1 Ekim 2018 Pazartesi


Prof. SEMAVİ EYİCE İLE KASIM 2016 TARİHİNDE YAPTIĞIM RÖPORTAJ -5-
Arif Atılgan
Sayın Semavi Eyice ile 2016 Yılının Kasım ayında evinde buluşarak bir sohbet gerçekleştirmiştim. Kendisini 28 Mayıs 2018 tarihinde kaybettik. Kamuya mal olmuş bir insandı. Bu sebepten sohbetin tamamını tüm ilgilenenlerle paylaşmayı doğru buldum. Ancak 50 sayfa civarında olduğu için bölüm bölüm yayınlayacağım.
Açık siyah yazılar Semavi Eyice’nin, koyu siyah yazılar benim (Arif Atılgan) konuşmalarımdır.


Zaten daha sonra oraya taşınmış o. Peki hocam siz Kadıköy mü Kadıköy’ü mü dersiniz?
Kadıköy’ü (Gülüşmeler) Bunu ısrarla her yerde de söylüyorum.
Bilerek söylüyorum hocam kızdığınız bir konu çünkü.
Rum şivesine göre ‘Kadiköy’ diye incelterek söylüyorlar olmaz efendim.  Doğrusu Kadıköyü’dür. Fatih’in İstanbul’u fethettiğinde tayin ettiği ilk kadıya –Hızır Bey Çelebi- ilk temlik edildiği arazidir o köy. İstanbul’un ilk kadısı olan Hızır Bey’e verilmiştir. Hızır Bey’e dair kitaplar filanda yazıldı.  Rahmetli Süheyl Ünver yazdıydı.  Onun üzerine adı da Kadıköyü’dür. Kadiköy değil. (Gülüşmeler) Onun münakaşasını yaparım ben yani kızarım Kadiköy diyenlere.
Kadının köyü yani o anlamda.
Evet, bazen görüyorum yer isimleri öyle deforme edilmiş.
Kadıköy dolduruldu orası. Yani aslında ben size şeyi soracaktım. Rahmetli Haydar Kazgan hocayla da Moda’da evine gidip orada böyle sohbet etmiştim. O orada okumuş. Postanenin olduğu yerde İtalyan Okulu varmış daha önce. Erkek İtalyan Okulu. Kız İtalyan Okulu ise hemen sokağın üstünde Sular İdaresi yapıldı bir ara orasıymış. O PTT’nin olduğu yerdeki İtalyan Okulu binası. O bina yıkılıp da mı PTT yapıldı yoksa o bina arada bir tamir edile edile mi PTT binası oldu?
Valla pek binalar yıkılıp ta yeniden yapıldığı pek olmazdı o zamanlar.
Ben aynı bir bina diye sordum, yani tadilat yapıla yapıla o hale sokulmuştur. Tabi şimdi oda yıkıldı. Hocam biraz Kadıköy çarşısından bahseder misiniz?
Valla o çarşı orada zamanla teşekkül etmişti. Ondan sonra balıkçılara ait bir kısmı vardı. Oranın işte çeşitli manavı ve satıcıları vardı. Oralarda her yol bir satıcıya aşağı yukarı tahsis edilmiş gibiydi. Onun üzerine kocaman bir para geçti bir yerlerden eline belediyenin. Kocamanda bir hal binası yaptılar. Bir İtalyan mimara havale edildi o. Hatta levhası onun denize bakan cephenin üstünde vardır. Orada o hal’i yapan mimarın mermere yazılmış ismi vardır. Ondan sonra bu hal binası yapıldı ve bitti.
1930’larda mı yapıldı hocam orası?
