29 Mart 2016 Salı

TOPLU ULAŞIM ARAÇLARI

Şehircilik eğitiminde ulaşımla ilgili hocalar, ‘Gelişmiş toplumun bireyleri hareketli olmalıdır’ derler. Yani insanlar mümkün olduğu kadar evlerinden, mahallelerinden, köylerinden dışarı çıkmalıdırlar. Günümüzde artık köyünde doğup, yaşayıp, ölen insanlar olmamalıdır. Buna karşılık İstanbul’un bazı bölgelerinde denizi görmeden yetişkin yaşa gelmiş olan insanlar tespit edildiğini bilmek gerekir.

İBB anladığım kadarıyla bu anlamda, 65 yaş üzeri vatandaşlarına kamuya ait toplu ulaşım araçlarında ücretsiz seyahat etme hakkı tanımış. Hem bu vatandaşlarının hareketliliğini, hem de daha çok gündüz saatlerinde boş olan kamu araçlarının işe yaramasını sağlamış olmak istemişler sanırım. Bu tip uygulama gelişmiş toplumlarda da vardır. Onlar bu tip uygulama yaptıkları gibi turistin fazla geldiği kentlerinde ise ulaşım yükünü yabancılara bindirirler.

Bunu oralarda kimse fark etmez. Burada herkes fark eder. Çünkü:

Kent içersinde uzun süredir araba kullanmıyorum. Toplu ulaşım araçlarını tercih ediyorum. Bunların içinde minibüs denilen ’yaratıklardan’ hoşlanmadığım için onlara mümkün olduğu kadar binmemeye gayret ediyorum. Dolayısıyla kamu araçlarını kullanıyorum. Özellikle otobüslerde son zamanlarda gözlemlediğim manzaralar bu uygulamanın yakında sona ereceğini aklıma getiriyor.

65 yaş üstü vatandaşlar hem şoförle hem de birbirleriyle kavga ediyorlar, şımarıkça davranışlarda bulunuyorlar, işe gidiş geliş saatlerinde yorgun oturan gençleri ‘yer verin’ diyerek azarlıyorlar. Örneğin: ‘En uzak banka şubesine gideceğim, nasıl olsa otobüs bedava’ diye yüksek sesle konuşanı gördüm. Birbirlerine ‘bedavacı’ anlamında küçük görücü laflar ediyorlar. Olur olmaz otobüse biniyorlar.

Geçmiş yıllarda da böyle uygulama olduğunu anımsıyorum. Karşı kaldırıma geçmek isteyen vatandaşlar biraz ilerden U dönüşü yapacak otobüse binip karşı kaldırımdaki durakta iniyorlardı. Sonunda uygulama kaldırılmıştı.

Küçük te olsa bir ücret alınması gereksiz kullanımı ortadan kaldıracaktır sanırım.

AA

28 Mart 2016 Pazartesi

AYRILIK ÇEŞMESİ SOKAĞI KURTULDU(MU?)
Arif Atılgan

Ayrılık Çeşmesi 1600 yılında yapılmış, 1638 yılında IV. Murad’ın Bağdat seferine çıkışından itibaren adıyla anılmaya başlanmış. Osmanlı padişahları Topkapı Sarayı’ndan Üsküdar’a geçer, Üsküdar’dan Çeşmenin başına gelir, buradaki ordusuyla Anadolu’ya sefere çıkarlarmış. Üsküdar’dan gelinen yola Osmanlı’nın 'Tören Yolu' denirmiş. Kâbe’ye hediyeler götüren askerî birlik olan Sürre Alayı da Tören Yolunu takip ederek Çeşmenin başına gelir, burada bekleyen Hacı kafilesi ile birlikte yola çıkarmış. Yani 400 yıldır yeri değişmeyen Çeşmenin bulunduğu nokta, Tören Yolunun bitiş, Anadolu’ya gidiş yolunun başlangıç noktası olmasından dolayı önemlidir.

Ayrılık Çeşmesi Mezarlığı ise 1700’lü yılların sonlarından 1900 lü yılların başlarına kadar defin yapılan Müslüman-Türk Mezarlığıdır. Saray ileri gelenlerinin gömülü olduğu bu mezarlık, eski mezar taşları ile ayrı bir değer taşımaktadır. Aslında Kızıltoprak’a kadar devam eden Karacaahmet Mezarlığının günümüze kalan uç kısmıdır.

Ayrılık Çeşmesi Sokağı, adını Ayrılık Çeşmesi Mezarlığından almıştır. Mezarlık ta köşesindeki Ayrılık Çeşmesinden. Sokağın bir tarafında Ayrılık Çeşmesi Mezarlığı, diğer tarafında evler bulunmaktadır. Evlerin arkasında tren yolu bulunmaktadır.

                                                 Ayrılık Çeşmesi Sokağı

Sokak 1906 tarihli Goad Haritalarında görülmektedir. Üstelik Goad Haritasındaki parseller bugünkü gibidir. Dolayısıyla 100 yıldan çok fazla bir zamandır Sokağın değişmediği belli olmaktadır. Günümüzde, İstanbul’da bütün olarak eski dokusunu aynen koruyan ender sokaklardandır Ayrılık Çeşmesi Sokağı.

                                          Goad Planlarında Ayrılık Çeşmesi Sokağı

Sokak 1920 yılından sonra bir süre genelev olarak kullanılmıştır. 1.Dünya Savaşı sonrası İstanbul’u yakın çevresiyle işgal eden galip devletler Kadıköy’e de yerleşmişlerdi. Daha sonra Galata’daki evlerden bir gurup kadını Ayrılık Çeşmesi Sokağı’na getirmişler. Avrupa yakasında kentin merkezi olan Galata ve Beyoğlu’nda, Anadolu yakasında bir tarafı mezarlık olan Ayrılık Çeşmesi Sokağında genelev açmaları bir amaçlarının olduğunu belli etmektedir. Kent içinde fuhuş, gece hayatı, casusluk vs anlamında görüntüler çoğalmıştır. İşgali fiziki olarak değil psikolojik ve kültürel olarak ta Osmanlının başkentine yaşatmak istemişler.

Sanırım halk, sokağı şifreli veya esprili bir şekilde belli etmek için buraya Paris Mahallesi demiş. Sonraki yıllarda buradaki insanların zaman zaman olay çıkarmaları dolayısıyla faaliyetleri sonlandırılmış. Başka bir söylentiye göre ise 'Mezarlık karşısında böyle yer olmaz' denilerek yaşantı normal hale sokulmuş. Bundan sonra, mezarlığın Yıldız Bakkal tarafında bulunan gecekonduların bulunduğu kısma Paris Mahallesi denmeye başlanmış. 

