21 Eylül 2026 Pazartesi

 İskeleler

SALACAK İSKELESİ

Salacak Mahallesi, Üsküdar ilçesinde Kız Kulesi’nin karşısındadır. Doğusunda Doğancılar, batısında Marmara Denizi, kuzeyinde Üsküdar Merkez, güneyinde Harem İskelesi bulunur. Yüzölçümü 0.44 km2, nüfusu 12000 kişi, denizden ortalama yüksekliği 22 metredir. Fatih Sultan Mehmed zamanında oluşan  ilk yerleşim bölgelerindendir. Coğrafi anlamda Salacak falez bölgesidir. Yani denize dik kayalıktır.  

Salacak kelimesi sandalların-teknelerin denize indirildiği yani salındığı yer anlamında Kayık Salınan yer, Salınacak yer ve Sal-acak olarak oluşmuş. Başka tarifler de vardır ama en gerçekçisi bana göre budur.  

Salacak İskelesi.

Burada çok sayıda tarihi eser vardır. Konaklar, yalılar, çeşmeler, hamam, türbe, Paşakapısı Cezaevi gibi. Bazılarından bahsetmek istiyorum.

Kız Kulesi Adası M.Ö. 341 yılında anıt mezarmış, M.Ö. 411'de kaleye dönüşmüş ve tarih boyunca gümrük, karantina, depo, fener gibi pek çok farklı amaçla kullanılmış. Günümüzde anıt-müze olarak yararlanılıyor... Çürüksulu Yalısı (Köşkü) 1790 yılında Tırnakçızade ailesi tarafından yaptırılmış.  Tarih boyunca sahiplerinin adıyla anılmış. Sırasıyla Çürüksulu Yalısı, Belkıs Hanım Yalısı, Muharrem Nuri Birgi Yalısı. Mimar Turgut Cansever (1921-2009) tarafından 1968-1971 yıllarında restore edilmiş…  Salacak Camii olarak ta bilinen Fatih Camii’ni Fatih Sultan Mehmet, hocası Akşemseddin adına yaptırmış... Teşrifatçı Akif Efendi Camii günümüze kalamamış. 1761 yılında yapılmış 1940 yılında evkaf tarafından kadro dışına çıkarılmış. Minaresi yok edilerek ev haline getirilmiş, 1980’lerdeki sahil düzenleme çalışmalarında istimlak edilerek üzerinden yol geçirilmiş…

Çürüksulu Yalısı. (Yukarıda).

İskele…

1852 yılında Şirket-i Hayriye’nin kurulması ile inşa edilmiş,

1859 yılında ilk vapur yanaşmış,

1954 yılında şiddetli lodos iskeleye zarar vermiş. İskele  yeniden inşa edilmiş.

1970’lere kadar vapur çalışır.

1980’lerde sahil dolduruldu. Falez görüntüsü artık kendini hissettirmiyor. İskele denizden 30m içeride kaldı. Yarıya kadar toprağa gömüldü. Salacak Sahili Güzelleştirme ve Balıkçılarını Koruma Derneği’nin işletmesine verildi. 2.Derece Tarihi Eser olan binayı bu dernek toparladı. Günümüzde Dernek Lokali ve çay bahçesi olarak halka hizmet etmektedir.

Salacak İskelesi. Eski ve Yeni Hali.

Salacak Plajı.. Cumhuriyetin ilk yıllarında (1930’lar) İskelenin Üsküdar tarafındaki boşluğa taşıma kum serilerek oluşturulmuş. Üst tarafında aile gazinosu bulunuyordu. Sahil doldurulduğunda plaj ortadan kalkmıştı. Gır Gır ve FIRT mizah dergilerini çıkaran (1970’ler ve 1980’ler) Oğuz Aral ile kardeşi Tekin Aral Üsküdarlıydı. Ben Akbaba mizah dergisiyle büyüdüm. O dergileri pek okumazdım. Ancak okudukça bağımlısı olmuştum. Tekin Aral’ın Salacak Plajı ile ilgili anılarından derlenmiş öyküleri müthiş kere müthişti. Plajın sahibi Talat Bey ile mahallenin bitirimleri Piç Yavuz, Camgöz Taci, Tilt Mahmut arasındaki bitmeyen “savaş” öyküleri gerçekten mizahın tavanıydı. Bir arkadaşım bu dergilerin kadrosundaydı. Arada bir gitmişliğim vardır ofislerine. Orada ve vapurda Oğuz Aral ve Tekin Aral kardeşlere denk gelmişliğim olmuştur. O komik yazı-karikatürlerin sahibi olan bu iki kardeş normal yaşamlarında olağanüstü ciddi insanlardı. İkisini de saygıyla ve rahmetle anıyorum.