Evet, odan sonra işte balıkçılara kiraya verilmeye mecbur edildi. Bütün ta o yuvarlak balık tezgâhlarıyla deniz taraflarını onlara verdiler. Denize bakan tarafları. Yan taraflara da işte meyve satanlar bilmem ne satanlar falan. Fakat pek memnun kalmadılar o kendilerine verilen yerlerden. Bunun üzerine o zamanlar şiddetli lodoslar olduğunda dalgalar sokağı aşıp o dükkânlara geliyordu. Onun üzerine gene böyle bir lodos fırtınası oldu. Ne tabla kaldı ne balıklar kaldı ne bir şey. Her şeyi sürüklediler götürdü dalgalar. Fena halde kızan balıkçılarda topladıkları gibi balıklarını, tablalarını eski yerlerine, tekrar çarşının içine geri gittiler. Onun üzerine kimse bir daha itiraz edemedi. Uzun zaman metruk durdu o hal binası. Ondan sonra durdu durdu yok belediye mezarlıklar müdürlüğü yok havagazı müdürlüğü yok elektrik müdürlüğü falan göz göz çeşitli müesseselere verildi.
Kanal idaresi de bir ara oradaydı hocam. Çünkü Mimarım ve Proje için kanal tasdik ettirmeye giderdik oraya. 
Evet, sonra şu oldu tıkandı. Sonra yani öylesine çalışmışlar ki evlerinin akan kanalizasyonlarını tıkamışlar. E tabi bir müddet sonra bütün evlerin tıkanıyor. Orada da 2-3 tane lağımcıda oturmuşlar müşteri bekliyorlar. Gidiyorlar ve ‘Sen yaptıramasın bunun muamelesini’ diyorlar. ‘Bırak, biz sana onu bir günde teslim ederiz’ diyorlar. Ondan sonra ’Yok efendim kanuni çalışacağım ben’ diyor. Ondan sonra tekrar ‘Sen bilirsin ama yapamasın’ diyorlardı. Hakikaten yapılamıyordu. Bir yere takılıyor kalıyor. Efendim itfaiye müdürlüğüne müracaat edilecek ve itfaiye gelecek ve o sokağın itfaiyenin hareketine zararlı olmadığının raporu verilecek.
Bürokrasi hep var yani?
Evet, Onun üzerine ben defaatla gittim oraya ondan sonra baktım herifler dediği gibi oldu hakikaten ‘Ağabey sana söyledik yapamazsın’ dediler. Hakikaten o da baktı olacak gibi değil ‘Hadi gelin bakayım’ dedi. Herifler hakikaten bir günde açtılar sokağı. Evin önüne bir tane taş koymuşlar lağımı da tıkamışlar. Onu bende gördüm. Ondan sonra o taşı aldıktan sonra harr diye boşaldı şey. Ve ondan sonra evden gelen mecra... Neyse onun üzerine anlaşıldı. Diğer evlerde de aşağı yukarı aynı şey oldu herhalde.
Peki hocam balıkçılar o hal binasının deniz tarafındaki cephesinin önündeydi
Evet
O bina da U şeklindeydi ve o binanın üst tarafındaki içinde de manavlar filan vardı değil mi hocam?
Evet.
Epey de gitti orası öyle devam etti.
Evet, sonra ahşaptan bir tane itfaiye hangarı vardı. Geride düzlük var ya boşluk işte orada. Ondan sonra onu da yıktılar ve onun sol tarafına cepheye itfaiye yerleşti. Ondan sonra tiyatroyu yaptılar ama onlar çok sonradan çıkma şeylerdi.
Konservatuar vardı bir ara. Benim oğlum da oraya gidiyordu. O da kaktı şimdi. Birde onun tam karşısında yani çarşıya doğru tam karşısında hatta 1905 planlarında bile İtalyan bir bina vardı orada ve altında bir kahve vardı bir ara. Bir bina vardı ve o arada İtalyan restoranı vardı.
Diğer Katılımcı: Singer’in olduğu yer değil mi?
Singer o binanın altında mıydı?
Diğer Katılımcı: Evet.
2-3 katlı bir bina ve o da bir İtalyan binasıdır.
Onu bilmiyorum.
Singer oradaydı o zaman. Sizin dediğiniz hocam.
Tek bir bina vardı o zaman ve bir kısmı singerdi. Bir tane de ne asıllı bilmiyorum ama Yahudi miydi neydi bir saatçi vardı yani beri tarafta alt katta.
İskele Caminin tarafında.
Evet, caminin tarafında bir saatçi çalışırdı. Uzun yıllar oranın belli başlı saatçisi oydu. Saat tamircisiydi. Ondan sonra yanına doğru bir dükkân daha vardı ama ne dükkânıydı hatırlamıyorum. İki dükkândı zaten onlar Ama biri saatçi biri de başka bir şeydi. Ondan sonra singer de öbür tarafıydı ve zannediyorum Ermenilere aitti o bina hatırımda kaldığına göre. Ondan sonra şeyde Ermenilerindi. O bostancı otobüslerinin ve tramvaylarının durduğu durağın arkasındaki yamaç. Orada biliyorsun Ermenilerin bir de kilisesi vardır.
Altıyol’u mu diyorsunuz?
Altıyoldu evet. Aşağı kadar şahane Ermenilerin mezar abideleri vardı ama harikuladeydiler. Ondan sonra söktüler hepsini gitti.
Oradan lahitler filan da çıktı yolu genişletirken.
O çıkan lahitler Antik devire aittir. Yalnız ben ısrarla birçok belediye işlerine başvurdum. O Kadıköy’de yegânedir. Biraz müzeyyen ve barok üslupta da üçlü çeşmesi vardı. Biliyorsunuz o ana caddedeydi ve o çeşmeyi söktüler ve yan sokağa aldılardı. Orada da berbat ediyorlardı çöpçüler filan.
Halid Ağa çeşmesini diyorsunuz. O çeşme bir caddenin üzerindeymiş.
Evet, yanında karakol vardı. Biliyorsunuz Sultan Mahmut zamanında yapılan karakollar Avrupai birliğin muadilidir. Ünlü sütunları filan vardır böyle. Ondan sonra hemen hemen bütün Türkiye’nin her tarafında karakollarda öyle yapılmıştır. Orada da öyle bir karakol vardı. Onu da yıktılar. Hatta en son inzibat karakoluydu. Ondan sonra o çeşmeyi de yan tarafa aldılar. Ben kaç defa söyledim o çeşmeyi oraya götüreceğinize Ermeni arazisinin önüne, durağa nakledin filan dedim. Kimse kulak asmadı. Bak mesela Babaoğul Çeşmesini aldılar. O Babaoğul Çeşmesi Acıbadem yolundaydı ve onun yerine kalmıştı o ve onu oraya aldılar. Yani onu ortaya çıkarmışlardı. Ve bunu da pekâlâ alabilirlerdi.
Baboğul Çeşmesini caddeden mi aldılar oraya hocam?
Evet, biraz daha gerideydi o. Ondan sonra dedim ya bunu da bir yere almak lazım. Şu evlerin arasında kaybolacak o. Yalnız oradaki evlerden bir tanesi, mimarisi filan farklıdır onun.
Hangisini diyorsunuz?
Tam tren hattının üstünde olan bir tane kagir bir ev vardır. O ev Haydarpaşa garının yapımında çalışan bir Almanın öz evidir o.
Şimdi çok merak etiğim bir evi anlatıyorsunuz hocam. Halitağa caddesinden dönen yoldan gelirken solda köprünün yanındaki o ev benim çok merak ettiğim bir evdir. Peki, Bay Hügnen’in evimi orası?
Haydarpaşa Genel Müdürü Alman Olan mı? 
Hayır hayır Hügnen’in evi Bostancı’daydı.
5. Bölüm Sonu. Devam edecek.
ATILGAN BLOG ARİF ATILGAN EYLÜL 2018
Blogumdan yazı yayınlayanların üst satırdaki ATILGAN BLOG ARİF ATILGAN imzasıyla yayınlamaları gerekir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder