26 Nisan 2016 Salı

FENERBAHÇE

Medyadan, 3 Temmuz süreciyle ilgili birçok yetkilinin soruşturulduğunu, bazılarının gözaltına alındığını, şimdi onların sanık durumunda olduklarını öğreniyoruz. Peki de yetkililerin dışında hesap sorulacak başkaları yok mu? O zamanki bazı kulüp başkanlarına ve yöneticilerine de yangına körükle gitmelerinin nedenlerinin sorulması gerekmez mi? Trabzon’da yaptığı konuşmada ‘İnce bir iş’ yaparak kupayı Trabzon’a getireceğini söyleyen zamanın Çevre ve Şehircilik Bakanına bu konudaki bildikleri sorulmamalı mıdır?

Hepsi bir yana o dönemde her gün gece-gündüz yazılı, sözlü ve görsel medyada Fenerbahçe’ye ve başkanına hakaret eden medya mensuplarının bu konuda sorumlulukları yok mu? Onların yarattığı algının bu işte rolü olmamış mıdır? Medyadakilerin her şeyin ne olduğunu bilen insanlar olduğu bilinir. Neden hep taraflı olmuşlardır? O programların tek tek gözden geçirilip, programları yapanlara ve yorumcularına yaptıklarının nedenleri sorulmayacak mıdır? Daha da ötesi hala aynı davranışlar devam etmektedir.

Fenerbahçe 3 sezon anormal şartlarda oynadığı son maçlarda şampiyonluk kaybetmiştir. Bu olağan mıdır? Denizlideki şartlar normal midir? Trabzon’la oynadığı maç normal midir? Kendi sahasında Galatasaray’la oynadığı son maçta Galatasaray’ın hocasının o maç için cezasının af olması normal midir? Hakemlere, federasyona hatta bu sezona hiç girmiyorum. Fenerbahçe en fazla ikinci mi olacaktır?

O yıllarda Fenerbahçe’de hocalık yapan eski futbolcumuz şimdi Konya’da hoca. Hocamız o yıllarda gergin yüzüyle yaşlanmıştı adeta. Çünkü: Futbol sahada olan bir oyun, kendisine devamlı sahanın dışından sorular soruluyordu. Şimdi yüzündeki gerginlik gitmiş, adeta gençleşmiş. Bu insana bu sıkıntıları yaşatanlar mutlular mı?

Fenerbahçe kafilesi, Rize’den dönerken Trabzon’da otobüsüne silahlı saldırı yapılarak topyekûn yok olma tehlikesi yaşadı. İstanbul’da futbolcularına silahlı saldırı yapıldı. Bunlar olağan mıdır? O yıl şampiyonluğun kaçmasında bu olayların etkisi yok mudur?

Fenerbahçe camiası başkanını da yöneticilerini de sporcu ve görevlilerini de ortada bırakmaz. Her işini olduğu gibi Stadını kendi yapmıştır. Gerekirse yıkar yeniden yapar. Kimseye müdanası yoktur. Fenerbahçeliler kulübe üye olsun olmasın bir bütündür.

Başkanımızın hapse girerken ‘Ne şikesi yahu, memleket elden gidiyor’ sözleri, Galileo’nun hapse girerken ‘İnanın dünya yuvarlak’ demesine benziyordu. Sadece Fenerbahçe’nin süreç içinde olması ve bugün her şeyin tersine dönmesi sadece Fenerbahçe’nin her şeye bulaşmadığını göstermiyor mu? 

Tüm takımların taraftarlarına gelince. Aslında hepsi birbiriyle arkadaş. Yeter ki spordan uzaklaştırılıp, başka amaçlara alet edilmesinler.

Fenerbahçeliler çok incitildi. 3 Temmuz süreci, başta Fenerbahçeliler olmak üzere bütün insanları futboldan soğuttu. Futbolun saha dışı şartlarda kendini var ettiği görüldü. İnsanları, futbol oyununun sahada olduğuna tekrar ikna etmek uzun süreceğe benziyor.

ARİF ATILGAN Nisan 2016

23 Nisan 2016 Cumartesi

İSTANBULDA BİR KENTLEŞME ÖYKÜSÜ
Arif Atılgan

Ortaokul eğitimimi yaptığım şimdiki Kemal Atatürk Lisesinde öğrencilere tarihteki Kadıköy’ün Sinemalarını anlatmıştım. Hocaları tarafından sunum sonrasında bana bir kitap hediye edildi. Usta bir yazarımızın yazdığı kalın kitabı kısa sürede okudum.

Yazar 1960 lı yıllardan 2010 lu yıllara kadar İstanbul’daki kentleşmeyi gecekondu mahallelerindeki yaşamla anlatmış. İstanbul’a gelmeler, mülkleri olmayan arazilerde arsa çevirip gecekondu yapmalar, seyyar satıcılık, bazılarının inşaat başta olmak üzere başka dallara atlamaları, kentlilere göre zor ama onlara göre köylerindekinden konforlu bir yaşam. Gecekondu mahallelerinin sağ sol çatışmalarına alet olmaları, bin bir zorlukla yaşadıkları yaşamda bazılarının ölmesi...

Sonunda hepsine Kentsel Dönüşüm piyangosu vuruyor. Tapulu, tahsis belgeli, muhtar kâğıtlı gecekondu arsalarına yüksek katlı binalar yapılıyor. Bir anda lüks konutlarda oturuyorlar, bir zamanlar kendileri temizlikçilik yaparken kapıcıları, temizlikçileri oluyor. Ancak ilginç olan, yaşamlarını ekonomik anlamda olumlu değiştirecek yapılaşma için gecekonduları yıkılırken hemen hepsinin ağlamaları, üzülmeleri oluyor. O evleri nasıl yaptıklarını, oralarda yaşadıklarını, köylerinden oraya getirdikleri kendilerine özel Köylü-Kentli yaşam şeklini anımsıyorlar çünkü.

