12 Şubat 2015 Perşembe

Yeldeğirmeni



TAŞLIBAYIR SOKAĞI’NIN ALTINDAKİ KÂGİR EV
Arif Atılgan

Bugün yerinde olmayan bu ev Taşlıbayır Sokağı’nın Haydarpaşa Çayırı Caddesi ile kesiştiği noktanın sağ köşesindeydi. Burada Fecr-i Ati’nin aşk şairi Tahsin Nahid oturmuştu. Aslında ev 1887-1919 yılları arasında yaşayan Tahsin Nahid’in annesinin eviydi. Bugün bu evin yerinde bir apartman bulunmaktadır. Asıl adı Hasan Tahsin olan duygulu genç karşılıksız kalan bir aşk dolayısı ile Nahid adını alacaktı.


                    Taşlı Bayır Sokağının Alt Tarafındaki Tahsin Nahid Beyin Annesinin Evi

Hayatı çeşitli aşklarla geçen Tahsin Nahid romantik yapısıyla her zaman aşk konusunu işleyecek ve öyle anılacaktı. Bu sebepten olsa gerek Büyükada da Nizamdan geçen çamlıklı yola ‘Aşıklar Yolu’ adını da o vermişti.

Tahsin Nahid ve eşi Şefika’nın önce Asaf isimli bir oğulları olacak ama fazla yaşayamayacaktı. Ancak ikinci çocukları uzun ömürlü bir kız olacaktı. Bu kız herkesin tanıdığı İngiliz Edebiyatı Profesörü ve yazar Mina Urgan’dı.

Şefika Hanım kızını dünyaya getirdikten bir müddet sonra verem hastalığına tutuluyor ancak uzun tedavilerden sonra iyileşiyordu. Duygulu şair ve eski futbolcu Tahsin Nahid ise bir boğaz hastalığından 32 yaşında ölecekti.
ARİF ATILGAN YELDEĞİRMENİ KİTABI


Yeldeğirmeni



İSKELE SOKAĞI’NIN RIHTIMINDAKİ AHŞAP EV
Arif Atılgan

Ladikli Ahmet Ağa Çeşmesi’nin arkasındaki 2 katlı ahşap evdir. Önü kumsal iken yalı olarak kullanılan bu evde Ahmet Haşim’in yaşadığını bazı kaynaklardan öğrenebiliyoruz. Ahmet Haşim, Mütareke döneminde Abdülhak Şinasi’ye gönderdiği bir mektupta ev adresini ‘Haydarpaşa, Çınar Sokağı 2 no’lu ev’ olarak yazıyor. Bahsedilen Çınar Sokağı daha sonra Rıhtım İskele ve şimdi İskele Sokak olarak bilinen sokaktır.

                                                      İskele Sokağı Rıhtımındaki Ev

2006 Eylül ayında Haydarpaşa etkinliklerinde söyleşisini dinlediğim günümüz ressamlarından Mehmet Güleryüz de bu evde oturduğu yıllardaki anılarını anlatmıştı.

Bugün de kapı no’su 2 olan bu ev XX. yüzyılın ilk yarısında ünlü bir edebiyatçımıza, ikinci yarısında ise ünlü bir ressamımıza ikametgah adresi olmuştur.
ARİF ATILGAN YELDEĞİRMENİ KİTABI













11 Şubat 2015 Çarşamba

Yeldeğirmeni



SALI PAZARI
Arif Atılgan

Salı Pazarı son yıllarda  kamuoyunun gündemine fazla geldiği için bu konuya da değinmek gerekir diye düşündüm. Özellikle Salı Pazarı’nın ‘tarihi’ kelimesiyle tanımlanması bana bu gereği hissettirdi. Zira bu Pazarın başlangıcı Yeldeğirmeni’ndedir ve konumuzla ilgisi bu sebepledir.

Daha önceleri Bayram Yeri Sokak ve bir aralık Taş Köprüyle tren yolu arasında kurulduğu bilgileri vardır. Ancak pazarın tam faaliyeti Yeldeğirmeni'nde başlamıştır.
                                           
1970 li yılların başlarına kadar Yeldeğirmeni’nde haftada 2 gün pazar kuruluyordu. Salı günleri Uzunhafız Sokağı’nda, cumartesi günleri ise İskele Sokağı’nda kurulan pazarlar özellikle sebze ve meyvelerin üreticiden tüketiciye ucuz ve taze bir şekilde ulaşmasını sağlıyorlardı. İki Pazaryeri sadece Yeldeğirmenlilere değil semtin dışından gelen birçok insana da hizmet veriyorlardı. Kemal Atatürk Orta Okulu karşısındaki boş arsaya stok edilen pazar tahtaları ise semtin çocuklarına saklambaç oynama mekânı sağlıyordu.

