14 Ekim 2009 Çarşamba

KEMAL ATATÜRK ORTAOKULU (SAİNT EUPHEMİE FRANSIZ KIZ OKULU)


Mimarlara Mektuplarım



Kemal Atatürk Ortaokulu
(Saint Euphemie Fransız Kız Ortaokulu)

Arif ATILGAN



Son günlerde okulların ve hastanelerin satılığa çıkarılmaları ile ilgili haberler sık sık gündeme gelmektedir. Bu anlamda yayımlanan listelerde Yeldeğirmeni Kemal Atatürk Ortaokulu’nun da adının geçmekte olduğu ilgili gözlerin dikkatinden kaçmamaktadır. Belli ki bu okula kenarda kalmış semtin kenarda kalmış binası gözüyle bakılmaktadır. Deprem sonrası ufak tefek çatlaklar oluşmuş olması sebebiyle bugün eğitime kapatılarak boşaltılmış olan Kemal Atatürk Ortaokulu, aslında Kadıköy’ün çok önemli bir yapısıdır.
1894 yılında Fransa’dan Türkiye’ye (Kadıköy’e) gelmiş olan Oblates de l’Assomption rahibelerinin 1895 yılında Haydarpaşa da (Yeldeğirmeni’nde) eğitime açtıkları bu okula, Kadıköy’ün önemli azizesi olan Saint Euphemie’nin adı verilmişti.
Bu rahibeler aslında bugün yerinde olmayan Moda’daki Şifa Hastanesi ile ilgileniyorlardı ve 1905 yılından itibaren bu hastanede faaliyet göstermişlerdi.
Saint Euphemie Okulu yatılı olarak da hizmet vermiş ve mezunlarını daha çok Moda’daki Notre Dame de Sion Okulu’na göndermiştir.
O yıllarda hepsi paralı kolej olan bu okullarda gelir düzeyi düşük olan Yeldeğirmeni ailelerinin çocukları eğitim görmekte zorluk çekiyorlardı. Ayrıca Yeldeğirmeni çocuklarının diğer bir sorunu da, özellikle kış mevsiminde Moda’daki Notre Dame de Sion, Saint Joseph gibi okullara ulaşabilme zorluğuydu. Bu sebepten, Yeldeğirmeni’ndeki Saint Euphemie Okulu, Notre Dame de Sion’un ilk ve ortaokulu olarak faaliyet göstermiş, daha sonra 1906 yılında eğitime açılan Saint Louis Okulu da Saint Joseph’in ilkokulu olarak görev yapmıştı.
Saint Euphemie Okulu’nun, 1906 tarihli Goad haritalarında görüldüğü gibi, önce Taşlı Bayır Sokağı’nda bulunan aşağıdaki binası inşa edilmiş ve faaliyete geçirilmiştir. Daha sonra yangın geçiren bu binanın bir kat fazlasıyla yenilenmesi ve diğer binaların da inşa edilmesi için 1912 yılında Osmanlı makamlarından irade alınmış, okul İskele Sokağı’ndaki binası ve kilisesi ile birlikte inşa edilerek bugünkü halini almıştır. Zaten 1936 Pervititch haritalarında da bu binaların hepsi gözükmektedir. Eglise Notre-Dame-du-Rosaire adı verilen kilisenin alt katına bahçeden girilebilmekte ve burası müsamere salonu olarak kullanılmaktaydı.
13 Aralık 1934 tarihinde yürürlüğe giren, ancak 1935 yılında uygulanan “Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun”, din insanlarının dinî binaların dışında, özellikle okullarda, sokaklarda dinî kıyafetle dolaşmalarını yasaklamıştı. Kolejlerde öğretmenlik yapan papazlar, rahipler ve rahibelerin çoğunluğu bu kanuna uymakta zorlanmışlar ve ülkeyi terk etmek zorunda kalmışlardı. Onların eğitim verdiği okullar ise eğitim veremez duruma gelmiş, ayrıca ekonomik sebeplerin de etkisiyle kapanmak zorunda kalmışlardı. Daha sonra Maarif Vekâleti’ne devredilen bu okullardan biri olan Saint Euphemie Okulu da 1935 yılında kimlik değiştirmiş ve 3. Orta Mektep adıyla eğitim vermeye devam etmişti. 1950 yılında Kemal Atatürk Ortaokulu adını alan okul, 1999 yılındaki depreme kadar öğrencilerine hizmet etmiştir.
Bina Yeldeğirmeni’ndeki diğer binalar gibi art-nouveau süslemeleri olan tarzdadır. Bitişiğindeki kilisesi ile birlikte her iki binanın içinde ve dışında korunması gereken önemli öğeler bulunmaktadır.
1960’lı yılların başında Kemal Atatürk Ortaokulu’nda eğitim görmekteydim. İlk iki yılımda erkekler aşağıdaki, kızlar ise yukarıdaki binada sınıflarına giriyorlar, teneffüs saatlerinde bahçede birlikte olabiliyorlardı. Ancak üçüncü sınıfta kız erkek karışmış, birbirimizi tanımış ve daha modern olmuştuk.
O yıllarda da, bugünkü parmak arası terlikler moda idi. Ancak onları sadece kadınlar kullanır ve adına “tokyo” denirdi. Erkeklerde ise “espadril” denen altı lastik, üzeri mavi bez olan makosenler tercih edilirdi. Ayrıca günümüzdeki popüler bir şarkıda söylendiği gibi radyolarımız eskimemiş ve çatılara saklanmamıştı henüz.
İki yıl önce, geçen yıl yayımlanan Yeldeğirmeni kitabım için araştırma yapmak üzere bu okula gitmiş ve her köşesinin tek tek fotoğrafını çekmiştim. O gün beni gezdiren görevli, öğrencilik yıllarımdaki bütün hocalarımızın birlikte olduğu, büyük çerçeveli bir fotoğrafı getirmiş ve önüme koymuştu. Önemli bir fırsat yakaladığımı düşünerek hemen fotoğraf makineme davranmıştım ki görevli kişi “hiçbiri yaşamıyor artık” demişti. Bu cümle bütün keyfimi kaçırmış, o fotoğrafı çekmek içimden gelmemiş, vazgeçmiştim.
Tuhaf değil mi? İnsanların anılarını, semtlerin hafızalarını satılığa çıkarıyorlar.
Halbuki önce o kamu mülklerinin gerçek sahipleri olan halktan izin almaları gerekmez mi? Belli ki bu iznin hiçbir zaman verilmeyeceğini bilmektedirler.
Eylül 2008 Mimarlara Mektup

2 yorum:

  1. 1957-58 de 1 nci sınıfta idim.Sınıf başkanımız da Eski bakan Mehmet Ali Yılmaz idi.Halam da o okulda Biyoloji öğretmeni olan Meliha Çifter idi.Evet orta bahçe,orada bir kantin.Biz dışarı gidip bir apartmanın altındaki bodrum kat penceresinden satılan sucuk ekmeği alıp yiyorduk.Ben buradan Selimiye Askeri orta okuluna geçtim.Yarbay olarak emekli oldum.Koşuyolu'ndan buraya yürüyerek gelip tarlalar arasından dönüyorduk.E-5 o zaman daha yeni açılıyordu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bende 1957-58 de 2 nci sınıfta idim.Halanız Meliha Çifter benim de hocam olmuştu.Galiba Biyoloji değil de tabiat bilgisi diye anımsıyorum.Çok sevdiğimiz bir hocamızdı.Allah rahmet eylesin.Oğlu ile de aynı sınıfta okuduk.Koşuyolun'da oturan benim sınıftan Ali Tinli 1 nci sınıftan Erdoğan Düzeltir ile arkadaş olduk.Hala yakın arkadaşız

      Sil