30 Aralık 2023 Cumartesi

KÖŞE YAZISI

2024 İÇİN KADIKÖY’E ÖNERİLER

Gelecek için öneride bulunmak için önce geçmişi bilmek gerekir...

M.Ö. 685 yılında Kalkedon kurulur. Bizans’tan (M.Ö. 667) 17 yıl önce… Kadıköy’ün ilk yerleşimi olarak bildiğimiz Kalkedon İskele-Altıyol-Ayvalıtaş Meydanı-Mühürdar arasındadır…   

                           Kalkedon                                        

Osmanlı döneminde Fatih Sultan Mehmet burayı İstanbul’un ilk kadısı Hızır Bey’e makam ödeneği olarak veriyor. O dönemden sonra Kadıköyü olarak anılıyor.

Cumhuriyet döneminde uzun yıllar İstanbul’un sayfiyesi oluyor. Bu anlamda tarihi semtleri olan Yeldeğirmeni, Çarşı ve Moda bölgesinde ikamet ediliyor. Bunların dışında kalan diğer bölgeler yazlık olarak kullanılıyor.

İnsanların sosyalleştiği alanlar Kuşdili ve Haydarpaşa çayırları olmuştur. Cumhuriyet sonrasında Bahariye Caddesi ve Bağdat Caddesi kullanılmaya başlanmıştır. Yaz mevsiminde plajlara gidiliyor. Deniz kıyılarında çay bahçeleri oluşuyor. Tarihi Çarşının sokaklarında saat 20’de dükkânlar kapandıktan sonra kediler, köpekler geziyor.

Kadıköy’de uzun yıllar mahalle yaşamı devam etmiştir. Her mahallenin esnafları vardır. Caddelerde ise giyimcilerin, pastanelerin vs bulunduğu dükkânlar bulunmaktadır. 

1970’li yıllarda inşaatçılığın fazlalaşması sonucu ilçenin tamamı ikamet bölgesi olmaya başlar. Tüm ilçede eğlence yeri olarak sadece 2 diskotek vardır.

2000’li yıllara kadar kabaca Kadıköy’ün özeti budur.

2005 ve 2007 yıllarında Yeldeğirmeni ve Tarihi Çarşıda yapılan Canlandırma Projeleri buraları ticarileştirmiştir. Bu değişim giderek tüm Kadıköy’e yayılmıştır. Bugün Kadıköy’de mahalle yapısı neredeyse yok olmuştur. İlçenin tamamında başka ilçelerden gelenler zaman geçirmektedir artık. Tarihi Çarşı’da gece yarılarına kadar yaşam devam etmektedir.

Kalabalıklaşan Kadıköy’de burada yaşayanların bilgisi dışında projeler gerçekleşmiştir. Haydarpaşa, Fikirtepe, Kalamış Marina, Söğütlüçeşme AVM bunların en bilinenleridir.

2008 yılında Kadıköy’ün E5 üzerindeki bölümü yeni kurulan Ataşehir belediyesine verilir. Artık Kadıköy ilçesi E5’in altında Haydarpaşa-Bostancı arasındaki alandır.

Noktasal planların bir işe yaramadığı Kadıköy Meydanı Proje Yarışmasında belli olmuştur. Zira o planı çevreye uygun hale getirirken en önemli özelliği olan yayalaştırmadan vaz geçilmiştir.

Kadıköy’de neredeyse kendi nüfusu kadar dışarıdan gelenler zaman geçirmektedir artık. Bu durum ikamet edenler için çeşitli sıkıntılar oluşturmaktadır.

Bundan sonra yapılması gerekenlere gelirsek…

Önce ilçenin bütünü için bir plan yapılmalıdır ve o plana uyulmalıdır.

Kadıköy’ün tarihine sahip çıkılmalıdır. Bu anlamda tüm tarihi eser ve kalıntılar ön plana çıkarılmalıdır.

Kalkedon sınırları hissettirilmelidir. Sur yapmak olanak dışıdır ama köşeleri belirleyen açıklamalı işaretler konabilir.

Kadıköy-Bostancı arasındaki minibüs yoluna tramvay konulmalıdır.

Eski iskeleler değerlendirilerek denizden ulaşım sağlanabilir. Yetersiz miktarda yolcu varsa turistik amaçlı seyrek seferler konulabilir.

Kıyıların tamamında, kayalıkların üzerine ahşap düzlükler yapılıp denize inen merdivenlerle plajlar tesis edilebilir. Kıyı dolgu alanında yapılaşma düşünülmemeli buraları kesinlikle yeşil alan olarak bırakılmalıdır.

Söğütlüçeşme ile Kadıköy İskelesi arası yayalaştırılmalıdır. Bu bölgeye gerekiyorsa tramvay seferi konabilir. Ancak Söğütlüçeşme ve ötesinde oluşacak otopark ihtiyacı giderilmelidir.

Her mahallede orada yaşayanlar için yerin altında ve üstünde asansörlü kat otoparkları inşa edilmelidir. Zira rampa yer kaybına sebep olmaktadır. Bunların parası 1977 yılından beri insanlardan alınmıştır. Alınmaktadır. Buna karşın apartman altlarında, kullanılmayan otoparklara son verilmelidir.  

Kadıköy Meydanı yeniden ele alınmalıdır. Tarihi kayık iskelesi aynı yerde tekrar yapılmalıdır.

Kadıköy’deki aşırı ticarileşmeye son verilmelidir. Bu durum çeşitli yöntemlerle sağlanabilir.

En önemlisi… Kadıköy’de kaybolan mahalle yapısı tekrar oluşturulmalıdır. Esnafıyla, komşuluğuyla.

Caferağa Spor Salonu’nu ve Barış Manço Kültür Merkezi’ni yıkarak o arsaya Kadıköy’ün AKM’si inşa edilmelidir. Eski Hal Binası kütüphane yapılmalı alttaki dükkânlar kitapçılar çarşısına dönüştürülmelidir.

Pazaryerlerindeki pazarcılar mobil hale sokulmalıdır. Eski Migros arabaları gibi gezici dükkân haline getirilmiş minibüs, kamyonet, kamyonlar kullanabilirler. Belediye ise denetim ve seyyar WC anlamında katkıda bulunur.

Yeldeğirmeni gibi yeşil alanı olmayan mahallelerde bazı sokaklar trafiğe kapatılarak sokak-parklar oluşturulmalıdır.

Kuşdili Çayırı kesinlikle eski haline getirilmelidir. Zemin toprak olduğunda buradaki ısı adası sorunu da ortadan kalkmış olacaktır. Isı adasına Kadıköy’ün tamamında da dikkat edilmelidir.

TAK olarak kullanılan tescilli eser Özen Sineması binası restore edilmelidir. Aynı adla tiyatrocuların, sinemacıların hizmetine sunulmalıdır.

Her yılbaşında Kadıköy Meydanında yeni yıla giriş etkinliği düzenlenmelidir. Kadıköy’e yakışan budur.

Depreme hazırlık anlamında çalışmalar ciddiyetle yapılmalıdır. Marmara Bölgesinin 1. Derece deprem bölgesi ilan edildiği 1998 yılından önce yapılan tüm binalar güçlendirilerek veya yıkılıp yeniden yapılarak güvenli hale getirilmelidir.

Yönetimsel anlamda ise…

Kent Konseyi gerçekten özgür ve özerk olmalıdır. Mahalle Gönüllüleri ise Mahalle Dayanışmaları haline getirilmelidir. Her ikisi de belediyesine sadece iltifat değil eleştiri ve öneri de yapabilmelidir.

Apartman ve siteler seçilerek yönetici olanların yönettiği en küçük birimlerdir. Onların yöneticileri ile muhtarlar periyodik toplantılar yapmalıdır. Bu şekilde sorunlar fark edilecektir. Muhtarlar ve STK temsilcileriyle de Belediye yöneticileri ayda bir toplanmalı, bilgilenme aşağıdan yukarı sağlanacak şekilde sistem kurulmalıdır. Yani gerçek anlamda katılımcı demokrasi oluşturulmalıdır.

Bunların dışında ben başkan olsaydım şunları da yapardım.

Belediye binasındaki yerleşimi tersine çevirirdim. Başta başkan ve yardımcıları olmak üzere zor ulaşılan üst düzey yöneticileri alt katlara, kolay ulaşılan diğer çalışanları üst katlara yerleştirirdim. İnsanlar seçtiği kişilerle kolayca görüşebilmelidir.

Uygulama olarak ta Bağdat Caddesinin düz bölümü olan Suadiye-Konak duraklarının arasında iki taraftaki kaldırımın önüne yürüyen yol yapardım. Bir taraf gidiş, diğer taraf dönüş olarak… Bu şekilde yaşlı ve hastaların caddede rahat dolaşmaları sağlanacak ayrıca ulaşım araçlarının da yükü azalacaktır.   

31 Mart 2024 tarihinde yapılacak olan yerel yönetim seçimlerinde tüm adaylara başarılar dilerim.

ARİF ATILGAN 2023 ARALIK

 

 https://atilganblog.blogspot.com/2023/12/kose-yazisi-2024-icin-kadikoye-oneriler.html


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

   

 

 

19 Aralık 2023 Salı

ÖYKÜ

PAVYON 

1965… Üniversitedeki ilk yılım. Proje teslim zamanlarında mimarlık öğrencilerine gece çalışabilecekleri sınıflar açılıyor. Biz bu çalışmaya ‘sabahlamak’ diyoruz.

Sabahlayacağımız bir akşam… Arkadaşlar ‘Beyoğlu’na gidelim mi?’ diyor... Biraz sonra Taksim’den İstiklal Caddesi’ne girerken buluyoruz kendimizi. Sağda Fitaş ve Dünya Sinemalarını, solda Lale Sinemasını geçiyoruz. Sol köşedeki Karaköy Muhallebicisinin önünde duruyoruz. ‘Pavyona gidelim’ deniyor. Bulunduğumuz nokta Küçük Parmakkapı durağı. Cadde trafiğe açık o zamanlar. Bir sonraki sokağa dalıyoruz. Büyük Parmakkapı Sokağı’na. Sonlarına doğru sağda bir pavyon tabelası… Yarı bodrum... Birkaç basamakla inilip giriliyor içeri. Hepimizde tecrübe sıfır.

Uzunlamasına bir mekân... Ortası dans pisti. Solda orkestra. 3-4 kişilik bir grup. Dans pistinden sonraki bölümün sonunda birkaç kadın oturuyor.  2 masada müşteri var. 3. masa biz olacağız.

Kapıdan içeri doğru süzülüyoruz. Hani koyunlar üşümemek için ağılda devamlı dıştan içe içten dışa yer değiştirirler ya. Biz ısınmak için değil ama çekingenlikten onlar gibiyiz. Öndeki geriye gerideki öne geçip ilerliyoruz bir şekilde.

Bir masaya oturduk. ‘Ne içersiniz?’ diye soruluyor. ‘Neler var?’ diyoruz. Sanki içeceğimiz belli değilmiş gibi… Menüdeki içkileri sayıyor garson. Birimiz ‘Bira’ diyor. Diğeri ‘Bana da’ diyor. Diğer arkadaş ‘Ben de bira alayım’ diyor. Dördüncü de ‘Tamam. Bana da aynısı’ diyor. Biralarımız geliyor. En ucuz olanı yani.

Biraz ilerimizde soba var. Başında 2 kadın. Isınıyorlar. Bize bakıyorlar ve gülüyorlar. Sonra da yanımıza geliyorlar. ‘Gençler hoş geldiniz’ diyor biri. ‘Buyurun’ diyoruz. 

Pavyon nedir?...

Kelimenin sözlük anlamı ‘çeşitli amaçlarla kullanılan tek katlı tek hacimli küçük yapılar’. Sanırım daha sonra tek amacı eğlence olan mekânlara da pavyon denmiş.

1950’li yıllarda ortaya çıkmışlar. Kadınlı erkekli gidilen gazinoların dışında sadece erkeklerin gittiği eğlence yerleri olarak... Bildiğim kadarıyla önce Ankara’da sonra diğer şehirlerde… Ankara’da Demirtepe, İzmir’de Basmane, İstanbul’da Beyoğlu en bilinen semtler… Bu anlamda en bilinen kentler ise Gaziantep ile Adana...

Burada çalışan kadınlara ‘Konsomatris’ deniyor. Görevleri, gelen erkeklere para harcatmak... Konsomasyon yani. Bunun için de mümkün mertebe masaya içecek, yiyecek getirtirler. Kendileri ise ‘Vol’ içerler. Bu içki içine su katılmış kola, meyve suyu veya biradır. Yani alkol oranı sıfırdır veya çok azdır. Çünkü onların ayık olmaları gerekir.

Görevlerini yapabilmek için masada güzel sohbet ederler, şakalaşırlar. Pavyon kadını ile dışarı çıkılamaz. İçeride belli sınırlar içinde arkadaşlık yapılır. Yani hoşça vakit geçirilir.

Bu kadınlara âşık olup dışarı çıkarabilmek için servet harcayanlar vardır. Ben bu anlamda bir veznedar tanımıştım. Hayatını karartmıştı.

Değinmeden geçmeyeyim. En iyi müzisyenler buralardan çıkar.

                         Beyoğlu’nda Mulen Ruj. Oriinali Paris’te.

Gecemize dönelim…

Bir bardak bira üst tarafı... Kafayı buldurmuştu. Fazlasını içecek paramız da yoktu ya. Keyiflenmiş ve mekâna da alışmıştık. Ortam bizdik artık. Şarkılara eşlik ediyor, garsonlarla şakalaşıyorduk rahat rahat. Hatta bir aralık biz de soba başında ısınmaya başladık. Yanımıza gelen hanımlar bizimle çok güzel eğleniyorlardı. İş tersine dönmüştü. Onlar bizi eğlendireceğine biz onları eğlendirir olmuştuk. Bizden büyüklerdi. Düşünsenize… Henüz 18-20 yaşlarında çocuklardık.

Hesap geldi. Her birimiz cepte cüzdanda ne varsa çıkardık ortaya. Bahşiş bile verdik. ‘Yine gelin çocuklar’ diyorlardı arkamızdan.

Sabaha karşı okula geldik. Eskiz kâğıdına bir şeyler çizip o günü kurtardık. Sonra da bir köşede uyuyakaldık.

1968… Üç yıl sonra… Bu çocukların kuşağı olgunlaştı. Sadece okula değil ülkeye, dünyaya kafa yorar oldular. O kadınları da eylemlerine kattılar. 68 kuşağı olarak tarihe geçtiler.

ARİF ATILGAN 2023 ARALIK