                     Salı Ve Cumartesi Günleri Pazar Kurulan Uzunhafız ve İskele Sokakları

Ancak İskele Sokağı’nda Osmangazi İlkokulu ve Kemal Atatürk Ortaokulu’nun bulunması ve o zamanlarda cumartesi günleri öğleye kadar eğitimin devam etmesi sebebiyle, İskele Sokağı’ndaki ‘Cumartesi Pazarı’ Uzunhafız Sokağı’na alınmış ve burada haftada 2 gün pazar kurulur olmuştu.

1970 li yıllarda ise sokak içindeki evlerde oturan insanlara rahatsızlık vermesi sebebiyle, pazar yerinin Ayrılık Çeşmesi Mezarlığı’nın arkasından Kızıltoprak’a kadar giden Taşköprü Caddesi’nin alt kısmına taşınmasına karar verilmişti. O zamanlar henüz bu caddede Söğütlüçeşme Caddesi üzerindeki köprü yapılmamıştı. Cadde, Özdemiroğlu İlkokulu ve Verem Savaş Derneği arasından rampa aşağı iniyor, Söğütlüçeşme Caddesi’yle kesişerek Mahmut Baba Türbesi’nin yanına geliyor ve Kurbağalıdere üzerindeki Taş Köprü ile Fenerbahçe Stadı’nın arkasından Kızıltoprak’a bağlanıyordu. Bu yokuşun Halitağa Cadesi ile kesiştiği noktadan Kurbağalıdere’ye kadar olan bölümünde Salı ve Cumartesi günleri Pazar kurulmaya başlanmıştı.

                                          1970 li Yıllarda Pazar Kurulan Taşköprü Caddesi

1980 li yıllarda Söğütlüçeşme Caddesi üzerine köprü yapıldığı için Pazar Yeri Kuşdili Çayırı’na nakledildi. Kuşdili Çayırı o yıllarda koruluk ve çayırlık özelliğini kaybetmemişti. Pazar yeri kurulduktan kısa bir süre sonra ağaçlar yok oldu ve tabanı da betonlaştırıldı. Yani Kuşdili Çayırı ve Koruluğu’nun ortadan kalkması burada pazaryeri oluşumu ile ilgilidir.

                                          1980 li Yıllarda Pazar Kuşdili Çayırına Kuruldu

1990 lı yıllarda, cumartesi günleri Fenerbahçe Stadı’nda maç oynanması dolayısıyla oluşan seyirci kalabalığı ile alanın otopark olarak kullanılması ve trafik yoğunluğu sebebiyle ‘pazar yeri kurulması’ işi cuma gününe alındı. Yani bu yıllardan itibaren Kuşdili Çayırı’nda Salı ve Cuma günleri Pazar kurulmaya başlandı.

2009 yılında ise Pazar, Hasanpaşa’da D100 kenarındaki bugünkü alana taşındı.

Evimiz Uzunhafız Sokağının en üst bölümünde idi. Pazaryeri olayını hep yaşadık. Bir gece önce mallar gelir yerlerine konurdu. Pazarcılar sabah erkenden tentelerini gererler, Pazar tahtalarını yerleştirirler ve üzerlerine ürünlerini dizerlerdi. Pazara öğleden önce gelenler biraz pahalı da olsa iyi ürün alırlardı. Akşamüstü Pazarcılar ellerinde kalanları geri götürmek istemedikleri için fiyatlar düşerdi. Seçmesini bilenler akşamüstü ucuz ve iyi ürün alabilirlerdi. Onlar gittikten sonra gece temizlikçiler gelir ve sokağı tertemiz yaparlardı.

Bizim evin önünde baharatçının tezgâhı yer alırdı. Yani burada yükte hafif pahada ağır mallar satılırdı. Bu sebepten evimizin önü diğerlerinden daha derli toplu olurdu.

Hem Osmangazi İlkokulu hem de Kemal Atatürk Ortaokulunda okuduğum için İskele Sokağındaki Pazaryeri durumunu da yaşadım. Sabah okula giderken değil ama öğlen çıkarken toplu çıkış olduğu için Pazaryeri dolayısıyla biraz sıkıntı oluyordu. Ama alışmıştık. Diğer arkadaşlarımı bilmiyorum ama benim hoşuma bile gidiyordu bu durum.   

Başka kentlerden tur tertiplenerek gelinen, tarihi sıfatı yakıştırılan Salı Pazarı’nın öyküsü Yeldeğirmeni’nden başlar.
ARİF ATILGAN YELDEĞİRMENİ KİTABI









9 Şubat 2015 Pazartesi

Yeldeğirmeni



YELDEĞİRMENİ ESNAFLARI
Arif Atılgan

Yeldeğirmeni’nde esnaf dükkânları, çarşı durumundaki Karakolhane Caddesi’nde bulunurlar, çoğunlukla İzzettin Sokağı’nın köşesinden Karakola kadar olan bölümde yer alırlardı. Duatepe Sokağı’nın denize doğru olan kısmı da çarşının uzantısı gibiydi. Bu bölgede yoğunlaşan dükkânların haricinde diğer taraflarda da seyrek dükkânlar vardı. Ancak onlar fazla iş yapamazlardı. Zaten çarşı olarak tarif ettiğim bölgenin dışındaki binaların alt katları çoğunlukla ev idi.

Birkaç yıl öncesine kadar yaşayan 50 yıllık terzi Salamon ve tesisatçı Artin Usta eskilerden kalan gayri Müslim iki esnaftı. Hâlbuki 20-30 yıl öncesine kadar bile Yeldeğirmeni esnafının içinde gayrimüslimler de yer alırdı. Semtin eski yıllarında çok olan Ermeni, Rum, Yahudi esnaf 1970 li yıllara kadar giderek azalmış ve günümüzde artık bitmiştir.

                                                                Esnaf Dükkânları                                                    

Bakkal Albert: Uzun Hafız Sokağı’nın köşesinde idi. Albert’in Dükkanı’nın arka kısmında akşamları arkadaşları toplanır, eve gitmeden 1-2 duble içki içerlerdi. Müşteriler ise bu durumu bilmelerine rağmen hiç rahatsız olmazlar, anlamazlığa gelirlerdi. Onlarda güya içki içtiklerini müşterilere belli etmezlerdi.
Bir de Yeldeğirmeni’nin 2 alkol bağımlısı olan Gazcı ve Yobaz Turan lakaplı kişiler arada bir Albert’ten ucuz şarap alırlardı. Bu bağımlılık o derece ileri gitmişti ki şarap bulamayınca renkli ispirto bile içtiklerini sanıyorum. Bir sabah bakkalda Yobaz Turan’ın Albert’e ‘Albert sabah sabah ocak yanmıyor, bir ispirto versene’ dediğine şahit olmuştum. Güya şifreli bir şekilde derdini anlatıyordu.

    1985 Yılında Bakkal Albert’in Dükkânının önünde Bakkal Sabahattin, Cemal ve Bakkal Albert

Jak Usta: Dr.Benazio’nun binasının altında olan Albert’in Bakkalı’nın sokak içindeki komşusu ise Jak Usta’nın Lostra Salonu idi. Aynı zamanda resimli roman kiralayan Jak Usta’nın dükkânında o sokağın köşe başında takılan gençler çalışırlardı. Boş kaldıkları zaman Jak Usta’ya yardım eden bu gençlerden biri de bendim. Ancak müşteri olduğunda yardımcı bulamayan Jak Usta kendilerinden yevmiye ile akşama kadar çalışmalarını isterdi. Yevmiye 2,5 TL idi. Bu sebepten Uzun Hafız Sokağı’nın o zamanki gençlerinin hepsi iyi ayakkabı boyarlardı. Eski bir tulumbacı (itfaiyeci) olan Jak Usta’nın son yıllarda elleri titriyor, boya yapamıyor, bu haylaz gençlere muhtaç oluyordu.

Arnavut Dede: Yeldeğirmeni esnafından bahsederken o asla atlanmamalıdır. Dede, Uzun Hafız Sokağı’nın köşesinde Albert’in Bakkalı’nın yan duvarının önünde, bugünkü tanımla seyyar satıcı idi. Ancak Dede’nin seyyarlığı bugüne pek uygun değildi. Zira eşyalarını akşam olunca bir sandığa doldurur, kapağını kilitler ve sandığı asma kilitle Albert’in Dükkânı’nın parmaklığına bağlardı. Onun eşyalarına hiçbir gece, hiç kimse dokunmamıştır ve hiçbir zaman da eşyaları çalınmamıştır. Bugün apartman içine kilitleyerek bağladığımız bisikletlerin çalındığını düşünürsek, o günlerin bu haline inanmak mümkün değildir.
Dede, Niyetçi Dede, Kazıkçı Dede şeklinde de anılırdı. Tezgâhında resimli roman, çatapat vs. satan Dede’nin esas ünlü işi niyet çektirmekti.

Bakkal Sabahattin: Karakolhane Caddesi’nde Albert’in yanındaki dükkândı. Sabahattin Bey bir süre hukuk fakültesine devam etmişti. Sabahattin Ağbi okuyan, hobileri olan, güzel konuşan kültürlü bir insandı. Bisiklette kiralardı ama o işten para kazanır mıydı bilemiyorum doğrusu. Çünkü: Bisikletler hırpalanır, parasını veremeyen olur vs. O da bir hobisiydi belki.     

                                                1952 Yılında Bakkal Sabahattin Ören

Kurukahveci Halil (Acem): Sadece kahve, çay, şeker vs. satılan bu dükkâna girilemezdi. İki taraftaki vitrinin ortasında büfe gibi bir pencerenin arkasında oturur ve müşteriye siparişini oradan verirdi Halil Ağabey.

Simitçi Fırıncı İhsan: Yıllar sonra onu Kızıltoprakta bir işkembeci dükkânında gördüm. O beni tanıdı. İşkembecilik yapıyordu. Eski işiyle yeni işinin birbirine yakışmadığının farkındaydı.

1985 Yılında Sabahattin’in Dükkânı Önünde Kuru Kahveci Halil Ateş(Acem),  Hamdi Bey, Bakkal Sabahattin ve diğer komşular

Bakkal Remzi: Albert’in karşı köşesinde olan bu dükkânı kardeşi Muzaffer’le birlikte işletirdi Remzi Ağabey. Dükkânın önünde Arnavut amca sepette maydanoz vs. satardı. Arnavut Amca o şekilde çalışarak bu malı mülkü yapmış diye anlatılırdı. Uzun Hafız Sokağı ve Duatepe Sokak arasındaki binalar onun diye bilinirdi. 1960 lı yılların ikinci yarısında kardeşlerden Muzaffer, Duatepe Sokağının başında kendi dükkanını açmıştı. Karakolhane Caddesinin Uzunhafız Sokak başında ağabey Remzi'nin, Duatepe Sokağı başında kardeş Muzaffer'in dükkanı vardı artık. İki kardeşin de dükkanlarında tezgah arkasında müşteriye belli etmeden "demlenme" yapanlar olurdu.

                                 Remzi Hasanbeşoğlu O Yıllarda Dükkanının Önünde

Meyhaneci Halit: Uzunhafız Sokakta Balıkçı Halit’in karşısında idi. Özellikle Pazar akşamları kalabalık olan bu meyhanede mutlaka kavga çıkar, bizler de bu kavgayı merakla beklerdik.

Meyhaneci Abdullah: Fırının karşısında Nedimin Kahvesinin bahçesinin yanındaydı. Kendisi bizim evin yakınında otururdu. Oğlu Sulhi arkadaşımdı.

Meyhaneci Reşat: Duatepe Sokaktaydı. Oğlu semtten büyüğümüz Özer Ağbi Deniz Albayı olmuştu.

Çamlıca Bakkaliyesi: Uzunhafız Sokağı sol köşesinde olan bu dükkân birbiriyle bacanak olan Mustafa ve Rıfat Ağabeyler işletirdi.

                                              Çamlıca Bakkaliyesi

Tuhafiyeci Yani: Rum olan Mösyö Yani’nin Dükkânı’nda iplikten defter kaleme kadar her şeyi bulabilirdiniz. Yani'nin kayınpederi Koço Yani'nin karşı sırasında nalburiye de dahil her şey satan bir dükkan çalıştırıyormuş. Daha sonra Yani'nin bildiğimiz dükkanına geçmiş. Kızı ile evlenen Yani'ye   dükkanı drahoma olarak vermiş.

Dişçi Jirayr: Bizden büyüklerin anlattığına göre, Uzunhafız Sokakta köşede Dr Benazio'nun binasındaymış.

Manav Hasan Polo: Duatepe Sokağı’ndaki Hasan Polo, kilolu haliyle amuda kalkması ve öyle yürümesi ile hatırlanır.

Her Şeyi Satan Dükkan: Duatepe Sokağı’ndaki bu dükkanın sahipleri bugün Bahariye Caddesi’nin önemli esnaflarından oldu.

Fırıncı Mehmet ve Ortağı: Bu iki ortak sonradan ayrıldı. Birisi Kadıköy çarşısında diğeri (Mehmet) Yeldeğirmeni’nde işlerine devam ettiler.

Nedim’in Kahvesi: Duatepe Sokağı ile Karakolhane Caddesi köşesinde tek katlı bahçeli bir kahve idi. Nedim o zamanlar Fenerbahçeli milli futbolcu idi. Bu kahveye girip çıkmak Yeldeğirmeni’nde ayrıcalıktı. Bahçesindeki fıskiyeli havuzu ile daima şöhretli insanlar ağırlanmıştır bu kahvede.

Tesisatçı Artin: Duatepe Sokağı’ınn Özen Sineması tarafında küçük bir dükkândı burası. Artin Usta önceleri bisikletiyle giderdi işlerine, sonradan bisikletten bozma bir motorsiklete terfi eden Artin Usta geçtiğimiz yıllara kadar Recaizade Ekrem Sokak’ta işine devam etmişti.

Sütçü Bulgar Ailesi: Duatepe Sokak’ta Artin Usta’nın karşısında süthane gibi olan bu dükkâna onlar çok eski yıllarda yerleşmişlerdi ve burada sütçülük yoğurtçuluk yaparlardı.

Balıkçı Halit: Remzi’nin dükkânının Uzunhafız Sokağı içindeki komşusudur. Zaman zaman Birlikte çalıştığı Dursun Ağbiyle Remzi'nin Dükkanının veya Nedim'in Kahvesinin köşesinde camekanlı tezgah kurarlar, çoğunlukla burada lakerda satarlardı.

