27 Nisan 2018 Cuma


AYİA TRİADA RUM ORTODOKS KİLİSESİ (KADIKÖY)
Arif Atılgan

1887 yılında inşasına başlanan Kilise, 15 yıl sonra 1902 yılında açılmıştır. Eski adıyla Bahariye yeni adıyla General Asım Gündüz Caddesiyle Hacı Şükrü Sokak arasında yer almaktadır. 3000mt2 arsa üzerinde 800mt2 ye oturan yapının mimarları G. Zahariadis ve Belissarios Makropoulos’tur. Açılış töreni Patrik 3. Yovakim ve Kadıköy Metropoliti Yermenos tarafından yapılmıştır. Yermenos Kilisenin bahçesinde gömülüdür.

Ayia kutsal demektir. Triada ise Baba-Oğul-Kutsal Ruh anlamını taşır. Burada baba Tanrı, oğul İsa, kutsal ruh ise Tanrının Ruhu anlamındadır. Üçü birden Tanrıyı temsil eder.

Tepeden bakıldığında kilise haç şeklindedir. Ancak 4 kalın ayak ile taşınan kubbe ve ona destek olan yarım kubbeler cami mimarisindeki taşıyıcı sistemi anımsatır. Dıştan bakıldığında göze çarpan iki gösterişli çan kulesi ana yapıyı desteklemektedir.

                                                    Kilisenin Dışarıdan Görünüşü

Girişteki narteks bölümünün sağ tarafında Ayia Ekaterini Ayazması bulunur. Depodan kullanılan kutsal su eskiden Modadaki Ekaterini Ayazmasından getirilirmiş. Günümüzde ise damacanayla suculardan satın alınan su önce okunarak kutsal hale getiriliyor, sonra depoya dolduruluyor. Asıl adı Dorotea olan Ekaterini’ye İsa’ya inandıktan sonra ‘taçlandırılmış taç’ anlamındaki adı verilir. Hıristiyanlık uğruna canından olan Ekaterini yaptığı fedakârlıklar dolayısıyla azize kabul edilmiştir. Kilisede görüştüğüm papaz ve diğer görevli kendisinden ısrarla Katerina diye bahsettiler.

                                                          Ayia Ekaterini Ayazması

Narteksten sonra iç mekâna yani nef bölümüne geçiliyor. Buradaki oturma yerleri diğer Ortodoks kiliselerinde görüldüğü gibi yanlarda yer alan açılır kapanır ahşap sandalyelerdir. Girişte soldaki kartal heykeli dostluğu, başının üzerindeki haçlı taç ise kiliseyi simgeler. İçeride çeşitli dini sembol olan resimler bulunmaktadır. Ancak en dikkat çekeni kiliseye adını veren Baba-Oğul-Kutsal Ruh resmidir. Resimde baba ile oğulun arasındaki uçan kuş kutsal ruhu temsil eder. Aynı görüntü üst kattaki balkonun arkasında da vitray olarak resmedilmiştir.

                                               Baba-Oğul-Kutsal Ruh

Tavanda bulunan kemerlerdeki çift başlı kartal resimleri anlamlıdır. Roma İmparatorluğunun simgesi batıya bakan kartaldır. Doğu Roma kurulduktan sonra onların simgesinin de doğuya bakan kartal olması istenmiş. Ancak Bizans Patriği hem doğuyu hem batıyı temsil ettiklerini göstermek amacıyla her iki istikamete bakan çift başlı kartal figürünü kullanmış. Burada da çift başın üzerinde kiliseyi simgeleyen üzeri haçlı taç bulunmaktadır.

                                         Çift Başlı Kartal Ve Üzerinde Haç Olan Taç

Aslında çift başlı kartal Türklerin de doğu ve batının hâkimi oldukları anlamında kullandığı simgelerdendir.

İçeride solda Vaiz Kürsüsü, karşısında Metropolit Kürsüsü bulunur. Metropolit geldiğinde burada otururmuş. Bu bana camilerdeki Hünkâr Mahfilini anımsattı. Metroplit Koltuğunun yanında bir ve karşısında iki adet olmak üzere önemli ziyaretçiler için üç adet daha koltuk vardır.

Apsis, Kutsal Bölüm olup buraya herkes giremez. Cemaat azaldıkça balkonların kadınlar bölümü olduğu unutulmuş.

                                                          İçerden Görünüş

Ayia Triada Kilisesinin bahçesi parmaklıklı duvarla çevrilidir. Dışarıdan bakıldığında bakımlı ve güzel bahçenin içindeki bina etkileyicidir. Bu bakımdan bahçeleri yüksek duvarlarla çevrili olan diğer kiliseler Ayia Triada’yı örnek almalıdırlar.

