22 Kasım 2023 Çarşamba

 ÖYKÜ

YALOVA’DAKİ EVE HIRSIZ GİRMİŞ

İki gün önce İstanbul’dan Yalova’daki eve geldik. Kapıyı açtım. Eşim içeri girdi. Ardından ben girmeye hazırlanıyordum ki ‘Hırsız girmiş’ demeye başladı. Anlamadım. Kafamı uzattığımda ortalığın savaş alanı gibi olduğunu gördüm. Her taraf didik didik edilmiş, tüm eşyalar yerlere saçılmış. Belli ki para ve altın aramışlar. Öyle şeyler bizde olmaz. Bunun üzerine bulabildikleri işlerine yarayan şeyleri almışlar.

Ambalajı açılmamış çay, kahve, ceviz gibi şeyler… Bir de yılbaşı süsleri, torunumun oyuncak bebekleri vs. Bazılarını almış, bazılarını ise hazırlamış ama dışarı çıkaramamış. Örneğin pembe renkli kalp şeklindeki çalar saati hazırlamış ama götürememiş.

Alınan şeylere bakınca bu kişinin küçük bir kız çocuğu olduğu anlaşılıyor.

Onu oraya bir büyüğü getirip içeri sokmuş. Zira balkon kapısını 15 cm aralayıp oradan eve girilmiş. O kadar mesafeden ancak bir çocuk geçebilir. Aldığı şeylerden anlaşıldığına göre en fazla 12 yaşlarında bir kız çocuğu. Üstelik eminim ki bu iş için özel olarak zayıf bırakılmış bir kız çocuğu. Daha da ileri gideyim. Belki de bu çocuk kiralanıyordur.

Kapı Ancak 15cm Aralanabilmiş.

Aslında yakalamak çok kolay... Onların mahallesi bellidir. Küçük bir araştırmayla 1 saat içinde bulunur.

Eve gelen jandarmalar ille rapor tutup savcılığa havale etmek istiyorlar. Bir sürü formalite. Bir şey olmayacağını bildiğim için istemiyorum. Bu sefer de ‘Niye telefon ettin?’ diyorlar. Onlar da haklı. Prosedür öyle. Neyse… Yaptığımız sohbetten ekip sayılarının derde çare olmadığı ve sadece gelen telefonlara uğrayabildikleri anlaşılıyor.

Kapıyı Aralamak İçin Kullandıkları 5/10cm Tahta Çatlamış.

Bu küçük kız (hırsız demeye dilim varmıyor) bazı eşyaları çıkaramamış. Doğrusu eşim de ben de üzüldük bu duruma... Ancak… Duygusal durumumuz yanlış anlaşılmasın sakın. Hırsızlık suçtur. Hatta başkasının evine izinsiz girmek suçtur.

Evimizde balkon camı değişecek. Başka tamirler de olacak. Bunların zararı çaldıklarından daha çok... Üstelik zahmeti cabası. Her tarafın elden geçirilip yeniden yerleştirilmesi ile bir başkasının özelinizde gezinmesinin verdiği huzursuzluk hepsinden daha rahatsız edici.  

Ben kamu yöneticilerinden şunu rica ediyorum. Lütfen bu çocukları okutun. Meslek sahibi olmadıklarında iş bulamıyorlar. Geçinmek için ne yapacaklar?...

Böyle bir çalışma olursa içerisinde yer alabilirim.

ARİF ATILGAN 2023 KASIM

https://atilganblog.blogspot.com/2023/11/oyku-yalovadaki-eve-hirsiz-girmis-iki.html



7 Kasım 2023 Salı

Kent Hafızası

GENELEVLERİN TARİHİ ÖYKÜSÜ

M.S. 1... Efes'te genelev vardır. Devam edelim...

525… Bizans… İmparatoriçe Teodora'nın daha önce sıradan bir fahişe olduğu bilinmektedir. I. Justinianos'un yasalara karşı gelip Teodora ile evlenmesi ve Teodora'nın imparatoriçe ilan edilmesi, fahişe sınıfına yeni bir statü kazandırmıştır. Teodora fakir ailelerin kızlarını satın alan kadın tüccarlarını çağırıp onlara paralarını vererek kızları kurtarırmış. Onlar için manastır yaptırmış.  Fahişeler sadece genelev, meyhane ve tavernalarda değil, tiyatro sahnelerinde de çalışırlarmış.

Osmanlı döneminde de bu konu devam etmiştir. Evrensel Yahudi Birliğinin (Alliance Israélite Universelle) tespitine göre Kırım Savaşı (1853-1856) sonrası İstanbul’a nakledilen savaş esiri Yahudi kökenli Ruslara genelev açma imtiyazı verilmiş. Bu arada Avrupalılar Osmanlı başkentinde iskân eder olmuşlar.

1884’te Şura-yı Devlet kararıyla ilk genelevler açılmış. Biri Karaköy’de Zürafa Sokak ile Alageyik Sokak çevresinde… Diğeri Beyoğlu Abanoz Sokakta şimdiki adıyla Halas Sokağında… Bir de Beyoğlu’na bağlı Ziba Mahallesinde.

1897’de Karaköy’deki genelevin kapısının yanına Yeni Işık anlamında Or Hodeş Sinagogu yapılıyor. Binanın alt katı İhtiyarlar Yurdu olarak kullanılmış. 

Or Hodeş Sinagogu. Yerdeki Parke Taş Döşeme 100 Yıllık Olabilir.

1900’de Aşkenaz sinagogu yapılıyor. Binanın ön cephesi Yüksek Kaldırım Caddesi’ne, arka cephesi Geneleve ait olan Zürafa Sokak’a bakmaktadır.

Genelev Sokağı Yıkılmış Halde. Daireler İçinde İki Sinagog.

20. Yüzyıl başlarında yazar Sermet Muhtar Alus’a göre genelevden dost tutanlar şöyle sınıflandırılıyormuş. Paralı, Sevdalı, Belalı… Paralılar enayice para harcarlarmış. Sevdalılar toy delikanlı âşıklar… Belalılar ise kabadayı takımı…

1915 yılında bu alanda çalışan kadınlara ‘Çalışma Vesikası’ verilmeye başlanıyor.

1. Dünya Savaşı (1914-1918)  sonrası fuhuş azmıştır adeta. Savaşın sıkıntıları etkisini göstermiştir... İşin o tarafı can sıkıcıdır. Yazmayalım. Ancak yabancılar Kanuni Sultan Süleyman zamanından gelen kapitülasyonları kullanıyorlarmış. Dünyanın en eski mesleği kabul edilen fahişelikte bile yabancı vesikalı kadınlar serbestisi oluşuyormuş.  Rus, Yunan, Avusturyalı, Romen, İtalyan, Fransız, Sırp, Bulgar, Alman, Polonyalı (Leh), Arap,  Yugoslav, Amerikan, İranlı…

İşgal yıllarında (1918-1923) İstanbul’da vesikalı 2171 kadın çalışıyormuş. Bunların 1.367'si Hıristiyan ve Musevi, 804'ü Müslümanmış. Bölgelere göre ise Beyoğlu'nda 770, Galata'da 643, Eminönü’nde 135, Kadıköy ve Üsküdar'da 177, mıntıkası belirsiz 446 adetmiş.

Çok detaya girip te semtleri yazmayalım. Ahmet Rasim’in araştırmalarına bakıldığında şehrin her yanında bu meslek icra ediliyormuş. Haliç’in iki yanı ve Anadolu yakasında Üsküdar ile Kadıköy… Asillerin yerleşimi olduğu söylenen Moda dâhil…

1930 yılında Fuhuşla Mücadele Tamimi yayınlanıyor. Ancak 1933 yılında Fuhuşla ve Fuhuş Yüzünden Bulaşan Zührevi Hastalıklarla Mücadele Nizamnamesi yayınlanarak mücadele terk ediliyor. Zira mücadelenin yapılmasının zor olduğu kanaatine varılmıştır.

1950'lerde başlayan İstanbul’a göç fuhuşu arttırıyor.

1954 yılında çevreye olan olumsuz etkisi nedeniyle Ziba’daki genelev kapatılır...

1963’te Or Hodeş Sinagog’u Hasköy’deki eski Alliance Okulu binasına naklediliyor. Aşkenaz Sinagog’u faaliyetine devam ediyor.

25 Şubat 1964 gecesi, İstanbul İl Zührevi Hastalıklar ve Fuhuşla Mücadele Komisyonu'nun 17 Ocak 1963 tarihinde almış olduğu kararın Danıştay tarafından onanması üzerine Galata dışındaki tüm genelevler kapatılır. Yani Beyoğlu’ndaki…

Beyoğlu Halas Sokak... Eski Abanoz Sokak. Yani Eski Genelev Sokağı.

Ancak fuhuş her yerdedir artık. Şişli’nin, Nişantaşı’nın, Beyoğlu’nun, Cihangir’in, Tophane’nin, Aksaray’ın hatta Kadıköy’ün birçok noktasında ve sanayi sitelerinde randevu evleri açılmıştır. En ilginci Londra Asfaltı üzerindeki binalardır. Yeşilköy Havaalanına giden veya oradan dönen her araç buranın önünden geçmektedir. Sanırım o araçların içinde en yetkili kamu görevlileri de bulunmaktaydı. Gecenin yarısı orada o kalabalık dikkatlerini çekmiyordu herhalde.

Beyoğlu’nda bir liseye gidiyordum o yıllar. Son sınıfta üniversite sınavlarına hazırlanıyorduk. Okul dağıldıktan sonra üç arkadaş boş bir sınıfta ders çalışırdık. Tam karşımızdaki bina randevueviydi. Hava kararınca hareketlenme başlardı.

Kimse genelev kelimesini kullanmazdı. Karaköy, Mektep, Fakülte denir, İstanbul’un Anadolu yakasındakiler Karşı, taşradakiler Bahçelievler kelimesini kullanırdı.. 

Yüksek Kaldırım’da genellikle seyyar halka tatlıcılar fazlaca olur. O tatlılara ‘Mektep Tatlısı’ denirdi. Enerji verecek ya…

 

Karaköy Genelevine İnen Sokak…

Kerhane kelimesinin Farsça işyeri anlamında Kar-haneden üretildiği söylenir. Yanlıştır. Arapça iğrenme anlamında kerh ve hane kelimelerinin birleşmesinden ‘kerhhane’ ve giderek ‘kerhane’ kelimesi oluşturulmuştur.

1968 yılında ABD’nin uçak gemili 6. Filosu İstanbul’a gelmişti. Onlar için genelevler boyanıp temizlenir. Ancak üniversite öğrencileri oradaki kadınlarla konuşup onları protestoya ikna ederler. Genelev kadınları da sokağa çıkıp protestolara katılır.

1980’lerde Neriman Akarsu, 1990’larda Matild Manukyan vergi rekortmeni olan genelev patroniçeleriydi. Anlı şanlı iş insanları varken garip mi komik mi bilemedim…

2000’li yıllar buraların modasının geçtiği yıllardır.

2020 yılında pandemi sebebiyle genelevler de kapatılır.

20 Aralık 2021 tarihinde resmen kapatılır… Bir dönem bitmiştir artık. Sanırım diğer kentlerde de aynı şey olacaktır. 

Odalarda Dışarıdan Asma Kilit Varmış.

Oralarda dram yaşanmıştır yıllarca. ‘Olmaz olmaz deme’ lafının kanıtıdır genelevler. Hiçbir kadının asla yapmayacağı bir iştir orada yapılan. Ama öyle şartlar oluşmuştur ki her birinde… Düşmüşlerdir o düzenin içine.  Zengin, fakir, ünlü kızı, hatta bir zamanların ünlüsü… Derinine girmeyelim. Ufkunuz yetersiz kalır. Ama bilin ki oradaki her bir kadının hikâyesi ödüllük filmdir. Onlara namussuz demek namussuzluktur…

Kapandıktan sonra, içinde kadınların da olduğu entelektüel kesim boşalan genelev mekânlarında fotoğraflar çekiyor. Sanat fotoğrafları. Sıkılıyorum…

Yazının başlarında bu işten Dünyanın En Eski Mesleği olarak bahsettim. Hayır... Bu işi yapmak için bir mekân gerekir. O mekânı tasarlayıp yapan ise mimardır. Yani Dünyanın En Eski Mesleği benim de mesleğim olan mimarlıktır. Fahişelik ise Dünyanın En Eski İkinci Mesleğidir.   

Yanlış anlaşılmamak için kendimle ilgili bir notu yazmadan bitirmeyeceğim… Bilmek Yapmak Değildir.

 ARİF ATILGAN 2023 EKİM

 

Kent HafızasıGENELEVLER 525… Bizans… İmparatoriçe...





 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

29 Ekim 2023 Pazar

 

CUMHURİYETİMİZİN 100. YILI

 

Okula bile başlamamıştım henüz... Annem demişti ki bir Cumhuriyet Bayramı sabahı... ‘Bu bizim en büyük bayramımız’. Anlayacak yaşta değildim tabii. Ama hep aklımdadır…

 

Büyümüştüm… Yine bir Cumhuriyet Bayramı sabahı bu sefer de Babam demişti... ‘10. Yıl Marşını ilk söylediğimiz günün üzerinden 50 yıl geçmiş...’ Onlar 1933 yılında Cumhuriyetin 10. Yılı için bestelenen 10. Yıl Marşını meydanlarda okuyan ilk kuşaktı…

 

Cumhuriyetin öncesini de sonrasını da yaşamışlardı. Babam 5 yıl yaptığı yedek subaylığını anlatırdı. Annemse o yıllarda Yüksek Muallim Mektebinde okuyup öğretmen olduğunu...

 

1990’larda, ileri yaşlarındayken annemi memleketine götürmüştüm... Bursa, Mustafa Kemal Paşa’ya… Eski evlerin bulunduğu bir mahalleye gittik. Bütün evlerde birbirlerine gizli geçişler vardı. İşgal zamanı genç kızları işgalcilerden diğer evlere kaçırıp, korumak içinmiş.      

 

Büyüklerimizden dünü dinlemek kolay oluyordu. O günleri yaşamak bu kadar kolay değilmiş ama…

 

                                                      Atatürk ve Çocuk


Çocuklara bayram hediye eden tek ülkeyiz biz.

 

Cumhuriyet, kadınlara seçme-seçilme hakkını 1934 yılında sağlamış. Batıda bu hak on yıllar sonra getirilmiş.

 

1950’lerde İnsanat Bahçeleri vardı batı ülkelerinde. Hayvanat Bahçesi gibi... Afrika’dan, Asya’dan, Avustralya’dan, Amerika’dan getirilen insanlar sergileniyordu kafeslerde. Tabelalarda ‘Lütfen yiyecek vermeyin. Beslemeleri yapılıyor’ yazıyormuş.   

 

1976 yılında Almanya’da Baader Meinhof isimli örgütün üyesi 9 kişi hapishanede ölü bulundular. “İntihar” dendi. Buna benzer örnekler çoktur oralarda.

 

Burada olmaz... Cumhuriyet çok hak sağlamıştır bizlere. En önemlisi insanlara hesap verilebilirlik getirmiş. Herkes yaptığının hesabını vermek durumundadır. Aklına estiği gibi davranış olamaz yani.

 

Çocukken babamla Yalova’ya geldiğimizde bir kasap dükkânına uğrardık. Oradaki tanıdığıyla sohbet ederdi. Babamdan büyüktü. Selanik’ten tanış olduklarını biliyorum. Atatürk Yalova’da kaldığı zamanlarda o kişiyi ziyaret edermiş. Derdi ki babamın arkadaşı… ‘Memleketten (Selanik’ten) arkadaştık. Ama Onu artık dünya tanıyordu. Koskoca Atatürk. Bense bir kasaptım. Bu derece mütevazıydı.’  

 

Lütfen çevrenize bakın… İnsanlar, hayvanlar, sokaklar, evler, gökyüzü, deniz… Cumhuriyetle hepsi ayrı güzel…

 

Cumhuriyetimizin 100. Yılının mutluluğuna varalım. Onu bize hediye eden Atatürk’ümüzü sevgi ve saygıyla analım. 

 

ARİF ATILGAN 29 EKİM 2023

 

 https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/cumhuri%CC%87yeti%CC%87n-100-yili

 

https://atilganblog.blogspot.com/2023/10/cumhuriyetin-100.html

 

 

19 Ekim 2023 Perşembe

GAZZE ABLUKASI

Filistin’de savaş filan olmuyor. İsrail Filistinlileri yok ediyor. Gazze’de yapılan veya yapılacak olanlar katliam… Katliam yahu… Daracık bir bölgeye hapsedilmiş insanlar. Yalova kadar bir alana 2 milyon insan sıkıştırılmış. Yalova’da 250 bin kişi yaşıyor. Varın mukayese edin.

 

Gazze’nin önündeki denizde ABD’ye ait dünyanın en büyük uçak gemisi var. İngilizlerinki de geliyormuş. İsrail askerleri her çeşit ama her çeşit silahla savaşıyor. Diğer tarafta ordu bile yok. Çete savaşı yapmaya çatışıyorlar. Silah filan hak getire.

 

Dünya ise ağızlarındaki salyalarla izliyor. İzliyor resmen. Ey dünya… Siz bir karabatak petrole bulandı diye her yanı ayağa kaldırmıştınız. Titanik’i bulmak için küçücük mini denizaltı ile dalıp kaybolan 5 kişinin haberini aynı zamanda Akdeniz’de 700 mülteciyle batan tekneden daha öne aldınız… Üstelik o 700 kişinin kurtarılma ihtimali varken. Tamam. Hepsi kabul… Ama Gazzedekiler daha da başka. Yemeksiz, susuz, hatta havasız bırakılıyorlar. Yetmiyor üzerlerine bomba yağdırılıyor. Bunlar insan yahu… İnsan… Sizin gibi insan…

 

Hani eskiden gladyatörler varmış. Arenaya getirilen garip aslanı öldüren… Onda bile bir eşitlik. Bir insanlık var. Üstelik tarih M.Ö... Açılımıyla tekrar ediyorum… Milattan önce…

 

                                                                   Gazze.

 

Sosyal medyaya bakıyorum… Kimi aşkından, kimi tatilinde gördüğü yerlerden, kimi arkadaşından, eşinden, dostundan… Kimi tuttuğu takımın maçından, kimi pahalılıktan, kimi siyasetten… Kimi çevreden, kimi şundan, kimi bundan bahsediyor hep…

 

Yahu ey dostlar… İnsanlar tavşanlar gibi, fareler gibi veya denizdeki balıklar gibi bir köşeye sıkıştırılmış. Yok ediliyorlar. Kaçış yeri yok. Karşı koymaları yok. Bu savaş filan değil. Bunu mahalle çocukları bile yapmaz. Düşünebiliyor musunuz? Bir çocuğu bir köşeye bütün mahalle sıkıştırıp dövecek. Olmaz... Vallahi yapmaz bunu çocuklar.

 

Medeni batı nerede? Orada bir kişinin ayağına çivi batsa dünyayı ayağa kaldırırlar. Onların ben medeniyetine…  

 

İnternet kesiliyor. Askerlere ‘Her istediğinizi yapabilirsiniz.’ Deniyor. Hayal edin yapılabilecekleri. Hiçbir hesap sorulmayacak yani. Bu mu savaş? Savaşın da bir kuralı, ahlakı vardır.

 

Ancak…

 

Yedek subay okulunda öğrendiğim en önemli şeyi söyleyeyim. Bir yeri al üst edebilirsiniz. Katliam da yapabilirsiniz. Ama piyadeniz oraya girememişse zapt edememişsiniz demektir. Zapt etmek çok zordur. Çünkü oradaki gizlenmiş karşı güçtedir üstünlük. Nereden üzerinize ateş geleceğini bilemezsiniz. Çok fire verilir. İsrail askerleri çok zayiat verir. Yine de zapt edememişlerse yazık olur onlara da. Ancak zapt etseler de dünya karşılarında olacaktır.

 

1967 yılında yine böyle bir savaş olmuştu. Golan Tepelerindeki bir İsrailli binbaşıyı yazmıştı o yıllarda rahmetli Hasan Pulur köşesinde. Kendisine ‘BM ne der bu yaptığınıza?’ diye soran gazeteciye cevap olarak dürbünüyle uzaklara bakan İsrailli Binbaşı ‘Nerede BM? Göremiyorum.’ Demişti.

 

Bugün o günden de kötüdür durum. ABD başkanı gelip destek verdiğini söylüyor. Tüm batı iktidarları ise destekliyor veya sessiz kalıyor. Haberler örtülüyor. BM’yi sormayın. Ne kokar ne bulaşır o…

 

Ben 68 kuşağıyım. Biz ABD ve AB’ye karşıydık. Gencecik yaşımızda ne de doğru şeyler yapıyormuşuz diye düşünüyorum şimdi.

 

Sevgili dostlar… Filistinli bir tanıdığım yok. Ama Yahudi arkadaşım çok. Eminim Yahudi dostlarım da benimle aynı şeyleri düşünüyordur. Çok mu zor bu dünyada dostluk... Kardeşlik...

 

ARİF ATILGAN 2023 EKİM 

 

https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/gazze-ablukasi

 

https://atilganblog.blogspot.com/2023/10/gazze-ablukasi-filistinde-savas-filan.html

   

 

 

 

 

 

 

22 Eylül 2023 Cuma

 BOZCAADA’NIN KAPTANI HALİL YAKAR

1924 yılında ailenin ilk çocuğu olarak doğar Halil Yakar. 9 kardeştirler. Ailenin babası kaptandır. Bozcaada ile anakaradaki Odunluk iskelesi arasında insan, mal taşır.

1947 yılında Halil askerden döner. 3 erkek kardeşiyle birlikte kaptanlığa başlar. Üstelik o zamanın basit tekneleriyle…

                                                     Halil Kaptan’ın Teknesi

Aile sahilde 2 katlı bir evde yaşamaktadır.

Babasının Ona nasihati, ailenin geçimini sağlaması ve her şart altında insanlara teknesiyle hizmet etmesidir. Zaman değişmiş ortam gelişmiştir. Halil Yakar insan, mal taşıdığı gibi 1 veya 2 araba da teknesine yükleyip taşımaktadır artık. Yani ada halkının ihtiyacı neyse O da onu O taşır. Nitekim bir süre sonra inşaat malzemesi taşımaya başlar.

Tekneye Araba Yüklerken

Hastaları taşır. Birçok hamile hanımı doğum için hastaneye yetiştirmiştir. Bazıları teknede doğum yapmıştır.

Hava bazen kötü olur. O yine hizmet etmeye devam eder. Hatta çoğu zaman ailesi Onun dönmesini endişeyle bekler.

1986 yılında Adaya şehir hatları seferleri başlar. O da kendini emekli eder. Deniz kıyısında gelen giden tekneleri izlemeye başlar. Hobiden öte bir şey. Tutku olabilir.

Halil Yakar Kaptan Bozcaada’da.

2007 yılında vefat eder.

2017 yılında, ölümünün 10. yıldönümünde Bozcaada Belediyesi kıyıdaki Zübeyde Hanım çay bahçesine heykelini koyar. Kaymakam Mustafa Akın, Belediye başkanı Hakan Can Yılmaz’dır. Heykeltıraş ise Zeki Dinlenmiş...

Halil Yakar’ın Heykeli

2023… Yaşadıkları 2 katlı ev Gümüş Motel, Zübeyde Hanım Çay Bahçesi ise Zübeyde Hanım Cafe Bistro olmuştur.