    Solda Dönüşmüş Yerleşim, Sağda Dönüşmemiş Yerleşim. Sağdaki Daha İnsani Değil mi?

Yazarın eksik bıraktığı bir noktayı ben tamamlamak istiyorum. Oralarda yaşayanların büyük kısmı, yapılan lüks binalarda yaşayamayacaklarını görmüş, yeni mülklerini satmış ve yaşam alanlarını terk etmişlerdi.

Yazar konuyu köyden kente gelenlerin tarafından ustalıkla anlatmış. O yıllarda kentte yaşayanların tarafından bakıldığında ise onların asla arsa çevirmedikleri görülür. Kenttekiler öteden beri ücretli çalışarak yaşamışlardı. Ticaret ile uğraşanlar da kentin geleneksel iş alanlarında bulunmuşlardı. Yani yasal yaşamışlardı. Dolayısıyla onların kent rantından diğerleri gibi pay almaları olanak dışıdır.

Yasalar çoğunlukla yasal yaşamayanların çıkarları için düzenlenmiştir. Bu konuda da öyle. Çünkü: Kırdan kente göç sanayicilere ucuz emek sağlamak için planlı olarak yaptırılmıştır. Bu da gösteriyor ki Ülkede yasadışı yaşananlar aslında tesadüf değildir. 

Bugün ise yeni projelerin uygulandığı kentte tam bir karmaşa vardır. Eski kentlilerin yaşadığı kent merkezleri hızla ticarileştiriliyor, sahiplerinin yaşayamayacağı alanlar haline sokuluyor. Varoş denilen eski gecekondu semtleri de öyle. Sonuçta 30-40 yıl öncesine kadar İstanbul’da yaşayanlar giderek yerlerini yurtlarını terk etmek zorunda kalıyorlar. Kentin içi ticaret-eğlence fonksiyonuna bürünüyor. Bu ‘Değişim Acı Şurubu’ oralarda eskiden beri yaşayanlara, içine katılan ‘Evleriniz Değerleniyor Şekeri’ ile tatlandırılarak içiriliyor. Kentin yüzlerce yıla uzanan hafızası 3-4 yılda yerle bir ediliyor.

                                Sağdaki Yerleşimdekiler Soldaki Binalarda Yaşayacaklar.

Kırdan kente göç 1950 li yıllarda başlamış 1990 lı yıllara kadar neredeyse 50 yıl devam etmiş. Günümüzde yaşanan değişimler ise dönüşüm ve canlandırma projeleriyle 3-5 yılda gerçekleşiyor. Sanki kent yangından mal kaçırılıyormuş gibi yerli ve yabancı yatırımcılara pazarlanıyor. Bu pazarlama içinse kentte yaşayanlar alelacele adeta kent dışına kovalanıyor.

                                            Sakin Bir Eski Semtin Ticarileşmesi.

Varoşların yeni yapılan sitelerden, kent merkezindeki yerleşimlerin de canlandırılmış olanlardan daha insani olduğu görülmektedir. Deprem bahane edilerek kentin kimliği değiştirilmektedir.

İyi pazarlanan İstanbul’a talep çok fazladır. Bu sebepten de İstanbul İstanbullulardan koparılarak alınmaktadır. Artık Yeni İstanbul adıyla anılması gereken bir kent haline gelmektedir tarihi kentimiz. Yeni İstanbul’da mahalle, sokak, ev, aile kavramlarının düşünülmediği belli olmaktadır. Sıranın diğer kentlere de geleceği bellidir.

Yakın gelecekte insanlar yıllarca yaşadıkları yerlere geldiklerinde onları oralarda kimse tanımayacak. Onlar da oraları hiç tanıyamayacaklar. Hâlbuki Kent Hafızası toplumların köküdür. Kökü olmayan bitkiler vazolarda belli bir süre yaşayabilirler. Toplumumuz da bu hale sokulmak isteniyor herhalde.
ARİF ATILGAN NİSAN 2016

10 Nisan 2016 Pazar

ARSA FUTBOLCULARI
Arif Atılgan

1990 lı yıllarda Fenerbahçe’ye ABD li bir basketbolcu transfer olmuştu. Çok kaliteli oyuncu olmasına rağmen disiplin isteyen takım oyununda sıkıntılar yaşamıştı. Çünkü: O, ABD de sokak basketbolundan yetişmişti. ABD de, sokaklardaki basketbol sahalarında ünlü hatta efsane oyuncular olduğu bilinir. Onlar kendi zevkleri için oynarlar, egoist olurlar, profesyonel ligde oynamayı tercih etmezler.

Eski yıllardaki arsa futbolcuları da öyle. Arsada oynayanlar kendilerince buldukları çalım, vuruş, hareket vs leri tekrarlamaktan bıkmazlar. Bu davranışlarını yenileyerek keyifle devam ettirirler. Dolayısıyla aralarından fazla sayıda üstün yetenekli oyuncular yetişir.

                                             Yeldeğirmeni Tren Yolu Arsası

O yıllarda kulüpler arsalardan beğendikleri oyuncuları genç takımlarına alırlar, oradan A takımına yetiştirirlerdi. Bugün alt yapı denilen, U harfiyle başlayan çok sayıda yaş gurubu takımları bulunmakta. Oyuncular çocukluğundan itibaren yüksek kondisyonla takım oyunu disiplinine alıştırılmaktadır.

