18 Ekim 2016 Salı

Yeldeğirmeni

YELDEĞİRMENİ SPOR KULÜBÜ
Arif Atılgan

Yeldeğirmeni Spor Kulübü 10 Haziran 1951 tarihinde mahallenin sporsever gençleri tarafından kurulmuş. Kulübün ilk adresi Rasimpaşa Mahallesi, Rıhtım İskele Sokak No 73 olup, tescil edilen renkleri Bordo-Beyazdır.

Kurucular, Orhan Yücer, Dr Memduh Eren, İrfan Eralp, Hadi Ballı, Mesut Tükelman, Aleko Vafiadis ve İlhami Erkural’dır. Kuruluş amacı, gençleri spor yapmaya teşvik ederek maddi ve manevi yeteneklerini geliştirmek, geleceğe daha yararlı, başarılı fertler yetiştirmektir. Faaliyet alanları futbol, basketbol, voleybol, güreş ve bokstur.

1952 yılında liglere katılmak için Beden Terbiyesi İl Müdürlüğüne başvuruda bulunulmuş. Başvuru kabul edilmiş ve Amatör Futbol 4. Kümeden liglere katılma hakkı kazanılmış. 1 yıl gayri federe faaliyet gösteren Kulüp artık federe olmuş, amatör liglerde boy göstermeye başlamıştır.

Birer yıl arayla 4. Kümede şampiyon olup 3. Kümeye, 3. Kümede şampiyon olup 2. Kümeye geçer. 2. Kümede de 3 yıl sonra şampiyon olup 1. Amatör Kümeye geçer.

Yeldeğirmeni Spor Kulübü kurulduğu günden itibaren birçok başarıya imza atmıştır. Birincilikler, şampiyonluklar ve kupalar kazanmıştır. Ancak bir tanesi vardır ki hepsinin önüne geçmektedir. 1980-1981 sezonunda kazanılan Amatör Ligler Türkiye Şampiyonluğu.. Bu kadroda yer alan arkadaşlarımıza, semtimizde topa ayağını dokundurmuş herkes gıpta etmiştir.

                                                     Türkiye Şampiyonu Kadro

Takımımız, önce Adapazarı ve Kocaeli’ndeki grup şampiyonalarına katılmış, burada şampiyon olmuş, daha sonra Ankara’da Muğla Sporla oynadığı final maçını 2-1 kazanarak AMATÖR LİGLER TÜRKİYE ŞAMPİYONU olmuştur. Bu şampiyonluk, mütevazı mahallemiz için Galatasaray’ın Avrupa Şampiyonu olması, Fenerbahçe’nin Avrupa’da yarı finale kalması, Türk Milli Takımının Dünya üçüncüsü olması kadar önemlidir.

                                    Türkiye Şampiyonluğu Maçından Bir Görüntü

Yeldeğirmeni Kulübünde kuruluşundan itibaren başkanlık ve yöneticilik yapmış değerli dostlarımız vardır. Büyüğüm, akranım, küçüğüm.. Verdikleri emekler için hepsine teşekkür ediyor ve hepsini saygıyla anıyorum.. İkisinden bahsetmek istiyorum.

Orhan Yücer: 1960 lı yılların unutulmaz başkanıdır. Kulübün ihtiyacı olduğunda kimseye bir şey söylemeden evinin eşyalarını satmıştır. Yeldeğirmeni Spor Kulübü denildiğinde ilk akla gelen isimdir.

Orhan Kaya Tok: Amatör Ligler Türkiye Şampiyonu olunan dönemin başkanıdır. Saha içinde ter akıtan oyuncular kadar O da saha dışında ter akıtmıştır. Maddi manevi her çeşit fedakârlıklarda bulunmuştur.

Spor Kulübünün kuruluşundaki isimlerden rahmetli Mesut Tükelman, Uzunhafız Sokaktan arkadaşlarım rahmetli Gürel ve kardeşi Meral’in babasıdır. Onu futbolla çok ilgili değil diye bilirdim. Hâlbuki kulübün kurucuları arasındaymış. Diğer yandan futbolla ilgisi olmayan mimar arkadaşım Tanju’dan da babası Celal Aktaşlı’nın 1950 li yıllarda kulüpte yöneticilik yaptığını öğrendim. Buradan belli oluyor ki semtimizde yetişmiş her kişi görev sırası geldiğinde tereddüt etmeden Spor Kulübümüze hizmet etmiştir.

Yeldeğirmeni Futbol Takımı 2019-2020 İstanbul 1. Amatör Lig 14. Grupta Şampiyon oldu. 12 Ocak 2020 Pazar Günü Dudullu Stadında yapılan maçta Taşdelen Sporu 3-1 yenerek hedefine ulaşmıştır.

Yeldeğirmeni Spor Kulübü Ekibi 11 Ocak 2020 de Şampiyonluk Maçı İçin Kampta

Yeldeğirmeni Spor Kulübü, diğer spor kulüpleri gibi kentte boş arsalar olduğu yıllarda en keyifli ve sorunsuz dönemlerini yaşamıştır. Arsalar, oyuncu yetişmesi ve antrenman yapılması açısından büyük kolaylıktı. Ayrıca arsadan yetişen oyuncuların topa yatkınlığının daha fazla olduğu da herkes tarafından kabul edilmektedir. Bugün arsalar yok artık. Oyuncular halı sahalarda, tesislerde yetişmektedir. Antrenman yapmak için yer bulmak sorundur. O zaman da çaresiz kalan spor kulüpleri başkalarına devredilmekte, kuruldukları semtlerden uzaklara taşınmaktadırlar.

Konunun içinde olanlar bu durumun ne kadar acı verici olduğunu bilirler. Dileğim, Yeldeğirmeni Spor Kulübümüzün hep semtimizin kulübü olarak var olmasıdır.
ARİF ATILGAN EKİM 2016


15 Ekim 2016 Cumartesi

Kent Öyküleri

BİR KADIKÖY ANISI

1970 li yıllarda bir gün. Kadıköylü mimar Atay Aliyazıcıoğlu’nun Altınoğlu İş Hanındaki bürosu. Büroda Atay Bey ve genç mimar Nüvit Şahlıoğlu bulunuyor. Atay Bey masasında. Nüvit çizim yapıyor. İçeriye üst baş perişan biri giriyor. Atay Beyi soruyor. Atay Bey gizleniyor. Nüvit ‘Kendisi yok, ne vardı?’ diyor. Gelen kişi ‘Ben camcı Zaven’ deyince, Nüvit de ‘Peki, selamınızı söylerim’ diyor. Adam gidiyor.

O yıllarda iş hanlarındaki her oda ayrı bir büro idi. Kapıyı açan, patronla karşı karşıya gelebilirdi. Bu sebepten buralara satıcı, dilenci gibi insanlar çokça girerlerdi. Böyle durumlarda büro sahibi gözükmez, çalışan kişiler gelenleri gönderirlerdi. O gün gelen kişiye de aynı muamele yapılmıştı. 

Bürodakiler Kadıköy’ün ünlü müteahhidi Aslan Ekşioğlu’na bir proje hazırlamaktadırlar. Projenin uygulanacağı yer Altıyol’dan Kadıköy İskelesine inerken sol köşedeki parseldir. Burası Kadıköy’ün en değerli arsalarından biridir.

                                                        Sol Köşedeki Arsa

Proje çizilir, ruhsat alınır ve inşaata başlanır. İnşaat sırasında mimarların öğrendikleri bir konu onları çok şaşırtır. Çok ta mahcup olurlar.

Camcı Zaven Usta arsanın sahibidir.. O gün büroya iş kıyafetiyle gelmiştir.

Kıssadan Hisse: Para ile imanın kimde olduğu belli olmaz.
Arif Atılgan Ekim 2016

Not:
-Arsada eski yıllarda açık hava sineması ve daha sonra umumi helâ bulunduğu söylenmektedir.
-Atay Aliyazıcıoğlu Kadıköy’de mimarlık yapmaya devam etmektedir. 
-Mimar Atay Aliyazıcıoğlu’nun yanında çalışan Nüvit Şahlıoğlu yıllar sonra Kadıköy Belediye Meclisi Başkanı olur.
-Mimar Atay Aliyazıcıoğlu Aslan Ekşioğlu’nun bürosuna projeleri götürdüğünde, Aslan Bey içerde mimar Melih Koray ile tavla oynamaktadır. Bugün Aslan Bey ve Melih Bey hayatta değillerdir.
-Camcı Zaven Ustanın bugünü ile ilgili bilgiye ulaşamadım.

12 Ekim 2016 Çarşamba

Yeldeğirmeni

KAYNAK AİLESİNİN EVİ
Arif Atılgan

Yeldeğirmeni’ndeki ana sokaklar, denizden yukarıya çıkarlar ve demiryolunda biterler. İskele Sokağının üst kısmı Kır Kahvesi Sokağı ile demiryolu arasında küçük bir çıkmaz sokak gibidir. Bahsetmek istediğim, sokağın sonunda demiryoluna da sınırı olan sağdaki iki katlı ahşap evdir.

                                                    Kaynak Ailesinin Evi

Pulu düştüğü için tam tarihini saptayamadığım eski Osmanlı tapusunda evin ve çevresinin vaziyet planı görünüyor. Evin 1800 lü yılların sonlarında yapıldığı tahmin ediliyor.

Emekli Deniz Hâkim Albay Osman Alpay Kaynak’ın dedesi Bahriye Zabiti Ali Rasih Bey ve anneannesi Adile Hanım, evi 1920 yılında zamanın Cebelibereket mebusundan satın almışlar. Cebelibereket, o yıllarda il olan bugünkü 80. İlimiz Osmaniye’nin adıdır.

Ev ahşaptır. Kafesli olan pencereleri Türk evi olduğunu belli eder. 405 mt2 arsa içersinde 60mt2 ye oturan zemin kat ve yine 60mt2 lik birinci katı vardır. Bodrum katına evin içinden değil dışarıdan inilmektedir.
Zemin katta: 1 Misafir Odası+1 Oturma Odası+Mutfak+WC+Gusulhane,
Birinci katta: 2 Yatak Odası+Sofa+1 WC (Banyo olarak ta kullanılmış) bulunmaktadır.
Alt kattaki mutfak dışarıya o derece açıktır ki dışarıda gibidir. Üst kattaki yatak odalarından biri oturma odası olarak kullanılmıştır. WC-Banyonun iki kapısı bulunup, ikinci kapı diğer yatak odasına açılmaktadır. Sofanın sürgülü kapısı artık yoktur. Ahşap tavan süslemeleri ise ilgi çekicidir.

                                                       İlginç Tavan Süsleri

Eski evlerde su ve tesisat sıkıntısı sebebiyle ıslak hacimlerde sıkıntı yaşanmıştır. Bu sebeple mutfaklar dışarıda veya dışarı açık yapılmış, banyo ihtiyacı ise hamamlarda giderilmiş, evlere sadece WC konmuştur. Bu evde de aynı kuralın uygulandığı görülmektedir.

Bahçesindeki 13.50 mt derinliğindeki kuyu kayalık zemine oyularak açılmış. Bir aralık yerinden oynatılan taşlar içine dökülmüş, tıkanmış. Gereken yapılarak açılmış. Açıldıktan sonra komşulardan biri inşaatının molozlarını doldurmuş. Tekrar açılmış. Daha sonra da başka komşular kanal bağlamışlar. Bu sefer temizlenmiş. Kuyu, günümüzde hala kullanılmaktadır.

                                                                    Kuyu

Bahçe adeta kent içinde gizli bir kaçış yeridir. Mülk sahipleri bunun kıymetini bilerek burayı kullanmaktadırlar.

Ev 2008 yılında onarım görmüş. Onarımda çalışan ustalar ‘Bu kadar eskimiş ahşap görmemiştik. 100 yıldan daha eski bu bina.’ Diyerek tahminde bulunmuşlar.

                                                 Binanın Bahçeden Görünüşü

Ailenin o yıllarda oturduğu Fatihteki evlerinden Yeldeğirmeni’ne taşınmaları ayrı bir macera olmuştur. Eşyalarının içinde bugün de özel hamallarla taşınabilen piyano bulunmaktadır. Piyano, Fatihten Eminönü’ne öküz arabasıyla, Eminönü’nden Kadıköy’e mavnayla, Kadıköy’den Yeldeğirmeni’ne tekrar öküz arabasıyla getirilmiş. Alt kattaki misafir odasına yerleştirilmiş. Onu evin kızı yani şimdiki sahip Osman Kaynak’ın annesi Mehpare Hanım çalmakta imiş. Mehpare Hanım subay olan Selim Kaynak ile evlenir. İlk oğlu 3 yaşında ölünce piyano çalmayı bırakır. Selim Kaynak albaylıktan emekli olmuştur.

Evin en değerli eşyası ise elde dikilmiş Türk Bayrağıdır.

1918 yılında 1.Dünya Savaşının sona ermesinden sonra İstanbul işgal ediliyor. İşgal kuvvetleri İstanbul’da Türk Bayrağı asmayı yasaklıyorlar. Dolayısıyla o yıllarda İstanbul’da sadece İngiliz, İtalyan ve Yunan bayrakları görülebiliyor. Ancak insanlar gizlice kendi elleriyle kestikleri kırmızı kumaşlara beyaz ay-yıldız dikerek Türk bayrakları hazırlıyorlar. Bu bayrakları ütüleyip sandıklarda saklıyorlar. ‘Bir gün bayrağımızı asacağız’ diyerek. Nitekim 9 Eylül 1922 tarihinde Türk Ordusunun İzmir’e girdiği haberi İstanbul’a gelir gelmez, tüm İstanbul halkı sakladıkları ütülü bayraklarını çıkarıp evlerinin cephelerine asmışlar. İstanbul, Kadıköy, Yeldeğirmeni kıpkırmızı Türk bayraklarına bezenmiş. Kaynak ailesinin o günkü büyükleri tarafından bu eve astıkları bayrak, bu günkü aile fertleri tarafından titizlikle muhafaza edilmektedir. Bayrak Osmanlının şekil ve ölçüsündedir. Bilindiği gibi günümüzde kullanılan Bayrak 1936 yılında çıkarılan bir yasayla yeniden şekillenmiştir.

                                                          Tarihi Bayrak

6 Ekim 1923 tarihinde Türk Ordusu İstanbul’a girdiğinde de insanlar sevinç gözyaşları dökmüşler. Kentte, günlerce bu iki olayı ağlayarak sohbet etmişler.

Ailenin üç kuşağı da asker kökenli olduğu için burada devamlı oturamamışlar. 1944 yılından 1990 lı yıllara kadar evi kiracılar kullanmış. Bu sebepten mahallede yaşayanlar daha çok kiracıları tanırlar.

Geçtiğimiz yıl bir gün, Evin Sahibi bahçe kapısından içeri bakan bir Hanım görür. ‘Eve bakıyordum’ deyince kendisini içeri buyur eder. Hanım evin içini de gezmek ister. Evin Sahibi ‘Tabii’ diyerek kapıyı açar. Hanım, eve girer girmez bir kenara çöker ve ağlamaya başlar. ‘Benim çocukluğum bu evde geçti’ diyerek.

Anı Değeri, korumanın en önemli sebebidir.
ARİF ATILGAN EKİM 2016

6 Ekim 2016 Perşembe

“VAROŞ” YELDEĞİRMENİ
Arif Atılgan

Osmanlının İstanbul’a gelişinden itibaren Yeldeğirmeni’nde yerleşim görülmüştür. 1700 lü yılların sonlarında 4 Yeldeğirmeni yapılmış, 1800 lü yılların başlarında sokaklar oluşmuş, 1800 lü yılların sonlarında Kuzguncuktan taşınan Yahudilerle yerleşim belirgin hale gelmiştir.

Cumhuriyet döneminde Yeldeğirmeni hep gelişim içinde görülüyor. 1927 yılında ilk Türk Okulu Gazi Mustafa Kemal Paşa İlkokulu açılıyor. 1935 yılında Osmanlı zamanında açılan yabancı okullar Türkiye Cumhuriyeti devletine geçiyor.  

1950-60-70 li yıllar semtin en güzel günlerini yaşadığı yıllardır. Az katlı evlerin çoğunlukta olduğu semtte komşuluk, esnaf ilişkileri son safhadadır. O yıllarda semtin zengini, fakiri, kabadayısı, alkoliği, dindarı, delisi, Müslim, gayrimüslimi hep birlikte keyifle yaşarlardı burada. Sokakların futbol takımları arasında mahalle maçları oynanırdı. Erkekler kahveye çıkar, kadınlar gün yaparlardı. Çocuklar mahalle içindeki okullara yürüyerek giderlerdi. Oyun oynarken elinde filesi olan komşu teyzeyi gördüklerinde kesinlikle bir çocuk oyunu bırakır, teyzenin filesini alır evine kadar taşırdı. Erkek çocuklar misket, kızlar sek sek, hep birlikte yakar top oynarlardı.  Her sokağın gençlerinin ayrı ıslığı vardı birbirlerini çağırmak için. Anneler akşamüstü eve gelmek istemeyen çocukları ‘Hadi baban gelecek artık’ diyerek çağırırlardı. Arnavut kaldırımı sokaklar en güzel oyun alanlarıydı onların. Herkesin ekonomik durumu birbirine yakındı. Yaz gecelerinde kapılara kilim serilir, çay içilir, sohbetler edilirdi. Yeldeğirmeni mahalleydi.


1980 lerdeki inşaat furyası semtteki alçak katlı binaların yıkılıp yerlerine 5-6 katlı apartmanlar yapılmasına sebep olmuştu. Yeni insanlar gelmiş, eskilerin bir kısmı semti terk etmişlerdi. Bir süre sonra yeni gelenler eskilere uyum sağlamış ve Yeldeğirmeni yine eski havasını yakalamıştı. Biraz kalabalıklaşmış olarak.. 2010 yılına kadar..


2010 yılında burada Canlandırma Projesi uygulandı. Semtin yüzünü gözünü boyadılar. Kimse sormadı niye şimdiye kadar yüzümüze bakılmadı diye. Orada burada Yeldeğirmeni ile ilgili yazılar yazıldı. Semtte diziler, filmler çekilmeye başlandı. Sanatçı tipinde insanlar çoğaldı. Kafeler açıldı. Semt Cihangirleşiyor, Karaköy’e benziyor dendi. Bazıları yenilerin eskileri eğittiğini söyleyerek Nezihleşen Yeldeğirmeni dedi. İnsanlar Cihangirleşen, Karaköy Gibi, Nezihleşen tanımlamalarını sevdi. Kimse olumsuzlukları görmedi. Yaşayanlar ve herkes mutluydu. Sadece ben Yeldeğirmeni’nin pazarlandığını, mahalle yaşantısının biteceğini, eski yaşayanların burayı terk etmek zorunda kalacaklarını söyledim.