Gümüş Motel ve  Zübeyde Hanım Cafe Bistro

Halil Yakar’ın heykelinin yanında 1 kişilik oturma yeri yapılmış. Herhalde her gelen yanında oturup Ona yakınlık duysun ve Onu tanısın diye…

Ancak keşke heykelin önüne adı da yazılsaydı. Hatta kısaca öyküsü de…

Ülkemizde öne çıkan yerel kimliklerin sayısının çok olduğuna inanırım. Her birinin bu anlamda tanıtılmasını arzu ederim…

Selam Olsun sana Halil Kaptan.

ARİF ATILGAN 2023 TEMMUZ

14 Eylül 2023 Perşembe

ZİHNİ PAŞA KÖŞKÜ (ZİVERBEY KÖŞKÜ)

Mustafa Zihni Paşa 1838-1911 yılları arasında yaşamış. 2. Abdülhamid’in Maliye, Ticaret ve Ziraat, Evkaf Bakanlıklarını yapmış. 1909 yılında bir günlüğüne de olsa Şurayı Devlet Reisi olmuş.

1901 yılında Kozyatağı’ndaki 24 dönüm araziye harem ve selamlık olarak 2 köşk yaptırır. Bir süre sonra selamlık binası Silan ailesine satılır. Burada uzun yıllar keyifli bir yaşam süren aile Ankara’ya taşınır. Binayı satarlar... Sultan Sokak’la Tüccarbaşı Sokak arasında kalan Harem binası ise oldukça büyük olup 40 odası vardır. !0 dönümlük bahçe içindedir. Zihni Paşa vefat ettikten sonra köşk varislere kalır.  

1 No Harem. 2 No Selamlık.

Cumhuriyetin ilanından sonra köşkte yaşayan paşazadeler parasal sıkıntı çekerler. Osmanlı zamanındaki gibi uşaklar yoktur. Kendi işlerini kendileri yapmak durumundadırlar. Bu sebepten acemilikler yaparlar. Nitekim 1941 yılının mart ayında yaktıkları bir ateş sebebiyle köşk yanar. Yangından kurtarılan lavabo, küvet gibi malzemeler de kullanılarak bodrum hariç 2 katlı, 21 odalı yeni bir villa yapılır. Her ne kadar köşk deniyorsa da artık değildir.

                                            Yangın Sonrası İnşa Edilen Zihni Paşa Köşkü

O tarihten sonra binayla Zihni Paşa’nın torunu Behin Hanım ilgilenmiş. Behin Hanım karikatürist Ratip Tahir Burak ile evlidir.

1951 yılında Nazım Hikmet’in yurt dışına kaçışına yardım eden Refik Erduran, 1953 yılında köşkü kiralamış ve burada birkaç yıl sakin yaşadıktan sonra ayrılmıştır.

Bir söyleşide ‘Onların kim olduğunu bilmiyordum’ şeklinde konuşan Behin Hanım evi askeriyeye kiraya vermiş. Burada önceleri istihbari değeri olan mülteci ve göçmenler barındırılmış. Onlar bahçe içinde güvenli bir şekilde dolaşabiliyorlarmış.

12 Mart 1971 muhtırasından sonra bina, örgüt mensubu olduğu söylenen kişilerin sorgulandığı bir mekân oluyor. Asker, sivil birçok insan buraya getirilmiş. Tabii sorgu kelimesini çok ta basite almayalım. İşkenceli yöntemler uygulanıyormuş. İlhan Selçuk, İlhami Soysal, Talat Turan, Ertuğrul Kürkçü, Murat Belge, Yüksel Çengel, Uğur Mumcu, Atilla Özsever, Erol Bilbilik, Olcay Özsever gibi birçok kişi burada sorgulanmış.

İlhan Selçuk yazılı ifadesine akrostiş ile ‘İşkence Altındayım’ mesajını koymuş ve durumunu hem dışarıya sızdırmış hem de belgelemiştir. Bulunduğu mekândan Ziverbey Köşkü diye bahsettiği için de köşkün adı öyle kalmıştır.

1988 yılında köşk durmaktadır. 27 Mart 1988 tarihli Cumhuriyet gazetesi buranın imarsız olduğunu, yeni sahiplerinin inşaat yapmak için çaba gösterdiğini yazmaktadır. Sanki köşk korunmak istenmektedir.

1992 yılında ise inşaat başlamış. Yani imar çıkmış.  Korunmamış. Sitede oturan biri ‘Biz1993 yılında inşaat halindeyken aldık dairemizi’ dedi. Önce Tüccarbaşı Sokak tarafındaki 2 yüksek blok yapılmış. Daha sonra Sultan Sokak tarafında 4 blok. Yani işkence köşkü yıkılmış.

Diğer yandan hemen yakında Ziya Paşa köşkü olarak bilinen bir köşk daha var. Erol Bilbilik işkencenin orada yapıldığını söylemektedir. Yukarıda yazdım. Müfid Ekdal’ın kitabında oranın Zihni Paşa köşkünün selamlığı olduğu yazılı. Günümüzde Erenköy Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi’nin idare binası olarak kullanılmaktadır. Müfid Ekdal’a göre Ziya Paşa Köşkü Göztepe tarafındadır.

Selamlık Binası. Eski-Yeni Hali (Ziya Paşa Köşkü Olarak Biliniyor).

Talat Turhan ise alt sokakta bir köşkü işaret etmektedir. Ama orası yıkılmış ve yerine apartman yapılmış.

Murat Belge: ‘…Maltepe taraflarında bir inzibat karakolu ihtimali de var. Tabii görmeye imkân yok, gözün bağlı gidiyorsun. İşittiğin yalnızca sesler. Tren yolunda bir yerdi. Bir okul ve camii vardı yakında…’ diyor.

Sitede esas korunması gereken köşk korunmamıştır. Ama kapısı, kuşlukları ve kuyudan su çeken yel değirmeni günümüze kalmıştır. Bir de 3-5 çam ağacı…

Giriş Kapısı, Kuşluk, Yel değirmeni.

12 Eylül 2013 tarihinde Ateşpare Sitesi’nin duvarının önünde ‘İşkence Mağdurlarına Saygı Anıtı’ isimli heykelin açılışı yapılır. Heykeltıraş Rahmi Özsungur’un gerçekleştirdiği eserde elleri ve gözleri bağlı mağdurlar canlandırılmıştır. 6 ay bekleyip 12 Mart 2014 te açılsa daha doğru olmaz mıydı? Muhtıranın yıldönümünde…

İşkence Mağdurlarına Saygı Anıtı

Benden önceki yazılanlardan böyle bir hikâye çıktı. Ben tatmin olmadım. Siz de olmayın. Kanıtlanmış bir şekilde köşkü öğrenmek isteyin.

Yok mu orada o günleri gözleri açık olarak yaşamış biri?

ARİF ATILGAN EYLÜL 2023

 https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/zi%CC%87hni%CC%87-pa%C5%9Fa-k%C3%B6%C5%9Fk%C3%BC-zi%CC%87verbey-k%C3%B6%C5%9Fk%C3%BC

 

 https://atilganblog.blogspot.com/2023/09/zihni-pasa-kosku-ziverbey-kosku-mustafa.html

 

 

 

 

25 Ağustos 2023 Cuma

 DDY FENERBAHÇE KAMPI ANILARI

1960’lar… Fenerbahçe’deki DDY Kampı... Kapıdaki görevli Şefik Ağbi ve içerideki görevli Kamp Komiseri Altan Ağbi. İkisi de belalım gibiydi. Şefik Ağbi kapıda hemen her girişimde, Altan Ağbi de içerde hemen her gördüğünde kart sorar... Bir türlü beni tanır hale gelmezlerdi nedense. Gerçi işlerine gelince tanıdıklarını belli ederlerdi ya… Örneğin sezonun son günlerinde iskele ayaklarını sökmeye çalışan Altan Ağbi mutlaka benden yardım isterdi.

Bir anı…

Kampta yüzme yarışı yapılacak. Denize uzanan tahta iskelenin Askeri Kamp tarafında. Kardeşim Nihat küçüklerde ben büyüklerde katılacağım. Yarışmacılar sandalla Askeri Kamp tarafına götürülüyor, sandal iskeleye karşı yan duruyor ve oradan denize atlayıp tahta iskeleye kadar yüzülüyor. Artık kaç metreyse. Önce küçükler yarışıyor. Nihat birinci oluyor.  İkinci yarış büyükler. 8-10 kişiyiz. Biz de atlıyoruz. Önde gidiyorum ama iki yarışan bir anda bacaklarıma çarpıyor, duruyoruz tekrar yüzüyoruz. Sağ tarafta boş kalan arkadaş birinci, ben ikinci oluyorum. Esas hikâye akşam yapılacak ödül töreninde.

Evde yemeğimizi yiyip Kampa gidiyoruz. Tören üst kattaki misafirhanelerin bulunduğu tesiste yapılacak. Kupa mı, madalya mı verilecek? Merakla bekliyoruz. Tören başlıyor. İsimlerimiz anons ediliyor. Sahneye çıkıyoruz. İki yarışın ilk üçleri diziliyoruz. Ortalıkta kupa göremiyorum. ‘Herhalde madalya takacaklar’ diyorum içimden... Yetkili kişi geliyor ve hepimize birer çikolata veriyor... 

