltılmış hatta biraz değiştirilmişti.
1969… Şarkıyı Zeki Müren okur.
Ünlü olur. Filmler yapılır. Herkes adı geçen Agora Meyhanesinin Balat’taki
meyhane olduğunu sanır. Semt meyhanesi dolup taşmaya başlar. Sonuçta meyhane de
şiir de şarkı da çok tanınır.
2001… Balat’taki meyhaneyi
işleten Stelyonun oğlu Hristo işe son vererek Selanik’e taşınır.
2013… Meyhanenin yeni sahibi mekanı
yeniler. ‘Tarihi Agora Meyhanesi 1890’ tabelasıyla tekrar açılışı yapılır.
2026… Yıllarca mimarlık
yaptıktan sonra kendimi emekli ediyorum. Şu sıralarda İstanbul’un iskelelerini ve
çevrelerini araştırıp yazıyorum. Balat iskelesini araştırırken bu meyhanenin
öyküsü ortaya çıkıyor. Daha da garibi öğrenciyken sıranın üzerine yazılmış
şiirin ünlü Agora Meyhanesi şiiri olduğunu öğreniyorum.
Balat İskelesi derken Balat
semti. Balat semti derken Agora Meyhanesi. Agora Meyhanesi derken de benim
öğrenciliğim. Yaşam bitinceye kadar devam eder. Yeter ki devam eden ‘Yaşam’
yaşayalım.
ARİF ATILGAN 2026 MAYIS
https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/balat-i%CC%87skelesi%CC%87
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder