28 Eylül 2024 Cumartesi

 İstanbul İskeleleri

ANADOLU KAVAĞI İSKELESİ

Kavak ne demek? ile başlayalım. Çeşitli tarifler vardır ama doğrusu sınır, gümrük kapısı demektir… Anadolu Kavağı’ndaki Yoroz Kalesi ile boğazın karşı kıyısındaki Rumeli Kavağı’ndaki İmroz kaleleri eski tarihlerde boğazı beklemiştir. Yoroz Kalesi için Ceneviz Kalesi denir ama aslında Bizans yapısıdır… Diğer yandan Midillili Ali Reis Camisi (1593) ve Cevriye Hanım Çeşmesi de denilen Anadolu Kavağı İskele Çeşmesi (1785) göze çarpan eski eserlerdendir...  

1854 yılından beri Şirket-i Hayriye vapurları boğazda çalışmış olup Anadolu Kavağı da bu şirketin iskelelerinden biridir. Anadolu yakasının boğazdaki son durağıdır. Beykoz ilçesine bağlı bir mahalledir.

1946 yılına kadar Anadolu Kavağı askeri bölgede kalıyormuş. Doğal olarak yasak bölgeymiş. Giriş sadece vapur iskelesinden olup iskelede yapılan kontrolde Gayri Müslimler içeri sokulmazmış. Karadeniz’e açılacak tekneler hava kötü olduğunda burada beklerlermiş. Dolayısıyla bu küçük köyde dükkânlar sabaha kadar açık olurmuş.

1987 yılında yıpranmış olan eski ahşap iskelenin yerine beton kazıklara oturan betonarme yapı yapılmış. Binanın üzeri ahşap kaplanmış. Vapurun yanaştığı açık iskelenin cephesi 21m, alanı 440m2, kapalı iskele 125m2, iskelenin sudan yüksekliği 1.3m, önünün derinliği 5.5m’dir.

Anadolu Kavağı İskelesi

Bu şirin boğaz köyü günümüzde turizm ile meşguldür. İnsanlar çarşıyı, eski eser yapıları, köyün kendisini gezmekte ve başta balık lokantaları olmak üzere çeşitli yeme-içmecilerde zaman geçirmektedirler.  

Ben bu şirin yere 1970’li yıllarda ilk gitmiştim. O yıllarda askeri bölge içinden geçiliyordu. Nizamiye kapısından girip yine nizamiye kapısından çıkılıyordu. Özellikle girerken asker nöbetçilere birkaç paket sigara bırakmak adetten olmuştu. Hatta bazen dönüşte bırakma sözü verilir ama o nöbetçi değiştiği için başkasına bırakılırdı sigara paketleri.

Tam tarihini anımsayamıyorum. Sanırım 1990’lı yıllardı… Bu mahalleye askeri bölgenin dışından bir yol yapılmıştı. Oradan ulaşılıyordu artık.  

Biz eski yıllarda balık yiyip içki içmek için giderdik bu güzel yerleşime. Dolayısıyla gündüz saatlerinde tenha olur, hava kararınca kalabalıklaşırdı. Ama artık kahvaltıcıların da olduğunu, dolayısıyla sabah saatlerinden itibaren kalabalıkların ağırlandığını duyuyorum.

Karadan da denizden de ulaşılan Anadolu Kavağı'na bir kere gezi vapuruyla gitmiştim. Herkes kıyıları seyretmek için o taraftaki yerleri kapmıştı. Yani sağ taraftaki yerleri… Dönüş karşı kıyıdan olacağı için yine sağ taraftakiler kazançlı olacaktı. Gerçekten de kıyılardaki yalıları, tesisleri izlemek keyif veriyordu. Ben de o tarafta oturmuştum. Vapur son durak olan Anadolu Kavağı’na gelince orada uzun süre kalıyordu. İnsanlar da karaya çıkıp çevreyi geziyor, bir şeyler yiyor veya alış veriş yapıyordu. Ama tuhaf bir durum olmuştu iskeleye yanaşınca. Manzarası güzel olan tarafta oturanlar vapurdan inmemişlerdi. Yerlerini kaptırmak istemiyorlardı. Nitekim kalkanların yerine de hemen başkaları oturuyordu. Tabii onlar da karaya çıkmıyorlardı. Yani insanlar bir keyif için başka bir keyfi feda etmek durumunda kalıyorlardı. Açıkçası bu durum beni rahatsız etmişti. Bir daha da bu tip geziye katılmadım.    