 Yarış Sol Tarafta Oluyordu

Şefik Ağbi anısı…

Her yıl bu tesis için kart çıkarma derdimize babam bir çare bulup sorunu kökünden çözmek istemişti. Altıntepe’de oturan akrabamız Ömer Ağbiye durumu anlatmış. O da ‘fotoğraf vs gönderin ben çıkarayım’ demiş. Babamın amcakızı Ayşe Teyzenin kocasıydı Ömer Ağbi. Devlet Demir Yollarında çalışıyordu. Nitekim kısa süre sonra kardeşim Nihat’ın ve benim kartlarımız geldi.

Ertesi gün kasıla kasıla Kampa gittim. Şefik Ağbiye kartımı gösterdim ve içeri giriyordum ki ‘Dur’ dedi. İçimden ‘Eyvah. Gene ne olacak bakalım’ diye geçirdim. ‘Bir şey mi var?’ dedim. Şefik Ağbi ‘Kartına bakayım’ dedi. Gösterdim. Aldı inceledi ve gülmeye başladı. ‘Yahu sen bizim İnekçi Ömer’in oğlu muydun?’ Şaşırdım. Ne demek istediğini anlamamıştım. Sonra hemen uyandım. Ömer Ağbi haklı olarak kartları çocuklarına çıkarmış gibi yapmış. Dolayısıyla benim babam olarak gözüküyor da… ‘İnekçi’ kelimesini çözemiyorum.

Onu Şefik Ağbi anlatıverdi gülerken. O zaman uyandım ben de.

Ömer Ağbiler Altıntepe Nokta’dan yukarı çıkan Cihadiye Caddesinde otururlardı. Ankara Yoluna kadar o caddede birkaç bina vardı o yıllar. Çevre boş ve yeşillik.. Arazideki eğimden dolayı evin altında oluşan boşluğa ahır yapılmış. Ömer Ağbi de orada inek besliyormuş.

Bu yüzden DDY’de Ömer Ağbiye İnekçi Ömer diyorlarmış. O günden sonra Şefik Ağbiyle pek sorunum olmadı diyebilirim.

Büfe

Altan Ağbiyle ayrı anı…

O da içerde kart sorardı. Hem de denizden çıkarıp sorardı. Tüm semt orada olurdu. Bizler hiçbir yerden tat almazdık. Orası başkaydı. Bu sebepten her saçmalığı yapardık içeri girmek için.

Bir keresinde elbiseleri arkadaşıma vermiştim. Ben de Fenerbahçe Burnundan yüzerek geçecektim. Açıktan yüzüyorum. Ama Altan Ağbinin beni gözleriyle takip ettiğini görmüştüm. Nitekim tam merdivenlere geldim, O da karşımda. ‘Dışarı’ dedi. Bekliyordum zaten. Tekrar geriye dönmek için denize atladım.       

Ve son anı…

Günlerden Pazar. Yaz mevsiminin göbeği. Kamp çok kalabalık. Her kabini 5-10 kişi kullanıyor. Bizim kabin de öyle. Çevreden tanıdık birkaç kız da var hatta. Ben bir ara girdim ve çantamdan annemin koyduğu ekmek arasında beyaz peynir, domates, biber olan kocaman sandviçimi çıkardım. Resimli roman kahramanı Hoş Memo’nun sandviçi... Tam o sıra O kız da girmez mi? Herkes tanır... Sandviçimi sakladım. Sigarasını çıkardı ve yaktı. Başladı sohbete. Yer ve zaman berbat. Lafını bölemiyorum. Dışarı çıkamıyorum. Yanlış anlaşılacağımız muhakkak. Kabin tam büfenin karşısında. En kalabalık yer. Hele Altan Ağbi... Ki artık büyümüşüm de… Çocukça karşılayamam davranışını…  Nasıl kurtulacağımı düşünürken bir mucize oluyor. Arkadaşım Japon (At) Mehmet kabinin üzerinden kafasını uzatıp gırgır yapıyor. Kız da gidiyor. Derin bir Oh çekiyor ve keyifle sandviçimi çıkarıp yiyorum.

Bir sürü anı… Anılar… Yazmakla bitmez. Kahramanlarımızın çoğu bugün dünyamızı terk etmiş. Hepsine rahmet diliyorum.

Ama onları çok özlüyorum.

Günümüzde…

Altıntepe apartman doldu. Akrabalarımın evinin yerindeki binanın projesi bana ait… DDY Kampı bir aralık mültecilerin tesisi olmuştu.  Şimdi nasıl kullanılıyor bilmiyorum.

2023 yılındayız… 60 yıl geçmiş. O yıllarda bu yılları düşünmek…

İnanın… Aklımıza bile gelmiyordu…

ARİF ATILGAN 2023 AĞUSTOS

 https://arifatilgan.wixsite.com/arifatilgan/single-post/ddy-fenerbah%C3%A7e-kampi-anilari

 

https://atilganblog.blogspot.com/2023/08/ddy-fenerbahce-kampi-anilari-1960lar.html