2007 yılında Sokağın alt tarafından 14 ev Marmaray Projesi dolayısıyla yıkıldı. Daha sonra 4 ev daha yıkıldı. Buna karşılık planlarda burası Ağaçlandırılacak Alan olarak görülmektedir. Yani geriye kalanların da yıkılacağı, Sokağın tamamen yok olacağı belli olmaktadır. Hâlbuki Ayrılık Çeşmesi Sokağı İstanbul’da 100 yıldır dokusunu korumuş belki de tek sokaktır.

                                            2007 Öncesi Yıkılacak Evler

                                             2007 Sonrası Evler Yıkılmış

                                    2016, Yıkılan Boşluğa Marmaray İnşaatı Yapılıyor

Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Anadolu 1. Bölge Temsilciliği Başkanı ve Kadıköy Kent Konseyi Başkanı olduğum zaman diliminde; 25 Ağustos 2006 tarihinde Mimarlar Odası olarak, 4 Ekim 2006 tarihinde de Kadıköy Belediyesi aracılığıyla Kadıköy Kent Konseyi olarak 5 no’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’na Ayrılık Çeşmesi, Ayrılık Çeşmesi Mezarlığı, Ayrılık Çeşmesi Sokağı’nın Rasimpaşa SİT alanı içerisine alınarak korunmasını talep eden yazılarla başvuruda bulunmuştuk. Benim bu görevlerde bulunduğum sürede cevap gelmemişti.

Daha sonra kişisel olarak, 04.03.2013 tarihinde İstanbul 5 No lu Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kuruluna Ayrılık Çeşmesi Sokağının Kadıköy’ün geçmişinde önemli anı değeri olduğunu, bu sebepten Sokağın bütün olarak tescil edilmesi ve korunması için talepte bulundum.

26.03.2013 tarihinde Kuruldan gelen cevap yazısında Sokağın planları, kadastral paftaları, tescilli yapıların işaretli paftaları istenmişti. Bunların bende olamayacağı bellidir. Aynı yazı gereği için Kadıköy Belediyesine de gönderilmiş.

20.09.2013 tarihinde Kurulun bana yazdığı yazıda konunun yerinde incelenmesine karar verildiği, Kadıköy Belediyesinden de kendilerine yazı iletildiği belirtiliyor.

24.01.2014 de Kuruldan tarafıma yazılan yazıda Sokakta tescilli yapılar dışında kalan yapıların Kültür Varlığı niteliğinde olmadığı belirtiliyor. Yani bir veya iki yapının dışında kalan evlerin yıkılacağı belli oluyor. Hâlbuki Ben tek tek evlerin değil Sokağın bütünüyle tescilini talep etmiştim. Bu konuda Atılgan Blogumda ve başka yayınlarda çok sayıda yazı yazdım. Davet edildiğim oraganizasyonlarda konuştum.

26.01.2016 tarihinde Kadıköy Belediyesinden arandım. İlgili Kurula Ayrılık Çeşmesi Sokağının tescili için başvuruda bulunmak istediklerini söylediler. Kuruldan kendilerine daha önce Benim başvurum olduğu bilgisi verilmiş. Ayrıca başvuru dilekçesine Sokağın tarihi geçmişini de eklemeleri önerilmiş. Onlar da Benimle bu konularda bilgilenmek için görüşmek istediklerini söylediler. Sevinerek gittim. Ayrıca istedikleri zaman gereken her katkıda bulunabileceğimi söyledim.

                                                       Tarihte Ayrılık Çeşmesi

                                                 2016 Yılında Ayrılık Çeşmesi

08.03.2016 tarihinde Kadıköy Belediyesi Kurula başvuruda bulunmuş. Sevinerek öğrendim ki sadece Sokak için değil Benim ilk başvuruda istediğim şekilde Çeşme, Mezarlık ve Sokağın birlikte tescili için talepte bulunmuşlar.

             Azalan Mezar Taşlarıyla Ayrılık Çeşmesi Mezarlığı Ve Sokaktaki Evlerle İlişkisi

                                                Mezarlıkta Kırık Mezar Taşları

Ayrılık Çeşmesi, Marmaray için yapılan köprü, yol gibi tesisler dolayısıyla arada kalmış, namazgâhıyla birlikte adeta yok olmuştur. Ayrılık Çeşmesi Mezarlığı giderek çalınan, hırpalanan mezar taşları dolayısıyla perişan haldedir. Ayrılık Çeşmesi Sokağı istimlâk edilenlerden geriye kalanlarıyla şimdilik dokusunu korumaktadır. Ancak yapılan tadilatlarla evlerin eski görünüşleri giderek kaybolmaktadır. Bir an önce bu üçlünün tescili ve koruma kararı çıkmalı, Kadıköy’ün çok önemli tarihi değerleri kendi kimlikleriyle topluma kazandırılmalıdır.

Bu konudaki çalışmaları için Kadıköy Belediyesi sonuna kadar desteklenmelidir.
ARİF ATILGAN MART 2016 



13 Mart 2016 Pazar

ETİLERLEŞEN KOŞUYOLU (MECİDİYE) MAHALLESİ
Arif Atılgan

MÖ 685 te kurulmuş olan Kalkedon zamanında, şimdiki Koşuyolu ve Tophanelioğlu Caddeleriyle Acıbadem Caddesi arasındaki vadide, muhtemelen şimdiki halı sahaların bulunduğu alan civarında Hipodrom bulunmaktadır. At yarışları yapılması sebebiyle buraları ‘koşu yeri’ olarak anılmıştır. Kadıköy’ün önemli azizesi Saint Euphemie hipodromda kendi adıyla yapılan kiliseye gömülmüş. Sonraki yıllarda tahrip edilen kiliseyle birlikte Saint Euphemie’nin naşı da zarar görmüş. Bugün Saint Euphemie’ye ait birkaç kemik ve onu resmeden tablolar Modadaki Assompsion Kilisesinde muhafaza edilmektedir.

Osmanlı zamanında, çevrede av köşklerinin bulunduğu görülüyor. Validebağda 3. Selim’in annesi için yaptırdığı bağ evi Abdülmecid’in sahipliğine geçiyor. O, köşkü annesi Bezmialem Valide Sultana hediye ediyor. Daha sonra mülkiyet Altunizade ailesine, sonra da Abdülaziz’e geçer. Abdülaziz kız kardeşi Adile Sultan için Kasır ve av köşkü inşa ettirir. Diğer yandan 2. Mahmud’un Küçükçamlıcadaki nişangâh taşı, onun da bu havalide av köşkünün olduğunu belli etmektedir. Osmanlı zamanında da buralarda av için at koşturulduğu anlaşılmaktadır.  

1800 lü yılların ortalarından itibaren Anadolu yakasında 4 mahalle görülmektedir. Şimdiki Koşuyolundan Selimiye’ye kadar olan alanda İbrahimağa, Moda ve çevresinde Caferağa, Kadıköy’de Osmanağa ve Kızıltoprak çevresinde Tuğlacı Mahalleleri bulunmaktadır.

                                                               Koşuyolu

Adile Sultan Kasrının karşısında, Koşuyolunun batısındaki vadiden dere akmaktadır. Yakınında bir pınar olan dere aşağıda İbrahimağa Camiinin üst kısmında Karacaahmet Mezarlığından gelen Seyit Ahmet deresiyle birleşerek Haydarpaşa Deresi olarak eski Et Balık Kurumu yanından denize dökülür. Diğer yandan Adile Sultan Kasrının arkasında yani doğusundaki vadide, Validebağ koruluğu içinden gelen başka bir dere şimdiki Muhittin Üstündağ Caddesi, Alidede Caddesi ve Dinlenç Caddesi istikametinden İbrahimağa Camiinin alt köşesine gelir, o da Haydarpaşa deresiyle birleşirdi.

                                                   Dereler ve Pınar (Mavi Nokta)

1920 li yıllarda Validebağ Koruluğundan gelen Koşuyolu Deresi tonoz içersine alınarak, üzerine şimdiki Dinlenç Caddesi getirilmişti. Derenin suyu fazlalaştığında zemin üzerine çıkarak yolun kenarından akmak suretiyle kendini hissettiriyordu.

                                                 Derenin İçine Sokulduğu Tonoz

1950 lere kadar Koşuyolu bölgesi İbrahimağa Mahallesi sınırları içersinde buğday tarlalarının, bağ, bahçelerin olduğu bir bölgedir. 1951 yılından itibaren bu alanda Belediye ve Emlak Bankası girişimiyle konut sahibi olamayanlar için ucuz konut üretimi başlatılmıştır. Onların ardından Yapı Kredi Bankası ve başka girişimlerle de ucuz konut projeleri gerçekleştirilmiştir. 1951-54 yıllarında Emlak Bankası Evleri Koşuyolu Caddesinin doğusunda, 1952-53 yılında Belediye Evleri ve 1955 yılında İşçi Evleri Koşuyolu Caddesinin batısında, 1957-58 de Kredi Yapı Sandığı Evleri Koşuyolu Caddesinin kenarında, 1962 yılında Cenap Şahabettin Sokak çevresinde Tersane Evleri yapılmış. Yapılan projeler tarihteki hipodrom dolayısıyla olsa gerek Koşuyolu adıyla yapılmışlar. Osmanlı zamanında burada daha çok av amacıyla atla gezinilmiş. Bu sebepten Koşuyolu adının Osmanlıdan değil Kalkedondan esinlenerek konulduğunu düşünüyorum.

                                               Eskiden Kalmış Bir Ev

Projeler gerçekleştikçe oluşan nüfus dolayısıyla 1950 li yıllarda burada Mecidiye Mahallesi ismiyle yeni bir mahalle kurulmuş. Mecidiye, Abdülmecid döneminde gerçekleştirilen yerleşim, yapı, kuruluşlara verilen addır. Bu havalide Validebağ gibi başka alanların da Abdülmecid ile ilgili olduğu belli olmaktadır. Bu sebepten olsa gerek, yeni yerleşime Mecidiye Mahallesi denmiş.

1960 lı yıllarda İbrahimağa Mahallesi yerleşiminin genişleyecek alanı kalmadığı için İbrahimağa Camiinin çevresinde sıkışmış kalmıştı. Koşuyolu ise daha geniş yerleşim olmuştu. Bu sebepten tarihi İbrahimağa Mahallesi iptal edilerek Mecidiye Mahallesi içersine sokulmuş, Mecidiye ismi de buradaki projelerin adı olan Koşuyolu adıyla değiştirilmişti. Bu şekilde İbrahimağayı da içine alan Koşuyolu Mahallesi kurulmuş oluyordu.

1950 li ve 1960 lı yıllarda Koşuyolu Kadıköy’ün en sapa yerleşimiydi. Günde birkaç sefer yapan 5 Nolu otobüsten başka ulaşım aracı yoktu. Yürüyerek gitmek ise uzak ve boş alanların korkutucu olması dolayısıyla özellikle karanlıkta tercih edilmezdi. İbrahimağada top oynadığımız saha kenarından ve o zamanki adıyla Ankara Yolu (E5) köprüsünün altından geçmek cesaret isteyen bir işti.

                                                      1960 larda Koşuyolu

Bu yerleşimi çok severdim. 1950 li yılların sonlarında ve 1960 lı yılların başlarında bazen okul arkadaşımın Koşuyolu Caddesindeki evine giderdim. Semtin sakin hali ile önünde bahçesi olan müstakil evler çok hoşuma giderdi. Çevresindeki dereler ve geniş yeşillikler iç rahatlatıcıydı.

                                               Validebağ Korusu İçindeki Dere

Koşuyolunun Batısından Gelen Dere Biraz Yukarda Yolun Altında Seyit Ahmet Deresiyle Birleşmiş

1973de 1. Boğaz Köprüsü yapıldıktan sonra Koşuyolu, üzerinden geçilen semt olmaya başlamıştı. 5 nolu otobüsün günde 3-5 sefer yapması değişmemişti. Anımsadığım kadarıyla saat 20.00 civarında son sefer yapılır, bu saatten sonrasına kalanlar taksiyle gitmek zorunda kalırlardı.

1980 lerde de Koşuyolu sakin halini koruyordu. Bu yıllar daha çok Kadıköy Maltepe tarafında inşaat faaliyetlerinin hızlandığı yıllardı.

1990 lar Koşuyolunda yaşayanların bence rahat yıllarıydı. Zira hem vatandaşlar araba sahibi olmaya başlamışlar hem de semt toplu ulaşım araçlarıyla daha çok ulaşılır olmuştu. Buna karşılık, Koşuyolu diğer insanlar tarafından yeterince keşfedilmemişti.

                                                  2000 li Yıllarda Koşuyolu

2000 li yıllar Koşuyolunun keşfedildiği yıllardır. İnsanlar kentin içinde, alçak müstakil binaların olduğu çevrede ev alıp yerleşmek istemişlerdi. Hızla mülkler el değiştirmeye başlamıştı. Yeni gelenler evlerini tadil ederek dekor yapıyorlardı. Giderek yapılan tadilat ve dekorlar binaları yenilemeye çevrilmişti. Diğer yandan Metro hattı ve istasyonu Koşuyolu Deresini içine alan cadde altındaki tonozu böldü ve bitirdi. Artık akamayan dere yağmur suyu kanallarından yolunu bulacaktır.

2010 lu yıllar ise yenilemelerin sınırlarını aştığı yıllardır. Yapılaşma hakları sonuna kadar kullanılmaya başlanmıştı. Bunun sebebi çevrede oluşan işyerleri ile rantlaşmanın başlamasıydı. Sonunda çevredeki ticari gelişme bu evlere de yansımıştır. Koşuyolu evlerinin kendileri işyeri olmaya başlamıştır. Zamanla ‘Ticaret-Eğlence’ fonksiyonunun Koşuyolunu tercih etmesi semti bambaşka bir havaya sokmuştur. Koşuyolu Caddesini öteden beri Etiler semtinin merkezinin bulunduğu caddeye benzetirim. Nitekim Koşuyolu da Etilerdeki gelişme ve değişmeyi göstermiştir. Semt Yeme-İçme yerleri ile eğlence fonksiyonunun ağırlık kazandığı bir çevre olmaktadır. Artık semtlerinde iskân etmeye devam eden Koşuyolulular adeta bir mücadele içersindedirler.

                                                        Ticarileşen Koşuyolu

Bugün Koşuyolunda insandan çok araba bulunduğu hissedilir. Artık semtte gezerken eskisi gibi kuş sesleri değil araba motor sesi duyulur. 1912 yılında inşa edilmiş olan Feridun Paşa Camii ve yanındaki köşkü, arazisine hastane yapılmış olan Feridun Paşanın eşi Nevcihan Hanımın evi, ahırları ve  tesisleri ile karşısındaki parkta bugün olmayan namazgâhı bütünüyle korunsa burası semtte ikinci bir Validebağ alanı olurdu.

                                    Feridun Paşa Camii ve Yanındaki Köşkün Kalıntısı

Koşuyolunda yaşayan bir arkadaşımdan dinlediğim, arka bahçelerinde çok sayıda akrep bulunma şikâyetini aktarmak isterim. Burada sokaklar arazinin topoğrafyası sebebiyle çoğunlukla birbirlerine paralel kademeli bir yapıdadır. Arka bahçe mesafeleri azaldığında alt kotta kalan sokaklardaki evlerin arka bahçeleri kuyu gibi olmaktadır. Akrepler kuytu, nemli, loş olan yerleri severler. Dolayısıyla arka bahçelerde fazlasıyla akrep görülmektedir. Doğa ile rant arasındaki tercih çok vahşi.

İnternette Kadıköy Belediyesine girip Ada/Parsel No suyla imar durumu sorgulandığında mahalle olarak Mecidiye Mahallesi çıkmaktadır. Demek oluyor ki Kadıköy Belediyesinin mahalleler listesinin içersinde bulunan Koşuyolu Mahallesi Tapuda hala Mecidiye Mahallesi olarak kayıtlı görünmektedir.

Cihangirleşen Yeldeğirmeni, Etilerleşen Koşuyolu ve sonunda Beyoğlulaşan Kadıköy. Yetkililer buna gelişme diyor. Ben demiyorum.
ARİF ATILGAN MART 2016

23 Şubat 2016 Salı

CHP YAZISI

Arabamı yıkatırken sohbet ettiğim başka bir araba sahibi ‘ODTÜ mezunuyum. Ama bundan sonra CHP ye oy vermeyeceğim.’ Dedi. Nedenlerini yazıp keyif kaçırmak istemem. CHP, okula başlamadığım yıllarda öğretmen anne babama altı okunun anlamını sorduğum parti. O yaşta bana altı okun cumhuriyetçilik, halkçılık, milliyetçilik, laiklik, devletçilik ve devrimcilik olduğunu anlatmaya çalışırlardı.  12 Eylül döneminde 1981-1992 yılları arasında siyasete ara verdirilmesine rağmen ülkemizin cumhuriyetle yaşıt en eski partisidir. Barajın altına düştüğü 1999 seçim dönemi de dâhil her zaman ülkenin en önemli partisi olmuştur. Diğer partiler değil ama CHP beni ilgilendirmektedir. Yazı yazma gereğini duyarım.


Partide bazı değişiklikler dikkat çekmektedir. Son dönemleri ele alalım. Yaşadığımız 30 Mart 2014 yerel seçiminde, sadece tapelerle seçim kampanyası yapıldı. 10 ağustos 2014 Cumhurbaşkanı seçiminde, çatı adayımız diyerek MHP nin adayı sunuldu. 7 Haziran 2015 seçiminde, program yapılamadığını gören danışmanın gerçekçi kampanyasıyla toplamı 17-18 milyonu bulan emekli, asgari ücretli ve taşeron işçilere somut vaatlerle kampanya yapıldı. Oy oranı 2 puan arttı. İktidar olmak gerekirken olunmadı. 1 Kasım 2015 seçimlerinde ise Devlete eleştiri yaparak kampanya yapıldı. Hâlbuki Devlet gerçek kişilik olan Milletin sahip olduğu tüzel kişiliktir.

Bugün Parti içinde bir mezhebin ağırlıkta olduğundan bahsedilmektedir. Diğer yandan Partinin, genel olarak kendisinin altı okuyla ters düşen diğer bir parti ile birlikte hareket ettiği konuşulmaktadır. Medyada görülen milletvekilleri kavgacı halleriyle tanınmaktadır. Belli ki bu hareketler parti içinde puan kazandırmaktadır. Ancak toplum CHP den program kapsamında gerçekçi vaatler beklemektedir.

Muhalefet uygulaması da halk tarafından yadırganmaktadır. Muhalefet, halka iktidardan daha bilgili olduğunu ve daha iyi çözümler üretebileceğini göstermelidir. CHP yaşı itibariyle bilgece davranacağına, seçim barajında gezinen bir partinin davranışlarına uymaktadır.

TV de bir kişi Kılıçdaroğlu’na karşı Baykal’dan yana konuşma yapmıştı. İktidardan yana olduğu bilinen ve gerek Kılıçdaroğlu’nu gerekse CHP yi devamlı eleştiren diğer iki kişi hemen Kılıçdaroğlu’ndan yana Baykal’a karşı konuşma yapmışlardı. İktidar tarafı CHP nin durumundan hoşnuttur.

İktidarı yıpratmak için devamlı hakaret edilmesinin altında başka anlamlar aranıyor artık. CHP liler iktidardakileri tahrik ettikçe iktidardakiler CHP nin geçmişine ağır eleştiriler getiriyorlar. Sanki CHP ye ‘Yeni’ eki getirenler, ‘Eski’ CHP yi kendileri yerine başkalarının eleştirmesini sağlamaya çalışıyorlar.

CHP nin kuruluşundan şimdiki Genel Başkanına kadarki 87 yılda görev almış olan sıfatlı kişilerle günümüzdeki sıfatlı kişileri karşılaştırırsak ‘Eski’ ve ‘Yeni’ arasındaki fark görülür. Parti içinde kuruluş felsefesinin dışında, üstelik sıfatlı kişiler çoğalmaktadır.