Salacak Plajı

Plajın hemen üst tarafında Mimarlar Odasındaki büyüklerimden mimar Behruz Çinici’nin evi-bürosu bulunuyordu. Behruz Ağbi Ağa Han Mimarlık Ödülü (1995) ve Sinan Mimarlık Ödülü (2004) sahibidir. Daha yukarılardaki bir apartmanda ise yine meslek büyüğüm mimar Besim Çeçener ve eşi mimar Engin Çeçener yaşamaktaydı. Besim Ağbi Üsküdar’ın köklü ailelerinden olup Anıtlar Kurulunda yıllarca hizmet vermiştir. Üsküdar’da sokak sokak dolaşarak çektiği fotoğrafların keşke kıymeti bilinseydi. Eşi mimar Engin Çeçener’e sevgiler gönderiyorum. Evlerine de gittiğim bir gün kitaplarını vermişlerdi. Behruz Çinici (1932-2011), Besim Çeçener (1934-2017) ve yine Üsküdarlı mimar büyüğüm Engin Omacan’ı (1940-2003) saygıyla anıyorum.

1970’lerin ikinci yarısı… Arabaların az sokakların boş olduğu yıllar. Aralarda kaybolmayı seviyorum. Birgün Doğancılar’dan deniz tarafına daldım. Aşağıya kadar indim dolana dolana. Kıyıya geldiğimde Kız Kulesi’nin karşısında buldum kendimi. Arabadan denize bakıldığında sol tarafta Küçük Ev diye bir restoran var. Arabadan indim. Oraya gideyim derken arkamda Dörtel Lokantasını gördüm. Beğendim. Sonra arkadaşlarla da gittik defalarca. Güzel bir et lokantasıydı. Henüz deniz doldurulmamıştı. Yani gelinen yoldan başka yol yoktu geri dönüş için.

Karşıda Küçük Ev. Solda Arabaların Solunda Dörtel (Görünmüyor).

Kıyıdan yukarılara bakarken bir tabela görmüştük. Huzur Restoran. Bir sonraki seferde burayı aradık. Bulduk ta. Derli toplu. Lüks değil. Döküntü de değil. Bir meyhane. Bilinen adı Arabın Yeri. Manzarası müthiş. İstanbul’un en güzel manzaralı mekanlarından biri diyebilirim. Kalabalık değil. Her defasında cam kenarında masa bulabiliyorduk örneğin. Kız Kulesi’ne tepeden bakıyorsunuz. Karşınızda Topkapı Sarayı. Sağda Haliç-Karaköy solda Haydarpaşa-Kadıköy. Gece her tarafta ışıklar. Hele deniz. İrili ufaklı tekneler ışıl ışıl. Özellikle Şehir Hatları vapurları. Gelin Gibi deyimini hakeder görüntüdeler. Her pencerenin ışığı parlıyor. Beyaz gövdeleri suyun üzerinde öyle  güzel kayıyor ki. Ne hızlı ne yavaş. Nazlı nazlı… Garson siparişleri alıyor. Önce zeytinyağlılar ve salata geliyor. Dokunmuyoruz. Izgaralar gelince sofranın görüntüsü tamam oluyor. Birimiz Saki olup bardakları dolduruyor. Deli zamanımız. Rakıyı susuz içiyoruz. Başlangıç için Şerefe deyip bardaklarımızı tokuşturuyoruz. Uğur ve Ben karşımızdakinin bardağının altına kendi bardağımızın üstünü denk getiriyoruz hep. Anlamı karşımızdakine saygıdır. ‘Sen benden daha saygınsın’ demektir. Sıra ikimize gelince büyük bir mücadele oluyor aramızda. Bardaklar karşılıklı diğerinin altına geldikçe masaya kadar iniliyor. Masada bazen birinden bahsedilir. O zaman kadehin altı masaya vurulup içilir o yudum. Anlamı o kişiyi anmaktır. Yemeğe gelirsek... Önce ızgaralar yenir. Zeytinyağlılar uzayan muhabbete bırakılır. Günümüzde tersi yapılıyor. Uğur, Metin, Enver (Hans) diğerleri. Ülkeyi konuşuyoruz. Dünyayı konuşuyoruz. Konuşmakla kalmıyor kurtarıyoruz boyuna. İlerleyen yıllarda ülkeyi de dünyayı da tanıyoruz. Herşey kuralsızmış meğer. Bizim konuştuklarımız ütopyadan öte değilmiş. Arabın Yeri 1980’lerin sonunda kapanmış. O yıllarda sahil doldurulup Üsküdar Harem’e bağlanmıştı.