Buzcu Cengiz: Sütçü Bulgarların yanında idi bu dükkân. O zamanlar buzdolabı yaygın değildi, evlerde yiyecekler teldolaplarda saklanırdı. Soğutma işi için yazın buzcudan kilo ile kalıp buz alınır, su dolu kovanın içine konur ve soğutulacak içecekler o kovanın içine konurdu. Aslında dükkanı babası DDY den emekli Pire lakaplı Mehmet Ağbi açmıştı. Tuzcu ve Buzcu Dükkanı olarak. Oğlu Cengiz bizlerle yaşıt oldğu için hafızamza o yerleşmiş.

                                  2016 Yılında Buzcu Cengiz Ve Balıkçı Halit Ağbi 

Dondurmacı Abdullah: Abdullah Usta aslında arabada dondurma satan bir seyyar satıcı idi. Ancak her sokaktan her gün aynı saatte geçerdi. Onun çikolata, kaymak, vişne üçlüsünü herhalde Yeldeğirmeni’liler bugüne kadar hiçbir yerde tatmamışlardır.

Simitçi, fıstıkçı, yoğurtçu da her gün aynı saatte geçen seyyar satıcılardı. Ancak onların o zamanlardaki adı sokak satıcıları idi.

Gazeteci Yılmaz: Daha sonra Moda caddesinde kâhyalık yapan Yılmaz ve kardeşi Metin her sabah gazetemizi getirirdi. Gazeteciler sabah gazeteyi evlere dağıtır, aybaşında hesap görürlerdi. Sabahları en geç 7 de gazete evlerimizin kapı altlarından içeri atılmış olurdu.

Faytonlar: Misak-ı Milli Caddesinde Kayışdağı Çeşmesi yanında sıralanırlardı. O zamanlar taksi çok azdı, onların yerine faytonlar çalışırdı.

Florya Pastanesi: Yurttaş Sokağın köşesinde idi. Bu pastanenin kısaca süb dediğimiz supanglesi çok meşhurdu.

Totocu İrfan: Fırının karşısında, Nedimin Kahvesinin içine girmiş bir büfe idi. O yıllarda yeni çıkmış olan Spor-Toto bayisiydi. Bu sebepten adı totocu olmuştu.

Terzi Salamon: Son yıllara kadar Yeldeğirmeni Sokaktaki dükkânında mesleğini yapıyordu Salamon Usta.

                                                    Terzi Salamon Seviş Dükkânında

Yufkacı Murat: Uzunhafız Sokağının iç tarafında Halit’in Meyhanesinin yanındaydı.

Marangoz Aleko: Uzunhafız Sokağının ortalarında önünde ıhlamur ağacı olan bir dükkândı. Aleko oradaki çocukların her çeşit angarya işlerini yapardı.

Nalbur: Karakolun çapraz karşısındaydı. İşbilgisi dersleri için vernik, beziryağı vs alırdık bu dükkândan.

Kunduracı Yusuf: Yusuf Ağbi hepimizin kundura tamircisiydi. Onun yaptığı yarım ve tam pençeler eskimiş ayakkabılarınmızı adeta yeni hale sokardı. Daha sonra Altıyolda Tekin Ayakkabı Mağazasını açmıştı. Onun dükkânını da yanında çalışan biri devralmıştı. O da başarılı bir kundura tamircisiydi doğrusu.

Aşçı Kamil: Kamil Ağbi, futbola da meraklıydı. Kurduğu Esnaf Spor takımı ile turnuvalara katılmıştı. Yeldeğirmeni Kulübüne de yardım ederdi. Zaten futbolculardan para istemezdi. Veren verirdi. Esnaf Sporda ben de oynamıştım. Masasının arkasındaki renkli takım fotoğrafında vardım. Para öderken gözüm kaçardı.

Aşçı Kazım: Aşçı Kamilin karşısındaydı. Lokantanın adı Özen Lokantası ama herkes Aşçı Kazım olarak bilir. Özellikle ünlü olan piyazının formülünü sır gibi saklar Kazım Ağbi.

Bakkal Saniye Hanım: İzettin Sokakta Havraya gelmeden bir köşe önceki binanın altındaydı. Saniye Hanım çevredekilerin derdini dinleyen ama başkasına anlatmayan, sevilen bir kişilikteydi.

Bakkal Lambo: Karakolhane Caddesiyle Macid Erbudak Sokağın kesiştiği köşedeydi. Asıl adı Hralambos Franceti. Mahalleli kısaca Lambo diyordu. Lise mezunu kravatlı bir esnaftı. Daha önce babası Pandelli dükkânla ilgileniyordu. 1955 yılında 6-7 Eylül olaylarında semtte yaşayanlar Gayri Müslim komşularına sahip çıkmışlardı. Yeldeğirmeni’nde yağmalanan dükkân olmamıştı. Ancak Pandelli’nin dükkânı aşağıda kaldığı için gözden kaçmış, yağmacılar semti terk ederken tabelayı görmüşler dükkânı talan etmişler. Dolayısıyla burası semtte yağmalanan tek dükkân olmuştu. Bir süre sonra intihar eden Pandelli’nin bu olayı içine sindiremediği söylenir.  
İskele Sokaktaki Kilimci: Buradaki dokuma tezgâhında kilim dokunurdu. Evlerdeki her çeşit kumaş şerit halinde kesilerek buraya getirildiğinde, dokuma tezgâhında kilim haline getirilirdi.

Turşucu Kemal: Duatepe Sokağının deniz istikametindeki kısmının sonlarındaydı. Kemal Ağbinin doğal tuzla yaptığı lahana, hıyar, biber turşularının ve turşu suyunun tadını hala aradığımı itiraf etmek isterim.

                                                    Turşucu Kemal Tayfun

Lostra Salonu: Fırınla Ortodoks Kilisesi arasında idi. Kemal Ağbi genellikle tek başına çalışırdı. Tek bacağını daha önce kısmetsiz bir şekilde kaybetmiş Kemal Ağbi biraz haylaz olan oğlunun verdiği sıkıntıları da belli etmez, daima neşeli, kendine has esprileriyle ekmeğini çıkarırdı bu dükkanda.

Bakkal Yorgi: Uzunhafız Sokakta Havranın kapısının karşı köşesindeymiş. Bu dükkanı 1960 larda bir arkadaşımızın babası Abdullah Ağbi çalıştırmıştı.

Ulutaş Eczanesi: Eczacı Süheyla Hanım ve kalfası İrfan'ı hekes anımsar. Karakolhane Caddesinde Kasapın yanında, Tuhafiyeci Yani'nin karşısındaydı.

Kasap Ramazan: Temiz Aile Kasabı, Karakolhane Caddesinde İş Bankasının yanındaki dükkandı. Uzunhafızda oturan tüm komşular gibi bizim de kasabımızdı.

                                             Temiz Aile Kasabı Ve Ulutaş Eczanesi

Ebe İsmet: Kilolu haliyle Yeldeğirmeni'nin en renkli kişisiydi. Kimbilir kaç kişi Onun eline doğmuştur.

Bunlardan başka Duatepe Sokakta Hallaç (Yorgancı) ile Ciğerciyi, Karakolhane Caddesinde Yani'nin bir altındaki Kalaycıyı, Simitçi Fırının sağındaki Şekerci Hakkı ile solundaki Aşçı İbrahim'i ve mahallede herkesi tanıyan Postacıyı unutmamak gerekir. Bunlar benim yaşadığım 1950-1970 yılları arasındaki hemen anımsanabilen esnaflardı.  

ARİF ATILGAN YELDEĞİRMENİ KİTABI


  













Yeldeğirmeni


YELDEĞİRMENİ’NİN DOKTORLARI
Arif Atılgan

Yeldeğirmeni’nde yıllarca insanlara hizmet etmiş iki doktor bulunmaktadır. İkisi de Yahudi olan bu insanları semtliler hep anımsamaktadırlar.

Dr.Viktor Bitran: Yeldeğirmeni’nin ünlü doktoru Bitran Bey İskele sokağın en üst bölümündeki evinde yaşardı. Aynı zamanda muayenehanesi olan evi yıllar öncesindeki gibi durmaktadır. Semtin tarihinden bir iz olan o ev, sahibiyle birlikte hep gönüllerde yaşayacaktır.

                                                                  Dr Bitran’ın Evi

Dr.Albert Benazio: Uzun Hafız Sokağı’nın Karakolhane Caddesi’yle kesiştiği üst sol köşedeki evini hem ikamet hem de muayenehane olarak kullanırdı. Bugün Dr.Benazio’nun kullandığı katları boş olan binanın altında o yıllarda Albert’in ve Sabahattin'in bakkal dükkânları vardı. Sokağın iç tarafında ise Jak Usta’nın Lostra Salonu bulunmaktaydı. Bugün orada Dr.Benazio yok ama üzerinde anılar olan yıpranmış bir bina bulunmaktadır.
                                                                           
                                                                Dr Benazio’nun Evi

Semtte benim fark etmediğim başka doktorlar da vardır belki ama Dr Bitran ve Dr Benazio her kesin bildiği belirgin karakterlerdi.
ARİF ATILGAN YELDEĞİRMENİ KİTABI


                                                         

6 Şubat 2015 Cuma

Yeldeğirmeni



YELDEĞİRMENİ TARİHİNDE ECZANELER
Arif Atılgan
Eski yıllarda eczaneler genellikle aynı dekorda olurlardı. Boş tutulan vitrin camından içeri bakıldığında ilaç rafları ile dolu 2 duvar, karşıda eczacının masası ve arkadaki üretim bölümünün kapısı görünürdü. Bilge görünüşlü eczacının arkasında çoğunlukla havanda ezilerek yapılan ilaçların üretildiği bölüm bulunurdu. Yani eczaneler şimdiki gibi bijuteri dükkânlarıyla karıştırılan, hazır ilaçlarla birlikte başka ürünlerin de sadece satışı yapılan dükkânlar değildi. Eczanede reçeteye göre ilaç hazırlanırdı. Şimdilerde depo olarak kullanılan ama ayrılması zorunlu olan üretim bölümü o zamanlar gerçekten ilaç yapımı için kullanılırdı.
Eczaneler bulundukları semtte adeta hastanelerin ilk yardım hizmetini yaparlardı. Küçük yaralanma, fenalaşma vs gibi durumlarda insanlara buralarda ilk müdahaleler yapılırdı. Ayrıca eczacılar mahallenin en güvenilir kişileri idi. Bu sebepten olsa gerek semtten gelin veya damat alacak olan aileler o genci semtteki eczacıdan soruştururlardı.

Yeldeğirmeni’nde 1900 lü yılların başında 3 eczane bulunmaktaymış. İkisi Karakolhane Caddesi’nde Uzun Hafız Sokak ile Yurttaş Sokaklar arasındaki Rozano ve Tatlıyan Eczaneleri imiş. Yeşua Hayim Soryano’ya ait Soryano Eczanesi ise Uzun Hafız Sokakta Sinagogun kapısının yanındaymış.

Bugün ön cephesi duvar olan bu dükkân, Sinagogun bahçesindeki, arka cephesinden bir kapıyla girilen odacık durumundadır ve depo olarak kullanılmaktadır.

  Sinagogun Kapısının Yanındaki Kapalı Mekân Eskiden Soryano’nun Eczanesiydi.

Soryano Efendi acısız iğne yapmasıyla, ilaç siparişlerini zamanında ve mükemmel teslim etmesiyle müşterilerine sıcak ve ekonomik davranmasıyla semt insanları tarafından daha fazla seviliyormuş. Dükkânının yeri diğerlerine göre daha sapa olmasına rağmen vatandaşlar tarafından daha çok tercih ediliyormuş.

1920 lerde çıkarılan bir yasayla bölgedeki eczanelerin birleştirilmesi zorunlu tutulmuştu. Bu sebepten 3 eczacı birleşmiş Karakolhane Caddesi’ndeki dükkâna geçmişlerdi. Ancak bir müddet sonra Rozano ve Tatlıyan Efendilerin biri ölüyor diğeri ise askere alınıyordu.

Karakolhane Caddesindeki Eczane

Semtin tek eczacısı Soryano oluyordu. Ancak bu arada varlık vergisi çıkıyor, bu vergi dolayısıyla zor durumda kalan Soryano, Eczaneyi satmak zorunda kalıyordu. Eczaneyi satın alan Şeref Birgen isimli bir Türk’tü. Soryano, Şeref Beyin yanında, kendi eczanesinde kalfa olarak çalışmak zorunda kalmıştı. Neyse ki Şeref Bey gözü tok bir gençti. Eczaneye uğramıyor, Soryano’ya karışmıyor, içine düştüğü zor durumu ona hiç hissettirmiyordu.

O zamanların Soryano Eczanesi daha sonra Yeldeğirmeni Eczanesi adıyla semt sakinlerine hizmet vermişti.
 
1950 li yıllarda Karakolhane Caddesinde İş Bankasının alt tarafında bir eczane daha vardı. Yöneticisi Süheyla Hanım olarak tanıdığımız bir hanımdı. Halkın sevdiği saydığı Süheyla Hanımın eczanenin sahibi olup olmadığını tam olarak bilemiyorum. 1960 lı yıllarda Yeldeğirmeni’nde başka eczaneler de açılınca bu eczane Misak-ı Milli caddesine taşınmıştı.

Bu eczanenin karşısında da Büyük Eczane adlı bir eczane vardı. O da artık yok.
ARİF ATILGAN YELDEĞİRMENİ KİTABI








3 Şubat 2015 Salı

Yeldeğirmeni



YELDEĞİRMENİ'NDE APARTMANLAR
Arif Atılgan

1800 lü yılların ikinci yarısında Yeldeğirmeni’ne Yahudilerin gelmesiyle semtte apartmanlaşmanın başladığı görülmektedir. 18.yüzyılın başlarında oluşmuş olan sokakların denize bakan yamaçlarında apartmanlar, üst düzlükte ise ahşap evler ağırlıklı olarak göze batmaktadır. Genellikle apartmanlar Yahudilere,  ahşap evler ise Türkler, Rumlar ve Ermenilere aitti. Yeldeğirmeni, İstanbul’da ilk apartman yerleşiminin görüldüğü bölge olarak ele alabileceğimiz bir semttir.

