22 Ekim 2017 Pazar

AYRILIK ÇEŞMESİ’NİN 417 YILI
Arif Atılgan

Çeşme, 1600’lü yılların başlarında yapılır. 1638 yılında 4. Murad’ın Bağdat Seferine çıkışından itibaren Ayrılık Çeşmesi adını alır. Birçok Padişah, komutan buradan Anadolu’ya sefere çıkmış. Her yıl hacı adayları buluşup Kâbe’ye gitmişler. Yüzlerce yıl insanlar, hayvanlar başında oturup dinlenmiş, su içmiş. Namazgâhında padişahlar da, halk ta namaz kılmış.

En son 1930’lu yıllarda kullanıldığını anlıyoruz fotoğraflardan. Küçük bir tepenin üzerinde uzaklardan görünen bir röper noktası olmuş yüzyıllar boyunca.

                                           1930’larda Ayrılık Çeşmesi

1940’lı yıllarda toprağa gömülmüş. 

1950’li ve 60’lı yıllarda yarıya kadar toprağa gömülü olduğunu anımsıyorum. Çocukluğumda üzerine çıkıp ‘Kale Bizim’ oynardık.

1980’li yıllarda Kadıköy Belediyesi tarafından yol seviyesi indirilip Çeşme ortaya çıkarılmış. Ama su bağlanmamış.

2007 yılında YELDEĞİRMENİ kitabım için araştırma yaparken Çeşme meydandaydı. Ancak yalakları ve arkasındaki namazgâh toprak altındaydı.

Bir aralık buradan başka yerlere taşınmak istendi. O yıllarda Mimarlar Odası Başkanıydım. Uğraştık, vazgeçtiler.

                                         2007 yılında Ayrılık Çeşmesi

2008 yılında restorasyon çalışmaları için kazılar yapıldı. Kadıköy Belediyesi büyük bir afişle bunu ilan etti. Çeşmenin yalakları ve namazgâhı ortaya çıkarıldı.

                             2008 Yılındaki Restorasyon Çalışmaları

2008 yılından sonra bir kere daha restorasyon için çalışmalar yapıldığını anımsıyorum. Ancak çalışmalar sonuçlanmadan tekrar kapatıldı. Sadece toprak altında kalmış olan arkasındaki namazgâh ortaya çıkarılmış şekilde bırakıldı.

2010 lu yıllarda etrafında Marmaray çalışmaları başladı.

2014 yılına gelindiğinde Çeşme, etrafında yapılan köprü, merdiven gibi tesislerin alt kotunda kalmıştı. Kaldırımın dibinde, yalakları tekrar kapatılmış, sadece namazgâh taşları görünen şekildeydi.

                                    2014 Yılında Ayrılık Çeşmesi

2015 yılına gelindiğinde Ayrılık Çeşmesinin durumunda değişiklik yoktur. Hatta 2017 yılının başlarında da aynı durumdadır.



                                       2015 Yılında Çeşmenin Durumu

2017 yılının Ekim ayında Çeşmede ve Namazgâhında bazı çalışmalar yapılmaktadır. Arkasında bulunan namazgâhın Çeşmeye yakın küçük bölümü ele alınmış. Burada tarihi taşlar kaldırılmış, yerine göründüğü kadarıyla beyaz kesme taşlarla namazgâh duvarı düzenlenmiş. Ayrıca namazgâh duvarı Çeşmenin arkasında devam etmezken orada da duvar örülerek devam ettirilmiş. Namazgâhın Çeşmeye uzak büyük bölümü ise yok sayılmış.

Umarım tarihi taşlar atılmamıştır.

                   2017 Yılında Çeşmede yapılan “Restorasyon” Çalışması

Çalışma yapıldığı için Çeşmenin etrafı çevrilmiştir. Ancak restorasyon çalışmasında kesinlikle tabela olması ve tabelada yapılan işlerle ilgili bilgi olması gerekir. Böyle bir şey yok. Öte yandan yapılan işlerde yanlışlıklar olduğu belli olmaktadır.

Kadıköy’ün ortasında, ilçenin günümüze kalmış en eski tarihi eseri olan Ayrılık Çeşmesinin kimliği yok edilmektedir.

Ayrılık Çeşmesi 400 yıldır oradadır. Yüz yıllarca bir başlangıç noktası olmuştur Anadolu’ya gidenler için. Sanırım bu sebepten Metro İstasyonuna Ayrılık Çeşmesi adı verilmiştir.

Kadıköy’ün günümüze kalmış en eski sinema binası olan tescilli eser tarihi Özen Sineması Yeldeğirmeni’ndedir. Restore edilip Yeldğirmenlilerin kullanımına açılacağına, kaçak tadilatla hangar haline getirilip başka amaçla kullanılıyor. Yine Kadıköy’ün günümüze kalmış en eski eseri Ayrılık Çeşmesi de Yeldeğirmeni’ndedir. Burası da aynı muameleye tabi tutuluyor.