Eskiden mahalle takımlarından profesyonel lig takımlarına kadar her takımda ‘Ayağına top gelsin de bir iki hareketini keyifle izleyeyim’ denilerek beklenilen oyuncular bulunurdu. Bu oyuncular kaprisli olurlar. Oynamamayı tercih ederler gerekirse. Ama onlarla sahadaki oyunun tadı başkadır her zaman. 1970 li yıllardan itibaren futbol sektörleşmiş, oyuncu tipi değişmiş, hepsi takımın askeri gibi olmuştur. İşin garibi günümüz futbolunda takım başarısı için bu şart artık.

Fenerbahçe’nin üstün yetenekli iki örneğinin aralarındaki çekişmeleri eski millilerden Nedim (Günar) Ağbiden dinlemiştim. Birisi Büyükada arsalarında büyümüş Lefter Küçükandonyadis, diğeri Yeldeğirmeni arsalarında büyümüş Can Bartu. Lefter, takımın değil ülkenin kralıdır. Can, genç takımdan A takıma geldiği gün, soyunma odasında önüne ayakkabıları getirilen ilk ve tek oyuncu. Birinin diğerine pas vermemesi, diğerinin buna kızıp aynısını yapması ve öteki oyuncuların bu iki yeteneğin gizli kapışmasını izlemesi. Merakla dinlerdim.

Elbette günümüz futbolunda makine nizamındaki takımlara karşı böyle oyuncularla başarılı olmak çok zor. Ancak her kesin hissedip de söyleyemediği şey, futbol oyununun gün geçtikçe daha sıkıcı hale girdiğidir.

Arsalar yok artık. Arsalarda keyifle oynayan çocuklar da. Oralardan yetişen yetenekli oyuncular da.
ARİF ATILGAN NİSAN 2016


6 Nisan 2016 Çarşamba

Yeldeğirmeni

YELDEĞİRMENİ’NDE FUTBOL ARSALARI
Arif Atılgan

Futbol muhabbetinden kadın arkadaşlarımızın sıkıldığını biliyorum. İnanın ben de sıkılıyorum. 3 Temmuz sürecinde tüm kulüplerin birlik olacakları yerde birbirlerinin kötülüğünden yararlanmaya çalışmaları beni o camiadan, dolayısıyla futboldan soğuttu. Neyse. Futbol oyununa Yeldeğirmeni’nden değişik bir açıyla bakmak istiyorum.

Eski yıllarda futbolcular arsalardan yetişirdi. Bu anlamda semtimizin arsalarını anımsatmak istiyorum. Onları iki gurupta ele alabiliriz. Birinci gurup, semt içindeki küçük arsalar. Buralarda kaleler karşılıklı konan iki taştan ibarettir. İkinci gurup, büyük arsalardaki Vitrin Sahalar. Buralarda direkli kaleler bulunmakta, başka semt takımlarıyla da nizami oyuncu sayısıyla formalı maçlar yapılabilmektedir. Vitrin Sahalarda, yaz mevsimlerinde şöhretlerin de oynadığı turnuva maçları düzenlenir, oyuncular kendilerini gösterebilirlerdi. 

                                                 İbrahimağa Sahası 1964.

Küçük Arsalar:
1-Gazi Mustafa Kemal Paşa İlkokulu Bahçesi: Okulun arkasında geniş bir bahçe olduğu için Mısırlıoğlu Caddesindeki gençler için değerli bir sahaydı. 6-7 kişilik maçlar yapılabilirdi.
2-Recaizade Ekrem Sokağının Ortalarındaki Arsa: Burada 4-5 kişilik maçlar yapılabilirdi.
3-Recaizade Ekrem Sokakta Hamamın Karşısındaki Arsa: Bu küçük arsada 3-4 kişilik maç yapılabilirdi.
4-Büyük Hazine Arsası: Hazine Arsaları Uzunhafız ve Nemli Zade Sokakları arasında kalan geniş boşlukta bulunurdu. Yokuş olan arsa, sahildeki caddeden bir duvarla ayrılıyordu. Alt taraftaki kaleye atılan sert şutlarda top denize kaçardı. Kıyı henüz doldurulmamıştı. Sahilde sadece 6-7 MT lik cadde bulunuyordu. Burada 5-6 kişilik maçlar yapılabilirdi.
5-Küçük Hazine Arsası: Havranın Uzunhafız Sokağındaki kapısından denize doğru inerken sağ taraftaki aradan girilerek geçilirdi. Burası şimdi sokaktır. 4-5 kişilik maçlar yapılan arsanın sol tarafı çukurda kalırdı.
Hazine arsalarında oynayan çocuklar sahaların defosu dolayısıyla dikkatli oynamak zorunda idiler. Bu sebepten onlar topu daha iyi kontrol edebilen oyuncular oluyorlardı.
6-İntaniye Arsası: Askeriyeye ait olup direkli kaleleri olan bir sahaydı. 7 kişilik maç yapılırdı. Bugün askeriyenin içine alınmıştır. Bu şekilde Tıbbiye Caddesi tarafındaki kalenin arkasında açıkta duran sığınak deliği kapağının kontrol altına alınması olumlu olmuştur.
7-Tren Yolu Arsası: Tren yolu kenarında olduğu için bu adı almıştır. Seyrek te olsa top tren yoluna kaçabiliyordu. 4-5 kişilik maçlar oynanabilirdi. Buradaki çocukların şansı, uzun yıllar Yeldeğirmeni Kulübü Lokalinin o tarafta olması dolayısıyla kulüpte oynama şanslarının diğerlerinden biraz daha fazla olmasıydı.
8-Mezarlık Arsası: Ayrılık Çeşmesi Mezarlığı içinde idi. Mezarlardan arınmış bir bölümde ortadaki ağaca dikkat ederek oynanması gereken bir sahaydı.
9-Paris Mahallesi Arsası: Mezarlığın Paris Mahallesi tarafındaki boşlukta idi. Burada da ortada çarpabileceğiniz bir ağaç vardı.
10-Florya Pastanesi Arkasındaki Binanın Bahçesi: Arka bahçe konumundaki arsada 4 kişilik maçlar yapılabilirdi.
11-Yurttaş Sokaktaki Arsa: 3-4 kişilik maçlar oynanabilirdi.
12-Halitağa Caddesinde Tren Yoluna Yakın Arsa: 4-5 kişilik maçlar yapılabilen bir boşluktu burası.      
1966 Yılına Ait Hava Fotoğrafında Semtin Küçük Arsaları. Numaralar Üstteki Metindeki Gibidir.

                   2016 Yılına Ait Hava Fotoğrafında 1966 Yılındaki Küçük Arsaların Yerleri.

Vitrin Sahalar:
1-Çiftlik Sahası: Şehzade Ziyaeddin Köşkünün çiftlik arazisi içersinde bulunduğu için Çiftlik adıyla anılırdı. Bugünkü AVM nin Acıbadem Dörtyol tarafındaydı. Burada 7 kişilik maçlar yapılabilirdi. Sahanın Saray Ardı Caddesi tarafı aşağıda kaldığı için Vitrin Arsaların en kötüsüydü diyebiliriz.
2-İbrahimağa Sahası: Burası da aynı köşkün arazisi içersindedir. Bugünkü AVM nin otoparkının önündeki diğer otoparkın olduğu yerdeydi. Sultan Mecid’in beş oğlunun diktiği 5 adet heybetli ıhlamur ağaçlarının dibi oyuncuların soyunma odası gibiydi. Saha, Koşuyolundan gelen derenin taşma alanı olduğu için yaz mevsimi dışında nemli ve yumuşak bir zemini olurdu. Bu açıdan futbola en elverişli zemindi diyebilirim.
3-Batarya Sahası: 2. Dünya savaşı sırasında Haydarpaşa Garını korumak amacıyla yerleştirilen topçu bataryası dolayısıyla Batarya adını almıştır. İkbaliye’de cadde  kenarında olup, en popüler sahadır. Buradaki yaz turnuvaları diğerlerinden daha çok seyirci çekerdi.
4-Örnek Spor Sahası: Çamlıca Kız Lisesinin karşısında şimdiki Telekom binasının bulunduğu yerdeydi. Sonradan oluşturulduğu ve uzak olduğu için en az popülaritesi olan sahaydı.   

         1966 Yılına Ait Hava Fotoğrafında Vitrin Sahaları. Numaralar Üstteki Metindeki Gibidir.

                    2016 Yılına Ait Hava Fotoğrafında 1966 Yılındaki Vitrin Sahaların Yerleri.

2016 yılının hava fotoğraflarında görüldüğü gibi bugün ne küçük ne de büyük arsaların hiç biri yoktur. 1960 lı yıllarda Yeldeğirmeni’nde 2.000 kişi yaşarken, oyun sahası olan boş sokakların dışında 12 arsa bulunurdu. Bugün 20.000 nüfus yaşarken, arabalarla dolu sokaklar dâhil bir aralık bile yok. Ben gerek küçük arsaların gerekse büyük sahaların hepsinde oranın çocuklarına yakın sayıda oynamışımdır. Ama bizim sokağın küçük arsası Hazine Arsaları idi. Futbol oynamaktan keyif aldığım saha ise İbrahimağa sahasıydı. 5-10 arkadaş gider, gerek kendi aramızda gerekse oraya gelenlerle birlikte akşama kadar 2-3 maç yapardık. Yoruldukça doğal çayırında yatar dinlenir tekrar oynardık.

Yazıyı küçük bir anı ile bitirmek istiyorum.
Yukarıdaki sahalardan birçok ünlü ünsüz futbolcu yetişmiştir. Beşiktaşta kalecilik yapan Şükrü onlardan biridir. 1970 li yıllardı. Bir akşam Şükrü, kardeşim Nihat ve Ben Mühürdarda daha önce Set Kafetarya olan Turgut’un Yerinde oturmuştuk. Masaya servis yapılırken, Şükrü Yeldeğirmeni’ne taşındıkları ilk günü anlatmaya başlamıştı. Çevreyi gezmek istemiş. Tren Yolu Arsasına gelmiş, kaldırıma oturup sahada oynayan yaşıtı çocukları seyretmeye başlamış. ‘Bir çocuğu çok beğenmiştim. Herhalde bu çocuk semtten çıkacak ünlü futbolcu olur.’ Diye düşünmüştüm demişti. Bir yandan Onu dinliyor, diğer yandan kadehleri dolduruyorduk. Şükrü, sözüne devamla ‘O çocuk sendin Arif’. Demişti. Şaşırmıştım ama keyiflenmiştim doğrusu.
Anlattığı günkü ortamdakilerden çıkan ünlü futbolcu o gün seyirci olan kendisi olmuştu. 
Semtlilerin semt anıları semtlerin hafızasıdır.
ARİF ATILGAN NİSAN 2016
    




29 Mart 2016 Salı

TOPLU ULAŞIM ARAÇLARI

Şehircilik eğitiminde ulaşımla ilgili hocalar, ‘Gelişmiş toplumun bireyleri hareketli olmalıdır’ derler. Yani insanlar mümkün olduğu kadar evlerinden, mahallelerinden, köylerinden dışarı çıkmalıdırlar. Günümüzde artık köyünde doğup, yaşayıp, ölen insanlar olmamalıdır. Buna karşılık İstanbul’un bazı bölgelerinde denizi görmeden yetişkin yaşa gelmiş olan insanlar tespit edildiğini bilmek gerekir.

İBB anladığım kadarıyla bu anlamda, 65 yaş üzeri vatandaşlarına kamuya ait toplu ulaşım araçlarında ücretsiz seyahat etme hakkı tanımış. Hem bu vatandaşlarının hareketliliğini, hem de daha çok gündüz saatlerinde boş olan kamu araçlarının işe yaramasını sağlamış olmak istemişler sanırım. Bu tip uygulama gelişmiş toplumlarda da vardır. Onlar bu tip uygulama yaptıkları gibi turistin fazla geldiği kentlerinde ise ulaşım yükünü yabancılara bindirirler.

Bunu oralarda kimse fark etmez. Burada herkes fark eder. Çünkü:

Kent içersinde uzun süredir araba kullanmıyorum. Toplu ulaşım araçlarını tercih ediyorum. Bunların içinde minibüs denilen ’yaratıklardan’ hoşlanmadığım için onlara mümkün olduğu kadar binmemeye gayret ediyorum. Dolayısıyla kamu araçlarını kullanıyorum. Özellikle otobüslerde son zamanlarda gözlemlediğim manzaralar bu uygulamanın yakında sona ereceğini aklıma getiriyor.

65 yaş üstü vatandaşlar hem şoförle hem de birbirleriyle kavga ediyorlar, şımarıkça davranışlarda bulunuyorlar, işe gidiş geliş saatlerinde yorgun oturan gençleri ‘yer verin’ diyerek azarlıyorlar. Örneğin: ‘En uzak banka şubesine gideceğim, nasıl olsa otobüs bedava’ diye yüksek sesle konuşanı gördüm. Birbirlerine ‘bedavacı’ anlamında küçük görücü laflar ediyorlar. Olur olmaz otobüse biniyorlar.

Geçmiş yıllarda da böyle uygulama olduğunu anımsıyorum. Karşı kaldırıma geçmek isteyen vatandaşlar biraz ilerden U dönüşü yapacak otobüse binip karşı kaldırımdaki durakta iniyorlardı. Sonunda uygulama kaldırılmıştı.

Küçük te olsa bir ücret alınması gereksiz kullanımı ortadan kaldıracaktır sanırım.

AA

28 Mart 2016 Pazartesi

AYRILIK ÇEŞMESİ SOKAĞI KURTULDU(MU?)
Arif Atılgan

Ayrılık Çeşmesi 1600 yılında yapılmış, 1638 yılında IV. Murad’ın Bağdat seferine çıkışından itibaren adıyla anılmaya başlanmış. Osmanlı padişahları Topkapı Sarayı’ndan Üsküdar’a geçer, Üsküdar’dan Çeşmenin başına gelir, buradaki ordusuyla Anadolu’ya sefere çıkarlarmış. Üsküdar’dan gelinen yola Osmanlı’nın 'Tören Yolu' denirmiş. Kâbe’ye hediyeler götüren askerî birlik olan Sürre Alayı da Tören Yolunu takip ederek Çeşmenin başına gelir, burada bekleyen Hacı kafilesi ile birlikte yola çıkarmış. Yani 400 yıldır yeri değişmeyen Çeşmenin bulunduğu nokta, Tören Yolunun bitiş, Anadolu’ya gidiş yolunun başlangıç noktası olmasından dolayı önemlidir.

Ayrılık Çeşmesi Mezarlığı ise 1700’lü yılların sonlarından 1900 lü yılların başlarına kadar defin yapılan Müslüman-Türk Mezarlığıdır. Saray ileri gelenlerinin gömülü olduğu bu mezarlık, eski mezar taşları ile ayrı bir değer taşımaktadır. Aslında Kızıltoprak’a kadar devam eden Karacaahmet Mezarlığının günümüze kalan uç kısmıdır.

Ayrılık Çeşmesi Sokağı, adını Ayrılık Çeşmesi Mezarlığından almıştır. Mezarlık ta köşesindeki Ayrılık Çeşmesinden. Sokağın bir tarafında Ayrılık Çeşmesi Mezarlığı, diğer tarafında evler bulunmaktadır. Evlerin arkasında tren yolu bulunmaktadır.

                                                 Ayrılık Çeşmesi Sokağı

Sokak 1906 tarihli Goad Haritalarında görülmektedir. Üstelik Goad Haritasındaki parseller bugünkü gibidir. Dolayısıyla 100 yıldan çok fazla bir zamandır Sokağın değişmediği belli olmaktadır. Günümüzde, İstanbul’da bütün olarak eski dokusunu aynen koruyan ender sokaklardandır Ayrılık Çeşmesi Sokağı.

                                          Goad Planlarında Ayrılık Çeşmesi Sokağı

Sokak 1920 yılından sonra bir süre genelev olarak kullanılmıştır. 1.Dünya Savaşı sonrası İstanbul’u yakın çevresiyle işgal eden galip devletler Kadıköy’e de yerleşmişlerdi. Daha sonra Galata’daki evlerden bir gurup kadını Ayrılık Çeşmesi Sokağı’na getirmişler. Avrupa yakasında kentin merkezi olan Galata ve Beyoğlu’nda, Anadolu yakasında bir tarafı mezarlık olan Ayrılık Çeşmesi Sokağında genelev açmaları bir amaçlarının olduğunu belli etmektedir. Kent içinde fuhuş, gece hayatı, casusluk vs anlamında görüntüler çoğalmıştır. İşgali fiziki olarak değil psikolojik ve kültürel olarak ta Osmanlının başkentine yaşatmak istemişler.

Sanırım halk, sokağı şifreli veya esprili bir şekilde belli etmek için buraya Paris Mahallesi demiş. Sonraki yıllarda buradaki insanların zaman zaman olay çıkarmaları dolayısıyla faaliyetleri sonlandırılmış. Başka bir söylentiye göre ise 'Mezarlık karşısında böyle yer olmaz' denilerek yaşantı normal hale sokulmuş. Bundan sonra, mezarlığın Yıldız Bakkal tarafında bulunan gecekonduların bulunduğu kısma Paris Mahallesi denmeye başlanmış. 

2007 yılında Sokağın alt tarafından 14 ev Marmaray Projesi dolayısıyla yıkıldı. Daha sonra 4 ev daha yıkıldı. Buna karşılık planlarda burası Ağaçlandırılacak Alan olarak görülmektedir. Yani geriye kalanların da yıkılacağı, Sokağın tamamen yok olacağı belli olmaktadır. Hâlbuki Ayrılık Çeşmesi Sokağı İstanbul’da 100 yıldır dokusunu korumuş belki de tek sokaktır.

                                            2007 Öncesi Yıkılacak Evler

                                             2007 Sonrası Evler Yıkılmış

                                    2016, Yıkılan Boşluğa Marmaray İnşaatı Yapılıyor

Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Anadolu 1. Bölge Temsilciliği Başkanı ve Kadıköy Kent Konseyi Başkanı olduğum zaman diliminde; 25 Ağustos 2006 tarihinde Mimarlar Odası olarak, 4 Ekim 2006 tarihinde de Kadıköy Belediyesi aracılığıyla Kadıköy Kent Konseyi olarak 5 no’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’na Ayrılık Çeşmesi, Ayrılık Çeşmesi Mezarlığı, Ayrılık Çeşmesi Sokağı’nın Rasimpaşa SİT alanı içerisine alınarak korunmasını talep eden yazılarla başvuruda bulunmuştuk. Benim bu görevlerde bulunduğum sürede cevap gelmemişti.

Daha sonra kişisel olarak, 04.03.2013 tarihinde İstanbul 5 No lu Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kuruluna Ayrılık Çeşmesi Sokağının Kadıköy’ün geçmişinde önemli anı değeri olduğunu, bu sebepten Sokağın bütün olarak tescil edilmesi ve korunması için talepte bulundum.

26.03.2013 tarihinde Kuruldan gelen cevap yazısında Sokağın planları, kadastral paftaları, tescilli yapıların işaretli paftaları istenmişti. Bunların bende olamayacağı bellidir. Aynı yazı gereği için Kadıköy Belediyesine de gönderilmiş.

20.09.2013 tarihinde Kurulun bana yazdığı yazıda konunun yerinde incelenmesine karar verildiği, Kadıköy Belediyesinden de kendilerine yazı iletildiği belirtiliyor.

24.01.2014 de Kuruldan tarafıma yazılan yazıda Sokakta tescilli yapılar dışında kalan yapıların Kültür Varlığı niteliğinde olmadığı belirtiliyor. Yani bir veya iki yapının dışında kalan evlerin yıkılacağı belli oluyor. Hâlbuki Ben tek tek evlerin değil Sokağın bütünüyle tescilini talep etmiştim. Bu konuda Atılgan Blogumda ve başka yayınlarda çok sayıda yazı yazdım. Davet edildiğim oraganizasyonlarda konuştum.

26.01.2016 tarihinde Kadıköy Belediyesinden arandım. İlgili Kurula Ayrılık Çeşmesi Sokağının tescili için başvuruda bulunmak istediklerini söylediler. Kuruldan kendilerine daha önce Benim başvurum olduğu bilgisi verilmiş. Ayrıca başvuru dilekçesine Sokağın tarihi geçmişini de eklemeleri önerilmiş. Onlar da Benimle bu konularda bilgilenmek için görüşmek istediklerini söylediler. Sevinerek gittim. Ayrıca istedikleri zaman gereken her katkıda bulunabileceğimi söyledim.

                                                       Tarihte Ayrılık Çeşmesi

                                                 2016 Yılında Ayrılık Çeşmesi

08.03.2016 tarihinde Kadıköy Belediyesi Kurula başvuruda bulunmuş. Sevinerek öğrendim ki sadece Sokak için değil Benim ilk başvuruda istediğim şekilde Çeşme, Mezarlık ve Sokağın birlikte tescili için talepte bulunmuşlar.

             Azalan Mezar Taşlarıyla Ayrılık Çeşmesi Mezarlığı Ve Sokaktaki Evlerle İlişkisi

                                                Mezarlıkta Kırık Mezar Taşları

Ayrılık Çeşmesi, Marmaray için yapılan köprü, yol gibi tesisler dolayısıyla arada kalmış, namazgâhıyla birlikte adeta yok olmuştur. Ayrılık Çeşmesi Mezarlığı giderek çalınan, hırpalanan mezar taşları dolayısıyla perişan haldedir. Ayrılık Çeşmesi Sokağı istimlâk edilenlerden geriye kalanlarıyla şimdilik dokusunu korumaktadır. Ancak yapılan tadilatlarla evlerin eski görünüşleri giderek kaybolmaktadır. Bir an önce bu üçlünün tescili ve koruma kararı çıkmalı, Kadıköy’ün çok önemli tarihi değerleri kendi kimlikleriyle topluma kazandırılmalıdır.

Bu konudaki çalışmaları için Kadıköy Belediyesi sonuna kadar desteklenmelidir.
ARİF ATILGAN MART 2016 



13 Mart 2016 Pazar

ETİLERLEŞEN KOŞUYOLU (MECİDİYE) MAHALLESİ
Arif Atılgan

MÖ 685 te kurulmuş olan Kalkedon zamanında, şimdiki Koşuyolu ve Tophanelioğlu Caddeleriyle Acıbadem Caddesi arasındaki vadide, muhtemelen şimdiki halı sahaların bulunduğu alan civarında Hipodrom bulunmaktadır. At yarışları yapılması sebebiyle buraları ‘koşu yeri’ olarak anılmıştır. Kadıköy’ün önemli azizesi Saint Euphemie hipodromda kendi adıyla yapılan kiliseye gömülmüş. Sonraki yıllarda tahrip edilen kiliseyle birlikte Saint Euphemie’nin naşı da zarar görmüş. Bugün Saint Euphemie’ye ait birkaç kemik ve onu resmeden tablolar Modadaki Assompsion Kilisesinde muhafaza edilmektedir.

Osmanlı zamanında, çevrede av köşklerinin bulunduğu görülüyor. Validebağda 3. Selim’in annesi için yaptırdığı bağ evi Abdülmecid’in sahipliğine geçiyor. O, köşkü annesi Bezmialem Valide Sultana hediye ediyor. Daha sonra mülkiyet Altunizade ailesine, sonra da Abdülaziz’e geçer. Abdülaziz kız kardeşi Adile Sultan için Kasır ve av köşkü inşa ettirir. Diğer yandan 2. Mahmud’un Küçükçamlıcadaki nişangâh taşı, onun da bu havalide av köşkünün olduğunu belli etmektedir. Osmanlı zamanında da buralarda av için at koşturulduğu anlaşılmaktadır.  

1800 lü yılların ortalarından itibaren Anadolu yakasında 4 mahalle görülmektedir. Şimdiki Koşuyolundan Selimiye’ye kadar olan alanda İbrahimağa, Moda ve çevresinde Caferağa, Kadıköy’de Osmanağa ve Kızıltoprak çevresinde Tuğlacı Mahalleleri bulunmaktadır.

                                                               Koşuyolu

Adile Sultan Kasrının karşısında, Koşuyolunun batısındaki vadiden dere akmaktadır. Yakınında bir pınar olan dere aşağıda İbrahimağa Camiinin üst kısmında Karacaahmet Mezarlığından gelen Seyit Ahmet deresiyle birleşerek Haydarpaşa Deresi olarak eski Et Balık Kurumu yanından denize dökülür. Diğer yandan Adile Sultan Kasrının arkasında yani doğusundaki vadide, Validebağ koruluğu içinden gelen başka bir dere şimdiki Muhittin Üstündağ Caddesi, Alidede Caddesi ve Dinlenç Caddesi istikametinden İbrahimağa Camiinin alt köşesine gelir, o da Haydarpaşa deresiyle birleşirdi.

                                                   Dereler ve Pınar (Mavi Nokta)

1920 li yıllarda Validebağ Koruluğundan gelen Koşuyolu Deresi tonoz içersine alınarak, üzerine şimdiki Dinlenç Caddesi getirilmişti. Derenin suyu fazlalaştığında zemin üzerine çıkarak yolun kenarından akmak suretiyle kendini hissettiriyordu.

                                                 Derenin İçine Sokulduğu Tonoz

1950 lere kadar Koşuyolu bölgesi İbrahimağa Mahallesi sınırları içersinde buğday tarlalarının, bağ, bahçelerin olduğu bir bölgedir. 1951 yılından itibaren bu alanda Belediye ve Emlak Bankası girişimiyle konut sahibi olamayanlar için ucuz konut üretimi başlatılmıştır. Onların ardından Yapı Kredi Bankası ve başka girişimlerle de ucuz konut projeleri gerçekleştirilmiştir. 1951-54 yıllarında Emlak Bankası Evleri Koşuyolu Caddesinin doğusunda, 1952-53 yılında Belediye Evleri ve 1955 yılında İşçi Evleri Koşuyolu Caddesinin batısında, 1957-58 de Kredi Yapı Sandığı Evleri Koşuyolu Caddesinin kenarında, 1962 yılında Cenap Şahabettin Sokak çevresinde Tersane Evleri yapılmış. Yapılan projeler tarihteki hipodrom dolayısıyla olsa gerek Koşuyolu adıyla yapılmışlar. Osmanlı zamanında burada daha çok av amacıyla atla gezinilmiş. Bu sebepten Koşuyolu adının Osmanlıdan değil Kalkedondan esinlenerek konulduğunu düşünüyorum.

                                               Eskiden Kalmış Bir Ev

Projeler gerçekleştikçe oluşan nüfus dolayısıyla 1950 li yıllarda burada Mecidiye Mahallesi ismiyle yeni bir mahalle kurulmuş. Mecidiye, Abdülmecid döneminde gerçekleştirilen yerleşim, yapı, kuruluşlara verilen addır. Bu havalide Validebağ gibi başka alanların da Abdülmecid ile ilgili olduğu belli olmaktadır. Bu sebepten olsa gerek, yeni yerleşime Mecidiye Mahallesi denmiş.

1960 lı yıllarda İbrahimağa Mahallesi yerleşiminin genişleyecek alanı kalmadığı için İbrahimağa Camiinin çevresinde sıkışmış kalmıştı. Koşuyolu ise daha geniş yerleşim olmuştu. Bu sebepten tarihi İbrahimağa Mahallesi iptal edilerek Mecidiye Mahallesi içersine sokulmuş, Mecidiye ismi de buradaki projelerin adı olan Koşuyolu adıyla değiştirilmişti. Bu şekilde İbrahimağayı da içine alan Koşuyolu Mahallesi kurulmuş oluyordu.

