11 Ekim 2026 Pazar

 Köşe Yazısı

MALTEPE’DE ÇÖKEN BİNA

1987 yılında inşa edilmiş bir bina geçtiğimiz günlerde çöktü. Gelin bu binanın durumunu inceleyelim. Medyada izledim. Herkes yazdı konuştu. Ama her konuya olduğu gibi buna da perde arkasından bakılıyor. Ben yine toplumun ‘Kral Çıplak’ diyen çocuğu olacağım.

Bina yasal haliyle 3 kat olarak inşa edilmiş. Söylenenlerin bir bölümüne göre iskan alındıktan sonra, bir bölümüne göre iskan alınmadan, üzerine 4 kaçak  kat daha ilave edilmiş. İskan alındıktan sonra olamaz. Zira o durumda projede imzası olanların sorumluluğu olmaz. Sorumluluk belediye yetkilililerinde olur. Projede imzası olanları mahkemeye aldıklarına göre iskan alınmadan 4 kat ilave edilmiş.

Yıkılan Bina

Bunu inceleyelim… Kat alanı kaç m2, kaç daire bilmiyorum. Ortalama yazacağım. Amacım yapılan işin gizliden şıp diye yapılamayacağını göstermektir.

Kaçak olarak dört adet kat inşa ediliyor. Kabaca işlere bakalım… Her kat betonu için kamyonla kereste ve demir gelecek, o katın kalıpları hazırlanacak, demirler kalıbı yapılmış kata çekilecek ve döşenecek, beton dökülecek ki o yıllarda hazır beton da yoktu önce kamyonlarla çakıl ve çimento gelecek sonra sokakta harç karılıp kazanlarla yukarı taşınarak hazırlanmış kalıba dökülecek, 21 gün sonra kalıp sökülecek ve bir üst kata çıkarılıp aynı işlemler orada tekrar yapılacak. Yani her katın sadece betonunun dökülmesi 1 ay, 4 katınki 4 ay sürecek. Çatının yapılması da 1 ay sürse 5 ay sadece kaçak 4 katın betonu ve çatının örtülmesine gidecek. 2 ay da tuğlalarının örüldüğünü farz edelim. Bu iş için de her kamyonda 200 torba çimento olmak üzere birkaç kamyon çimento ve kabaca bir o kadar kum geldiğini farz edelim. Bunlar sokağa dökülecek orada harç yapılıp kazanla yukarı çekilecek. Atıyorum 4-5 kamyon da tuğla gelsin. Onlar da sokağa indirilip yukarı çekilecek. Yani herşey herkesin gözü önünde olacak. 7 ay sonra 4 kaçak katın kaba inşaatı bilmiş olacak. Geçelim ince işlere… Yerlere şap ve duvarlara sıva için kamyonlarla kum, çakıl, kireç ve yeteri kadar su harcanacağını düşünelim. Bunlar da sokağa gelecek, yere dökülecek, yerde karılacak, yukarı çıkarılacaktır. 2 ay da bu işlere koyalım. Etti 9 ay… İnce işlere gelelim. Mermer, seramik, parke, marley, kapı-pencere doğrama, boya-badana, dolap, mufak-banyo takımları gelmesi-montajı ve diğer işler. 2 ay koyalım. 1 ay da ıvır zıvır. Yani tam 12 ay. Özetle en az 1 yıl burada inşaat devam etmiş. Belediye görmemiş. Komşulardan şikayet te olmamış. Halbuki mıntıka mühendisleri neredeyse hergün temel, temel üstü, kaba bitimi, iskan vs gibi kontrollar için bölgelerinde göreve çıkarlar. Burası gözlerine ilişmemiş. Yazdıklarımın eksiği var fazlası yok.  

Medyada açıklanan bilgilere göre durumun gerisini tahmin etmeye çalışalım. Bina bittikten sonra yani 1 yıl sonra 4 kaçak kat tespit edilmiş. Zapıt tutulmuş, encümene gitmiş ve yıkım kararı çıkmış. Sonra… Yıkılamamış. Çünkü belediyelerin yıkım ekibi yoktur. Bütçeleri de yoktur. Bu sebeple İBB’ye yazılır. İş oraya havale edilir. İBB kendisinin de yıkım ekibi olmadığını söyler. Prosedüre göre yıkım işi ihaleyle müteahhitlere verilecektir. Parası kabahatliden alınacaktır. Belli ki bu ihale yapılmamıştır. Bina da bugünlere gelmiştir.