Yeldeğirmeni adeta kasıtlı olarak geçmişinden koparılmak isteniyor. Ama tarih yok ediliyor. Kent hafızası ortadan kaldırılıyor.

Bu yazı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, İBB, Kadıköy Belediyesi, 5 Nolu Koruma Kurulu, Valilik, Kaymakamlık ve ilgilenen tüm kurumlara bilgilendirme dilekçesi olarak kabul edilsin. Umarım bir işe yarar.

ARİF ATILGAN EKİM 2017

20 Ekim 2017 Cuma

AYRILIK ÇEŞMESİ’NDE NE YAPILIYOR?
Arif Atılgan

Ayrılık Çeşmesinin hikâyesini tekrar yazmayacağım. YELDEĞİRMENİ kitabımda bahsetmiştim. ATILGAN Blogumda da http://atilganblog.blogspot.com.tr/2014/12/yeldegirmeni-ayrilik-cesmesi-arif.html LİNK’inde yazmıştım. Çeşmede bu sıralarda yapılanlarla ilgili dikkat çekmek istiyorum.

Restorasyon yapıldığı belli. Ancak tabela olmadığı için kim?, ne?, nasıl? yapıyor sorularına cevap bulunamıyor. Bildiğim kadarıyla Çeşme Kadıköy Belediyesinin mülkiyetindedir. Daha önceleri de burada bazı restorasyon çalışmaları başlatılmış sonradan durdurulmuştu. 

Bir süredir yapılan çalışmalar dikkatimi çekiyordu. Zaman sorunum olması sebebiyle incelemeden geçiyordum. Ancak ele alınmasına seviniyordum. Birkaç gün önce sadece iki fotoğraf çekip geçtim. Hatta bu fotoğrafı sevinerek te paylaştım. Ama dikkatli arkadaşlarımızın yorumu ile ben de dikkatli baktığımda yanlış işler yapıldığını görüyorum.


Önceki yıllarda çektiğim fotoğraflarda namazgâh net bir şekilde belli oluyor. Çeşme arkasında küçük, arkasında daha büyük bir bölüm var. Üstelik namazgâh duvarlarının taşları da hala kendilerini korumuşlar.


Bugün yapılan çalışmada sadece öndeki küçük bölüm göz önüne alınmış. Arkadaki büyük bölüm yok farz edilmiş. Ayrıca daha da kötüsü 400 yıllık çeşmenin eski tarihi taşlarının yerine yepyeni kesme taşlarla namazgâh duvarı örülmüş. Ayrıca fark edebildiğim kadarıyla çeşmenin arkasındaki duvarda da bir hata var.

Umarım eski taşlar atılmamıştır. O zaman hiç değilse bu yanlışlıktan dönülebilinir. Atılmış olma ihtimalini düşünmek istemiyorum. 5 Nolu Koruma Kurulunun haberi var mıdır? Onaylı Restorasyon Projesi mi uygulanmaktadır?

Bu yazıyı sadece konuya dikkat çekmek için acele olarak yazıyorum. Daha detaylı bir araştırma yazısını birkaç gün içinde yayınlayacağım.

Kadıköy Belediyesi bir an önce bu konuya el atmalıdır.
ARİF ATILGAN EKİM 2017

18 Ekim 2017 Çarşamba

Kent Öyküleri

YALOVA’DA YEREL SEÇİM ÖYKÜSÜ
Arif Atılgan

2014 yılının başları. 30 Martta yapılacak yerel seçimlerin sürecindeyiz. Yalova’da inşaat yapıyorum.

Kadıköy’de hayatım geçti. Maltepe’de ikamet ediyorum. Yalova baba toprağım. Buralardaki seçimlerle biraz daha ilgiliyim. Kadıköy ve Maltepe’de CHP nin kazanacağı belli. Yalova’da AKP li yönetim var. Yalovalılar genellikle ülkenin başında hangi parti varsa belediyesinde de o partiye oy verir. 2009 yılı seçimlerinde DP li olarak seçim kazanan Başkan 2013 yılında iktidar partisi AKP ye geçmiş.

Bu anlamda seçim çalışmalarında AKP biraz daha kendine güvenli. CHP özellikle Yalovalı milletvekilinin üstün performansı ile yarışı bırakmıyor, asılıyor. MHP liler CHP yi desteklemeyi düşündüklerini söylüyorlar. Sonuçta yarış AKP ve CHP arasında geçiyor.

Yalovalılarla sohbetlerimde çok şaşırıyordum. Bir gün AKP yi savunanlar ertesi gün CHP yi savunuyorlardı. Çoğunluk AKP nin başkan adayını eleştiriyordu. Hâlbuki o kişi daha önce 2 dönem başkanlık yapmıştı.
  

İnşaat yaptığım sokaktaki Komşum CHP li partili bir beyefendiydi. O da partisi için gereken çalışmaları yapıyordu.

Kendisi seçime 1-2 gün kala Ankara’dan acı bir haber aldı. Babasını kaybetmişti. Kötü kader. Seçim günü ailecek babasının cenazesi için Ankara’da olmak zorundaydı. Parti arkadaşları kendisine başsağlığı diliyorlardı. Başkan adayı olan Vefa Salman da başsağlığı dilemiş ‘Lütfen, 1 oy bile değerli’ diyerek Ankara’ya gitmemesini rica etmişti.

Komşum, babasının cenazesine gitmemişti. Ailecek, 6 kişi gidip oy kullanmışlardı.

30 Mart akşamı oy sayımı bittiğinde 1 oy farkla AKP kazanmıştı. CHP liler ve AKP liler birlikte itiraz etmişlerdi. Yeniden oylar sayılmış bu sefer de CHP li başkan adayı 6 oy farkla seçimi kazanmıştı.

6 oy Komşumun ailecek kullandığı oy sayısıydı. İtirazlar sonucu seçimin yenilenmesine karar verilmişti.

AKP li seçmenler başkan adayının değişeceğini ummuşlardı. Ancak parti aynı kişiyi aday gösterir.

1 Haziran 2014 de yeniden yapılan seçimi 228 oy farkla CHP li aday kazanır. 30 Marttaki seçimde Komşumun ailecek kullandığı 6 oy olmasa ilk sayımda fark 7, ikincisinde ise berabere olacaktı. Belki yeni seçime karar verilmeyecek, yeniden sayım yapılacaktı. O zaman ne olurdu bilinmez. Yani Komşumun Ankara’ya babasını defnetmeye gitmemesi CHP li başkan adayına seçim kazandırmıştı.

Ama Yalovalı Yalovalılığını yapmış, mecliste çoğunluğu AKP ye kazandırmıştı.

Öykü burada bitmiyor.

2017 yılının haziran ayı.

Şeker Bayramına birkaç gün kalmış. Komşum arabasıyla giderken göğsünde ve kolunda ağır bir sancı hisseder. Kalp krizi geçirdiğini düşünür. Şansına tenha bir cadde olan Safran Yolundadır.  Arabayı kenara çekerek kızını arar. Kızı kendisini beklemesini söyler. Komşum sabredemez, kızına ‘Devam edeceğim’ der ve devam eder. Yalova Hastanesine kendi gider, hemen doktora çıkarılır. Doktorlar kalp krizi geçirdiğini teyit ederler. Acele ameliyata alınması gerekmektedir. Komşum Bursa’da kendi bildiği bir özel hastanede ameliyat olmak istemektedir. Hastane ambulans verememektedir. Belediyenin ambulansı vardır ama ambulansta sağlık görevlileri yoktur. Komşumun kızı Belediye Başkanını arar. Durumu anlatır. Belediye Başkanı hemen hastaneyi arar. İçersinde sağlık görevlileri olan ambulans ayarlanır, Komşum Bursa’ya yetiştirilir.

Başarılı bir ameliyat sonrası sağlığına kavuşmuştur.

Kent işte. Öyküsü bitmez. Hep bir şeyler bir şeylere denk gelir.

Yalova’nın Kent Hafızasına da bu olayı kaydetmiş olalım.
ARİF ATILGAN EKİM 2017






13 Ekim 2017 Cuma

KADIKÖY, MODA VE YELDEĞİRMENİ ÜZERİNE
Arif Atılgan

Geçtiğimiz günlerde iki önemli gazetede Kadıköy ve Yeldeğirmeni ile ilgili haberler yapıldı. Yazıların gerek Kadıköy’ün gerekse Yeldeğirmeni’nin bu günkü durumlarını tanıtmak için hazırlandığı belli olmaktadır. Röportajlarda konuşan kişiler kendi pencerelerinden bakarak yorum yapmışlar. Kendilerince haklılar. Ancak eleştirel konuşanlar daha tutarlı cümleler kurmuş. Çünkü: Onlar yapılanların sıkıntısını yaşayanlar.

İki kişinin yorumları dikkatimi çekti.

Birincisi Vedat Mirol. Eski Kadıköy’de lezzet durağı olarak sadece Koço’nun olduğunu söylemiş. Hâlbuki bazıları asırlık olan Fehmi, Hacı Bekir, Beyaz Fırın, Cafer Erol, Baylan, Ezmeci Cemil (Dalyan’a gitti), Ankara Pastanesi, Islama Köfteci, İnegöl Köftecisi (Artık Yok), Şöhret Şekercisi, Modalı Dondurmacı Ali, Çiya Kadıköy’de hemen aklıma gelen lezzet duraklarıdır. 

İkincisi ise Mario Levi. Mahallelerden beslenerek yazı yazan sevdiğimiz yazarımız ‘Evet, çok kalabalık, çok gürültülü, eyvallah… Ama olsun. Bence renksizlikten daha iyidir.’ Diyor. Denk gelirsem kendisiyle bu konuyu sohbet etmek isterim.

Kadıköy’de Çarşının canlılığı vurgulanmaktadır. Ancak burasının artık Çarşı özelliğinin kalmadığına dikkat edilmemiş. Yazılanlarda da çarşıdan değil yeme-içmecilerden bahsedilmektedir. Üstelik Bahariye’den Moda’ya her tarafa yayılan Çarşı.. Bence artık ‘Çarşı’ kelimesi kullanılmasa daha samimi olunacaktır.


‘Kadıköy’de özgürlük var’ diyenler var. Mahallelinin şikâyetleri böyle olmadığını belli ediyor. Özgürlük, başkasının özgürlüğünü kısıtladığınız noktada bitmelidir. Diğer yandan Kültür-Sanat bölgesi olduğu ifade edilen Kadıköy’de kitapçılar kafeye dönüşüyor.

Moda içinse mahalle kimliği vurgulanmakta ama burada da yeme-içmecilerden bahsedilmektedir. Zaten yazılarda farkında olmadan Kadıköy’ün ‘Eğlence’ fonksiyonlu bir alan haline geldiği vurgulanmaktadır.


Yeldeğirmeni’ne gelince.. Semtin mahalle kimliği öne çıkarılmaya çalışılmakta ama ağırlıkla kafelerden bahsedilmektedir. Mahallelinin sıkıntılarını anlattığı bölümler burada da yapılanın kimlik bozulması olduğunu belli etmektedir.


Ülkemizde, 1980 lerden itibaren doğal güzelliği olan tüm alanlar “Doğayı sevenler” tarafından oralara yapılan binalarla yok edildi. Bugün yeni yapılan sitelerin suni bahçelerini göz alıcı görüntülerle gösterip ‘Doğası var’ diyerek satıyorlar.

Doğa tükendi.

2000 lerden itibaren kentlerin içine göz dikildi. Mahalleler pazarlanmakta.. Önce çarşılar sonra yerleşimler tek tek dönüştürülmektedir.

Kadıköy Tarihi Çarşı gibi asırlık çarşılar, yeme-içmecilerin yeri oluyor. Buna karşın bazı AVM lerde ‘Mahalle’ adıyla çarşı düzenlemeleri yapılıyor. Ama buralarda da yeme-içmecilerin olduğu mekânlar yer alıyor.

Yeldeğirmeni, Moda gibi eski semtler ise Mahalle kelimesi kullanılarak fonksiyon değişikliğine uğratılıyor. Buna karşın yeni inşa edilen sitelerde ‘Suni Mahalleler’ üretilmektedir. 

Yakında mahalleler de tükenecektir.

Kadıköy’ün gece nüfusu 470.000, gündüz nüfusu 2.500.000 olmaktadır. Kadıköy giderek Eminönü’leşiyor. Aradaki fark Eminönü’nün ‘Ticaret’, Kadıköy’ün ‘Eğlence’ fonksiyonunda olmasıdır.

Kadıköy Tarihi Çarşı ve Yeldeğirmeni’nde koruma projeleri yapılmalıydı. Öyle olsaydı, bugün Kadıköy’de Çarşı belki de her çeşit organik malzemelerin satıldığı,  çeşitli zanaatların yer aldığı özellikli bir alan olabilirdi. Moda, Modalıların yüz yıldır olduğu gibi mahalle esnafıyla birlikte sakin yaşadığı bir semt olurdu. Yeldeğirmeni ise iki yüz yıldan fazla zamandır kendi içinde yaşadığı mahalle kültürünü devam ettirebilirdi. Kadıköy yine çok ilgi çekici bir bölge olurdu. Ama İstanbul’un Beyoğlu’su gibi değil İstanbul’un Kadıköy’ü gibi.

Kadıköy, planlarda ‘Kırmızı Renkli Bölge’ olarak işaretlenen ‘Eğlence Alanı’ haline dönüşmektedir. Bu değişim önceki belediye yönetimi zamanında başladı. Bugünkü yönetim Kadıköy’de mahalle mi, eğlence mi ona karar vermelidir. Eğer mahalle olmasına karar verilirse samimiyetle ‘Eleştiri Panelleri’ düzenlenmelidir. Düzenlenmelidir ki ‘Eski Kadıköy’ümüzü’ geri getirme bilinci oluşturularak fikir üretilsin.
ARİF ATILGAN EKİM 2017

Not: -Fotoğraflar ilgili haberlerden alındı. 
        -İlgili Gazete Haberleri:










7 Ekim 2017 Cumartesi

MİMAR
Arif Atılgan

Mimar mekân tasarlar. Biraz daha genişletelim. Mimar mekân ve bina tasarlayan kişiye denir. Öyle mi?.

Şehir Plancılarının ilk Odası Mimarlar Odasıdır. Buradan ayrılıp kendi Meslek Odalarını kurmuşlardır. İç Mimarların da öyle.. Bugün Endüstriyel Tasarımcılar, Mimarlar Odası üyesidirler. Sayı ve ortamları oluştuğunda onlar da kendi Meslek Odalarını kuracaklardır.

Yani mimar tasarımcıdır. Şehir de tasarlar, mekân da, bina da, eşya da..

1965 yılında Mimarlık eğitimime başladığımda Temel Kur dersinde dizayn öğrenirdik. Bu kelimeyi dışarıda kimse bilmezdi o yıllar. Bizden öğrenmişlerdir. Ona bağlı ve benzer bir ders olan Serbest Resim dersimizde de dizayn melekesi edindirilirdik. Yani tasarım.. Temel Kur Serbest Resimin, Serbest Resim Temel Kurun tamamlayıcısıydı. Şehircilik dersimiz de vardı. Biz mezun olduğumuzda Şehir Planlaması da yapabilirdik. Öğrendiğimiz ve mezun olduğumuzda yaptığımız diğer bir iş te taşıyıcı sistemin hesaplanmasıydı.

Mimar eserinin her şeyini tasarlamalıdır.

1980 lerde ihtisas ayrımı diye bir anlayış getirildi. Önce taşıyıcı sistem İnşaat Mühendislerine geçti. Sonra Şehir Plancılar ve İç mimarlar kendi alanlarını sahiplendiler. Yakında Endüstriyel Tasarımcılar da öyle olur.. İlginç olan mimarlık eğitiminin içinden bütün bunlar çıkarıldı. Bugün topografya bile okumadan, internetten kopyalanan tasarımlarla ödev yapan bir eğitim-öğrenim dönemi var artık. Neyse. Yazımın konusu bu değil. Dağılmayalım.

Aslında yukarıda saydıklarım ayrı meslek değil, mimarlık mesleğinin ihtisas (uzmanlık) alanları olarak okutulmalı ve yapılmalıdır.

Mimarın el attığı her şey rant getirir. Ancak..

Mimarlık bir kültürdür. Bu kültürün içinde kamusallık, kamu yararı gözetilmesi temeldir. Asla rant yoktur.

Mimarın piyasada inşaat ruhsatı alan kişi olarak tanınması ise acı kaderden başka bir şey değildir. Rahmetli Oktay Ekinci derdi ki ‘İmar Durumu denen şey mimarlığı yok ediyor. Öne, yana, arkaya, yukarı, toprak altına şu kadar çıkabilme tarifleriyle ve diğer detay sınırlama- izinlerle binanın projesi tarif ediliyor zaten. Ben buna mimarlık demiyorum.’ Ben de..

Mimar her şeyi tasarlar. Film sektöründe bile mimar danışman kullananların filmleri daha değişik olur.

1971 yılında Polatlı Yedek Subay Topçu Okulundayım. Yürüyüş kararı sayarak geldiğimiz futbol sahasındaki tadat dağılıyordu. Bizim 4. Bölük komutanımız üsteğmen Teoman Muştu (Anımsayıverdim. Selam olsun) ‘Durun’ demişti.. ‘Mimarlar bir adım öne çıksın’. Çıktık. ‘Siz odama gelin’ dedi. Özel bir durum olduğunu sandık. Meğer tabela yazılacakmış. Yani yine bir tasarım işi.

Kıyamete kadar iddia edeceğim. Mimar işini anahtar teslimi yapmalıdır. Yani tasarımı ve uygulamayı birlikte yüklenmelidir. Mimarlık böyle yapılmadığı müddetçe yapılıyor değildir bana göre. Diploma, ekmek parası kazanmak için bir ruhsattır bu durumda.


Mimarlık sanat mıdır, zanaat mıdır?. Mimarına göre değişir.

Sanatçı mimarı tarif edersek eğer.. Eseri ile halkın beğenisini toplayan ve eserinden tanınan mimar sanatçı mimardır. Eseri de sanat eseridir. Bana göre 1950 lerden sonra bu tarife giren tek isim vardır. Mimar Melih Koray.

Mimarlık eğitimi mimarı değişik kılar. Karşıdan bakıldığında mimarın mimar olduğu belli olur. Mimar öyle biridir ki, ortamı mimarlık yapmaya uygun bulmuyorsa eğer, cesaretle ‘Bu ortamda yapılacak en doğru mimarlık, mimarlık yapmamaktır’ der.

Mimar tasarımcıdır.
ARİF ATILGAN EKİM 2017



6 Ekim 2017 Cuma

ALTINORDU İDMAN YURDU
Arif Atılgan

İstanbul’daki en eski spor kulüplerini kuruluş tarihlerine göre sıralarsak:
1903 Bereket (Beşiktaş) Jimnastik Kulübü
1905 Galatasaray Spor Kulübü
1907 Fenerbahçe Spor Kulübü
1908 Üsküdar Anadolu Spor Kulübü
1908 Vefa Spor Kulübü
1908 Beykoz Spor Kulübü
1909 Altınordu İdman Yurdu
1911 Süleymaniye Spor Kulübü
1912 Anadoluhisarı Spor Kulübü
(Beşiktaş, Vefa, Beykoz futbol takımlarını sonraki yıllarda kurmuşlar.)

Altınordu, Kadıköy’ün Spor Kulübüdür. Renkleri Mavi-Kırmızı olup 1909 yılında İttihat Ve Terakki Cemiyeti üyeleri tarafından kurulmuştur. Kurucusu Raşit Aydınoğlu isimli öğretmendir. Kadıköy’deki Galatasaraylıların kurduğu da söylenir. O yıllarda Pazar günü oynandığı için Pazar Ligi denilen İstanbul Ligine katılmıştır.

Kulübün ilk ismi Uluslararası Terakki (ilerlemek) anlamında Progress İnternational ’dir.

1914 yılında Sadrazam Talat Paşa başkan olur. Bu yıllarda kulübün ismi Ziya Gökalp tarafından Altınordu İdman Yurdu olarak değiştirilerek Türkçeleştirilmiştir.

Kadıköy’de Papazın Çayırı olarak bilinen saha Modalı Union Clup tarafından kullanılmaktadır. 1914 yılında 1. Dünya Savaşı çıktığında Osmanlı’nın düşmanı konumunda olan İngilizler sahayı bırakıp giderler. 1915 yılında İttihatçıların el koyduğu saha onların takımı Altınordu’nun olur.

Altınordu iktidarın desteğiyle ekonomisini güçlendirmiş ve Fenerbahçe’den 7 oyuncu transfer etmiştir. Diğer yandan futbolcularını cepheye göndermeme ayrıcalığını kazanan tek kulüptür.

Bu şekilde 1915 yılında başlayan ve cuma günleri oynandığı için Cuma Ligi adı verilen ligde 1916-17 ve 1917-18 sezonlarında şampiyon olmuştur.

1916-17 Sezonu Sıralaması
1-Altınordu
2-Üsküdar Anadolu
3-Fenerbahçe
4-Süleymaniye
5-Galatasaray
6-Anadoluhisarı

1917-18 Sezonu Sıralaması
1-Altınordu
2-Fenerbahçe
3-Süleymaniye
4-Üsküdar Anadolu
5-Anadoluhisarı
6-Galatasaray

                   1916-17 ve 1917-18 Sezonlarında Şampiyon Olan Kadro

1. Dünya Savaşı sonrası İttihat Ve terakki Cemiyeti gözden düşmüş, Talat Paşa kulübün başkanlığından ayrılmıştır. Başkan yeniden Raşit Aydınoğlu olmuştur. Raşit Aydınoğlu 1921 yılında İttihat Sporu kurar ve sahayı sahiplenir.

Cumhuriyet sonrası İttihatçılar ortadan kalkar ancak saha Altınordu’ya kalmıştır.

1923 yılında Romanya’yla oynanan ilk milli maçtaki kalecimiz Nedim Kaleci Altınorduludur.

Fenerbahçeliler Raşit Beye stadı kendilerine satması için ısrar ederler. Raşit Bey onları red eder. Bunun üzerine 1927 yılında Maliye Bakanı olan Fenerbahçeli Şükrü Saraçoğlu, Meclisten ‘Aynı semtte iki takım varsa bu takımlardan üye sayısı fazla olan faaliyetini sürdürebilir’ şeklinde tek maddelik bir yasa çıkarttırır. Bu durumda üye sayısı çok olan Fenerbahçe faaliyetine devam edecek, İttihat Spor devam edemeyecektir. Altınordu ortada kalmıştır. Bu karar aynı zamanda Kadıköy’ün kulübünün Galatasaraylılara ait bir takım olmasını önlemiştir.

1922 yılında başlayıp 1951 e kadar devam eden Cumhuriyet Dönemi Liginde 1926-1927 sezonundan itibaren Altınordu İdman Yurdu yoktur.

Sahipsiz kalan Altınordu 1929 yılında Fenerbahçe ile birleştirilmiş, 1949 da Fenerbahçe’den ayrılıp Amatör kümede oynamaya başlamıştır.

   1960 lı Yılların Başında Altınordu İdman Yurdu Eski Fenerbahçe Stadında

Kulüp Hasanpaşa’dadır. Lig maçlarını eski tahta tribünlü Fenerbahçe Stadında yaparlar. Antrenmanlarını ise Acıbadem’de Batarya sahasında..

            1960 lı Yılların Başında 6 Oyuncusu Eski Fenerbahçe Stadında

Ancak 1970 lerde Kadıköy’de sahalara inşaatlar yapılınca Kulüp Bostancıya taşınır. 1988 yılında ise Cihat Uygun, Rıfkı Çolak, İhsan Sağlam, Muzaffer Koçak ve Hasan Ören tarafından satın alınarak Kartal Topselvi’ye getirilir.

Bugün 1. Amatör Kümede mücadele etmektedir.

108 yaşındaki Altınordu, 3 büyük kulübümüz kadar eskidir. Onlar kadar geçmişe tanıklık etmiştir. Bu tip kulüplerimize sadece Spor Kulübü olarak bakmamak gerekir. Onlar tarih kitabı gibidirler. 3 büyük kulübümüzün kapsamlı müzeleri vardır. Altınordu gibi kulüplerin de olması gerekir. Kadıköy’ün böyle önemli bir camiayı bünyesinden kaçırması affedilir bir şey değildir.

Kulübün yeni sahiplerinin bu tarihi kulübü sahiplenmelerine teşekkür etmek gerekir. Ancak Kulüp amblemini değiştirmeleri iyi olmamış. Keşke eski tarihi amblemini kullansalardı.

                    Yeni Amblem (Eskisi Yukardaki Fotoğraflarda Görülüyor)

1915 yılında ittihatçı Talat Paşa sadrazamken yani başbakanken Altınordu’nun başkanı oluyor. 1916 yılında Talat Paşanın maarif nazırı yani milli eğitim bakanı ittihatçı Doktor Nazım Bey ise Fenerbahçe’ye başkan oluyor. 1. Dünya Savaşı sonrası ittihatçıların idaresi son buluyor. Fenerbahçe cumhuriyetçilerle devam ediyor. Altınordu edemiyor.

1921 yılında Talat Paşa Almanya’da suikasta kurban gidiyor. 1922 yılında Doktor Nazım Bey Almanya’da suikasttan kurtuluyor ama 1926 yılında İzmir’de idam ediliyor. Talat Paşa’nın naşı 1943 de İstanbul’a getirilerek Abide-i Hürriyet tepesine defnediliyor. Doktor Nazım Beyin mezar yeri belli değildir.

Görüldüğü gibi Altınordu ile Fenerbahçe’nin tarihleri birbirine karışmıştır.

Söğütlüçeşmeden Hasanpaşa istikametine doğru her geçişimde sağ tarafta Altınordu Kulübünün tabelasını gözlerim arar. Altınordu İdman Yurdu Kadıköy’ün kent hafızasından silinmemelidir.
ARİF ATILGAN EKİM 2017





3 Ekim 2017 Salı

YALOVA KENDİ GİBİ..
Arif Atılgan

1970-80 lerdeki Bodrum, Marmaris, Fethiye ve diğerlerini anımsayın. Bodrumda Kalenin solundaki sokakta pansiyonlar, koya bakan kısımda yerli halkın evleri, Hanın bulunduğu kısa sokakta Bodrumlu esnafın çarşısı vardı. Marmaris’te sahilin karşısında küçük oteller, Fethiye’de sahilde çay bahçeleri bulunurdu. Kendileri olmaları ilgi çekici olmuş, insanlarda oraları görme isteği uyandırmışlardı. Bu şekilde ünlenmiş ve “gelişmişlerdi”. Bugün Bodrum’da İstanbul, Marmaris’te Ankara, Fethiye’de Londra var sanırsınız. Kendi gibi bile değiller artık.

Bu örnekler çoğaltılabilir.

Yalova kendisi olamasa da kendi gibidir. Çünkü: Yalova’da eskiye ait bir şey kalmamıştır ama henüz zapt edilmemiştir.

Atatürk 1929 yılında Bursa’ya giderken Yalova’yı keşfediyor. Doğasını seviyor ve ‘Burası su şehri olsun’ diyor. Yaz mevsimlerinde burada kalıyor. Bu sebepten Yalova’ya Türkiye Cumhuriyetinin Yazlık Başkenti denmiş.

Atatürk, Çiftlik Köydeki Yürüyen Köşk ile Termaldeki Gazi Köşkü arasındaki yolun iki yanına çınar ağaçları dikerek hıyaban denilen yolu yaptırmış. Yolun, Meydandan Termal tarafına doğru olan düz kısmının adı Gazi Paşa Caddesidir. Gazi Paşa Caddesinin adı Termal Yolu oluncaya kadarki kısmı trafiğe kapalıdır. Yalovalılar burada gezerler, alışveriş yaparlar, deniz kıyısında otururlar, denize girerler.

                                               Yalovalılar Sahilde

Deprem sonrası Yalova için ‘şerden hayır doğdu’ denebilir. Zira artık 2-3 katlı binalar yapılıyor. Geniş sokaklarda apartmanlar villa gibi duruyor o zaman. Nüfusu 200.000 civarı. Herkes birbirini tanıyor neredeyse. Kıyıdan birkaç sokak sonra kırlık alan başlıyor. Yalova ülkenin 847 Km2 ile en küçük yüzölçümlü ili ama en uzun kıyılı olanlarından. 1995 yılına kadar İstanbul’un ilçesi. %59 u ormanlık alan olan Yalova’nın toplam 6 ilçesi var ve hepsinin denize kıyısı var. Eğer mera, tarla, bahçe gibi yerleri de sayarsak neredeyse %80 i yeşil alan. Denize kıyısının uzunluğu 120 Km civarı.

                                            Yalova’da Yeşil Alanlar

Bugün Yalova’da yaşayanların eskileri 1924 mübadelesinde, yenileri 1970 li yıllardan sonra buraya yerleşmiş. Yalovalılar denizle barışık olmamışlar nedense. Onun için hep çay bahçelerinde veya deniz kıyılarında oturmayı tercih etmişler. Bu durumu kamu idaresindekiler de böyle kabul etmişler ki denizle ilgili çalışma yapmamışlar. 1-2 yıldır bu anlayış değişmeye başladı. Kamu kurumları denizle ilgili hizmet yapmaya başladı. O zaman da insanlar denize girmeye başladılar.

Yalova’nın Merkez ilçesini ele alarak Yalova’yı ve Yalovalıyı anlatmak istiyorum. Zira Yalovalıların ağırlıklı bulunduğu ilçe burasıdır.

Yalovalılar geniş insanlar. Bunda değerlenen arazilerinin verdiği güven var. Kışın dondurma, yazın baklava yemeyi severler. Yalova Sütlüsü denilen buraya ait baklavası oldukça lezzetlidir. Esnafı, zanaatkârı boldur. Bileni bilmeyeni hepsi iş yapar. Hava kararınca dükkânların rengârenk ışıklı tabelaları dikkat çeker. Her şey sakindir.

Gazi Paşa Caddesinde, bisiklete-motosiklete veya akülü bisiklete binen dede, nine, açık-kapalı kadın, özürlü, köylü-çiftçi, roman, Arap her tip insan vardır. Kafeteryalarda (kafe değil) gençler, çay bahçelerinde yaşı büyükler otururlar. Bazıları, çay bahçelerinin önündeki çayırda oturur, denize girerler. Hava iyi olduğu an herkes buralara gelir. Kumsalda denize girenler içinde de çoğunluk yerlilerdir. Sabah erkekler gelir. Bir süre sonra kadınlar. Açık-kapalı kadınlar. Kimi denizin içinde yürüyüş yapar kimi jimnastik. Bazı kadınlar sohbete dalıp 3-4 saatlerini geçirirler yüzerken. Arada fırsat kollayan köpekler de denize giriverir.  Mahalle çocukları kumsala bisikletlerini atıp yüzerler, kururlar, tekrar bisikletlerine atlayıp giderler. Bebekleriyle gelen genç anneler. Arada yabancılar. Bisikletinin arkasına bindirdiği torununu denize getirip, kıyıda Onu seyreden dedeler.

Bir gün sokak arasında bisikletli bir çobanın ineklerini götürdüğünü görmüştüm. Motosikletiyle süt dağıtan kadınlar vardır.

Özetle Yalova hala kendi gibidir. Yabancılar tarafından istila edilmemiştir. Yanancılaşmamıştır. Yazının başında saydığım ünlü sayfiye yerlerinin ilk zamanları gibidir.

Böyle bir kentteki çalışmalar da buna uygun olmalıdır. Örneğin: Yalova’ya Organize Sanayi Bölgeleri getirilirse burası mahvolur. Hizmet fonksiyonu getirilirse de öyle. O zaman da tatilci turist değil iş insanları dolacaktır buraya.

Denizle ilgili çalışma olarak; Gazi Paşa Caddesi tarafındaki kıyının açığına, Safran Deresi mendireği ile Liman mendireği arasına bariyer koyulmalıdır. O zaman öğleden sonra poyrazla gelen yosun vs gelemeyecek ve sahil çok temiz olacaktır. Bir de sabahları kumsal taranır temizlenirse değeri bilinmeyen kumu da kendini hissettirecektir.

                               İki Mendirek Arasına Bariyer Yapılmalı

Akrabam bir delikanlı ‘Kızların dikkatini çekmek için ne yapmalıyım?’ diye sormuştu. Bir ünlüye benzemeyi düşünüyordu. ‘Kendin gibi ol’ demiştim. Şaşırmıştı. Kendi olan insanların değerli olacağını söylemiştim. Sadece insanlar değil her şey, özellikle kentler kendileri olurlarsa değerli olurlar.

Yalova’nın doğasının değeri bilinmeli, korunmalıdır. Seracılık, çiçekçilik, bahçecilik, tarım, hayvancılık yok edilmemelidir. Yalova’nın köylerinin tarihi değeri vardır. Bu sebepten köylükten çıkarılmamalıdır.

Yalova Yalovalılarla birlikte Yavaş Şehir anlamında değerlendirilmelidir.

Son söz: Yalova’da bir an önce Kenti Koruma Platformu kurulmalıdır.
ARİF ATILGAN EKİM 2017