1950 li ve 1960 lı yıllarda Koşuyolu Kadıköy’ün en sapa yerleşimiydi. Günde birkaç sefer yapan 5 Nolu otobüsten başka ulaşım aracı yoktu. Yürüyerek gitmek ise uzak ve boş alanların korkutucu olması dolayısıyla özellikle karanlıkta tercih edilmezdi. İbrahimağada top oynadığımız saha kenarından ve o zamanki adıyla Ankara Yolu (E5) köprüsünün altından geçmek cesaret isteyen bir işti.

                                                      1960 larda Koşuyolu

Bu yerleşimi çok severdim. 1950 li yılların sonlarında ve 1960 lı yılların başlarında bazen okul arkadaşımın Koşuyolu Caddesindeki evine giderdim. Semtin sakin hali ile önünde bahçesi olan müstakil evler çok hoşuma giderdi. Çevresindeki dereler ve geniş yeşillikler iç rahatlatıcıydı.

                                               Validebağ Korusu İçindeki Dere

Koşuyolunun Batısından Gelen Dere Biraz Yukarda Yolun Altında Seyit Ahmet Deresiyle Birleşmiş

1973de 1. Boğaz Köprüsü yapıldıktan sonra Koşuyolu, üzerinden geçilen semt olmaya başlamıştı. 5 nolu otobüsün günde 3-5 sefer yapması değişmemişti. Anımsadığım kadarıyla saat 20.00 civarında son sefer yapılır, bu saatten sonrasına kalanlar taksiyle gitmek zorunda kalırlardı.

1980 lerde de Koşuyolu sakin halini koruyordu. Bu yıllar daha çok Kadıköy Maltepe tarafında inşaat faaliyetlerinin hızlandığı yıllardı.

1990 lar Koşuyolunda yaşayanların bence rahat yıllarıydı. Zira hem vatandaşlar araba sahibi olmaya başlamışlar hem de semt toplu ulaşım araçlarıyla daha çok ulaşılır olmuştu. Buna karşılık, Koşuyolu diğer insanlar tarafından yeterince keşfedilmemişti.

                                                  2000 li Yıllarda Koşuyolu

2000 li yıllar Koşuyolunun keşfedildiği yıllardır. İnsanlar kentin içinde, alçak müstakil binaların olduğu çevrede ev alıp yerleşmek istemişlerdi. Hızla mülkler el değiştirmeye başlamıştı. Yeni gelenler evlerini tadil ederek dekor yapıyorlardı. Giderek yapılan tadilat ve dekorlar binaları yenilemeye çevrilmişti. Diğer yandan Metro hattı ve istasyonu Koşuyolu Deresini içine alan cadde altındaki tonozu böldü ve bitirdi. Artık akamayan dere yağmur suyu kanallarından yolunu bulacaktır.

2010 lu yıllar ise yenilemelerin sınırlarını aştığı yıllardır. Yapılaşma hakları sonuna kadar kullanılmaya başlanmıştı. Bunun sebebi çevrede oluşan işyerleri ile rantlaşmanın başlamasıydı. Sonunda çevredeki ticari gelişme bu evlere de yansımıştır. Koşuyolu evlerinin kendileri işyeri olmaya başlamıştır. Zamanla ‘Ticaret-Eğlence’ fonksiyonunun Koşuyolunu tercih etmesi semti bambaşka bir havaya sokmuştur. Koşuyolu Caddesini öteden beri Etiler semtinin merkezinin bulunduğu caddeye benzetirim. Nitekim Koşuyolu da Etilerdeki gelişme ve değişmeyi göstermiştir. Semt Yeme-İçme yerleri ile eğlence fonksiyonunun ağırlık kazandığı bir çevre olmaktadır. Artık semtlerinde iskân etmeye devam eden Koşuyolulular adeta bir mücadele içersindedirler.

                                                        Ticarileşen Koşuyolu

Bugün Koşuyolunda insandan çok araba bulunduğu hissedilir. Artık semtte gezerken eskisi gibi kuş sesleri değil araba motor sesi duyulur. 1912 yılında inşa edilmiş olan Feridun Paşa Camii ve yanındaki köşkü, arazisine hastane yapılmış olan Feridun Paşanın eşi Nevcihan Hanımın evi, ahırları ve  tesisleri ile karşısındaki parkta bugün olmayan namazgâhı bütünüyle korunsa burası semtte ikinci bir Validebağ alanı olurdu.

                                    Feridun Paşa Camii ve Yanındaki Köşkün Kalıntısı

Koşuyolunda yaşayan bir arkadaşımdan dinlediğim, arka bahçelerinde çok sayıda akrep bulunma şikâyetini aktarmak isterim. Burada sokaklar arazinin topoğrafyası sebebiyle çoğunlukla birbirlerine paralel kademeli bir yapıdadır. Arka bahçe mesafeleri azaldığında alt kotta kalan sokaklardaki evlerin arka bahçeleri kuyu gibi olmaktadır. Akrepler kuytu, nemli, loş olan yerleri severler. Dolayısıyla arka bahçelerde fazlasıyla akrep görülmektedir. Doğa ile rant arasındaki tercih çok vahşi.

İnternette Kadıköy Belediyesine girip Ada/Parsel No suyla imar durumu sorgulandığında mahalle olarak Mecidiye Mahallesi çıkmaktadır. Demek oluyor ki Kadıköy Belediyesinin mahalleler listesinin içersinde bulunan Koşuyolu Mahallesi Tapuda hala Mecidiye Mahallesi olarak kayıtlı görünmektedir.

Cihangirleşen Yeldeğirmeni, Etilerleşen Koşuyolu ve sonunda Beyoğlulaşan Kadıköy. Yetkililer buna gelişme diyor. Ben demiyorum.
ARİF ATILGAN MART 2016