Sonuç… “Herkes görevini yapmıştır. Ama bina yıkılmamış kullanılmaya devam etmiştir.”  Sonuçta 1987’de yapılan bina 2026’da çökmüştür.

Diğer yandan…

Bir bina 39 yıl ayakta durduysa kendi kendine çökmez. Betonarmede yanlışlar eksikler olabilir. Ancak yapı yığma inşaat gibi çalışır. Üstelik 1999 yılındaki depremi bile yaşamıştır. Bence taşıyıcı sistemde (kolon, kiriş, duvar) eksiltme olmuştur. Şişeleri piramit gibi üst üste koyup alttan birini çekerseniz hepsi yıkılır ya… Onun gibi.   

Bu tip binalar çoktur. Her yerde görebilirsiniz. Bunlara Kentsel Dönüşüm de uygulanamıyor. Örneğimize bakalım. Yasal kat sayısı üçtür. Ama yerinde yedi kat vardır. Kaçak dört kattakilere daire nereden verilecektir? Verildiğini farz etsek bile kaçak kattakiler konutu ucuza almışlardır. Ama diğerleriyle eşit sıfır daire isterler. Pekiyi de yasal konutu pahalı alanlar ne yapsın?

O yıllardaki inşaat piyasasına bakalım. Mimar veya mühendis projeye imza atar. Ruhsat işlemleri için gereklidir çünkü. Ama o imzaya göre ömür boyu herşeyden sorumlu olurlar. Gelecekte neler olacağını düşünmezler o sırada. Aslında bilmezler de. Belediye çalışanları ise yukarıda anlattığım gibidir. Bir yıl süreyle kaçak inşaatı görmezler. Sonra da kağıt üzerinde gerekeni yaparlar. Sorumlulukları yoktur. Pekiyi de pratikte öylemidir?

Pekiyi meslek örgütleri… Kamuda çalışanların meslek odasına kayıt zorunluluğu yoktur. Yani onlara odalar herhangi bir şey soramazlar. Buna karşın serbest çalışanların kayıt zorunluluğu vardır. Dolayısıyla onlara meslek örgütü de onur kurulu vasıtasıyla hesap sorar.

SONUÇ…

30-40 yıl önceki inşaatın sorumlusu olarak projede imzası olan 70-80 yaşına gelmiş meslek insanlarını yakalayıvermek yanlıştır. Esas kağıt üzerinde temize çıkan ama pratikte gerekeni yapmamış olan belediye yetkililerine bakılmalıdır. Ama onları 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu korur. Serbest çalışan mimar mühendisin ise koruyanı yoktur.

AYRICA…

Mimar, mühendis hatta müteahhit yaptığı işten ömür boyu sorumlu olmamalıdır. Her projenin başında nöbet mi tutacaklardır. Devlet ihalelerinde Kati Kabul yapıldıktan sonra bu insanların işi biter. Serbest piyasada da öyle olmalıdır.

Üşenmeyin. Alttaki LİNKlere tıklayın ve bu konudaki önerilerimi okuyun. Özetle diyorum ki bitmiş binaların ömür boyu bir yetkili teknik sorumlusu olmalıdır. Sorumlu teknik elemana haber vermeden çivi çakılmamalıdır. Ama bu iş ayrı bir yapılanmayla olmalıdır.   

https://atilganblog.blogspot.com/2026/08/kose-yazs-deprem-konusu-2000-2010.html

 https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/deprem-konusu

ARİF ATILGAN 2026 EKİM

 

https://atilganblog.blogspot.com/2026/10/yazs-maltepede-coken-bina-1987-ylnda.html

https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/maltepe-de-%C3%A7%C3%B6ken-bi-na

  

 

 

 

 

 

 

 


2 Ekim 2026 Cuma

 İskeleler

ADALAR İSKELELERİ

Adalar, 4. Jeolojik zaman başlarında jeolojik ve topoğrafik yapı olarak bir çöküntü ile Kocaeli Yarımadasından ayrılmış kara parçalarıdır. Tarihte Cin Adaları, Çamlı Adaları, Marmara Adaları, Keşiş Adaları, Prens Adaları gibi isimlerle anılmışlardır. Bizans’la birlikte Sürgün Adaları olarak kullanılmışlar ve duyulmuşlardır. Adalarda 8. Yüzyıldan itibaren Bizans Manastırları ama daha sonraki dönemlerde malikânelerin yer aldığı gözlemlenebilmektedir. Yani bu kara parçalarında acı ve tatlı günlerin geçtiği belli olmaktadır.

Yer Biliminde Penoplen (Yontukdüz), yüksekliklerin aşınma ile düzlük hale gelmesi anlamında kullanılan bir kelimedir. Dünya oluşumu sırasında Trakya- Kocaeli Penoplenlerinin yüzeyde kalan kara parçaları olarak tarif edilen Adalarımızın en yüksek tepeleri şunlardır: Büyükada-Yücetepe (202MT), Heybeliada-Değirmentepe (136MT), Burgazada- Hristostepe (170MT), Kınalıada-Çınartepe (155MT) dir. Ayrıca diğer Adaların isim konulmamış en yüksek tepeleri Sedefadası’nda 55MT, Yassıada’da 45MT, Sivriada’da 90MT, Tavşanadası’nda ise 40MT yüksekliklerdedir.

9 adet olan bu kara parçaları tarihte Büyükada (Prinkipo), Heybeliada (Halki), Burgazada (Antigon), Kınalıada (Proti), Sedefadası (Androvite), Kaşıkadası (Pita), Sivriada (Oxia), Yassıada (Plati), Tavşanadası (Neandros) adları ile anılmışlardır. Aslında tarihte bunların dışında bugün artık olmayan 10. Ada olarak Batık Ada, Kayıp Ada adlarıyla anılan Vordonisi Adası’ndan da bahsedilmektedir. Bostancı açıklarındaki Çakarın altında olduğu bilinen bu ada için balıkçılar Dilek Kayalıkları, Manastır Kayalıkları gibi isimler takmışlardır.

1846 yılında vapur seferlerinin düzenlenmeye başlamasından itibaren Adalarda yerleşimin hareketlendiği gözlemlenmektedir. Daha önce 3000 kişi yaşarken vapurlardan sonra bu sayının 5000 kişiye çıktığı tespit ediliyor. Adalar 1867 yılında Vilayet Nizamnamesiyle İstanbul’un ilçesi olmuşlar. İstanbul’un en küçük ilçesi olan Adaların nüfusu 2025 yılı ADNSK sayımına göre 17489’dir.

Bir benzetme yaparsak Büyükada ilçe, Heybeliada belde, Burgazada köy, Kınalıada sayfiye yeri konumundadır.

Bütün adaların her yanını yaşadım diyebilirim. Deniz kıyılarını da koruluk alanlarını da tarihi binalarını da yeme-içme yerlerini de…

Büyükada:

Prens Adalarının en büyüğü olduğu için Büyükada denmiş. Birinci Dünya Savaşı ve Cumhuriyet sonrası Rum Halkının azaldığı görülmektedir. 1940’lı yıllarda Cumhuriyet’in ileri gelenlerinin köşkler yaptırdığı görülmektedir. 1970- 1980’li yıllarda Rum vatandaşlarımızın sayısında tekrar bir azalma gözlemlenmektedir. Tarihi binalar olarak Hristos, Aya Yorgi Kilise ve Manastırları, Ayios Dimitrios Kilisesi ile 2. Abdülhamit tarafından inşa ettirilmiş olan Hamidiye Camii hemen akla gelenleridir. Sedefadası dâhil 2 mahallesi, 9071 nüfusu, 538HE (5.4KM2) yüzölçümü bulunmaktadır.

İskele…

İlk ulaşm ve nakliye Pazar Kayıklarıyla yapılıyormuş. Bunlar 11m uzunluk 2.80m’ye varan genişlikte teknelerdir. Kürek çekilerek ilerlemektedirler.

1846 yılında Adalara ilk vapur seferleri yapılmış. İskele şimdiki belediye binasının civarındaymış.

1867 yılında Saat Meydanı önü doldurularak iskele buraya taşınmış. Yani eski iskelenin batısına alınmış.

1899’da ahşap Vapur İskelesi yapılmış,

1914-1915 arasında Mimar Mihran Azaryan’ın eseri olan iskele yapılmış. Kurşun kubbeli sekizgen yolcu salonu vardır. Dış cephe kaplamasındaki çiniler Kütahyalı Mehmet Emin Efendi tarafından yapılmış. Binanın üst katı çeşitli amaçlar için kullanılmıştır.

1999-2001 yıllarında restorasyon yapılmıştır.       

  

Büyükada İskelesi

Yücetepedeki Ayia Yorgi Kilisesi’ne 23 Nisan tarihinde çıkılır. Orası için kutsal bir gündür. Tepeden deniz ve Sedefadası’nın seyri doyumsuzdur. Manastır (İsa) Tepesindeki Rum Yetimhanesi ise Avrupa’nın en büyük ahşap yapısıdır. Umarım iyi bir restorasyon yapılır.

Eskiden 1 Mayıs Bahar Bayramında gitarlarımızla Büyük Adaya gider, yer içer eğlenirdik. Babam her defasında ‘Aman bugün ortalıkta gezmeyin. Olaylara karışmayın’ diye tembih ederdi. Aklım ermezdi. Büyüdüğümde o günün aslında İşçi Bayramı olduğunu anlamıştım. 1977 yılındaki Taksim Meydanı olaylarını orada yaşayanlardanım.

Heybeliada:

Uzaktan bakıldığında heybeye benzemesi dolayısıyla Heybeliada denmiş. 1820’li yıllarda 800 nüfusu bulunurken 1846 yılında vapurların çalışmasından sonra bu sayı 2000’lere çıkmış. Burada da Kurtuluş Savaşı ve mübadele sonrasında sakinlik oluştuğu görülmektedir. 1950’li yıllarda yaşamda tekrar canlanma olmaya başlamıştır. Hüseyin Rahmi Gürpınar Lisesi, Abbas Hilmi Paşa Köşkü, Deniz Lisesi (Deniz Harp Okulu), (1773), Sanatoryum (1924), Ruhban Okulu, Heybeliada Camii (1935) tarihi binalarıdır. Ayrıca bugün artık olmayan, 1828 yılında inşa edilmiş Bahriye Mektebi Camii varmış. 4661 nüfusu, 251HE (2.5KM2) yüzölçümü bulunmaktadır.

İskele…

1846 yılında iskele kurulur,

1933 yılında Akay Şirketi devralır,

1937 yılında Akay Şirketi bırakır, Şehir Hatları alır,

1940’larda ahşap oymaları olan eski iskele yıkılır yeni beton iskele yapılır,

1959 Yılında onarılır,

1984-1986 arası onarımlar yapılır,

1993 yılında o iskele de ihtiyaca yetmez. Yıkılarak betonarme kazıklar üstüne yenisi yapılır,

İskele 63 metre uzunlukta, vapur yanaşan yer 14m,  iskelenin denizden yüksekliği 1,2m, ucundaki derinlik 4,2m dir.

Heybeliada İskelesi (Yeni)

2000’li yıllardı. Heybeliada Deniz Lisesi binasındaki değişikliklerin iznini veren Koruma Kurulunda Mimarlar Odasını temsilen Gözlemci Üye idim. Oy hakkım yoktu ama konuşma hakkım vardı. Bu bina ile ilgili toplantıya alınmamıştım. Çok sayıda subay vardı. Karar onların istediği gibi olmuştu. Bina cephesindeki 7/30=210m2 alanı olan, sanatçı Ferruh Başağa’ya ait 1953-1955 yılları arasında yapılan Preveze  Deniz Zaferi isimli dev mozaik pano ait olduğu binayla birlikte yıkılıp yok oldu. Binanın 1999 depreminde hasar görmesi dolayısıyla yıkılması gerektiği ifade edilmişti. O tablo Heybeliada’nın işaretiydi bana göre. Çocukluğumdan beri her vapur yanaştığında o tabloyu görürdüm. Küçükken posta vapuruyla Yalova’ya giderken hep babama sorardım.

Mozaik Tablo

Burgazada:

Adadaki eski bir kaleden dolayı kale-burç anlamında Pyrgos denmiş. Sonra Türkçe Burgaz olmuş. Kendi içinde bir köy gibi yaşantısı olan Burgazada’da Hristos ve Ayios Yeorios Manastırı, Aya Yani Kilisesi, Avusturya Saint Georges Hastahanesi, Ayios Loanis Ayazması  ile İstanbul’un Fethinin 100. yılı olan 1953 yılında inşa edilmiş olan Burgazada Camii tarihi yapıları olarak bilinmektedir. Ama bu adada yaşamış olan Sait Faik Abasıyanık’ın Evini ayrıca belirtmekte yarar vardır. 1713 nüfusu, 146HE (1.46Km2) yüzölçümü bulunmaktadır.                                                                                                                                                         

İskele…

1846 da diğerleri gibi inşa edilmiş,

Tarihini bulamadığım bir yılda  demir kazıklar üzerinde beton iskele yapılmış,

1993 yılında eski iskele yıkılıp yerine betonarme bina yapılır.

Yeni iskelenin uzunluğu 81m, vapur yanaşma yeri 24m, sudan yüksekliği 1,3m, önündeki su derinliği 4.75m dir.

Burgazadası İskelesi (Yeni)

Burgaz Adasını severim. Köy gibidir. İskeleden çıkıp sol tarafa gittiğinizde denize girecek yer vardır. İlk gidişimdi sanırım. Denize atlamak için iskelemsi bir yer vardı. Gençler kullanıyordu. Ellili yaşlardaydım. İskele boşalınca ben de atlamak için ucuna doğru yürüdüm. Denizdeki gençlerin alçak sesle beni gırgıra aldıklarını hissediyordum. Yana Cek yaparak atladım. Fenerbahçe DDY Kampında bir ben bir de sokak ve ilkokul arkadaşım Raşit Çam yapabilirdi bu atlayışı. Sudan çıktığımda gençlerde ses yoktu.

Kınalıada:

Adadaki toprak rengi demir, bakır madenlerinden dolayı kızıl olduğu için Kınalıada denmiş. Ağaçlık, mesire yeri olarak ilgi çeken bir adadır. Kınalıada’nın en dikkat çekici yapısı sahildeki modern camisidir.1958 yılında Karaköy Meydanı düzenlenmesi esnasında yıkılan, İtalyan Mimar D’arancoya ait Karaköy Camii Kınalıada’ya taşınmak istenir. Ancak taşınma esnasında Cami “kaybolur”. Bunun üzerine Kınalıada Camii Derneği, 1964 yılında Turhan Uyaroğlu ve Başar Acarlı isimli iki mimarın eseri olan şimdiki modern Camiyi inşa eder. Kınalıada’ya elektrik 1946 yılında, su ise 1981 yılında gelmiştir. Ağırlıklı olarak Ermeni vatandaşlarımızın yaşadığı Kınalıada’nın nüfusu 2044, yüzölçümü 136HE (1.36KM2) dir.

İskele…

Yıllarca demir kazık üzerindeki ahşap iskele kullanılmış,

1929 yılında iskele fırtınadan etkilenip harap olmuş. İdareten iskele görevi görmesi için Neveser isimli vapur bağlanmış. Ancak 6 Mart tarihindeki şiddetli fırtınada gemi (yani iskele) çımasını koparıp adadan uzaklaşmış. Gelen gemi yanaşacak iskele bulamayınca yolcularını Burgazada’ya indirmiş. Oradan binbir zorlukla motorlarla Kınalıada’ya taşınmışlar.

1993 yılında eski iskelenin yerine betonarme olarak yenisi yapılmış.

İskelenin uzunluğu 53m, vapur yanaşma yeri 24m, sudan yüksekliği 1.3m, iskele önündeki derinlik 4.8m dir.

Kınalıada İskelesi (Yeni)

1980’li yıllarda eşimle Suadiye Plajından denize giriyorduk. Kıyılar doldurulunca yer aramaya başladık. Şile, Ağva gibi yerlere gidiyorduk ama oraları uzaktı. Bir arkadaşımız Kınalıada’yı önerdi. O hafta sonu gittik. İskelenin sol tarafı doğal plajdı. Çok beğendik. Çarşı da vardı. Öğle yemeği için midye tavacıdan çubuk midyeleri alıp tam karşısındaki fırından aldığım sıcak ekmeğin arasına koyuyordum. Bakkaldan da ayranları alıyorduk. Akşam denizden çıkınca dondurmacıdan dondurmalarımızı alıp vapur saatine kadar ada turu yapıyorduk. İskelenin sağ tarafına doğru gidince camiden sonra yine aynı çakıllık kıyı devam ediyordu. Birkaç yıl sonra o tarafı kullanmaya başladık. Yıllarca denize girdik buradan. Adalılar bizi tanıyor hatta Adalı kabul ediyorlardı.

Birkaç defa kış mevsiminde gitmiştik Kınalıya. Bomboştu. Sadece fırın, bakkal, kahvehane açıktı. Ada kendi olmuştu. Hele akşam karanlık bastığındaki ıssızlık. Çocukluğumdaki Yeldeğirmeni semtini hissetirmişti. Laf aramızda Kınalı’nın bu halini sevmiştim. Bende bir tuhaflık var belki de.

2000 yılında Çanakkale’ye gidiyorduk ama arada burayı da kullanıyorduk. 2014 yılında Yalova’ya ev yaptıktan sonra Kınalıada’ya gidemiyoruz.   

Sedef Adası…

Sedef Adası (Androvita/Terebinthos), adını üzerindeki maki örtüsünün güneşte sedef gibi parlaması olayından almıştır. Diğer Prens Adaları gibi tarih boyunca sürgün yeri olarak kullanılmış olan ada, 33 hektarlık bir alana sahiptir.

Ada 1850 yılında, Tophane Müşiri Fethi Ahmet Paşa’nın mülkiyetine geçmiş, 1957 yılında Fethi Ahmet Paşa’nın sülalesinden Şahsuvar Menemencioğlu ve kız kardeşi Rey’an Şahsuvaroğlu tarafından burada 110 evlik bir yerleşim gerçekleştirilmiş. Orada evi olan bir arkadaşım kooperatif olduklarını söylemişti bana. 1970’li yıllara kadar özel mülkiyet olduğu için ulaşımı kendi imkanlarıyla yapıyorlardı. Bu yıllarda adanın 200-300 metrelik bir bölümünü plaj olarak halka açmışlar,  bu şekilde vapur çalışmasını sağlamışlardı.

Sedefadası İskelesi

Sedefadası’nı 1970’lerde bekarken kullanıyordum. İskelenin karşısındaki merdivenleri çıkarak ulaşılan bir bakkal vardı. Adanın tek bakkalıydı. Vapur boşaldığında önünde uzun kuyruk olurdu. Oradan alışveriş yapıp sağ tarafa yaklaşık 100m civarı yürüyerek plajın kapısına gelinirdi. Giriş ücretliydi. Bu yol ve plaj adalı olmayanlara açık olan kısımdı. Diğer taraflara geçmek yasaktı. Yani Adalılar yabancılara bu kısa mesafeyi açarak hem kendilerine vapur sağlamışlar hem de bakkal ve plajdan kooperatiflerine gelir sağlamışlardı. Deniz çok güzeldi.

Mesleğim dolayısıyla keşif yapmadan duramıyordum. Yasak kısımlara geçip evleri incelemiştim. Oldukça eskiydi hepsi. Adalıların anlattığı bir öyküyü paylaşayım bu arada. Martıların sesinden ve kakalarından rahatsızmışlar. Tüfekle onları korkutup adadan uzaklaştırmışlar. Bu sefer her yanı yılanlar sarmış. Onları uzaklaştırdıklarında ise ortalığı fareler istila etmiş. Martılar yılanlarla, yılanlar farelerle besleniyornuş meğer. Anlamışllar ki doğanın kendi dengesi var ve o dengeye müdahele edilmemeli. Hepsini kendi haline bırakmışlar tekrar.

Yassıada…

Cumhuriyet tarihinin ilk darbesi olan 27 Mayıs 1960 (eski tanımla) ihtilali sonrası hükümet yetkilileri burada yargılanmıştı. İlk o zaman duymuştum bu adayı. İlkokul 5.sınıftaydım. Akşamları radyoda (TV yoktu o zamanlar) mahkeme yayınlanırdı. Başvuran vatandaşlar Dolmabahçe’den kalkan vapurla adaya götürülüyor, mahkeme izettiriliyordu. Annem ve babam gitmişti. Halktan devlete yardım istenmişti. Herkes takısını götürüp vermişti. Annem ve babam da nikah yüzüklerini vermişti devletimize yardım olsun diye. Onlara nikel yüzük vermişlerdi. Keşke saklayabilmiş olsaydık. O adaya gitmedim. Merak ta etmedim. Yargılamalar sonrası üç kişi idam edildi. Yıllar sonra da 12 Mart 1971 Muhtırası sonrası benim de içinde olduğum 68 Kuşağından üç genç idam edildi. Rövanş olarak… Darbelerin başlangıcını aklıma getirir bu ada bana. Sevmem.

Sivri Ada…

Sivri Ada diğer adıyla Hayırsız Ada… 1910 yılında İstanbul’daki sokak köpekleri toplanıp bırakılmış bu adaya. Vahşet… O tarihten sonra Hayırsız Ada olmuş adı. 1980’lerde İstanbul’un kıyıları doldurulunca dolgu alanının önüne konan kayalar Sivri Ada’dan getirilmişti. Yani adanın sivriliği de kalmadı o tarihten sonra. Diğer adaların balıkçıları bu adayı kullanırlarmış. Muhitim Yeldeğirmeninden büyüğüm eski FB’li milli futbolcu Nedim Günar ağbiden dinlemiştim. Onun Kurbağalıdere’de teknesi vardı. Sabah erken saatte balığa çıkardı. İşte o zamanlar Hayırsız Adada mola verirmiş. Ateş yakıp  birşeyler yermiş. Doğrusu bu adaya çıkmayı çok isterdim. Nedim Ağbi davet te etmişti de sabah çok erken kalkıp gitmek zor gelmişti bana.

Kaşık Adası…

Bayıldığım bir adadır. Çocukluğumda vapur Burgazada’ya yanaşınca seyretmeye doyamazdım. Hele vapur kalktığında Kaşıkadası’na daha da yakın olurdu. Şu adada yaşasaydımın hayallerini kurardım. 2016 yılında oğlum bir tekne almıştı arkadaşlarıyla. Bir gün bindik ve adaların görmediğimiz kıyılarını gezdik. Kaşıkadası’nın arka tarafını gördüğümde çok beğenmiştim. O ada orada bir süstür bana göre.

Tavşanadası…

Büyükada’nın arkalarındadır. Deniz Otobüsü geçerdi yakınından. Gözlerden ırak…

Vordonisi Adası…

Batık veya Kayıp Ada da denir. Bostancı açıklarındaki çakarın altındadır. 1970’lerde birkaç arkadaşla ortak kayığımız vardı. Balığa çıktığımızda bu adanın üzerine gelir, sığ olan kayanın üzerine çıkar midye toplardık. Öyküsünde sır olan şeyleri severim. Bu adayı yazmıştım Bloglarımda.

Özetle… İskelesi olanları yazarken olmayanları da yazdım.

ARİF ATILGAN 2026 EKİM

SEDEFADASI

http://atilganblog.blogspot.com/2014/04/sedef-adasi.html

VORDONİSİ ADASI

http://atilganblog.blogspot.com/2014/07/adalarve-vordonisi-adasi-arifatlgan.html

 

https://atilganblog.blogspot.com/2026/10/adalar-iskeleleri-adalar-4.html

https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/adalar-i%CC%87skeleleri%CC%87