Genellikle Yahudilere ait olan ve sahiplerinin isimleri ile anılan bu apartmanlar bugünlere kalabilmişlerdir. Bunun en önemli sebebi çok katlı olmaları ve bu sebepten kat karşılığı inşaat sistemine karlı gelmemeleridir.

Çok sayıda olan bu apartmanların en ünlülerini buraya aktarmak istiyorum:

Celal Muhtar Apartmanı: Türk apartmanıdır. Doktor Celal Muhtar Bey 1. Dünya Savaşı öncesinde ve sonrasında Hilal-i Ahmer Cemiyetinin yöneticiliğini ve Umumi Müfettişliğini yapmıştır. Hilal-i Ahmer Cemiyeti şimdiki Kızılayın eski ismidir. Frengi hastalığı ile ilgili ihtisası ve çalışmaları kendisine ün katmıştır. 1. Dünya Savaşı sonrası bir süre apartmanında göçmenleri yatırmıştır. Uzun yıllar Yeldeğirmeni’nde kendi apartmanında yaşamıştır. Son yıllarında gözleri görmez olan Doktor zaman zaman bir yardımcısı ile Yeldeğirmeni Çarşısına çıkıyor, arkadaşı berber Bekir’in dükkânında oturuyordu.
Celal Muhtar Apartmanı

Süreya Demirciyan Apartmanı: Karakolhane Caddesi’ndeki Demirciyan Apartmanı da semtteki sahibi Yahudi olmayan az sayıdaki apartmandan biridir. Bugünkü ismi Tevfik Tura Apartmanı olan bina Ermeni Apartmanıdır.

Demirciyan Apartmanı 

Kehribarcı Apartmanı: 1909 yılında Yahudi Levi Kehribarcı tarafından yapıldığı için Kehribarcı Apartmanı adını taşımaktadır. Kehribarcı Apartmanı 100 yıldır Yeldeğirmeni siluetinde gözüken 2 apartmandan biridir. Diğeri ise İtalyan Apartmanı adıyla tanınmış olan Valpreda Apartmanıdır. Semtin en ünlü apartmanlarındandır. Sinagogun Uzunhafız Sokağı’ndaki kapısının karşısındadır.

Kehribarcı Apartmanı 

Menase Apartmanı: İskele Sokakla Taşlıbayır Sokağın kesiştiği noktada Celal Muhtar Apartmanı’nın karşı köşesindedir. Bu da Yahudi apartmanıdır. Bugünkü adı Ankara Apartmanı’dır.

                                                          Menase (Ankara) Apartmanı

Valpreda Apartmanı: Osmangazi ilkokulunun karşısında köşe başındadır. Yeldeğirmeni Siluetinde 100 yıldır Kehribarcı Apartmanı ile birlikte görünür. 1909 yılında inşa edilmiştir. Haydarpaşa garı inşaatında Alman mühendisler ve özellikle taş işçiliği için İtalyan ustalar çalışmıştır. Bu apartmanda daha çok İtalyan ustalar oturduğu için olsa gerek İtalyan Apartmanı olarak tanınmıştır.

Valpreda (İtalyan) Apartmanı 

Ester Apartmanı: Nemlizade Sokak’ta heybetli bir binadır.1930 lu yıllarda bulunduğu sokakta yeşilliklerin içinde tek büyük bina olan Ester Apartmanı, Kehribarcı ve Valpreda Apartmanları’ndan sonra Yeldeğirmeni Silueti’nde kendini hissettiren üçüncü büyük binadır. Bugün yıkılıp yeniden inşa edilmiş olan bina bir şehrin dernek binası olarak kullanılmaktadır.

                                 Ester Apartmanı Yeniden Yapılmış Dernek Binası Haliyle

Ekrem Bey Apartmanı: Osmangazi İlkokulu karşısındaki bu bina aslına uygun olarak restore edilmiş ve Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Anadolu 1.Bölge Temsilciliğinin kullanımındadır.

                                            Ekrem Bey Apartmanı (Mimarlar Odası Binası)

Konya Apartmanı: Tarihi olduğu pek bilinmez. Halbuki 1905 yılının haritalarında Karakolhane Caddesi tarafındaki dükkanları ile birlikte görünür. Türk apartmanı olduğu adından bellidir. Ayrıca bazı eski Yeldeğirmenlilerin söylediğine göre burası Halk Evi olarak kullanılmış. Hatta burada nişan, düğün törenlerinin yapıldığını söyleyenler vardır.


                                          Konya Apartmanı ve Önündeki Dükkanlar

Mıgırdıçyan, İsmail Bey, Avador, Ali Bey, Filibe Apartmanları ve daha birçok apartman bugün de Yeldeğirmeni’nde 100 yıl öncesini canlandırır bir şekilde ayakta durmaktadırlar.
ARİF ATILGAN YELDEĞİRMEN KİTABI