CHP uzun süredir seçimlerde aldığı oyun önemli bölümünü AKP ye zarar olsun diye veren vatandaşlardan almaktadır. Bu bir şanstır ama nereye kadar devam eder bilinmez. Bu durum, Partililerde ‘Nasıl olsa %20-30 arası oy alırız, bu oranda ben ne sıfat kazanabilirim?’ rahatlığı yaratmıştır. Hâlbuki ‘İktidara gelerek Ülkeye nasıl yarar sağlayabilirim?’ düşüncesi olmalıdır. İktidar olmak için ise sabırla çalışmak gerekir.

CHP nin genel başkanı, kaçak tadilatla hangar haline sokulmuş, tescilli eski eser Yeldeğirmeni Özen Sinemasına gelerek adeta bu binayı legal hale getirmiştir. Kadıköy’ün günümüze kalmış en eski sinema binası olan ve içinde tartışmalı bir çalışma yapılan bu binaya gelmesi benim kendisine olan duygularımı olumsuz hale getirmiştir. Ancak genel olarak ta Genel Başkanın başarısız olduğu konuşulmaktadır.

Yine de CHP de genel başkan sorunu yoktur. Partinin içinin tekrar değiştirilmesi gerekmektedir. Yeni CHP nin alabileceği oy oranı belli olmuştur. Eski CHP nin %30 dan yukarı oy alabileceği düşünülmelidir. Gerekli önlemler alınmazsa CHP ya bölünecek, ya küçülecek, ya da müzeye kaldırılacaktır, şeklindeki konuşmalar duyulmalıdır. 

AA

13 Şubat 2016 Cumartesi

YEME-İÇME YERLERİ
Arif Atılgan

Geçmişleri Kanuni zamanına dayanan kahvehane ve meyhaneleri uzun yıllar sadece erkekler kullanmışlar. Osmanlı, zaman zaman günah yuvası görülen meyhaneleri cezalandırmış ve kapatmıştır. Hep açık olan kahvehanelerde ise insanlar kahve ile nargile-tütün içerek keyiflenmişlerdir. Sadece 4. Murad buraları fitne yapan miskinlerin yeri olarak görmüş ve yasaklamıştır. 2000 li yıllarda kahvehaneler azalmaya başlayarak kafelere dönüşmüştür.

16. Yüzyılda Eyüp’teki kaymakçılar ve yoğurtçulara zaman zaman halleri uygunsuz görülen çiftler sebebiyle hanımların ve gayrimüslimlerin girmeleri yasaklanmıştır. Onların devamı olarak kabul edebileceğimiz pastaneler ile muhallebicileri de kadınlarla erkekler birlikte kullanmışlar.

Geçmişleri 17. Yüzyıla dayanan, esnaflara hizmet veren aşçı dükkânları 19. Yüzyıldaki modernleşme sonucu 1888 de 2. Abdülhamidin izniyle Karaköy’de, Sirkeci’de yine esnaflar için lokanta adıyla açılmışlar. 1900 lerin sonlarında alafranga isim alarak restoran oldular.

2000 li yıllarda, yeni oluşan barlarla birlikte herkes her yeri kullanır oldu. Bar, aslında büyük restoranda yüksek taburelerde oturarak çerez, meyve ile içki almak isteyenler için düşünülmüş yüksek bankonun adı. Ancak giderek sadece barı olan müzikli mekânlar oluştu. Sonunda bar, Yunanlıların tavernasının karşılığına denk gelen müzikli-içkili mekânların adı oldu.

Kahvehane, meyhane, pastane, muhallebici, restoran ve barlar en belirgin yeme-içme mekânlarıdır.

Günümüz insanları zamanını ev dışında geçirme anlayışına gelmişlerdir. Eskiden evde ‘gün’ yapan kadınlar bile artık arkadaş toplantılarını dışarıda yapmayı tercih etmektedir. Dolayısıyla insanların zaman geçirdikleri mekânlar çoğalmaya başlamıştır. Ancak bu çoğalmayla, az sayıda olduklarında fazla dikkat çekmeyen bazı sorunlar dikkatte değer hale gelmişlerdir.

Bu anlamda yeme-içme yerlerinin mimari anlamda yasal düzenlemelerinin tekrar ele alınması gerektiğini düşünüyorum.

İmar Yönetmeliğinde Kahvehaneler (Çay Kahve Salonları) başlığıyla bir madde var. Ancak bu konuda genel olarak, Sıhhi Müessesler Yönetmeliği ile İş Yeri Açma ve Çalışma Yönetmeliği bulunmakta. Yönetmelikte daha çok prosedür şartları ve tarifler var.

Ülkemizde 1970 lere kadar yaz mevsimlerinde mekânların bahçelerinde masalar kurulurdu. 1970 lerin sonlarına doğru ilk olarak Bodrum’da dükkânların önündeki kaldırımlara masaların konduğu görülmüştür. Daha sonra yavaş yavaş sıcak iklimli başka tatil yerlerinde ve giderek kent merkezlerinde bu uygulama gerçekleşmiştir. İstanbul gibi soğuk iklimli kentlerde 2000 li yıllardan sonra kaldırımlara masa konduğu görülmektedir.
  

Bazı dükkânların iç ölçüsü çok küçük olup dışarı konan masalarla büyük ölçü elde edilmiş olmaktadır. Hatta bazılarının ölçüsü mutfak tezgâhı veya çay ocağı konabilecek kadar olup masaları kaldırıma koyarak esas dükkân elde edilmektedir.  Kapalı mekân küçük olunca mutfak küçük bir tezgâh oluyor. WC olmayabiliyor veya yönetmeliğin istediği ölçüye uymayabiliyor. Hijyende sıkıntı olabiliyor. Gözleme tahtası, kahvaltı tabağı hatta yemek tabaklarının bile sadece silinip tekrar kullanılması gibi sorunlar olabileceği akla gelebiliyor.  


Yeldeğirmeni semtini ele alalım. Semtte, hemen yakınında bulunan İbrahimağa’daki AVM den fazla işyeri, yeme-içme dükkânı bulunduğu bellidir. O AVM deki kadar WC var mıdır? Olan WC lerin ölçü ve hijyen şartları uygun mudur?
  

Bu uygulamalar aynı şekilde devam ettiği müddetçe para kazanmak isteyen girişimcilere öneride bulunmak istiyorum. Yeme-içme dükkânı açacaklarına WC dükkânı açsınlar. Hatta dükkân bulamıyorlarsa eski otobüs satın alıp seyyar WC yapsınlar. Hem diğerlerinden daha kazançlı olurlar, hem çevreye yararlı olurlar, hem de kamusal hizmet yapmış olurlar.