Bugünlerde, Ekim 2016 tarihi itibariyle semtte çekilen bir TV dizisi semtin durumunu ‘Varoş’, ‘Boktan’ kelimeleriyle tanımlamıştır. Canlandırma Projesi yapılmadan önce Yeldeğirmeni için hiç bu tip tanımlama yapılmamıştı. Yeldeğirmeni’nin ayarlarıyla oynandı adeta. Cihangir’e de benzetiliyor, Varoşa da.


Yeldeğirmeni, burada yaşayanlar kadar yaşamışların ve eski halini sevenlerindir aynı zamanda. Onların özlediği ise Eski Yeldeğirmeni’dir. 
  

Semti terk edenler olmuştur. Yeldeğirmeni’nde yaşayanlar tepkilerini belli etmezlerse onlar da burayı terk etmek zorunda kalacaklardır. Buradaki sorun mahalle kavramının ortadan yok olmasıdır. Kaldırımlardaki masalar veya ufak tefek asayiş konuları işin detayıdır. 

Yeldeğirmeni, Haydarpaşa’daki demir köprü yapılıncaya kadar Kadıköy’ü Üsküdar’a bağlayan tek önemli aks idi. Yıllarca Kadıköy’ün en değerli semti olduğu unutulmamalıdır.
ARİF ATILGAN EKİM 2016 

3 Ekim 2016 Pazartesi

Yeldeğirmeni 


AZİZ BERKER KÜTÜPHANESİ
Arif Atılgan

1966 yılında inşaatına başlanan kütüphane binasının açılışı 23 Nisan 1969 tarihinde yapılmış. Kadıköy Halk Kütüphanesi adıyla açılan binada o gün 1278 kitap bulunmaktaydı. İki yıl sonra 23 Nisan 1971 tarihinde adı Kadıköy Aziz Berker İlçe Halk Kütüphanesi olarak değiştirilmiş.

  
Aziz Berker 1899-1968 yıllarında yaşamıştı. 1919 yılında İstanbul Öğretmen Okulunu bitirmiş, 1933-1939 yıllarında Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Dairesi Müdürlüğü, 1939-1964 yıllarında Kütüphaneler Genel Müdürlüğü görevlerinde bulunmuş. Basılı kitapları olan Aziz Berker tarih öğretmenliği de yapmıştır. Ülke kütüphaneciliğine katkıları dolayısıyla buraya onun adı verilmiş.

Aziz Berker Kütüphanesi Recaizade Ekrem Sokakla Nüzhet Efendi Sokakların kesiştiği köşede bulunmaktadır. Kapısı Nüzhet Eendi Sokağa açılmaktadır.


Burası arsa iken semt çocuklarının top oynadığı alanlardan biriydi. Fazla büyük olmayan arsada 3-4 kişilik maçlar yapılabilirdi. Burada top oynadığım bir gün, sonraki yıllarda semtte futbol deyince herkesin aklına gelen Agâh-Bülent kardeşleri babalarının almasını unutamam. Laf aramızda bu tip olaylar hepimizin başına gelirdi.

O yıllarda 1-2 defa girdiğim kütüphaneden devamlı yararlanan arkadaşlarım olmuştu. Bugün binanın yakınında çok sayıda içkili mekânlar bulunmaktadır. Buna rağmen çoğunlukla gençlerin yararlandığı Aziz Berker Kütüphanesi semtimiz için çok anlam ifade etmektedir.

Bugün kaç mahallede kütüphane bulunmaktadır? Aziz Berker Kütüphanesi Yeldeğirmeni için prestijdir.
ARİF ATILGAN EKİM 2016



1 Ekim 2016 Cumartesi

MELİH KORAY’IN ARDINDAN
Arif Atılgan

Melih Koray okuldan mezun olduğu 1951 yılından öldüğü 2016 yılına kadar Kadıköy’de, herkesin beğendiği sayısız projeye imza atmış Kadıköy’lü mimardır.

Öğrenciliğini, ‘Güzel Sanatlar Akademisinde Proje hocam Seyfi Arkandan tam not alırdım. Diğer derslerden düşük not alınca orta derece öğrenci olurdum’ diye anlatır Melih Bey. Proje dersinin mimarlık eğitiminin en önemli tasarım dersi ve Seyfi Arkan’ın Atatürk’ün mimarı olduğunu anımsayalım.
  

O, meslekteki ilk yıllarını ise şöyle anımsatır: ‘1950 li yıllarda sadece İstanbul Belediyesi vardı. Ayasofya’nın yakınında 10 odalı bir yerdi. O zamanlar cetvelsiz, gönyesiz, tarakla proje çizenleri görmüşümdür.’ 

1960 lı yıllarda insanlar tarihi Bağdat Caddesinin tarihini bile bilmezlerken buraya Cadde derlerdi. Eski evlerin yerine yeni yapılan binalar Caddeyi ünlü yapmıştı. Çoğunun mimarı Melih Koray’dır.

Melih Koray’ın arkasında herhangi bir kurum yoktu. Aile büyüğünden kalmış hazır bir mimarlık ofisi de yoktu. Hatta mezun olduğunda zengin çevresi olan zengin biri de değildir. O Kadıköy’de tek başına tırnaklarıyla Melih Koray olmuştur. Mimarlığının değerini halk vermiştir. İnsanlar Onun binalarını diğerlerinden daha çok tercih etmişlerdir. İnşaatının mimarı O olmadığı halde Oymuş gibi söyleyen müteahhitler görülmüştür. Melih Koray, adını kimsenin karşı çıkamayacağı şekilde marka yapmayı başarmıştır.

O, binalarını projelendirirken adeta kendini içinde yaşatmıştır. Bağdat Caddesindeki binalara baktığınızda en beğendiklerinizin Onun eserleri olduğunu fark edersiniz.


Kendisiyle Kadıköy Belediyesine gidip binalarının korunması için dilekçe vermiştik. Dilekçenin tarihi bir belge olması için kendi el yazısıyla yazıp imzalamasının uygun olduğunu düşünmüştük. Bazı yerlerden, ‘Dilekçe veren her mimarın binaları korumaya mı alınacak?’ şeklinde tepki gelmişti. Keşke o dilekçe için 5 Nolu Kurul gereğini yapmış olsaydı.


Melih Koray’la birlikte bütün binalarını dolaşmıştık. Akademisyen dostlarımız ve Mimdap Mimarlık WEB Sitesi bizimle birlikte olmuştu bu çalışmada. Tespitler yaptık. Amacımız Onun binalarının korumaya alınması, hiç değilse arşivinin çıkarılmasıydı. Yeni Yüzyıl Üniversitesinden Yılmaz Kuyumcu, İTÜ den Yardımcı Doçent Yıldız Salman hocalarımız Onun eserlerini öğrencilerine ödev olarak incelettirdiler. Diğer üniversitelerimizde de bu tip çalışmaların olacağına inanıyorum.

Melih Koray, zaman geçtikçe daha çok anlaşılacak ve anımsanacaktır. Gönül ister ki iz bıraktığı Kadıköy’de unutulmaması için somut bir şeyler yapılsın. Heykeli, büstü gibi…
ARİF ATILGAN Ekim 2016

24 Eylül 2016 Cumartesi

YELDEĞİRMENİ KARAKOLU
Arif Atılgan

1980 li yıllara kadar Karakolhane caddesinin İskele Sokakla kesiştiği sağ köşede tarihi karakol binası bulunmaktaydı. İskele Sokaktan 8-9 basamaklı merdivenle çıkılan tek katlı yapı, bir setin üzerinde bulunuyordu. Öyküsü neredeyse 150 yıllıktır.

                                                            Karakol

Osmanlıda güvenlik sağlayıcılara Karakollukçu, onların bulunduğu binalara da Karakol-hane denirmiş.

13 Temmuz 1869 tarihinde Yeldeğirmeni halkı yetkili makamlara dilekçe ile başvuruda bulunarak emniyetin sağlanması için semtlerine Karakol-hane yapılmasını istiyorlar. Bunun için de halk tarafından yaklaşık 216 mt2 alanı olan arsa devlete bağışlanıyor.

Karakol-hane inşaatı ödeneği 1869 yılında Dâhiliye bütçesine konuluyor. 5 Nisan 1870 tarihinde ihale yapılıyor ve Anastaş Kalfa 49.896 Kuruş 5 Para keşif bedeli olan işi 5.896 Kuruş 5 Para eksilterek 44.000 Kuruşa yapmayı taahhüt ediyor. Haci Avram Kalfa da kendisine kefil oluyor.

Bu şekilde inşa edilen Karakol-hane iki katlıdır. 

Alt katta, ortada bulunan bahçeden atlıların atlarıyla girdiği ahır vardır. L şeklindeki binanın ortasındaki ahır(6) 8-10 at alabilmektedir. Ahırın sağ yanındaki merdivenin altında depo(3), deponun sağında saman ambarı(1), saman ambarı karşısında helâ ve ahırın sol tarafında mutfak(7) bulunmaktadır. Binaya insanların girişi için Karakolhane Caddesi tarafında mutfağın bitişiğindeki kapı bulunmaktadır.

Üst katta, alt kattaki ahırın üzerinde zaptiye askerlerinin koğuşu(12), binanın sağ tarafındaki saman ambarının üzerinde arpa ambarı(10), arpa ambarının karşısında helâ, binanın solundaki mutfağın üzerinde zabıt odası(13) ve zabıt odasının bitişiğinde helâ bulunmaktadır. 

            Sağda Alt Kat Planı: 1-Saman Ambarı, 3-Depo, 4-Bahçe, 6-Ahır, 7-Mutfak, 9-Kapı
            Solda Üst Kat Planı: 10-Arpa Ambarı, 12-Koğuş, 13-Zabıt Odası.
            Altta Sağ Köşede Helâ, Üstte İki Köşede Helâlar.

                                                       Kroki Eski Cephe

1906 tarihli haritada binanın iç tarafı iki ucundan düz birleştirilerek bahçe alanının bir kısmının içeri katıldığı belli olmaktadır. 1937 tarihli haritada ise bina hala 2 katlı ve bahçe ile sokak aynı kotta görünmektedir. 
  
      1                                                      1906 ve 1937 Planları

1940 lı yıllarda alt kattaki ahırlara ihtiyaç duyulmamış ki bahçe üst katın döşeme kotuna kadar doldurulmuş. Binaya girmek için önce sokaktan basamaklarla bahçeye çıkılmakta, sonra binaya girilmektedir. Binanın içinde de yeni duruma göre değişiklikler yapılmış. Giriş karşısında nezarethane, yan köşe odalarda Komiser, polisler ve bekçiler için odalar, bodrumda içerden inilen hapishane ve sokaktan da kapısı olan ardiye yapılmış. Bizim kuşağın 1950 li yıllardan itibaren hatırladığı Karakolun şekli budur.

                                                         Kroki Yeni Cephe

Bulunduğu caddeye ismini veren karakol 1982 yılında yıkılıncaya kadar hizmet gördü. Yıkıldıktan sonra yerine emniyete ait bir bina yapıldı. Bugün o bina da yıkılmak üzere boşaltılmış görünüyor.

Bütün araştırmalarıma rağmen yıllarca önünden geçtiğim eski karakolun fotoğrafını ne belediyede, ne emniyet müdürlüğünde, ne de başka bir yerde bulamadım. Bu kadar tarihi bir binanın yok olması çok acı.

ARİF ATILGAN EYLÜL 2016