İskeleler
SÜTLÜCE İSKELESİ
Sütlüce Beyoğlu ilçesi’nin
12669 nüfuslu mahallesidir. İskelesi dolayısıyla denizden de ulaşılır. Bizans
zamanında ‘süt’ anlamında Galatyani denirmiş. Evliya Çelebi’ye göre oradaki ineklerin bol ve
halis süt vermesinden dolayı Sütlüce adı konmuş. Osmanlı
döneminde mesire ve sayfiye yeriymiş.
1923
yılında burada mezbaha açılmış. Mimarı Vedat Tek’tir. Özellikle 1950’lerden
itibaren Haliç kıyılarına getirilen sanayi tesisleri mezbaha ile birlikte
denize ve çevreye çok zarar vermişler.
1985 yılında mezbahada kesim
durdurulmuş sadece et dağıtımı yapılmaya başlanmış. O yıllarda İBB Başkanı
Bedrettin Dalan (1984-1989) ile ondan sonraki İBB Başkanı Nurettin Sözen
(1989-1994) burayı Kültür Merkezi yapmak istemişler ancak bir şey yapılamamış. Daha
sonraki İBB Başkanı R.Tayyip Erdoğan (1994-1998) Kültür Merkezinin temelini
atmış ve 2009 yılında 5. Dünya Su Konseyi etkinliği ile açılışı yapılmış.
Mimarı Cengiz Eruzun’dur. Cengiz bey, Ağbi dediğim meslektaş büyüğümdür.
Kendisi 2000-2010 yılları arasında Mimarlar Odası’nı temsilen katıldığım 5 Nolu
Koruma Kurulunda başkanlık yapıyordu.
Mimar Sinan’ın eseri Sütlüce
Hamamı, Mihrişah Valide Sultan Camii (1792), tekkeler görülecek eski
eserlerdir. Kağıthane’de 1970 lerde İstihkam Okulu vardı. Orada Yedek Subay
sınavına girmiştim. Cenetten bir köşe gibiydi. Yeşillik içinde akan Kağıthane
Deresi, köşkler vs.
Silahtarağa Elektrik Santralı 1914-1983
yılları arasında Avrupa yakasındaki bazı bölgelere 110 Voltluk elektrik sağlamıştır.
Bölge, adını 4. Murad’ın silahdarı Yusuf Paşa’dan alır. Kömür Belgrad Ormanı’ndan
çıkarılır, raylı sistemle Kağıthane’ye ve Santrala ulaştırılırmış… Elektrikli
alet kullanırken 110’u 220, 220’yi 110 yapan transformatör (regülatör) kullanılırdı.
Ben üniversitedeyken arkadaşımdan ödünç aldığım elektrogitarı yakmıştım. 110
Voltlukmuş. Kadıköy’de 220 Volta sokmuşum.
Sütlüce, Haliç’e Marmara’dan girildiğinde
sağdaki son iskeledir. Aslında o kıyıda Halıcıoğlu ve Kağıthane İskeleleri de
varmış ama onlar suyun sığlaşması dolayısıyla kullanılamaz olmuş.
İskele…
1913 yılında inşa edilir.
1967’de kapatılır.
1989’de tekrar açılır. Ancak derinlik
2m civarına geldiği için gemiler yanaşamaz.
1991 yılında yine kapatılır.
1993 yılında iskele yanar ve
kullanılamaz hale gelir.
2 Kasım 1993 tarihinde tekrar
açılır. Yanaşma yerinde deniz derinliği 2.1m’dir. Yani derin değildir. Bu
sebepten Haliç’te vapur yerine büyük motorlar çalıştırılmaktadır.
Çevredeki Miniatürk 2003
yılında açılmış. 139 önemli binanın 1/25 ölçeğinde küçültülmüş modelleri
sergilenir
2004 yılında Alibeyköy’de sel
afeti olmuştu. Mimarlar Odası Afet Komitesi Başkanı olarak orada çalışmalar yapıyordum.
Bir seferinde dönerken Silahtarağa Elektrik Fabrikasını keşfetmiştim. Terkedilmiş
haldeydi… 2007 yılında buraya Bilgi Üniversitesi yerleşti… 2023 yılında orada
öğrencilere Kadıköy sunumu yaptım...
1976 yılı... Serbest çalışıyorum.
Birgün, daha önce çalıştığım işyerindeki şoförlerden biri ziyaretime geldi. Recep
Efendi. Emekli olmuş ve semti olan Alibeyköy’de meyhane açmış. Israrla davet ediyor.
Ben Anadolu Yakasında Küçükyalı’dayım. Orası Avrupa Yakasında Alibeyköy. Uzak.
İşlerim de sıkı o sıralar. Ne kadar “hık mık” ettimse dinletemedim. Sonunda ikna
oldum. Gün belirledik. Aslında bir yakınım işyeri açtıysa ziyaret ederim. Alış
veriş yapar, ücreti de biraz fazla öderim. Ödediğim paranın uğur getireceğine
inanırım... Sözleştiğimiz akşam iki arkadaşımla gittik. Hoş Geldin. Hoş Bulduk.
Masaya oturduk. Recep Efendi ‘Uykulukları fırına vermiştim. Birazdan gelir.’
Dedi. ‘Uykuluk nedir?’ diye sordum. Dana ve kuzunun boğaz kısmındaki yağlı salgı
bezleriymiş. Hayvan yaşlandıkça küçülürmüş. Hem yağ hem salgı bezi. Yiyemem. Aldı
mı beni bir sıkıntı. Yüzüm düştü. Tat kaçırmak ta istemiyorum. Neyse... Uykuluk
tepsisi geldi. Patates, soğan, domates ve sivri biberlerle birlikte iri kemik
iliğine benzeyen uykuluklar… Kokusu nefis.
Ama… Çatalın ucuyla bir parça alıp ağzıma attım, tattım. Sonra bir tane daha
attım ve tattım. Sonra… Yumuldum. Böyle lezzetli bir şey olamazdı. Keyifli bir
gece geçirdik.
Ummadığım yerlerde ummadığım
lezzetleri tatmışımdır. Van Gölü kenarında İnci Kefali, Uluabat Gölü kenarında
Turna Balığı... Sütlüce’nin Uykuluk’u da onlara eklenmişti o gün.
Uykuluk mezbaha olan yerlerde
olurmuş. O sebepten biz bilmiyormuşuz. Alibeyköy’de küçük, Sütlüce’de büyük bir
mezbaha vardı. Günümüzde ikisi de yok. Uykulukçular duruyordur herhalde.
Hep derim. Ben İstanbul’a
aşığımdır. Havasına, suyuna, semtlerine, lezzetlerine…
İskeleleri yazarken çevresine
ve anılara dalıyorum. Keyif alıyorum bu durumdan. Otoburların geviş getirmesi
gibi.
ARİF ATILGAN 2026 MART