2002 yılında iskelenin eskiyen ahşap kaplama ve ferforje korkulukları yenilenmişti. Uzun süredir gitmedim buralara. Kalabalıklaşan yerlerden uzaklaşıyorum nedense. Keşfedilmemiş tenha yerleri seviyorum.

ARİF ATILGAN 2024 EYLÜL

Not: İskele ölçüleri google’dan alınmıştır. Kesin değildir..

 https://atilganblog.blogspot.com/2024/09/iskeleleri-anadolu-kavagi-iskelesi.html

https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/anadolu-kava%C4%9Fi-i-skelesi

 


22 Eylül 2024 Pazar

 İstanbul İskeleleri

ANADOLUHİSARI İSKELESİ

Çevreye ve iskeleye adını veren Anadoluhisarı’nı Yıldırım Beyazıt 1395 yılında yaptırmıştır. Amacı Bizans’ı yani İstanbul’u fethetmektir. Yapı boğazın en dar noktasına konmuş. Kuşatma esnasında yardıma gelecek gemilerin içeri sokulmaması amaçlanmış. Hisar, Göksu Deresi’nin denize döküldüğü noktada deniz kıyısındadır. Buradaki antik çağdan kalma Zeus Mabedi enkazı üzerine kurulmuş. Sonraki yıllarda derenin getirdiği alüvyonlarla önünde bir kara parçası oluşmuştur.

1453 yılına kadar Güzelcehisar, Yenihisar isimleriyle anılan kale o yıl Fatih Sultan Mehmet’in karşı kıyıya Rumelihisarı’nı yaptırmasıyla Anadoluhisarı olarak anılmaya başlanmış.

1851 yılında ilk iskele kalenin biraz yukarısında Hisarönü denilen noktaya inşa edilmiş.  

1905 yılında eski iskele yıkılıp yenisi yapılmış. Boyama işlerini Hasköy Tersanesi baş nakkaşı Hasan Usta yapmış.

İskelenin açık alanı 211.10m2, kapalı alanı 40.84m2 olup kenardaki açık kısımlarla toplam alanı 273m2’dir.Gemi yanaşma yeri uzunluğu 14.50m, su derinliği 7.15m, iskelenin denizden yüksekliği 1.25m’dir.

1928 yılında Hisarın içinden geçen yol genişletilmiş ve kale ortadan bölünmüştür. Yarısı deniz tarafında yarısı kara tarafındadır artık.

1934 Yılında İskele Önü

1989 yılında iskelenin ahşap ayakları betonarme yapılmış. Yapı ise betonarme üzeri ahşap kaplama olarak yenilenmiş.

Büyütülen iskelenin açık ve kapalı alanı 21/21m ölçülerinde olup toplam 441m2’dir. Kapalı bölümü 136m2’dir.

                                              Anadoluhisarı İskelesi

1965-1966… İTÜ’deki ilk yıllarımda bu havalide rölöve çalışması yapıyorduk. Çalışma alanımız iskelenin tam karşısındaki sokaklar ile kale ve çevresindeydi. Binaların yüksekliğini ölçerken ipe bağlı balon kullanmıştık. Sonraki yıllarda bu usulü başkalarına öğrettiğimde çok şaşırıyorlardı.

Yine o yıllarda Göksu Deresi’nin karşı tarafında Spor Akademisi Sahası vardı. Tamamı çim değildi ama az sayıdaki drenajlı sahalardan biriydi. Okuldaki Talebe Birliği ilan tahtasına bu sahada okul takımı için seçme yapılacağı duyurusu asılmıştı. Gittim tabii…

İlkokul birinci sınıfı okumadığım ve hiç sınıfta kalmadığım için lise sona kadar hep ön sıralarda oturmuştum. Yani okul takımında filan oynayamamıştım. Liseyi bitirirken boyum uzamaya başlamıştı. Üniversiteye girdiğimde bayağı delikanlı görüntüsünde olmuştum. Dolayısıyla okul takımı seçmelerine gidebilirdim.

Katılım fazlaydı. İki takım yapılmış ve maça başlanmıştı. Zaman geçtikçe hoca oyuncu değiştiriyordu. Beni de bir ara oyuna soktular. Aldım, verdim, çalımladım… Sonra beni çıkardılar. Taş çatlasa 5-10 dakika sahadaydım. ‘Seçilenler ilan edilecek’ dediler.

Birkaç gün sonra okulun ilan tahtasına asılan bir kâğıtta seçilenlerin isimleri sıralanmıştı. 65 kişi katılmış. 10 kişi seçmişler. Ben de seçilmişim. Seçilen oyuncular başka bir kulüpte lisanslı ise sadece Üniversite takımına, hiçbir kulüpte lisansı yoksa hem üniversite hem amatör kümedeki İTÜ takımına lisans çıkarılıyordu. Sadece benim lisansım iki takımada çıkarılmış. Yani benim dışımdaki 9 kişi başka kulüplerde lisanslı oyuncuymuş. Daha sonra ilk resmi lig maçıma da o sahada çıkmıştım.

İstanbul’un her semtinde yaşanmışlıklarım vardır. İlk aklıma geleni yazılarımda kullanıyorum. Sadece yazdığımı yaşadığım sanılmasın sakın.  

2006 yılında Anadoluhisarı iskelesinde yenileme çalışması yapılmış ve bugünkü haline getirilmiş. 

İskele köprüye 6.01 mil mesafede olup Denizcilik İşletmeleri vapurları bu mesafeyi 40 dakikada almaktadır.

ARİF ATILGAN 2024 EYLÜL

https://atilganblog.blogspot.com/2024/09/iskeleleri-anadoluhisari-iskelesi.html

https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/anadoluhi%CC%87sari-i%CC%87skelesi%CC%87

 

15 Eylül 2024 Pazar

Köşe Yazısı 

Yalova

YEME-İÇMECİLER ve HİJYEN

Bilindiği gibi 2020 yılında tüm dünyada ve ülkemizde covid salgını yaşandı. 2020 Martından 2021 Nisanına kadar sokağa çıkmak yasak edildi. O tarihten itibaren bende yeme-içme konusunda titizlik oluştu. Bu tip yerleri incelemeye başladım. Sonunda tahmin edemeyeceğim bir hijyen yokluğunu tespit ettim. O günlerden bu günlere gördüklerimi biraz anlatayım.

Önce Yalova’dan birkaç örnek vereyim. Çay bahçelerinden birinde bulaşık yıkayan hanımın parmaklarının ucuna kadar tüm vücudunun siğillerle kaplı olduğunu gördüm. Bir başkasında tezgâh üstündeki mini bulaşık makinasına konan bardaklar yıkama süresi dolmadan çıkarılıyordu. Bir kafede de çay dolduran kızımız burnunu karıştırıyordu. Üstelik bu tip yerler tasarruf yapmak için bardakları sıcak suyla çalkalamak âdetini de bıraktılar.

İstanbul’da da çok farklı değildi bu işler. Örneğin şık bir kafeye giriyorsunuz sizin oturacağınız koltukta da masanın üzerinde de kedilerin yattığını görebiliyorsunuz. Bir başkasında içeride köpeklerin yattığını da görebiliyorsunuz. Hayvan sevgisinin bu konuyla ilgisi olamaz. Ünlü bir meyhanede masadan kalkanların tabağında artan humus buzdolabındaki büyük kitlenin içine yediriliyordu. Uzun uzun yazmayayım. Ama ayağını kaşıyanı da, yazamayacağım başka şeyleri de gördüm hep.

Emin olun okuyucuyu etkilemek için abartmadım bunları. Kısa kestim bile diyebilirim.

Bir Çay Bahçesi

Ne yapılmalı?

Öncelikle kesinlikle yeme-içmeci çalışanlarının sertifikalı olmalarının sağlanması gerekir. O sertifikayı alabilmek için de bir kurstan geçirilmelidirler. Ama o kadarla da bırakılmamalıdır. Zaman zaman belediye yetkilileri tarafından haberli-habersiz denetlemeler yapılmalıdır.

İşyerlerine gelirsek… Kesinlikle minimum ölçüler belirlenmelidir. Bu ölçüler kapalı mekânın içinde sağlanmalıdır. Mutfak ve müşterilerin oturduğu kısımlar en az ölçülere uymalıdır. Öyle küçük yerler var ki kapalı kısım mutfak oluyor, dışarı konan masalar müşterilerin ağırlandığı bölüm oluyor. Ölçü içeride karşılanmalıdır. Mutfaktaki minimum araç-gereç belirlenmeli, müşteri kapasitesi belli rakamın üzerinde olanlara sanayi tipi bulaşık makinası zorunluluğu getirilmelidir.   

Bir konu daha vardır ki bunu insanlar anlamaz hisseder. Gitmek istemezsiniz o mekâna veya nesinden rahatsız olduğunuzu anlayamazsınız. Görüntü kirliliğidir adı… Bir yerde olmaması gereken eşya vs nin olmasıdır kısa tarifi… Örneğin kafenin veya restoranın veya çay bahçesinin içinde bir köşede gazoz sandıkları, su kolileri vs nin bulunması. Pis değildir, tiksindirici de değildir yalnız başlarına… Orada olmaları rahatsız edicidir ama. Konukların bulunduğu bölüm depo gibi olmamalıdır. Müşteriler baş tacı edildiklerini hissetmelidir geldikleri yerde. Depoda oturduklarını değil.

Merkezi yöneticiler ama özellikle yerel yöneticiler bu tip konuları dikkate almalıdırlar.      

Eşimle uzun süredir dışarıda pek bir şey içmiyoruz. Evde yapıp termosa koyduğumuz çayı götürüyoruz yanımızda. Katlanan sandalyelerimizle hem daha hoş, doğal bir yerde oturuyoruz, hem halis çay içiyoruz, hem de neredeyse bedavaya içiyoruz. En pahalı marka çayın bir poşeti 1.5 TL ye geliyor. Bir demliğe 2 poşet konuyor ve tam 8 bardak çay oluyor. Yani bir bardağı 37,5 kuruşa geliyor. Elli Kuruş bile değil... Biliyorsunuz dışarıda en ucuz bir bardak çay 20-30TL. Sakın burun kıvırmayın. Eşimle her gün dışarıda ikişerden dört bardak çay içeriz. 80-120TL. Sekiz bardak içsek 160-240TL. Bir de dışarda içilen hiçbir çay evde hazırlananla aynı lezzette olmuyor. Hatta bazı yerlerde kırmızı sıcak su içtiğinizin farkına varıyorsunuz.

Bu hesaplara girince yeme-içmecilerdeki kar oranını da düşünmeden edemiyor insan. Oralarda daha ucuz olan paket çayın kullanıldığını düşünürsek bir bardak çayın 10-20 kuruşa mal olduğu ortaya çıkmaktadır. Tabii ki giderler vardır ama kazanç yüzdesini lütfen hesaplayın. En düşük 2000 kuruşa (20TL) satılıyor.

Çay bahçesini kamu kurumundan kirala. Yukarıda hesaplanan yüksek kârla çalıştır. Bıkınca da hava parasıyla devret… Öffff. Yine solculuğum tuttu… Konumuz hijyen idi…

ARİF ATILGAN 2024 EYLÜL

 

 https://atilganblog.blogspot.com/2024/09/kose-yazs-yalova-yeme-icmeciler-ve.html

https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/yeme-i%CC%87%C3%A7meci%CC%87ler-ve-hi%CC%87jyen

 

  

 


25 Ağustos 2024 Pazar

 Köşe Yazısı

Yalova

YALOVA GAZİ PAŞA CADDESİ SAHİLİ

Geçtiğimiz günlerde bir çay bahçesinin sahip değiştirdiğini öğrendim. O zaman buralarla ilgili biraz daha derin yazmam gerektiğini düşündüm. Zira çay bahçeleri aslında kamuya yani halka yani bizlere ait arsalardaki tesislerdir. Buraları bizim adımıza kamu kurumları kullanır. Burada da kamu kurumu olan belediye bizim adımıza bize en kazançlı şekilde kullanmak zorundadır. Bir çay bahçesi işleteni işinden bıktıysa orayı belediyeye bırakıp gitmelidir. Belediye de kendi prosedürüyle yeni işletmeciye vermelidir. Umarım böyle olmuştur.

Bahaneyle çay bahçelerini masaya yatırmak istiyorum.

Çay bahçeleri 1950’li yılların sonlarında ama esas olarak 1960’lı yıllarda oluşmaya başlamıştır. Daha önce kırları tercih eden insanlar artık deniz kıyılarında gözükmektedirler. Ancak o yıllarda kıyılar boştur. Çok seyrek bir şekilde evler vardır. Dükkân yoktur. Bu sebepten kamu kurumları kamuya ait yerleri kiraya vererek çay bahçeleri açtırmıştır. Dolayısıyla insanlar deniz kıyılarında oturup bir şeyler içip nefeslenme imkânı bulmuştur. Buraları bazen toprak parçası bazen kaldırım vs olmuştur. Daha sonraları deniz olmayan iç taraflarda da açılmışlardır.

1970’lerde inşaat sektörü hareketlenmiş, 1980’li yıllardan itibaren de kıyılardaki arsalara yapılan inşaatların altına dükkânlar yapılmaya başlanmıştır. Giderek kamu kurumları çay bahçelerinin mukavelelerini iptal etmiş ve o alanları yeşil alan, park, kumsal vs şeklinde kamunun kullanımına açmıştır. Artık kıyıdaki binaların altına yapılan dükkânlarda kafeler açılmaktadır.

2024 yılındayız. Ülkemizin birçok bölgesinde çay bahçeleri bitmiştir. Artık kafeteryaların kısaca kafelerin dönemi başlamıştır.

Yalova’ya gelirsek…

Gördüğüm kadarıyla Gazi Paşa Caddesi’nde çay bahçeleri kalmış. Yolun deniz tarafındaki bu tesisler haliyle dolmaktadır. Buna karşın yolun diğer tarafındaki binaların altındaki dükkânlar iş yapamamakta çoğu boş durmaktadır. Hâlbuki işyeri olması gerekenler bu dükkânlardır. Yanlış yapılmaktadır. Daha ötesi farkında olmadan kamu gücü ile o dükkânların işlevsiz kalmaları sağlanmaktadır.

Ayrıca sahil tarafında yine belediyenin kiracısı olan seyyar-sabitler vardır ki onlar tamamen yanlıştır. Üstelik tümündeki hijyen durumunun sorumlusu da belediye olmaktadır. Çünkü belediyenin kiracısıdırlar.

Atatürk’ün Yaptırdığı Hıyaban (İki tarafı Çınarlı Yol).

Sağlıklılık, bilimsellik ve doğruluk açısından yapılması gerekenler oldukça basittir.

Öncelikle bu caddenin trafiğe kapatılması çok doğrudur. Sadece yol kenarındaki bazı çınar ağaçları kesilmiştir. Hemen onların yerlerine yeni çınarlar dikilmelidir. Zira bu çınarları Atatürk diktirmiş olup ağaçlar ve yol bizlere onun yadigârıdır.  Daha sonra yolun deniz tarafı tamamen boşaltılmalıdır. Yeme-içmeciler yolun üst tarafındaki binaların altındaki dükkânlarda olmalıdır. Hepsinin önü açılacak ve denizi görebileceklerdir. Hediyelik eşyacılar akşam belli bir saatten sonra yolun bir kenarında tezgâh açabilirler. Ama asla gündüz değil. Yani sabit olmamalıdırlar.

Derenin iskele tarafı tarif ettiğim gibi düzenlenmiş ve çok ta hoş olmuş. Yani örnek var.

Akasya Plajı tarafında yolun deniz tarafı sanki özel olarak buradaki çay bahçeleri, hediyelik eşyacılar, seyyar-sabitler için doldurulmuş gibi. Bu sahildeki ticari yapılar Baltacı Çiftliği’ne kadar tamamen boşaltılmalıdır. Halk yolun deniz tarafını rahatlıkla kullanabilmelidir. Belediye düzenleyici ve denetleyici olmalıdır. Amaç halkın kendi kıyısını ve denizini ücretsiz, nezih bir şekilde kullanabilmesinin sağlanmasıdır.

Ayrı yazı konusudur ama yine de kısaca değineyim. Gazi Paşa Caddesi’ne cepheli yapı adaları turizm fonksiyonuna geçirilmelidir. Ama kesinlikle kat fazlası verilmemelidir. Bugün yapılmasa da önünde sonunda olacağı budur.

Bunlar yapılsın. Bakın görün o kıyı nasıl değişecek. Yalova’nın gözü gönlü açılacaktır.

Aklım ermiyor. Aslında sahildeki dükkân sahiplerinin itiraz etmeleri gerekirken onların hakkını ben akıllara getiriyorum. 

ARİF ATILGAN 2024 AĞUSTOS  

 https://atilganblog.blogspot.com/2024/08/yazs-yalova-yalova-gazi-pasa-caddesi.html

https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/yalova-gazi-pa%C5%9Fa-caddesi-sahi-li


Not:

-Kamu halk demektir.

-Seyyar-Sabit: Aslında seyyar satıcı olup belediyeden yer kiralayarak seyyar-sabit olmuşlardır.



1 Ağustos 2024 Perşembe

 Anı-Öykü

ANADOLU LİSESİ ÇEVRESİ KIRLIĞI

1962… Uzun Hafız Sokağı’nın tren yolu köprüsü üzerinde arkadaşım Özkan’a rastlıyorum. Elinde bir adet Pepsi Cola ile Ayrılık Çeşmesi Mezarlığı istikametine gidiyor. ‘Nereye?’ diye soruyorum. Elindeki şişeyi gösteriyor ve ‘Çiftlik tarafına. Şunu içeceğim.’ Diyor. Hem gülüyorum hem de ‘Helal olsun keyfine’  diyorum.

Bu kısa bilgiyi açayım şimdi. O yılları yaşamayanlar bir şey anlamamışlardır zira.

1962 yılına kadar ülkemizde sadece yerli üretim gazoz içilirdi. O yıl yabancı bir marka olan Pepsi Cola gelmişti. Siyaha yakın koyu renkli bu içecek çok tutulmuş, çok içilir olmuştu. Özkan da böyle bir içeceği almış hakkını vererek içmek istemişti belli ki. Bu sebepten kırlık bir yerde oturup keyfini çıkarmayı düşünmüş ve Çiftlik’e gitmeyi planlamıştı. Pekiyi Çiftlik neresi?

1900’lerin başında Padişah 5. Mehmed  Reşad eşi Kamiramis Hanım için Kadıköy’de köşk yaptırır. Ancak O burayı beğenmez ve oğlu Şehzade Ziyaeddin’ine verir. Daha sonra sahip değişir Sokullu Köşkü olur. Onlardan Erdem ailesi satın alır. 1945 yılından 1975 yılına kadar Özel Anadolu Lisesi olarak kullanılır.

Bu köşk 320 Dönümlük arazinin içine inşa edilmiştir. Binanın çevresindeki altı dönüme yakın bahçe yüksek duvarlarla çevrilidir. Arazi çiftlik olarak kullanılmış. Bu sebepten yıllar sonra bile artık sadece kırlık olan alan çiftlik adıyla anılmıştır. Kaba tarifle İbrahimağa’dan Acıbadem’e, Sarayardı Caddesi’nden E-5 Karayoluna kadar büyük bir çayırdır burası.

Bazı alanları futbol sahası, bazı alanlarıysa bostanlık olarak kullanılıyordu. Ama büyük bir bölümü kırlıktı. Bahar aylarında okullar öğrencilerini getirirdi. Tabii ki sevgililer de burayı keyifle kullanırdı. Ailelerin kıra gitmeleri ise sık rastlanılan bir durumdu.

O yıllarda Kıra Gitmek denirdi. Mangal filan yapılmazdı. Evde hazırlanan yaprak dolma, haşlanmış yumurta, domates, salatalık filan olurdu. Bir de kuru köfte yapılırdı da onun esas adını yazmayayım. Uzak yerlere konu-komşu kamyona doluşarak gider, yakınlara ise elde taşınan malzemelerle yürüyerek gidilirdi. Kırlık alana kilimler serilir, yemekler yenir, sohbetler yapılır ve tabii sonunda da oyunlar oynanırdı.

Kovalamaca, mendil kapmaca, saklambaç derken ortaya top çıkarılır ve voleybol oynanırdı. Voleybolu hanımlar çok severdi. Müsabaka değil tabii. Çember olup voleybol kuralıyla topu birbirlerine aktarmak şeklinde... Laf aramızda böyle oyun müsabakadan daha keyiflidir.

10 Ağustos 1961… Özel Anadolu Lisesi’nin E-5 tarafındaki bahçe duvarının ön kısmında çekilmiş bir fotoğraf. Kuzular, çocuklar, voleybol oynayan hanımlar.. Çevrede ahlat yani yabani armut ağaçları var. Ama en önemlisi huzur var…

1961 Yılında Voleybol Oynayan Süheyla, Hayriye, Filiz (Merhum) ve Ülkü Hanımlar

2024 yılındayız. 320 dönüm arazinin içinde AVM dâhil her çeşit bina var. Özel Anadolu Lisesi yani ilk adıyla Şehzade Ziyaeddin sonraki adıyla Sokullu Köşkü görülmüyor bile. Arayanlara tarif edeyim. AVM’nin bir üst sokağında restore edilmiş şekliyle duruyor. Çevresindeki sokaklar bahçe duvarlarının üst seviyesine kadar yükselmiş.

1966 ve 2020 Yıllarına Ait Hava Fotoğrafı

Kabaca bakarsak… O zamanlar Kadıköy’ün nüfusu 150000 civarı idi. Günümüzde o Kadıköy’ün E-5 üzerindeki kısmı Ataşehir ilçesi olmuştur. Kadıköy ve Ataşehir’in toplam nüfusu 900000 civarıdır. Yani 6 kat artmıştır.

O günlerde yaşamış bir kuşağın ferdi olarak şanslı olduğumuzu söylemeliyim. Bu günleri yaşamak şans mı şansızlık mı ona okurlarım karar versin.

ARİF ATILGAN 2024 AĞUSTOS

https://atilganblog.blogspot.com/2024/08/anadolu-lisesi-cevresi-kirligi-1962.html

https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/anadolu-li-sesi-%C3%A7evresi-kirli%C4%9Fi

28 Temmuz 2024 Pazar

 Anı-Öykü

KIBRIS HAREKÂTLARINDA YELDEĞİRMENİ SEMTİMİZ

Kıbrıs Barış Harekâtı… Ama sadece harekât değil, onun içindeki Yeldeğirmeni semtimin çocukları.

Önce 1964 yılındakini anımsayalım.

Pilot Yüzbaşı Cengiz Topel… 1946-1949 yılları arasında Kemal Atatürk Ortaokulu’nda okumuş. Sonra Haydarpaşa Lisesi, Kuleli Askeri Lisesi ve Harp Okulu... 1955 yılında asteğmen olarak mezun oluyor. 

8 Ağustos 1964. Kıbrıs’a müdahale ediliyor. Dörtlü F-100 kolunun lideri olarak katılıyor. Yara alan uçağı düşmeden önce paraşütle atlamayı başarıyor. Ancak Rumlar’ın tarafına iniyor ve esir alınıyor. Onu Türkiye aleyhine konuşturmak istiyorlar. Konuşmuyor. Akla gelmeyecek işkenceler yapılıyor.  O derece ki… Naaşını teslim alan Türk Doktor Zihni Uzman, "Gördüklerim karşısında günlerce ağladım…’ demiştir. Cengiz Topel Kıbrıs’taki ve T.C. tarihimizdeki ilk hava harp şehidimizdir. 

Cengiz Topel

Ve sonra 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı…

İki arkadaşımız katılıyor bu harekâta. İkisi de yaşıtım. Arkadaşım. Mesut Günsev ile Mustafa Alkan Binici.

Mesut Günsev’le ilkokulda aynı sınıftaydık. Ortaokulu Kemal Atatürk Ortaokulu’nda okuduk. O Haydarpaşa Lisesi’ne gitti. Sonra Harp Okulu’na girmiş.

M. Alkan Binici Selimiye Askeri Orta Okulu’na gitti. Sonra Kuleli Askeri Lisesi ve Harp Okulu...

Mesut, 1974 yılında Kıbrıs’a harekât yapılacağını öğrendiğinde İtalya’da hastanededir. Oradan kaçarak tedavisini yarım bırakır ve orduya katılır. ‘Yaşamımda kaç defa savaş göreceğim’ demişti bana. O sıradaki rütbesi deniz amfibi piyade üst teğmendir. 

M. Alkan da harekât sırasında üst teğmen rütbesindedir. Tankla Rum birliğinin içine intihar girişi yaptığı anlatılır. Kendisi anlatmaz.

Mesut Günsev ve M. Alkan Binici de gazilerimizdir.

Kıbrıs harekâtı sırasında çok dinlenen şarkılar vardır. Örneğin, Esmeray’ın ‘Unutma-Unutama Beni’,  Ayten Alpman’ın ‘Bir Başkadır Benim Memleketim’ şarkıları.

Bir tane daha vardır ki o harekâtla anılır olmuştu.  Yasemin Kumral’ın ‘Girne’den Yol Bağladık Anadolu’ya’ şarkısı. Mesut ‘Harekâtın son gününde kendimizi bir anda mayın tarlası içinde bulduk... Askerlere moral vermek için sürekli Yasemin Kumral'ın ''Girne'den Yol Bağladık Anadolu'ya'' şarkısını söylettim. Mayınların arasından çıkmayı başardık...’ demişti. Dünyada askeri müzelerde sadece iki plak varmış. Birisi 2. Dünya Savaşı’nda Marlene Dietrich’in ‘Lili Marleen diğeri Yasemin Kumral’ın 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nda ‘Girne'den Yol Bağladık Anadolu'ya’ şarkıları. 

Mesut Günsev, Yasemin Kumral, M. Alkan Binici Eski Yeldeğirmenliler Toplantımızda.

Cengiz Topel, Mesut Günsev, M. Alkan Binici ve Yasemin Kumral… Yeldeğirmeni’nin çocukları… Biz semtimizi unutamayız. 

ARİF ATILGAN 2024 TEMMUZ

Not:

-Mesut Günsev ile M. Alkan Binici binbaşı rütbesiyle emekli olmuşlardır.

-M. Alkan Binici’yi 13 Mayıs 2024 tarihinde kaybettik.

-Yasemin Kumral’ın ''Girne'den Yol Bağladık Anadolu'ya” isimli plağı Foça Askeri Müzesi’ndedir.

https://atilganblog.blogspot.com/2024/07/kibris-harekatlarinda-yeldegirmeni.html

https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/kibris-harek%C3%A2tlarinda-yelde%C4%9Fi%CC%87rmeni%CC%87-semti%CC%87mi%CC%87z

 

 


18 Temmuz 2024 Perşembe

 Köşe  Yazısı

EMEKLİLER

16 Temmuz 2024 akşamı eve geldim. TV’deki en çok izlenen haber kanalını açtım. Emeklileri tartışıyorlardı. Her biri daha önce emeklilerin maaşlarının çok yetersiz olduğunu söyleyen gazetecilerdi. Ancak dün akşam bir tanesi hariç hepsi hükümetin bütçesinin kısıtlı olduğunu ancak bu kadar verebildiğini filan söylüyorlardı. Hele programı yöneten hanımefendi öyle bir şey söyledi ki şaşırdım kaldım. Önce programa katılanlara emekli olup olmadıklarını sordu. 3 kişi emekli idi. Kendisi de dâhil diğer 3 kişi emekli değildi. Dedi ki ‘Ben bir çalışan olarak sizlerin (emeklilerin) maaşını ödemeye devam edeceğim’. Yani 2 çalışan 4 emeklinin maaşını ödüyor diye bir hesap var ya… Yaptığı gafın farkında bile olmadan bir güzel programını da devam ettirdi. Diğer katılanların hepsi fark etti ama ses etmediler bence. 

Ne demek istiyordu bu hanımefendi. ‘Ey emekliler bir an önce ölün gidin. Ben de size maaş ödemekten kurtulayım.’ Öncelikle şu bilinmeli. Emekliler yasa dışı değildir. Yasalar ne emrettiyse onları yerine getirerek emekli olmuşlardır. Eğer yanlış bir şey varsa o zamanın siyasetçilerinde vardır. Emeklilerde değil. Gelelim işin aslına…

                                       
                                                               Emeklilik.

İktidar, memurlarına ve işçilerine ne istedilerse vermiştir. Çünkü onlar sendikalıdır.  Daha sonra ekonomik program uygulamasına geçmişler ancak kasada yeterli para kalmamıştır. Emeklilere de ne kaldıysa o verilmektedir. Memurlara verilene bakarsak... Düşük dereceli bir memur anlattı bana. Kendisi 48 Bin TL alıyormuş. Ama emekli etmişler 24 Bin TL alacakmış. Yani çalışan memurlar müthiş rakamlar almaktadırlar. Özel sektörde ise 17500 TL olan asgari ücreti ücretten bile saymamaktadırlar.

SGK ve Bağ Kur emeklilerinin aldığı 10 Bin TL civarı maaşlar komik, hatta sadaka bile değildir.

10 Bin TL’den düşük maaş alan emeklilere zam yapıldı. Yüksek olanlara yapılmadı. Dolayısıyla en düşükle en yüksek eşitlendi neredeyse. Bu adaletli bir uygulama mıdır? Daha önce memurlara da böyle bir ayar yapılmıştı.

Bu iktidar 24 yıldır başımızdadır. Yapılan bir hata varsa kendilerinde aramalıdır. Yerel seçimlerde halkımız kendilerine sağlam bir uyarı yapmıştır. Görülüyor ki uyarı anlaşılmamıştır. Zamanı gelince genel seçimleri de göreceğiz.

ARİF ATILGAN 2024 TEMMUZ

https://atilganblog.blogspot.com/2024/07/yazs-emekliler-16-temmuz-2024-aksam-eve.html

https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/emekli-ler