Yeme-içme yerleri açılırken uyulması gereken mimari düzenlemeler olmalıdır. Kapalı mekân için en az müşteri veya masa sayısı konmalıdır. İnsanların sıkışık, rahatsız oturmaları önlenmelidir. Açık ve kapalı mekânda oturacak toplam müşteri sayısına göre mutfak ölçüsü, WC sayı ve ölçüsü belirlenmelidir. Kapasitelerine göre araç gereç ihtiyacı, bulaşık makinesinin büyüklüğüne kadar, belirlenmelidir.

Geçmiş yıllardaydı. Boğazın bir köşesinde, büfeden deniz kıyısındaki masalara hizmet yapılan bir balıkçıda oturmak istemiştik. Ben ekmek arası istemiştim, Balıkçı ise ısrarla en iyi yerdeki masasını öneriyor, ‘salata ikramımdır’ diyordu. Bu tip mekânlarda eli yüzü düzgün tipleri, manavların öne dizdiği mostra meyveleri gibi vitrine koyarak müşteri çekmek isterler. Ben yine de ekmek arası aldım, ailecek masaya oturduk bardak kullanmadan meşrubat içtik. Kalkarken büfemsi yere hesap ödemeye gittim. Hesabı alanın yanındaki arkadaşı gelen bulaşık tabakları silip tekrar servise koyuyordu. Kendilerine ‘İşte bunun için ekmek arası istedim’ demiştim. ‘Ne yapalım Ağbi, kalabalık’ demişlerdi.

Konunun diğer bir tarafı, kaldırımların orada yaşayan insanların ortak alanları olmasıdır. Belediyeler buralardan işgaliye vs ücret alıyorsa oradaki insanlar namına almış oluyorlar aslında. Bu konuda kaldırımların sahibi olan mahalle yaşayanlarından izin alınması gerekmez mi? Örneği az olmasına rağmen portiklerin de kullanıldığı bilinmelidir.  

Diğer yandan konunun deprem yönetmeliğiyle ilgili kısmı da bulunmaktadır. 1998 yılından önce 1975 yapı yönetmeliğine göre yapılmış binalardaki tadilatlarda binanın yeni yönetmeliğe uygun hale getirilmesi gerekmektedir. Görülmektedir ki riskli tescilli binalarda bile çeşitli ‘basit’ ve ‘esaslı’ tadilatlar yapılmaktadır. Özellikle ‘esaslı’ tadilatlar kesinlikle dikkate alınmalıdır. Aksi takdirde başa gelebilecekler kaza olarak geçiştirilemeyecektir.

Günümüz şartlarında kafe, restoran, pastane, bar vs lerin daha da çoğalması kaçınılmaz görünmektedir. Çıkabilecek sorunlar için ilgili yönetmeliklerin tekrar elden geçirilmesi gereklidir. Yapılacak yeni düzenleme ve kontrol ile her ölçüdeki mekânın yeme-içme yeri olmasının önüne geçilecektir. Bu durumda daha az sayıda ancak daha nitelikli yeme-içme yerleri açılacak, günümüzde yaşanan şikâyet ve aksaklıklar giderilmiş olacaktır.
ARİF ATILGAN OCAK 2016  



31 Ocak 2016 Pazar

MALTEPE’NİN GEÇMİŞİ
Arif Atılgan

Maltepe’ye, define bulunan tepelerinden dolayı bu isim verilmiş. Bölge, zaman zaman buradaki Bizans’ın yazlık sarayı Bryas adıyla da anılmış. 1329 yılında 3. Andronikos ile Orhangazi’nin meydan savaşı yaptığı Pelakanon’un, Cevizliden Eskihisar’a kadar uzanan alanın adı olduğu düşünülmelidir.

Maltepe’den daha eski yerleşim olan Başıbüyük Köyünün geçmişi 1300 lü yıllardaki Orhan Gazi dönemine kadar uzanır. Burada tarihi ayazma, manastır, cami gibi değerli eserler bulunmaktadır. 

Fatih Sultan Mehmed’in Hünkâr Çayırında öldüğü yazılmaktadır. Hünkâr Çayırının da Başıbüyükten Gebze’ye kadar uzanan bir çayır olduğu düşünülebilinir.

Bugünkü Maltepe’nin somut tarihi, Kazasker Feyzullah Efendi ile başlıyor. Feyzullah Efendi 1728-1729 yıllarında Maltepe sahiline Kayışdağı’ndan künklerle su getirmiş ve adının verildiği çeşmeyi yaptırmıştır. Ayrıca adını taşıyan camiyi ve hamamı yaptırmış. Maltepe’nin, 1750 li yıllarda Rumeli Kazaskerliği ve iki defa Şeyhülislamlık yapan, Feyzullah Efendinin çiftliği olarak kurulduğu belli olmaktadır.

                                 Feyzullah Efendi Çeşmesi ve Yeni Yapılan Cami.

1872 yılında Haydarpaşa-Pendik arasına tren yolu döşenmiş. Maltepe İstasyonu ile Beşçeşmeler, Feyzullah Camii civarındaki yerleşim yoğunlaşmıştır. Maltepe’ye daha sonraki yıllarda iskele yapılmış, denizden ulaşım da sağlanmıştır. İskelenin daha çok Maltepe’deki tarım ürünlerinin Adalara nakli için yapıldığı belli olmaktadır.
  
1901 yılında Maltepe’de Süreyya İlmen’in izleri görülür. Şimdiki E5 ten Başıbüyük tepesindeki hastane binalarının üzerine kadar olan Maltepe ve Başıbüyük köyleri arasındaki 7-8 Bin Dönümlük Narlı Çiftliğini zamanın Milli Eğitim Bakanı Zühtü Paşadan satın alır. Burada sulama işleri için bent, havuz yaptırır. O yıllarda Haydarpaşa’da şimdiki Marmara Üniversitesi binası olan Tıbbiye binası inşa edilmektedir. Tıbbiyenin İtalyan mimarları Alexandre Vallaury ile Raimondo D’arancodur. Süreyya Bey Başıbüyük’te askeriyeye inşa ettirdiği okulun ve caminin projelerini bu mimarlardan Vallaury’ye hazırlatır. Buradan Büyükbakkalköye ve Alemdağına yol açtırır. Kendine yaptığı köşkün yanındaki kaynak suyuna ayazma yaptırırken çıkan eski duvarı temizleyince bir manastır kalıntısı ortaya çıkar. Rumlar her yıl burayı ziyaret ederler, giderken Sultan Hamid’e dua edip Süreyya İlmen’e ‘yaşa’ anlamında Zito Süreyya Paşa diye tezahürat yaparlarmış. Süreyya Bey ormandan E5 çevresine kadar olan ovalık alanı ise parselleyip satar. Çiftlikten beklediği verimi alamayınca alanı çam ve zeytin ormanı haline getirir.

                                           Süreyya İlmen’in Yaptırdığı Cami.

1908 yılından önce Maltepe’yi içine alan Kartal ilçesi Üsküdar mutasarrıflığına bağlı sancaktır. Bu tarihten sonra İstanbul iline bağlı ilçe olur. 1919 tarihli bir plandan anlaşıldığına göre, bu tarihlerde İstasyonla Dragos Tepesi arasında Maltepe Milli Müdafaa İskelesi adlı demiryolu iskelesi yapılmıştır.

Maltepe’de somut yerleşim 1924 mübadelesinde Yunanistan’dan gelenlerle olmuş.  Maltepe’nin her tarafına yerleştirilen mübadiller aslında Maltepe’nin ilk yerleşik düzenini oluşturanlar olmuşlardır.

1928 yılında Maltepe’de müstakil belediye kurulmuş. Aynı yıl Beşçeşmeler Meydanında bulunan havuzlu park çevresindeki tarihi Feyzullah Camii yanmış. Günümüzde, Caminin yerinde binalar bulunmaktadır.

1946 yılında Süreyya Paşa, Süreyya Plajının açılışını yapar. 1951 yılında Başıbüyükteki arazisinin 1800 dönümünü SSK ya hibe eder, 1952 de burada açılan Göğüs Hastalıkları Hastanesine Onun adı verilir. 1959 yılında Semavi Eyice tarafından Bryas Sarayındaki tarihi kalıntılara dikkat çekilir.

                                     Süreyya Paşa Göğüs Hastalıkları Hastanesi.

1960 yılında Maltepe Belediyesi içindeki Küçükyalı bölgesi ayrı belediye olmuştur. Bu yıllarda çevre hala köy durumundadır. Altıntepe’de Noktadan yukarı çıkıldığında akrabalarımın oturduğu evin alt katındaki ahırda besledikleri ineklerini bilirim. Çevrede başka inek koyun besleyenler de bulunurdu. O yıllarda minibüs caddesinin altı ve çevresindeki parsellere imar çıkarılmış yavaş yavaş yapılaşma başlamıştı. 1963 yılında Belediye Başkanı Erşet Berkman’a ait 63 sineması açılmıştı. Küçükyalı-63 Sineması ile Kızıltoprak-Kent Sineması o zamanın en modern sinemalarıydı. Keşke oradaki durağın adı yine 63 konsa. 1964 yılında Maltepe İskelesi yakınında cami olarak ta kullanılmış olan eski kilisenin arsasına şimdiki Feyzullah Camii yapılmış.


1980 yılında Maltepe ve Küçükyalı Belediyesi iptal edilerek İstanbul Anakent Belediyesine (İBB) bağlı Maltepe Şube müdürlüğü haline getirilirler. Maltepe, 1985 yılında Kartal Belediyesine bağlı Müdürlük yapılmış. 1990 lı yıllarda Bryas kalıntıları bir İtalyan tarafından araştırılmaya başlanmış. 1992 de Maltepe müstakil belediye olur. Maltepe ilçesi, Kartal ilçesinden ayrılarak 1992-1994, 1994-1999, 1999-2004 dönemlerinde aynı kişinin Belediye Başkanlığında ANAP lı belediye olmuş. 2004-2009 döneminde AKP, 2009-2014 ve 2014 den bu yana ayrı Belediye Başkanlarının olduğu CHP li belediye olmuş. 18 mahallesi bulunan Maltepe’nin nüfusu 476.806, yüzölçümü 278KM2 dir.

Yörenin eskilerinin bana anlattıklarının içinde, kış mevsiminde Altıntepe’den Maltepe’ye gitmenin ıssızlık açısından tehlikeli olduğu, Maltepe’deki değirmene eşekle buğday götürüldüğü, deniz kıyılarına kadar kurtların geldiği gibi anılar bulunmaktadır. 1950 lerde yapılan Ankara Asfaltı adıyla anılan E5 yolu yokken, Köy diye bahsettikleri Altıntepe’deki koyunlarını Başıbüyük çayırlarında otlatırlarmış. 1960 lı yıllara kadar sahilde, şimdiki Küçükyalı Evlendirme Dairesinin bulunduğu yerde mezbaha bulunmaktaymış. Maltepe mezbaha ve kasaplarıyla bilinirmiş o yıllarda. Bugünün ünlü bir et lokantasıyla lahmacuncusu ilk olarak buradaki küçük bir dükkânda işe başlayan Maltepeli ailelerdenmiş. Yaz mevsimine girerken İsmet İnönü, Dragos Sahilindeki yalıdan yaptığı çivileme ile deniz sezonunu açarmış.

                                        İsmet İnönü’nün Çivileme Yaptığı Yalı.

En ilginci Mağara olarak bildikleri Bryas Sarayı kalıntısıyla ilgili olanıdır. O yıllarda sadece geniş bir delik olduğu için mağaraya benzemektedir burası. Çobanlar içeri giden dehliz deliklerini kapatarak ahır olarak kullanırlarmış. Çocukların da oyun yeri yaptıkları dehlizlere keçi salındığında, keçinin Başıbüyükten çıktığı anlatılırmış. Önce abartı gibi gelebilen bu söylentiyi Süreyya İlmen’in bahsettiği Başıbüyük’teki Manastır kalıntısını düşünürsek ciddiye almak gerekir. MS 9. yüzyılda Küçükyalıdaki Bryas Sarayının yakınına Styros Manastırının yapıldığı bilinmektedir. Styros Manastırı alanının Başıbüyük’e kadar   uzandığı akla gelmektedir. Manastır kalıntılarının bu alandaki yüzlerce binanın altında yok olduğu belli olmaktadır.

                                                    Bryas Sarayı Kalıntısı.

Bryas Sarayı yakınında Küçükyalı Bağdat Caddesinde, Bizans kalıntısı bir lahitin yalak olarak kullanıldığı, namazgâhlı Akduman Pınarı Çeşmesinden bahsedilir. Yüksek olmayan dairesel bir duvarın çevrelediği alan içinde bulunan, yanında iki büyük çınar ağacı olan bu çeşmeden bugün hiçbir iz yoktur. Eski Altıntepelilerden öğrendiğime göre Çeşme, Bağdat Caddesinin sol tarafında Adnan Kahveci Parkı ile Elginkan İkokulu arasında, Başıbüyük Köyü ileri gelenlerinden Abdi Ağanın Bahçesindeymiş. Çobanlar ineklerini, koyunlarını bu çeşmenin yalağında sularlarmış. İnsanlara geçmişin anımsatılması için buradaki durağın adının Akduman Pınarı konması iyi olurdu.

                                      Akduman Pınarı Çeşmesinin Bulunduğu Yer.

Görüldüğü gibi Maltepe’de tarihi eserler iyi araştırılmamış, hatta bazıları önemsenmeyerek ortadan yok olmalarına sebep olunmuştur. Benim bilgi aldığım eski insanlar 1920-1930 lu yıllarda doğmuşlar. Yani anlattıkları 1950 li yıllar ve öncesine aittir. Demek oluyor ki tarihi kalıntıların bulunduğu alanlardaki yapılaşma 1960 lı yıllardan sonra gerçekleşmiş. Bu tarihten sonra Küçükyalı, Maltepe, Kartal Belediyelerinde görev yapan yetkililerin bilerek veya bilmeyerek çok değerli tarihi eserlerin yok edilmelerine sebep oldukları belli olmaktadır.

                                          Dağver Baba Tekkesinden Kalanlar.

Başıbüyükte Dağver Baba Tekkesi kaybolmuş, Süreyya İlmenin yaptırdığı cami zor tanınacak halde, okul ise artık yoktur. Altıntepe’de Nokta durağına adını veren Nokta Taşı henüz yerindedir. Üzerinde 1232 (1817) tarihi yazan taşın hikâyesi bilinmemektedir. Ceneviz yapısı olduğu söylense de Beşçeşmelerin tam tarihi bilinmemektedir. Cevizli Tekel arazisindeki Bizans kalıntılarında kazı yapılmaya yeni başlanmıştır. Bugün kıyı dolgu alanında kalmış olan Süreyya Plajına ait Bakireler Anıtının içindeki Venüs Heykelinin de nerede olduğu bilinmemektedir.

                                                        Noktada Nokta Taşı.

Maltepe’nin yetkilileri ‘Uluslararası’, ‘Cazibe Merkezi’, ‘Marka’, ‘Pazarlama’ gibi tanımlardan kaçınsınlar. Maltepe’deki tarihi eserlerin ortaya çıkarılmasına, İlçenin geçmişinin yazılmasına katkıda bulunsunlar. Maltepelilerin belediyesi olduklarını unutmasınlar, ‘koruma’ anlayışıyla çalışarak öncelikle Maltepelilere hizmet edecek planlar yapsınlar.  Bir de lütfen Bizim insanımıza danışsınlar, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı arkeologlara araştırma yaptırsınlar.
ARİF ATILGAN OCAK 2016



18 Ocak 2016 Pazartesi

Kent Öyküleri

YELDEĞİRMENİ’NDEN SOYLULAŞTIRMA ANISI
Arif Atılgan

Uzunhafız Sokağında çocukluk arkadaşımdı. On binlerce defa sokağımızın iki notalı ıslığıyla birbirimizi çağırmışızdır. Sohbetinden en keyif aldığım arkadaşımdır. Ergenlik yıllarımızda, bugün aramızda olmayan üçüncü bir arkadaşımızla Yenice sigarası alır, yaptığımız Moda-Fenerbahçe turunda üçer sigara içerdik. Geriye kalan yarısı dolu paketi üçümüz de eve götürmeye cesaret edemez, Havranın bahçe duvarındaki oynayan taşların arkasına saklardık.


Bir yılbaşı gecesi Kehribarcı Apartmanının karşısındaki üç katlı cumbalı taş evde yaşayan arkadaşımıza konuk olmuştuk. Ailesi evde yoktu. Dört kişiydik. Nevalemizi alırken içecekler safhasında herkes bir şey almıştı. O yaşlarda neyi biliyorduk ki içki içmeyi bilelim. Eve geldiğimizde masada rakı, şarap, bira, cinzano, vermut, votka, cin, tonik şişeleri bulunuyordu. Yeme içme safhasında saçma sapan kokteyller yapılmaya başlanmıştı. İçlerinde en büyük bendim. Dedim ki, ‘Öyle bir şey yapalım ki bu geceyi unutmayalım.’ Bütün şişeleri önce bir tencereye boşaltıp kepçeyle karıştırdık. Sonra sürahiye doldurup içmeye başladık. Dördümüzün adlarının baş harflerinin sıralanmasıyla adını ALAN kokteyli koyduk. Kafaları bulmaktan öte olmuştuk. Gece evden çıktıktan sonra Onunla ikimiz karşıya geçip sabaha kadar Beyoğlu’nda eğlence olan mekânları gezmiştik.

O, evlendikten sonra da Yeldeğirmeni’nde yerleşmişti. Dolayısıyla semtten taşınmış olan bizlerden daha Yeldeğirmenli sayıyordu kendini.  Yaşadığı apartmanın karşısındaki bakkal ve manavla sohbet ederek alıveriş yapmayı severdi. Doğup büyüdüğü semtte binlerce anısıyla yaşamaktan çok mutluydu.

Diğerleri gibi buradaki değişimden hoşnuttu. Yeldeğirmeni’nin, şık kafelerin yer aldığı bir semt haline geldiğini söylüyordu. Ama yaşam değişecek, yeni yaşam eskilerin alıştığı gibi olmayacaktı.

Geçtiğimiz günlerde, Karakolhane Caddesinde Kardeşim rastlamış kendisine. Benim anlattıklarımdan aldığı bilgiyle, ‘Burada değerlenen eski evini satıp başka bir semtte yeni ve ucuz ev alabilirsin’ demiş. O kesip atmış, ‘Yeldeğirmeni’nden başka yerde yaşayamam’ diyerek. Kardeşim, bu konuşmadan bir süre sonra evinin önünden geçerken pencerelerinde perde görmemiş. Alttaki esnaftan İstanbul’a yakın bir kente taşındığını, burayı kiraya verdiğini öğrenmiş. Eski Yeldeğirmenliler bu yöntemle ikinci bir emekli maaşı kazanabiliyorlar.

Daha sonraki günlerde evinin önünden geçerken yıllarca alış veriş yaptığı bakkal ile manavın cep telefoncusu olduğunu gördüm. Yaşam sinsice değişmişti aslında.

Yeldeğirmenlilerin evlerini satmak yerine kiraya vermelerinin duygusal tarafı da var bence. Hani sevgiliyle kavga edilip ayrılırken birkaç eşya bırakılır ya ilerde dönme sebebi olsun diye.  Onun gibi. Ancak dönülmeyecek. Sonunda evlerini satacaklar, semtten kopacaklar.

Henüz Yeldeğirmeni’ni terk etmeyen bazı dostların semtin hoşlaştığından bahsettiklerini duyuyorum. Kızmasınlar ama herkesin gitme zamanı gelecek. Zira Yeldeğirmeni, bilinen tarihi kimliğinden her gün biraz daha uzaklaştırılmaktadır.
ARİF ATILGAN OCAK 2016