Arabın Yeri. (Huzur Restoran)

Moda Burnu kalabalıklaşınca sakince kendimi dinleyebileceğim bir nokta olarak Salacak sahilini bulmuştum. Arabanın içinden çıkmadan kıyıdaki büfeden çay söyleyip denizi, Topkapı Sarayı’nı seyredip düşüncelere dalıyordum. 2010’larda burası da kalabalıklaştı. Park yeri bile bulamıyorum artık.

Salacak İskelesi çay ocağı olmuş şimdi. İçeri girince çeşitli fotoğraflar var duvarlarda. Yaşı büyük olan ocakçıya eskileri soruyorum. Küçük Evi anımsıyor. Arabın Yerini bilmiyor. Daha da tuhafı İskelenin yanındaki Plajı da bilmiyor. Ben iskeleyi de plajı da kullanmadım. Ama araştırıp yazıyorum. Kız Kulesine gitmemeye kararlıyım. O küçük binayı hep eski beyaz haliyle anımsamak istiyorum. Ancak vapurla geçerken görülebildiği kadar görülebilen. Gerisi hayalimde…

O kadar mutluyum ki… Bu şehirde bu şehri yaşayarak yaşadım çünkü…

ARİF ATILGAN 2026 EYLÜL

Not: Besim Çeçener’deki gibi bende de gün yüzü görmemiş çok sayıda fotoğraf var. Çoğunu kendim çektim. Güvenilir bir kurum arıyorum sergilemek için.

  https://atilganblog.blogspot.com/2026/09/salacak-iskelesi-salacak-mahallesi.html

https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/salacak-i%CC%87skelesi%CC%87 

 


6 Eylül 2026 Pazar

 İskeleler

PENDİK İSKELESİ

Pendik İlçesi doğuda Tuzla, batıda Kartal, güneyde Marmara Denizi, kuzeyde Sultanbeyli ile komşudur. Nüfusu 752033, yüzölçümü 190km2 olup 9km sahili bulunmaktadır. Deniz seviyesinden ortalama yülksekliği 39 metredir. Bölgenin bilinen en eski ismi Pantikapeondur. Bu isim Osmanlı döneminde Pendik olmuştur.

                                                        1980’lerde Pendik İskelesi

Pendik’te 1961 yılında yapılan kazılarda üç-dört bin yıl öncesine ait insan kalıntıları bulunmuş. Milattan önce Roma’nın, Milattan Sonra 395 yılından itibaren Doğu Roma’nın İmparatorluk sınırları içerisindeymiş. Zaman içinde çeşitli ordular tarafından zaptedilip el değiştirmiş. 1453 yılında Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethiyle Osmanlı’nın olmuştur. 1798-1889 yılları arasında 3 büyük yangın geçirmiş.

Pendik İstanbul’un ilk planlı yerleşimidir. 1889 yılında olan son yangın sonrası Padişah Abdülhamid Pendik’i yeniden kurmayı amaçlamış. Bu konuda görevlendirilen Ayan Meclisi Senato Hariciye Encümen Reisi Azaryan Efendi Paris’ten mimar-mühendisler getirerek burayı planlatmıştır. Hatta kendi isminin ilk harfi olan A harfini plana işletmiştir. Gazipaşa ve İsmetpaşa Caddeleri harfin iki ayağını, Dr. Orhan Maltepe Caddesi ise ortadaki yatay çizgiyi belirler.

Pendik’te Azaryan’ın A harfi.

1924 mübadelesinde Yunanistan’dan gelen Türkler Pendik’e de yerleştirilmişler. 1930-1970 arası Anadolu’dan gelenlerle nüfus 30000’lere ulaşmış. 1980 Yılındaki Nazım Plan ile buraya sanayinin getirilmesi nüfusu arttırmıştır. 1990 yılındaki nüfusu 235000’dir.

Pendik, 04.07.1987 tarihinde 19507 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 3392 Sayılı Kanun’la Kartal’dan ayrılarak müstakil ilçe olmuştur.

Burada Gözdağı, Ömerli Barajı, Sabiha Gökçen havaalanı ve Tersane gibi önemli tesisler bulunmaktadır. Haydarpaşa-Söğütlüçeşme’den kalkan şehirler arası trenler sadece Bostancı ve Pendikte dururlar.

İskele…

1888-1895 tarihli haritada Pendik İskelesi görülür,

1888-1895 Tarihli Haritada Maltepe, Kartal, Pendik İskeleleri.

1913 yılında Pendik İskelesinin fotoğrafları vardır.

1920 ve 1948 yıllarında da iskelenin fotoğrafları vardır.

1990’larda sahil doldurulur,

2004 yılında doldurmuş olan sahile yeni iskele inşa edilir. İDO’nun Yalova’ya feribot seferleri buradan yapılır.