Çocukluğumda bu yapı dikkatimi çekerdi. Küçük bir kentte olsa oldukça ilgi göreceğini düşünürdüm. İstanbul gibi çok sayıda ve çok önemli tarihi eserlere sahip bir ilde bulunması şansızlığıydı sanki.
ARİF ATILGAN NİSAN 2018

19 Nisan 2018 Perşembe


GÖLYAZI
Arif Atılgan

Gölyazı, Bursa-İzmir yolunun 35. kilometresinde ana yoldan 7km içerdedir. Ulubat Gölünde, 11HA civarında alanı olan küçük bir adacıktır. Karaya köprüyle bağlanmıştır.

Anadolu’da Apollon Tapınağı bulunan 9 yöre bulunuyormuş. Gölyazı bunlardan biridir. Bu sebepten Apollonia adıyla anılmış. 2400 yıllık geçmişi olan antik kenttir.

                                                    Gölyazı Adası

1302 yılında, Orhan Gazi döneminde Aygut Alp’in oğlu Emir Kara Ali tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır. Fetih sonrası Hıristiyan nüfusa dokunulmamış, getirilen Türklerle birlikte yaşamaları sağlanmıştır. Yeni gelenler, göçebelikten yerleşik düzene geçenlere verilen Manav adıyla bilinir.

Manavlar ile eskiden beri yaşayan Rumlar 1919-1922 arasındaki Kurtuluş Savaşında köyü boşaltmışlar. Manavlar daha sonra geri dönmüş, Rumların bir kısmı Yunanistan’a gitmiş.

1924 yılındaki Mübadelede ise köydeki Rumlar Yunanistan’a gönderilmiş. Onlara karşılık Yunanistan’ın Selanik kentinde yaşayan Türkler buraya getirilmiş. Cumhuriyet sonrası adanın adı Gölyazı olarak değiştirilmiş. Neden Gölyazı konduğunu bulamadım.

Gölyazı'da kalan Rumlar, Manavlar ve son gelen Mübadiller hep birlikte burada 100 yılı aşkın süredir yaşamaktadırlar.

Gölyazı’da yaşayan kadınlar ‘Selanik’ten gelenlerin balıkçı olanları buraya yerleştirilmiş.’ demektedirler. Burada kadınlar da gölde balık tutarlar.

Gölyazı’ya ilk olarak 2012 yılında gitmiştim. O tarihteki izlenimlerimi yazmak isterim.. Adaya girmeden anakarada 700 yılı aşkın ömrü olan tarihi çınar ağacı bulunmaktadır. Ağacın özsuyunun aktığı söylenir. Ben altında pınar olduğu bilgisini edinmiştim. Yukarı çıkan su ağacın üzerinden akar. Bu bakımdan Ağlayan Çınar adı konmuş. Ağlayan Çınarın yanındaki balık lokantasında göle karşı oturuluyordu. Yaklaşık 100mt lik bir köprüyle Adaya çıktığınızda Ali Babanın tezgâhıyla karşılaşırdınız. Ali Baba kendi ürettiği ürünlerini satardı. Denemek için satın aldığımda tedirgin olmuştum. Ama aldığım ürünlerin hepsi nefisti. Özellikle Turna Havyarı Taraması.. Gölyazı’da yaşayanlar kendilerine özeldir. Tarımla, hayvancılıkla, balıkçılıkla uğraşırlar. Kolaylıkla yapılan 1km lik Ada yürüyüşünde alçak evlerin önünde teneke kutulara konmuş çiçekli sokaklar oldukça çekici ve samimidir. İnsanları hoşsohbettir. Balıkçılar öğlene doğru balıkhaneye getirdikleri balıkları müzayede ile satarlar. Müzayededen sadece lokantalar değil vatandaşlar da balık satın alırlar. Adanın girişindeki çay bahçesinde tüm adalılar oturup serinlerler.

Gölyazı, Bursa’dan Balıkesir istikametindeki seyahatlerimde kesinlikle uğrayıp dinlendiğim özel noktalarımdandı.

                                      2012 Yılında Ali Baba ve Ürünleri

                              2012 Yılında Adada Sokak Görüntüsü

2018 yılının nisan ayında (geçtiğimiz hafta) burayı seveceğini düşündüğüm torunumla Gölyazı’ya gittik.. Adada Canlandırma Çalışmaları yapılıyormuş. Ağlayan Çınarın özsuyu veya pınarı kurumuş. Ağlamıyor artık. Yanındaki balık lokantası da yıkılmış. Orayı meydan yapmışlar. Doğal Gaz getirmek için sokaklar kazılmış. Evlerin önündeki çiçekler yok. Zaten evler de değişmeye başlamış. Yer yer kaçak inşaatlar var. Çoğu ev, yeme-içmeci olmaya başlamış. Adanın tarihiyle ilgili bilgi bulmak için Turizm Bürosunu sordum. Vagon şeklinde bir yapı gösterdiler. Kapalıydı. Hafta sonu açıkmış. Ali Babanın rahmetli olduğunu önceki gelişlerimden biliyordum. Yine de gözüm aradı. Meydandaki çay bahçeleri turistik olmuş. Biri çaya 3TL, diğeri 1TL aldı. Adanın içinde olduğu kadar dışında da birçok yeme-içmeci açılmış. Açıkçası hiçbirine girmek içimden gelmedi. İzbe yerler. Tarihi kalıntılarla ilgili hiçbir bilgi yok. Ortalıktalar. En kötüsü burada yaşayanlar kendilerince “turizmci” olmuş. Gözleri parlıyor. Bu manzarayı ilk Bodrumlularda görmüştüm. Marmaris, Fethiye, Alaçatı daha birçok yerde. Hepsi bir süre sonra o güzel evlerini, sokaklarını, en önemlisi yaşantılarını kaybetmişlerdi. Pişman olmuşlardı. Buradakilere de söyledim. ‘Yakında İstanbul, Ankara’dan gelenler evlerinizi de adanızı da sizden alırlar.’ Dedim. İnanmadıklarını bakışlarından anladım. İnanmalarını beklemiyordum zaten. Yaşayacakları süreci anlatmadım uzun uzun. Daha önce Kadıköy’de, Yeldeğirmeni’nde, Moda’da yaşayanlara da aynı şeyleri söylediğimde inanmamışlardı. Bana kızanlar bile olmuştu.

Birkaç yıl önce Adanın tamamını satın almak isteyenler olduğunu okumuştum bir yerlerde. O da olur artık. Ada gidici bence.

                            2018 Yılında Yukarıdaki Sokağın Görüntüsü

İstanbul’da denizle iç içe büyüdüm. Başta Marmara Denizinin olmak üzere birçok denizin balıklarını tattım. Ancak yediğim en lezzetli iki balık türü, Van Gölünün İnci Kefalı ile Ulubat Gölünün Turna Balığıdır.  

İnsanlar yaşantılarının değerini bilebilseler..
ARİF ATILGAN NİSAN 2018

14 Nisan 2018 Cumartesi


KADIKÖY’DE ZAMAN
Arif Atılgan

Eski Kadıköy’de yaşamış olan Kadıköylüler…

Kesinlikle 1914 yılında inşa edilen Şehremaneti binasına girmişlerdir. Okula kayıt için Sağlık Müdürlüğünde aşı olmuşlar veya Kaymakamlıktan, Belediyeden bir belge almışlardır.

1926 yılında yapılan İskele binasından da vapura binmişlerdir. Her vapur onların ayrı dünyalarıdır. Vapuru kaçırıp 10 dakika sonraki vapura binenler sanki bambaşka bir dünyanın içine girmiş gibi olmuşlardır.

1927 yılında yapılan Hal binasının içindeki kargaşayı görmüşler, binanın içindeki Fen İşleri bürosuna uğramışlardır.

1930’lu yıllarda düzenlenen Parkta gezmişler, Âşıklar Yolunda yürümüşler, Evlendirme Dairesinde nikâh izlemişler, hatta çoğu orada evlenmişlerdir.


Postanede mektup, sırasındaki ve arka sokağındaki meyhanelerde iki tek atmışlardır.

Küçük Tarihi Çarşının içinde alış verişle kendilerini kaybetmişler, camilerinin ve kiliselerinin içine girmişler, ezan ve çan seslerinin birbirine karıştığını işitmişlerdir.

Bahariye Caddesinde sinemalara gitmişler, sinema öncesi pastane ve büfelerde bir şeyler atıştırmışlardır.

Yazlık sinemalardaki tahta sandalyelerde keyifle oturmuşlar, hem film hem de gökteki yıldızları izleyerek hayallere dalmışlardır.

Moda Deniz Kulübünün içindeki canlı müziği içerden değil Moda İskelesinden izlemişlerdir.

Moda Plajının tahta iskelelerinde yürümüşler, Kadıköy’ün tüm plajlarının kumuna kendilerini gömmüşlerdir.

Küçük Moda’da diskoda eğlenmişler, Alman Kampında ‘sevgili’ heyecanı yaşamışlardır.

Yahudilerin hamursuzunu, Hıristiyanların paskalyasını, Müslümanların ramazanını hep birlikte hissetmişlerdir.

Ramazanda Selimiye Kışlasından gelen top sesiyle oruçlarını açmışlar, camilerinde teravi namazı kılmışlardır.

Tarihi ağaçlarının altında oturmuşlar, hışırtılarıyla serinlemişlerdir.

Küçük Çamlıca’daki O Ağacın Altında ve Acıbadem Yokuşunun çevresindeki yeşilliklerde haşlanmış yumurta ve kuru köftelerle piknik yapmışlardır.

İlçelerindeki Otosan Fabrikasının ülkemizin ilk otomobil fabrikası olduğunu fark etmemişlerdir bile.

Bağdat Caddesinde volta atmışlar, pastanelerinde oturmuşlardır.

Bayramlarda Kuşdili Çayırındaki Bayram Yerine gitmişler, harçlıklarını bitirmişler, tekrar büyükleri ziyaret edip harçlık biriktirmişlerdir.

700 yıllık Karacaahmet Mezarlığına bir şekilde gitmeyeni yoktur.

Eski tahta tribünlü Fenerbahçe Stadının içinde maç seyretmek için stadın çevresindeki duvardan atlamışlar, açık tribün arkasındaki alanda mahalle maçı yapmışlardır. Ama hepsi 23 Nisan veya 19 Mayıs Bayramlarında stadın zeminine ayak basmışlardır.

Yeldeğirmenliler kendi içlerinde yaşamışlar, Özen Sinemasını özenle korumuşlardır.

Ayrılık Çeşmesi sokaktakiler Ayrılık Çeşmesi Mezarlığının ürkütücü halini hissetmişler, yıllar sonra Marmaray için yıkılan 18 evlerine üzülmüşlerdir.

Koşuyolu’nun kırlık halinde yaşamışlar, Validebağ Korusunun doğal halini görebilme şansına sahip olmuşlardır.

Kurbağalıdere’den sandal kiralamışlar, Yoğurtçu Parkta nefes almışlardır.

Hasanpaşa semtinin insanlarını tanımışlar, Havagazı Fabrikasının gazının kokusunu koklamışlar, bu sebepten bu havaliye Gazhane demişlerdir.

Neredeyse her sokak başında bulunan İyi Su çeşmelerinden su içmişler, evlerine su taşımışlardır.

Derelerinin şırıl şırıl akışını izlemişlerdir.

Caferağa’da Adliye Bahçesinde top oynamışlar, Altıyoldaki Fenerbahçe Gazoz Fabrikasının gazozunu tatmışlardır.  

Mimar Melih Koray’ın binalarını beğenmişlerdir.

‘Deniz Otelini geçince..’ veya ‘Deniz Oteline gelmeden..’ diyerek yol tarifi yapmışlardır.

1984 yılında Kadıköy’ün ilk seçilmiş Belediye Başkanı Osman Hızlan’ı başkan olmadan önce de bir Kadıköylü olarak tanımışlardır.

Hava kararınca Haydarpaşa-Kadıköy arasındaki koyda seyreden vapurların ışıklarıyla gelin gibi süzülüşlerini hayranlıkla izlemişlerdir.

Bütün bunlar, daha fazlasıyla Kadıköy’de Zaman kitabımda yer alacaktır. K-İletişim Yayınları sahibi Kadir Toprakkaya 2018 Nisan ayında kitabımın okuyucularıyla buluşacağını müjdelemektedir.
ARİF ATILGAN ŞUBAT 2018  

Not: Yeni çıkan Kadıköy Gazetesi için köşeyazımdır. Son paragrafı K-İletişimin ricasıyla yazdım. 

7 Mart 2018 Çarşamba


Kent Öyküleri

BOĞA HEYKELLİ ALTIYOL
Arif Atılgan

1864 yılında, Sultan Abdülaziz Paris’te yaşayan Fransız heykeltıraş Isidore Jules Bonheur’a Dövüşen Boğa isimli bir heykel yaptırır. Abdülaziz ava, heykeltıraş ve ailesi ise hayvan figürlerine meraklıdır.

Paris’te, önemli sanatçıların eserlerinin sergilendiği Uluslararası Fuar (Exposition Universile) bulunmaktadır. Dövüşen Boğa dâhil Bonheur’un bütün eserleri burada sergilenmiştir.

Sultan Abdülaziz 3. Napolyon’un davetiyle 1867 yılında sergiyi ziyaret etmiş. İstanbul’daki çeşitli saray bahçeleri için 24 adet hayvan figürlü heykel siparişi vermiştir.

Kendisi bu seyahat dolayısıyla savaş sebebi dışında Avrupa’ya giden ilk padişah olmuştur.

Heykeller, İttihat ve Terakki Partisi dönemindeki yöneticiler tarafından kentin farklı yerlerine götürülürler. Daha sonra da çeşitli noktalara taşınmaları devam eder.

Dövüşen Boğa sırasıyla Yıldız Şale Köşkünün bahçesine, Beylerbeyi Sarayının bahçesine, Belgrad Ormanları yanındaki Bilezikçi Çiftliğine, Kadıköy'e, 1940 larda Spor ve Sergi Sarayı önüne getirilir. 1950 lerde kısa bir süre Hilton Oteli önüne getirilse de hemen eski yerine götürülür. 1971 yılında Kadıköy’de Şehremaneti Binasının önüne, 1987 yılında Kadıköy’ün önemli meydanı Altıyol’a yerleştirilir.

                                                   Dövüşen Boğa

Bilezikçi Çiftliğinden sonra kısa bir süre Kadıköy Kız Lisesi olarak bilinen Mermer Köşkün bahçesine, 1950 lerde Taksim Gezi Parkına, 1960 larda Divan Oteli önüne konduğu da söylentiler arasındadır.

Buraya kadar yazdıklarım heykelin belgelerde yazan bilinen geçmişidir. Bundan sonraki bölümde yer alan bilgileri ilk defa okuyacaksınız.

Heykelin Kadıköy’de Şehremaneti Binası önünden Altıyol’a çıkışının öyküsü:

1987 yılı. Osman Hızlan Belediye Başkanıdır. Kendisi eski Kadıköylü olduğu için ilçede lakaplarıyla tanıdığı birçok arkadaşı vardır.

Güngör Önemli, Kadıköy’ün zengin ailelerindendir. Lakabı Öküz’dür. Altıyol’da Vişne Sokaktan İskeleye inerken caddenin sağ tarafındaki binaların çoğu Onun ailesine aittir. Kendisi kamyonculuk yapar.

Kadıköy Belediyesine taahhüt işi yapan Yapı Merkezine kamyonlarıyla taş taşıma işi yapmaktadır. Yapı Merkezi taşeronlarına ödemelerini senetle yapar.

Güngör Önemli’nin nakit ihtiyacı oluşmuştur. O ayki ödemeyi senet yerine nakit alırsa rahatlayacaktır. Osman Hızlan’a bu konuda yardımcı olması için rica eder. Osman Bey Yapı Merkezi sahibi Ersin Arıoğlu’na telefon ederek durumu anlatır. Ersin Bey de ‘Olur’ der.

Ödeme günü Güngör Önemli şirketin muhasebe servisine gider. Oradakilerin konudan haberi yoktur. Kendisi de bir şey söylemez. Dolayısıyla yine Ona senet verirler. Güngör Bey senetleri faizle tefeciye kırdırır. Tefeci, senetlerin sağlamlığını araştırmak için Yapı Merkezine telefon eder. Konuyu geç fark eden yetkililer ‘O senetleri yanlışlıkla vermişiz. Getirin, nakit verelim.’ Derler. Tefeci, Yapı Merkezine senetleri götürerek nakit parayı alır. Yani hem Güngör Beyden faiz almış hem de senetleri hemen tahsil etmiş olur.

Bunu öğrenen Osman Hızlan, Güngör Önemli’ye çok kızar. Kendisini çağırır ve der ki ‘Bu kadar saflık olmaz. ‘Öküz’ lakabını hep anımsamanı sağlamak için Boğa heykelini Altıyol’a koyacağım. İşyerleriniz ve evinizin karşısına. Onu her gün gör ve lakabını anımsa.’ der.

4 Eylül 1987 gecesi saat 2 civarı Boğa Heykeli kalın yuvarlak demirlerin üzerine konur ve kamyonla çekilerek Altıyol’a taşınır. Operasyon sonrası oluşan Dövüşen Boğalı Altıyol Meydanı’nın yıllar sonra Kadıköy’ün simgesi haline geleceği o gün kimsenin aklına gelmemiştir.

Günümüzde artık Altıyol tanımı unutulmuştur. Meydan, Boğa adıyla anılır.

Kentlerde çok önemli sonuçlar bazen çok basit sebeplerle meydana gelirler.
ARİF ATILGAN MART 2018

Not:
-3 Eylül 1987 Perşembe günü Osman Hızlan kalp krizi geçirerek Koşuyolu Hastanesine yatar. Operasyonu hastaneden yönetir.
-1987 yılında Haydarpaşa Deresi yer altından İnci Burnundaki arıtma tesisine geniş bir kanalla bağlanmaktadır. Heykelin altına konan kalın yuvarlak demirler, Haydarpaşa-Kadıköy arasında bu kanalı tutmak için yapılan fore kazıklarda kullanılan demirlerdendir.
-Aynı gece Bahariye Caddesinin en üst noktasında ortada bulunan metruk ahşap evin yıkılması da gerçekleştirilir.
-Bu alana McDonalds firmasına yuvarlak büyük havuz yaptırılır. Adı McDonalds Havuzu olarak bilinir.
-2000 li yıllarda havuz kapatılıp burası park-meydan haline getirilir.
-2013 yılında park-meydana Mehmet Ayvalıtaş adı verilir.
-Güngör Önemli’nin diğer lakabı Tepsi’dir.
-Olay, Osman Hızlan’dan dinlenmiştir.
-9 Nisan 2019 tarihinde Osman Hızlan'ı kaybettik.

13 Şubat 2018 Salı


TUBİNİ KİLİSESİ
Arif Atılgan

Tubiniler 1850 li yıllarda Ege Denizindeki Syros Adasından İstanbul’a gelmişler. Kadıköy’e yerleşmişler. Esas işleri bankerlik olup başka işlerle de meşgul olmuşlar. Kadıköy’deki PTT binasından Moda’ya kadar olan alan bu ailenin mülkiyetindeymiş. İtalyan asıllı, Fransız uyrukludurlar.

Kadıköy’e geldikten bir süre sonra Mühürdar Caddesi ile Misbah Muayyeş Sokak köşesinde bulunan köşkü inşa ettirirler. Ardından bu köşkün Misbah Muayyeş Sokak tarafına Katolikler için kendi adlarını verdileri Tubini Kilisesini yaptırırlar. Yüksek duvarların arkasında kaldığı için pek belli olmayan kilisenin bulunduğu avluya sokaktan bir kapıyla girilir.

                                                      Tubini Kilisesi

Tubini Kilisesinin denize kadar uzanan bahçesi çok geniştir. Geniş bir bostanlık olan bahçe içinde papazın oturması için ev de bulunmaktadır. Küçük bir yapı olan binada Kilise mimarisinde bulunan camekanlı giriş yeri olan narteks bölümü yoktur, ibadet edenlerin bulunduğu nef bölümü doğal olarak vardır, sunak vs nin bulunması gereken apsis bölümü ise çok belirgin değildir. 

                                               Kilisenin İç Görünüşü

1940’lı ve 1950’li yıllarda arazi üzerinde açılan yollar ve yapılan parselasyonlar sebebiyle kilisenin bulunduğu parsel dışındaki bostanlık alan ile papaz evi yok olmuştur.

1958 yılında Tubini Kilisesi kapanır. Zira Katolik cemaati için Moda’daki Assompsion Kilisesi bina olarak büyük, etkili, yeterli ve etkindir. Tubini Kilisesinin yetkisi de anahtarı da Assompsion’dadır.

2000 li yıllarda Advandist isimli Hıristiyan cemaat üyeleri, boş duran Tubini Kilisesini kiralamak için Assompsion Kilisesine başvuruda bulunurlar. Katoliklerin bağlı bulunduğu Elmadağ’daki Notre Dame de Sion Fransız Okulunun içindeki Vatikan Temsilcisine gönderilirler. Kiralama işlemi oradan gerçekleştirilir. Yetkililerden aldığım bilgiye göre kira temsili bir rakamdır.

Avlu İçinden Girişi

Advantistlerin o zamana kadar Taksim’de bir mekânları varmış. Burada sorun çıkması üzerine Kadıköy’e gelmeyi düşünmüşler. Merkezleri ABD de olan Advendistler cumartesi günleri ibadet yapmaktadırlar. Allah’ın dünyayı 6 günde yaratıp 7. Gün olan cumartesi gününü ibadet edilecek dinlenme günü ilan ettiğini kabul ederler. Kendilerine 7. Gün Adventistleri deniyor.

Onlardan kısa bir süre sonra yine Hıristiyan bir cemaat olan Protestanlar Assopsion Kilisesine başvuruda bulunurlar. Kilisenin boş olduğu günleri kiralayarak değerlendirmek isterler. Onlara da kiralanır. Protestanlar ise pazar günleri ayinlerini yapmaktadırlar. Sonuçta ayin günleri çakışmayan iki cemaat hafta arasındaki günleri de paylaşarak aynı kiliseyi birlikte kullanmaktadırlar.

2005 yılında Haydarpaşa kitabım için araştırma yaparken bu kilisenin varlığını öğrenmiştim. Kimsenin haberinin olmadığı küçük binayı yazıp anlattıkça insanlar şaşırıyorlardı.

2017 yılında bir Pazar günü gittiğimde içerde pop müzik orkestrasının çalıp söylediğini görmüş, şaşırmıştım. Buradaki Protestanların ayini böyleymiş. Dualarını bu şekilde okuyorlarmış.

Tubini Kilisesi Kadıköy’ün tarihi binalarındandır.
ARİF ATILGAN ŞUBAT 2018

Not:
Yandaki Köşk bir süre İtalyan Kız Okulu olarak kullanılmıştır.
1931 yılında İtalyan Kız Okulu Tophane’ye taşınınca bina Sular İdaresi olarak kullanılmaya başlanmış.
1980 li yıllarda Sular İdaresi olarak kullanılan köşk yıkılıp yerine bugünkü betonarme bina yapılmış.
Bu bina da 2000’li yıllara kadar İSKİ olarak kullanılmıştır.


10 Şubat 2018 Cumartesi


AYDIN KAYA, YALOVA’NIN SOKAK ŞARKICISI
Arif Atılgan

Aydın Kaya, İstanbullu. Beyoğlu’nda doğup büyümüş. İlk Yardım Hastanesi civarı mahallesi oluyor. Babası neyzenmiş. Annesi ev kadını ama O da müzisyenmiş. Kardeşleri İstiklal Caddesinin müzisyenleri. Kendisi org çalıyor aynı zamanda. Yani ailecek müzisyenler.  

Geçtiğimiz yıla kadar kış mevsiminde İstiklal Caddesinde, yaz mevsiminde Yalova’da müzik yapıyormuş. Bazen Yalova Merkezde bazen Çınarcık’ta..

                                                       Aydın Kaya
   
Bu yıl Çınarcık’a taşınmış. İlk defa kış mevsimini burada geçirmiş. Bundan sonra İstanbul’a gitmeyi düşünmüyor.

Yalova’da Çay Bahçelerinin olduğu bölgede kaldırıma oturur ve şarkısını söylemeye başlar. Genellikle eşi arkasında oturur. Onun su vs gereksinimlerini karşılar. 3 çocuğu var. Geçimini Sokak Sanatçılığından sağlıyor.

Eşi Arkasında 

Aydın Kaya, tam bir sokak sanatçısı. Yanındaki müzik kutusundan orkestra müziği geliyor, O şarkı söylüyor. Süratle etrafında dinleyicileri oluşuyor. Özel izleyicisi var. Sesi ve davranışıyla adeta Müslim Gürses. Ben Ona Yalova’nın Müslim Babası diyorum.

                                                            İzleyicileriyle

Onu ilk defa geçen yıl fark etmiştim. Hava kararmıştı. Duygulu bir sesti. Önündeki şapkaya 1TL atıp yürümüştüm. Şarkıya ara verip teşekkür etmesiyle dikkatimi çekti. Daha sonraları izlemeye başladım. Farklıydı.. 

Sokak Sanatçıları kentin süsüdür. Aydın Kaya gibilerini bir adım öne çıkarıp belgelemek gerekir diye düşündüm. 
ARİF ATILGAN ŞUBAT 2018


4 Şubat 2018 Pazar

KADIKÖY’ÜN SON MÜZİKÇİSİ
Arif Atılgan

1948 Kadıköy doğumlu Manuk Ohanoğlu. Doğma büyüme Kadıköylü. Saint Joseph mezunu.. Müzik tutkusu sebebiyle Üniversiteye gitmemiş. Babası ve dedesi de Kadıköy doğumlu. Annesi İzmitli.

                                                            Manuk Ohanoğlu

1963 yılında Agop Asdıroğlu’nun Bahariye Caddesindeki Melodi Plak dükkânında, yaz tatillerinde çalışarak plakçılıkla tanışıyor.

1970 yılında yine aynı caddedeki Gündüz Gülener’e ait İstanbul Plakta çalışıyor.

O yıllarda önlerinden Kadıköy-Moda tramvayları geçmektedir. Müşteriler tramvaydan seslenip ‘Manuuk, yeni plak geldi mi?’ diye sorarlarmış. Cevap ‘Evet’ ise ertesi gün satın almaya gelirlermiş.. Sinemadan çıkanlara plak satmak için saat 24’e kadar suareye gidenlerin dağılmasını beklerlermiş. Bahariye, sinemaların çarşısıdır o yıllarda. Opera, Süreyya, Yurt, Reks sinemaları vardır. Suare saat 20, 22 de çift, ya da 21 de tek matine olarak oynar.

1971 yılında askere gider. Kulakla ilgili geçirdiği rahatsızlık müzik tutkusunu engellemez.

1972 yılında askerden dönünce kendi işini kurmak ister. Serasker Caddesi’nin girişindeki küçük dükkânı kiralar. Sıra isim bulmaya gelir.. İyi futbol oynayan Manuk, Ermeni Derneğinin takımındadır. Moda’daki Aramyan Ermeni Okulu ve Kadıköyspor sahalarında top oynarken izleyicilerinden biri hara sahibi Sadık Eliyeşil’dir. Sadık Bey, 1971 yılındaki Gazi ve Cumhurbaşkanlığı koşuları dâhil birçok yarış kazanmış olan Minimo isimli şampiyon atın sahibidir. Manuk’u sürati dolayısıyla Minimo’ya benzetir. Yani Minimo efsane atın ismi, Manuk’un lakabıdır. Dükkâna Minimo adını koymaya karar verir..  O yıllarda 45 lik plak ve 33 lük Longplay denilen plaklar satılmaktadır.

                                                             Minimo Plak Evi             

1980 lerde kasetçilik başlar. Eski büyük makaralı teyplerin bandı küçük kasetin içine sıkıştırılmıştır. Teyp yerine de daha küçük ebatta kasetçalar üretilmiştir.. Manuk o yıllarda kasetlere kendi seçtiği parçalarla özel dolum yapardı. Fransız-İtalyan-İspanyol parçaları özellikle sevdiği müzik türleridir. Bir yandan da Türk Hafif Müziği parçaları doldururdu.. Tarzı vardı ve çok tutulmuştu.

1985 te başlayan CD modası 2000 lerde hızlanmıştır..

2018 yılına geldik. Müzikle uğraşısı 55 yıl, müzik esnaflığı 46 yıllıktır Manuk’un.

                                                      Minimo Nostalik Müzik Dükkânı

Deşiyorum biraz. ‘Altıyolda Mahmut Paşa Çarşısı tipi dükkânlar oluşmuş. Hâlbuki burada eskiden Vakko vardı.’ Diyorum.  Dediğimi doğruluyor ve özellikle 10 yıldır müşteri tipinin değiştiğini söylüyor. Bir anı anlatıyor.. Uzun Hava isteyen birine Safiye Ayla’nın CD sini vermiş. Akşam müşteri telefonla aramış. ‘Şarkıları beğendim. Ama hatalı CD vermişsin. Sadece tek yüzü çalışıyor.’ Demiş.. ‘Telefonda zor anlattım CD nin tek taraflı olduğunu.’ Diyor Manuk.    

1970 li yıllarda Onun dükkânına yakın bir yerde işyerim vardı. Orada tanışmıştık. Öğlenleri önümüzden geçerek yemek yemeye evine giderdi. Oradaysam laflardık. Acelesi olduğunda elinin keskin tarafını midesine sürter, ‘Kayıntı’ der devam ederdi.. Yılda bir kere dükkânı kilitler, birkaç haftalığına Fransa’ya ağbisinin yanına giderdi.. Kendisi burada annesiyle yaşardı.

Bugün 94 yaşına gelmiş olan annesinin rahatsızlıkları var. Onunla Manuk ilgileniyor. Yaşam böyle bir şey işte.. Roller değişiyor..

‘Etrafım telefoncu, yeme-içmeci doldu. Her gün gelip ‘Dükkânı devrediyor musun?’ diye soruyorlar.’ Diyor.. Kadıköylülerin ilgisi Ona değişik bir çözüm düşündürmüş. Bulunduğu binanın üst katlarından bir ofis kiralayarak ticaret düşünmeden işe devam etmek.. Dükkânını terk etmemesi için kendimce akıl öğretiyorum, ‘O yıllarda nasıl kaset dolduruyorsan, şimdi de CD doldursan..’ Cevabından anlıyorum ki O bu işi kafasında bitirmiş. ‘Türkiye’de tezgâhta kalan son ustayım. Bu kiralarla bu işler mümkün değil. Sektör Benimle bitmiştir..’

Ne yıllardı.. Caddeden.. Her yerden duyulurdu Minimo Plak Evinin müzik sesleri. O, Kadıköy’ün son müzikçisidir. 
ARİF ATILGAN ŞUBAT 2018

Not: Bu yazıyı yayınlamamdan 1 ay kadar sonra Manuk Ohanoğlu'nun annesi vefat etti.. Bir süre sonra da Dükkan kapandı.