                                                                   İDO İskelesi

Anı olmadan olmaz…

Pendik 1960’larda bahçeli evlerin olduğu hoş bir semtti. Teyzemin kızı evlenip eşiyle ilk burada oturmuştu. Uğurlu gelmişti. Zengin oldular. Bu sefer ona göre yerlere taşındılar. Ama oraları uğurlu gelmemişti.

1970’lerde 3 arkadaş sahildeki balık lokantasına gitmiştik. Pendikli olanımız ısrarla davet ediyordu çünkü. Oturduğumuz restoran deniz kıyısı değil deniz üstüydü. Yedik, içtik. Hesabı istediğimizde o arkadaşımız garsona kendisinin Pendikli olduğunu belli eden espiriler yaptı. Garson anlamadı. Bu sefer apaçık oralı olduğunu söyledi. Garson onu tanımadığını söyleyince arkadaşımız çöktü. Herkes anlamaz bunu. O bir Muhit Çocuğu idi. Eski muhitlerde hiç samimiyetiniz olmasa da mahallenizden biri dışarıda size selam verir. En azından tanıdığını belli ederdi. Muhit kavramının bitişi o yıllarda başlamıştı.

İstanbul’da zengin yerleşimi olarak bilinen bölgeler vardır. Hepsinin içi karışıktır aslında. Sırf zengin yoktur yani. Gerçekten elit bir yerden bahsedeceğim sizlere. Kartal’dan gelip minübüs caddesinden Pendik’e girerken sağ tarafta denize doğru çıkıntı yapan kara parçası. Çevreden kopuk üç beş sokaklık bir yerleşimdir. Eskiden denizle sınırdı. Şimdi dolgu alanın yeşilliği ile.

Kırmızı Çizginin Altındaki Yerleşim

Burada eşimin liseden bir arkadaşı oturuyor. Türkiye’nin en ünlü giyim markalarından birinin patronlarındandır. Bir gün eşimden lise sondaki kızına resim dersi vermesini rica etmiş. Amaç akademiye sokabilmek. Zira işleriyle ilgili bölümler orada. Moda vs. Eşim de ‘Olur’ demiş. Başladılar. Aklı başında bir çocuk. Eşim sadece kalem-fırça kullanmayı öğretmez. Müzelere, sergilere götürür. Dünya ressamlarını ve resimlerini öğretir. Yani kültürünü de verir. Bir gün bir kitap önermiş. Kız önce ‘hık mık’ demiş. Sonunda durumu açıklamış ‘Yaz tatilinde para kazanıp alabilirim ancak’. Tatilde ünlü bir hamburgercide çalışıyormuş meğer. Eşim şaşırmış ama uzatmamış. Kitabı kendi satın alıp ona hediye etmiş. Kızın annesini ilk gördüğünde durumu anlatmış. ‘O bizim zengin olduğumuzu bilmez’ demiş annesi. Babasız büyüttüğü kız çocuğu için böyle bir yöntem bulmuş meğer. Tartışmak haddimiz değil. Uzatmayayım. Kızımız akademide istediği bölümü kazandı. Okulu bitirdiğinde annesi ona sır olan durumu anlatmış. Tabii kızı çok şaşırmış. Sonra da onu başka bir şehirde bulunan fabrikanın başına geçirmiş. Diyeceksiniz ki ‘Ne güzel işte. Mutlu son.’. Hayır. Yıllarca durumunu benimseyen kızın hayali bambaşka bir şekilde oluşmuş. Okulu bitirip bir yerde çalışmak. Boş zamanlarında sergiler, sanat etkinlikleri gezmek. Halbuki fabrika İstanbul dışında. Üstelik yoğun iş temposundan boş zamanı olamıyor. Yani hayalleri hayal olmuş çocuğun.  Duyduğumuza göre sık sık annesine ‘Yaktın beni anne’ diyormuş.

Günümüzde Pendik İskelesini çok kullanıyorum. Sık sık Yalova’ya gidip geliyorum oradan. Pendikle hep iç içeyim yani. Ama 1960’lı yıllardaki 10000 nüfuslu köy gibi halini bildiğim için biraz tuhafıma gidiyor. 1970’lerde sahildeki dönerci, biraz ilerideki tatlıcı, iç taraftaki bahçeli evler... Hoş bir yerdi eski Pendik.  

İnanın Pendik yine hoş. Zaman ayırıp girin iç taraflara. Pişman olmazsınız. Tek sorun araba park yeri. Bu sorunun da sorun olmadığı yer var mıdır sanki?

ARİF ATILGAN 2026 EYLÜL

 https://atilganblog.blogspot.com/2026/09/pendik-iskelesi-pendik-ilcesi-doguda.html

https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/pendi%CC%87k-i%CC%87skelesi%CC%87